şükela:  tümü | bugün
  • aşınıyor her şey, değişiyor. gözlerin bakışı değişiyor, ellerin tutuşu, mimikler değişiyor, kullanılan cümleler. ne aynı ırmakta ikinci kez yıkanabiliyorsun, ne de yürüdüğün toprakta bir kez daha yürüyebiliyorsun, ne aynı kış ayı bu, ne aynı sonbahar , ne aynı yağmur, ne aynı kar, ne aynı ki? ne aynı bankta oturuyorum, ne aynı göğe bakıyorum, ne aynı denizi izliyorum, ne aynı martıları. ne aynı gecedeyim, ne aynı gündüz. her şey değişiyor be dostum. sense, bunu tüm benliğinle, "hayır, bazı şeyler kalıcı olmak zorunda" diye, içten içe inkar etmeye çabalıyorsun. sal kendini, sal, bırak değişsin, bindiğin otobüsler değişsin, konuştuğun insanlar değişsin, konuştukların değişsin, günbatımları değişsin... sen de değişiyorsun işte, bir an sonra farklı birisin, bir an daha yaşlı birisin. dişlerin kırılacak, saçların dökülecek, göz altların çökecek, belki de bunların hiçbirini göremeyeceksin, bir an daha vaktin olmayacak. her şeyin toprak olup gittiği, kül olup gittiği bu evrende, gururlandığın ne varsa çöpe gidecek. sen de bir ceset olarak çöplük olacaksın. bu kadar. belki şu anı yaşarken, çok fazla sana uzak bir kelime gibi ölüm. belki şu anı mutlu yaşarken, çok fazla sana uzak gibi hüzün. belki şu an fazlasıyla sağlıklı ve güzelken, çok fazla sana uzak gibi hastalıklar. ayakta durabiliyorken sapasağlam şu an, çok fazla sana uzak gibi felç. suratını makyajlarla kapamışken şu an, çok da uzak değil, suratını herhangi bir yangın sonucu, bakkal poşetiyle kapatman. çok da uzak değil, övünmeni ve kibirlenmeni sağlayacak koşulların, kendini aşağılayacağın ve küçümseyeceğin koşullarla yer değiştirmesi. çok da uzak değil. bakınca halinize şükretme gereksinimi duyduğunuz insanlara dönüşmeniz de uzak değil. hiçbir şey uzak değil size, ne kadar iğrenç ve çirkef bulsanız da, bazı hayatları, yoksullukları, aşağı tabakaları, atm önlerinde yatan sakallı amcaları, hiçbir şey uzak değil size.