şükela:  tümü | bugün
  • ibn haldun der bunu. iklimlerin, millet asabiyelerinin, umran'ın, su kaynaklarının, sıcaklığın verdiği rehavet ile soğukluğun getirdiği zoraki dinamizmin bir ülkenin ve milletin kaderini nasıl belirlediğini anlatan evet gayet bilimsel bir tezdir.
  • son derece basarili bir tespittir. dikkat edilirse dunyada hemen hemen her ulkede daha muhafazakar, anti-demokratik ve az gelismis insan topluluklari ulkelerin denizden uzak ic-karasal bolumlerinde bulunur. daha demokratik ve gelismis insan topluluklari akarsu kenarlari ve deniz kiyilarinda yasar. bunun herhalde en guzel ornegi turkiye ve abd'dir. tarihte insanoglunun gelisimine etki etmis, ilkleri yapmis veya gunumuzde en gelismis, modern toplumlarin yasadigi ulkelerin karasal yapisina bakarsak bunlarin hemen hepsinin denizle onemli olcude ic ice, hatta deniz uzerinde ince bir hat halinde salinir durumda bulunan (belki denize cok uzak bir bolgenin bulunmamasi ulkenin ic kisimlarinda digerlerinden kopuk anti-demokratik bir toplulugun olusumunu engelliyor olabilir), veya halkinin tamami kiyi kesiminde veya su kaynaklarinin etrafinda yasayan ulkeler oldugunu goruruz. bunlara ornek olarak antik yunan(demokrasi), italya(ronesans), ingiltere, irlanda, japonya, isvec, norvec, avustralya, guney kore, kanada ve abd'nin kiyi bolgelerini verebiliriz. gecmiste medeniyetin besigi olsa da su kaynaklarinin gelisime etkisinin azaldigi gunumuz dunyasinda col iklimine sahip olan mezopotamya ve antik misir basta olmak uzere, orta dogu, orta asya, cin, hindistan, rusya'nin ic kesimleri, sibirya, dogu avrupa, orta ve sahraalti afrika'ya baktigimizda genel olarak denizden uzak ve col ikliminin(sicak/soguk) hukum surdugu ve mayisip gelisemeyen veya gecmiste sahip oldugu gelismislik seviyesini kaybeden toplumlar goruruz. (yine de soguk havanin dinamizmi zorunlu kilmasi zaman icinde kuzeyi olumlu etkilemistir) tum bunlarin sebebi olarak muhtemelen mezopotamya ve antik misir dunyada medeniyetin m.o 5000 yillarinda besigi olmasini saglayacak en uygun kosullara sahipken (akarsu kenarlari, sicak iklim, tarima uygun topraklar, yeterli sayida insan toplulugu) o tarihte daha soguk bolgelerde teknik yetersizlikler sebebiyle medeniyet kuracak imkanin bulunmamasi ancak belli bir sure sonra guney'den aldigi medeniyetle gelisen kuzeyin bir ust seviye gelisim icim guneyin sahip olmadigi iklim sartlarina sahip olmasi dolayisiyla bayragi devralmasi ve guney'i geride birakmasi olarak gosterebiliriz. (nasi cumle lan bu)
  • (bkz: ırak halkı)

    doğruluğu kanıtlanmış bir sözdür.
  • (bkz: filistin halkı)
    (bkz: ırak halkı)

    bu insanlar bulundukları cografyanın kaderini yaşıyorlar.
  • o halde, anadolu da bizim kaderimizdir. bu topraklar, bizden önce de, bizimle birlikteyken de çok hain çıkardı; ama çok da kahraman yetiştirdi. hainler, efendi kılığında, kültürsüz, kişiliksiz arz-ı endam ederken toprağın kaderi işleyecek ve kahramanlar da çıkıp gelecektir.
  • ibn haldun'un zamanları aşan tespitidir.
  • topraklara ekilen nifak tohumlarının hasat zamanı geldiğinde çiftçilerin tek mahsulü ölüm olur. kanla sulanmış toprağın aşınmış yüzeyinden bir merhum*un çürümeye yüz tutan hatırası görünür belli belirsiz, hiç dikilmemiş bir mezar taşının çevresinde bitmiş başına buyruk otlarla beraber. toprak, insanoğlundan daha da acımasızdır. insanın iliğini de etini de siliverir yeryüzünden. kendisine katar. yavrusuna sımsıkı sarılan bir anne gibidir ya da yapraklarını üstünde dolaşan bir sinek için iştahla ağzını açan etobur bir bitki. nedir üzerinde yaşadığımız bu toprak? bu coğrafya?

    ilk kez kan dökenin vicdanını kuşatır kanı ilk kez dökülenin masumiyeti. kabil, habil'i gömmeseydi alışır mıydı toprak insanoğlunun etinin lezzetine? şeytanın iki kardeş arasına ektiği nifak tohumunun ilk biçicisi kabil olmasaydı, insanın aklına kardeşini öldürmek gelir miydi? habil'in kanıyla lanetlenen topraklar ve insanoğlunun tabiatındaki kötülük nüvesi ne zamandan beri artık aldıklarıyla yetinmeyi bıraktı?

    kabil yanlış yaptı. niçin kardeşinin kanıyla sulayıp etiyle beslemesi için yeni bir toprağı* insanoğlunun hizmetine verdi, lanetini niçin gittiği her yere götürdü? kabil'in cezası dünyayı dolaşmak değildi. yalnızca içinde yol alıp kendisinden oğullarına, oğullarından da insanlığa miras kalacak olan kötülük nüvesini yok etmekti.

    ilk cinayet işlendiğinden beri, bu coğrafyanın, ortadoğu'nun toprakları kanla yıkanıyor, tohum diye birbirimizi ekiyoruz toprağa. ekip biçtiğimiz gözyaşı, acı ve ayrılıktan fazlası değil.

    tanrım, niçin babamızın günahını bize yüklüyorsun? kabil'in laneti üzerimizden ne zaman kalkacak? uçsuz bucaksız çöller ve kuraklıkla çevrili olan ortadoğu'nun, yeryüzündeki cehennemin kaderi ölüm ve elem mi?
    oğlunun yakarışlarını duyup tenini yakması için gönderilen ateşi suya, taşları balığa dönüştüren, yahuda'nın yüzünü oğluna benzeten ve eninde sonunda onun çarmıha gerilmesini sağlayan sen değil miydin?

    öyleyse cevap ver baba,

    bu coğrafyayı ne zaman terk ettin?