şükela:  tümü | bugün
  • çoğunluğun zorbalığı, hükümdarlığı şeklinde ifade edilebilen, demokratik yöntemlerin de bazen haksız sonuçlar yaratabileceğini ortaya koyan söz. ünlü olmasına neden olan henry kissinger'dır. birleşmiş milletler'in hiç bir işe yaramadığını ve oylamalarda tyranny of the majority nedeniyle yanlış* kararlar alındığını savunmuş, bütün stratejik kararların abd'nin veto hakkı bulunan güvenlik konseyi'nde görülmesini sağlamıştır
  • saf demokrasi. demokrasi'lerin nihai çözümsüzlüğüdür bu olgu. tamamen serbest ve çoğunluğun alacağı tüm kararların uygulanacağı bir demokrasinin, çoğunluğun despotluğu ile sonuçlanması kaçınılmazdır. bu yüzden modern demokrasi anlayışlarında bir çok regüle edici ve son tahlilde demokrasinin ideolojisiyle taban tabana ters düşen unsur bulunur. azınlıklar ezilmemeye çalışılır. çoğunluk ne isterse istesin her devletin anayasasında tepeden inme ve doğruluğu kendinden menkul görünen kanunlar bulunur. ilginç bir durumdur bu zira kan davası yasallaşsın mı ya da yahudileri ülkeden tamamen kovalım mı diye bir referandum yapsanız örneğin türkiye'de çok fazla insan malesef evet oyunu gönül rahatlığı ile verecektir. karışık işlerdir bunlar, bu doktrinleri kimin ortaya attığı da ayrı muammadır; evrensel ahlak anlayışından soğutur insanı.
  • sorun esasında çoğulcu demokrasi anlayışı yerine çoğunlukçu demokrasi anlayışının kayıtsızca uygulanmasından kaynaklanır zira düzgün anlamda çoğulcu işleyen bir demokrasi devlet yönetimi için elzem olan verimliliği* ve istikrar*'ı zedelemek pahasında olsa bu anlamdaki bir tiranlığa zemin tanımaz.
  • kimilerine göre çözümü jakobenizmden geçer.
  • tyranny of minority ehlinin işine gelmediği, ortaya çıkan sonuç ve tercihlerden hoşlanmadığı zamanlarda demokrasilerin handikabı gibi gösterdiği veya demokrasiyi bizzat bu şekil tarif ettiği kavramdır aynı zamanda (bkz: ertuğrul özkök). gerçekten de çoğunluğun her istediğinin olabildiği bir yönetim biçimi bu şekilde isimlendirilmeyi hak ediyor demektir. bunun için çağdaş demokrasiler liberal demokrasilere evrilmiş ve çoğunluğun yönetimini, azınlığın temel insan hak ve hürriyetleri ile sınırlandırmıştır. ideal ve çağdaş yani liberal bir demokraside değil azınlığın, bir kişinin temel hak ve özgürlüklerini bile -velev ki talep kendisinden gelsin- ortadan kaldıracak düzenleme yapamazsınız. zaten hukukun üstünlüğünü tesis etmiş liberal demokrasilerde bütün insanların temel hak ve hürriyetleri, evrensel hukukun izdüşümü yasal sistemle teminat altına alınmış olacağından çoğunluğun idaresinin kapsamı, sınırları ve yetkileri bellidir. misal, "komünizm propagandası yapan şirinler"in köyüne demokrasi gelse ve 99 şirin bir araya gelse 100. şirin uykucu'nun temel hak ve ögürlüklerini "canım bu da hep uyuyor, hiçbir katkısı yok bu topluma" diyerek ortada kaldıramaz (gargamel'in ajanı olması bir başka suçtan yargılanmasını gerektirir, yine de haklarını iptale yetmez). "şirin" olmayan başka bir örnek vereyim. hani son zamanlarda güncel ve moda diye diyorum. üniversitelerde türbanın/başörtüsünün serbest bırakılması bu bağlamda çoğunluğun tahakkümü olarak vasfedilemez. üniversitede başını örterek eğitimini sürdürmek isteyen ayşe'nin başını örtmesi, hemen yanıbaşındaki üniversite eğitimini başı açık sürdürmek isteyen nilay'ın temel hak ve hürriyetlerine en ufak bir halel getirmediği gibi, bilakis ayşe'ye istediği takdirde başını örterek eğitimini sürdürme imkanı verdiği için çoğunluğun tahakkümünden bahsedilemez. bunu sağlayan anayasal ve yasal hiçbir düzenleme de çoğunluğun tahakkümü ve/ya "kaos" olarak isimlendirilemez. ayşe'ye baş örtme serbestiyeti, nilay'a baş örtme mecburiyeti değildir.
    eğer bir ülkede idaresindeki çoğunluk anayasal ve yasal düzenlemeler yoluyla, daha önceden yapageldiği gibi eğitimini başı açık sürdürmek isteyen nilay'ın elinden bu hakkı alsaydı ve baş örtme mecburiyeti getirseydi, temel insan hak ve hürriyetlerine alenen aykırı olan bu haksız ve hukuksuz durumu en hafif tabiri ile çoğunluğun tahakkümü olarak nitelememiz gerekecekti. temel insan hak ve hürriyetlerini ihlal ettiğinin farkında olmayan böyle bir idareye "gaflet içindesin, haksızlık yapıyorsun, temel insan hak ve hürriyetlerini ihlal ediyorsun, senin idarene çoğunluğun tahakkümü denir" denebilir; ancak bu düzenlemeleri yapan irade -ister çoğunluğa ister azınlığa dayansın farketmez- bile isteye (taammüden) bir insanın/insan topluluğunun temel hak ve hürriyetlerini keyfi bir biçimde kısıtlamak/ortadan kaldırmak/iptal etmek maksadıyla hareket ediyorlarsa bu irade sahiplerine zalim, yaptıklarına da zulüm denir. liberal anlayışı atilla hoca'nın * ifade ettiği "ortak medeniyet paradigması"na göre sorunlu olan kıta avrupası'nın aihm'i, üniversitede eğitim alan insanlar için başörtüsünü/türbanı yasaklayabilmeyi veya serbest bırakabilmeyi bir devletin tasarruf hakkı olarak görmesine rağmen aksi için de aynı durum varittir. devlet/çoğunluk/azınlık/kamu gücü/diktatör/bürokrasi/oligarşi gücüyle kişinin başının açtırılması da, örttürülmesi de bir temel insan hakkının ihlal edilmesidir. bu hikayede ertuğrul özkök de azrael'in patronudur. la la lalallal la, la lala lala...
  • o cogunlugu da bir tiranın dürterek yarattıgı dü$ünülürse tiranın çogunlugunun tiranlıgı haline gelen kavram. demokrasiden cıkar mı? cıkar. nereye girer? nereye sokmak istersen oraya. o cogunluga da ucundan girmesi pek muhtemeldir, tiranı izin verirse hisseder.
  • önce anadolu'da, sonra istanbul'da, şimdi de yavaş yavaş etkilerini sözlükte görmeye başladığımız durum. %99 müslümanın eziyet etme hakkı var, %80 türkün eziyet etme hakkı varmış gibi bir hava gittikçe büyüyor.
  • avrupa liberaller ve demokratlar ittifakı grubu'ndan guy verhofstadt'a göre türkiye'nin içinde olduğu durum. katılmamak elde değil.

    http://www.hurriyet.com.tr/planet/23490620.asp