şükela:  tümü | bugün soru sor
  • dün akşamdan beri yaptığım eylemdir. 90lar, 00 lar ardı ardına dizilmiş.
    bazen kırıklıklar, bazen cenazeler,bazen güzel haberler nakşedilmiş.
    1991 yılından bir kesit paylaşmak isterim.
    "barış abi devlet sanatçısı seçildi. berat takdimini cumhurbaşkanı yaptı ve barış abiye sarıldı. keşke ben de sarılabilsem günlük, sence sarılabilir miyim? babama devlet sanatçısı ne demek diye sordum. muhim bir mertebe diye cevapladı. bu sayfayı benim için annem yazdı. teşekkür ederim anne "
    1999
    " barış abi yi kaybettik. babam beni barış abinin evine götürdü, orada herkes ağlıyordu. belediye yemek dağıttı. yiyemedim... seni çok özleyeceğim. "
    1999
    "... deprem oldu. babam annem ve ben geceyi sokakta geçirdik. babam arabasının arka koltuğunda bana yatak yaptı. herkes ağladı, okulumu merak ettim... "
    2000
    " tatile gidiyoruz. radyoda kemal sunal ın vefat ettiği söylendi. sevdiklerimizi kaybetmemiz hayatın içerisinde olan bir şeymiş. bu üzülmeme engel olmuyor... "
  • kafamı ocakta kaynayan makarna suyuna sokma hissi uyandıran, pişmanlık yaratan eylem. kendimi 25 sene önceki papatyadan soyutlamayı başardığımda ise dudaklarımdan dökülen :

    (bkz: salak yemin ederim geri zekalı bu çocuk)
  • yoğun mesaj ile daha fazla anı yazmamın talep edildiği günlüklerdir.
    1999
    "... bir depremi atlatmadan peşine bir deprem daha oldu. televizyondan izlerken bir çocuk gösterdiler, ağlıyordu. oyuncağını kaybetmiş, görevlilere onu soruyordu. o an (normalde vermem ama) odamdaki her oyuncağı istese verebilirdim... ama o yine kendi oyuncağını isterdi, biliyorum..umarım bulabilmiştir. "
    1995
    "...dünyaya ne verebilirim? öğretmenimiz bunu kendimize sormamız gerektiğini söyledi ve ekledi : " kendinize ne vereceksiniz?" o an tek düşündüğüm, büyüklerin kafalarının bu türden şeylerle dolu olduğu idi. büyüklerin meselesi, çocuklar karışmaz denilen şeyler bunlar olsa gerekti. ben daha küçüktüm, belki de hep küçük kalmak istiyor olabilirdim. bu ne uzayan bacaklarımın, ne büyüyen ellerimin umrundaydı, ne de cevap bekleyen sevgili öğretmenimin.. büyük meseleleri sonraya bıraksak olmaz mıydı? babamın dediği gibi, bugünü yaşayabilseydik..."
  • çocukken de ne kadar üşengeç olduğumu yüzüme vuran eylem.
    çok güzel bir günlüğüm vardı, yani görsel tasarım olarak. büyük hevesle aldırmıştım aileme, geçen ne yazmışım bir okuyayım dedim.

    ilk yazım;
    2004: sevgili günlük bundan sonra sana her gün yazmaya karar verdim.
    bir sonraki sayfa;
    2005: baştan geçen bir olay ve tekrar günlük sana yazmaya karar verdim yazılarım.
    bir sonraki sayfa;
    2006: günlük seni biraz ihmal ediyorum ama( 3 yılda 3 kez yazmışım gerçekten de biraz ihmal) sana yazmaya karar verdim.
    bir sonraki sayfa;
    2007: sana yazmayalı uzun zaman oldu günlük ama karar verdim bundan sonra her gün yazacağım.
    ve en son 2007’de yazmışım. düşündüm de günlük değil ama yıllık olmuş gibi.
  • yoğun mesaj ile daha fazla anı yazmamın talep edildiği günlüklerdir.

    1993
    "...ikinci bisikletimi almış bulunuyorum. elbette her yeni şey -bu yaşlarda- bir yeni kısıtlama demek. yalnızca sokağımızda binebileceğim, caddeye çıkamayacağım. olsun, bisikletimin olması bile mutlu ediyor. umarım bisikleti olmayan diğer çocuklar da bisiklet sahibi olabilirler. eski bisikletimi bir komşuya verdik. boyum uzadığı için bana küçük geliyordu, çok da iyi oldu. eminim o da bu akşam mutlu uyuyacaktır. bunu bilmek sevindiriyor. bu sayfayı benim için annem yazdı. teşekkür ederim anne."
    1994
    "...bugün yeni bir kaset aldık. babam kendisine ayrı, bana ayrı, anneme ayrı bir kaset aldı. kasetçi "artık kaset kalmadı abi" (adamı taklit ederek söyledin) dedi. artık cd varmış. (cd ne demek onu da yaz dedin) -compact disc, üzerine veri yazılabilen birim yavrum-
    cd nin nasıl çalıştığını merak ettiğim için orada adama sordum ve bana gösterdi. tıpkı çamaşır makinesindeki çamaşırlar gibi dönüp duruyor. aslında ben daha önce cd görmüştüm ama yakından görmemişim demek ki.. yoksa unuttum mu? (gülerek)
    eve gelirken babam yine ön koltuğa oturmama izin vermedi. ben ne zaman büyüyeceğim de ön koltuğa oturabileceğim? aslında gün geçtikçe büyümek istemediğimi, hep çocuk kalmayı da istiyorum. bu konuda babam benimle konuşmak istediğini söyledi. akşam yemeğinden sonra konuşacağız. ben onun dizine yatacağım, saçlarımı okşayacak ve "kızacağım varsa da kızamam artık" diyecek. ben güleceğim ve o da gülecek.. bu anları ve günleri kaybetmek istemiyorum... bu sayfayı benim için annem yazdı teşekkür ederim anne."
    (duygularımı da yaz ama dediğin için bu sayfayı böyle yazdık çocuğum)"
  • 1998
    "... ağaçlar, kuşlar ve dahası ile çevrili bir yerdeyim : tatilde.
    okul kapanalı biraz oluyor. şimdiden arkadaşlarımı özlemiyor değilim. lakin tatilde olmanın ve evden uzaktalığın heyecanını taşıyorum. evini özledim mi? elbette, lakin dünya keşfedilecek şeylerle dolu ve tıpkı şu an buraya alışmaya çalıştığım gibi, günün birinde yolumu bulup istikametime gittiğimde de o yola alışmaya çalışacağım. belki hedefe.
    çocuk olmanın güzellikleri kadar, büyümenin heyecanı bünyemi sarıyor. her şey gönlümce olmasa da, günün birinde bu satırları okurken hüznümle olacağımı biliyorum. umarım istikametimde mutluyumdur..."
  • salaklığını anlama sebebidir. okuyunca "iyi bari biraz gelişme göstermişim" diyebilirsinz. iç rahatlatıcı.
  • güldürür. aynı zamanda da hüzünlendirir. özlem depreştirir. masumiyeti hatırlatır. malum kirlendi insanlar ve dünya.
  • yoğun mesaj ile daha fazla anı yazmamın talep edildiği günlüklerdir.
    2001
    "...ben artık büyüyor muyum neyim? büyüdükçe düşüncelerim, büyüdükçe hayallerim değişiyor. bu iyi bir şey midir, kötü müdür? bu soruların cevabını almak üzere babamla konuştum.'yavrucum, her yaş kendine göre güzel ve özeldir'yanıtını aldım. yine de düşünmeden edemiyorum... kafamda anılarım, yaşanmışlığım ve kendim... günler geçtikçe yeni şeyler oluyor ve eskileri unutuyoruz. televizyonda bugün izlediğimiz haberi üç güne sorsan hatırlar mıyız? ben ne çocukluğumu, ne hatıralarımı... ya unutursam anılarımı? gittiğim tatilleri, arkadaşlarımı, üzerime değen güneşi ve tabii yağmuru ve karları.. unutmamak lazım işte, 'sadece yaşa'ile olmaz, olmamalı..."
  • yoğun mesaj ile daha fazla anı yazmamın talep edildiği anılardır.
    1999
    "...karlar doldurdu yazın koşturduğumuz bahçeyi, sokakları. böyle havalarda camlar buğulanır, kapı pencere ıslık çalar. babam ve annem sokakta kalan canlılar için dua etmemi ister uyumadan önce. işe yarıyor mu bilmiyorum ya...
    sıcak odamda, binbir oyuncağın ve huzurlu evin çatısı altında geçiyor günlerim... ve büyüyorum. büyüdükçe anlıyorum ki, ne her şeyin olduğu otel odaları, ne son model arabaların koltukları ne de bir başkasının evi -veya hayal edemediğim ne varsa- asla kendi evim kendi odam ve yatağım kadar güzel ve rahat gelmiyor. içime huzursuzluk da doluyor bazen, ta ki dönüş yoluna kadar.. birçok gidiş ve dönüş yaşadım oysa ki ama yine de ne gitmeler normal geliyor ne de dönmeler..
    insana sabit bir yer gerekli ve çevresi ve ait olduğu bir de kavim. en azından bana öyle geliyor... ama ya ait olamamak, ya yapayalnız kalmak... içimde fırtınalar esiyor, korkak bünyemde..."