• çok olma durumu.
  • (bkz: bokluk)
  • en politik haliyle spinozanin gelistirdigi, "ozgur cokluk" (libera multitudo) seklinde "tractatus politicus" ve "tractatus theologico-politicus" eserlerinde rastlanilan, halkin bir cumhuriyet rejiminde egemenligini sahiplenip merkezi bir otoriteye devretmemesi, ozgurlugunu dayanisma icinde kurmasi gerektigi ile ilgili mefhum. spinoza'dan sonra etienne balibari ama daha bir siddetli olarak antonio negriyi etkilemis bir mefhumdur. hardt ve negri bu kavrami imparatorluk kitabinda canlandirip sinif kategorisini tasfiye edebilecek bir devrimci ozne icat etmeye calisirlar.
  • imparatorluk'a göre daha demokrat-liberal bir çizgiye dönmesiyle bazı okurlarında hayal kırıklığı yaratmış bir kitaptır.
  • hardt ve negri'nin yazdığı kitabın iki temel amacı var. birincisi, empire'da ileri sürdükleri ve güncel gelişmelerce yanlışlanmış görülen bir tezi savunmak. bu nedenle kitabın ilk kısmında çok zor bir işe kalkışıyorlar. eski usül emperyalizm bitti ağalar beyler deyip durdukları ve acaip popüler olan kitaplarının mürekkebi kuruduktan az sonra bildik bir emperyalist güç çok da bildik yöntemlerle, yani topla tüfekle, yalanla dolanla, bir ülkeyi işgal edip yağmaya girişti. şimdi negri ve hardt buna rağmen tezlerinin kurtarmaya çalışıyorlar ama olmuyor. ırak'ta olanlar herkesin gözü önündeyken bunu yapmaya onların laf ebeliği kapasiteleri bile yetmez.

    ikinci kısım, multitude nedir ne değildir üzerine. burada çok bariz bir sakatlık var. toplumsal mücadeleye yaklaşımları, üretim sürecindeki değişmelerle toplumsal mücadele biçimleri arasında bir ilişki tesis etmeye uğraşıyor. bu normal tabii ama sorun tesis ettikleri ilişkinin birebir ve tek taraflı olması. yani fordist üretim sürecine karşı emek şöyle mücadele etmeliydi / etti, post-fordist dönemde mücadele biçimleri söyle olmalıydı / oldu, şimdi de network toplumu var, artık üretim süreci söyle söyle, bu demek ki emeğin mücadelesi de şöyle şöyle olmalıdır.

    emek-sermaye ilişkisinde emeğin etkin taraf olması noktasından yola çıkan negri'nin bu noktaya savurulması mı daha şaşırtıcı yoksa sürekli başımıza kakılan akademik starlarımızın bu derece kaba bir indirgemeciliğe razı olmaları mı?

    bu indirgemeciliği kazara bir ortodoks marksist yapsa yerden yere vurulurdu; bunlar yapınca ve hegel, spinoza, marx, yahudi ilahiyatından binbir gerekli gereksiz alıntıyla sos yapılıp servis edilince kimse farketmiyor. ya da farketmemiş gibi yapıyor.
  • çokluk ne kitleleri, ne isanları, ne de işçi sınıfını ifade ediyor,başka bi deyişle ortak bi amaç uğrunda devrimee yönelecek herkesi ifade ediyor,kanımca çokluğun işaret edilmeyişi bu kavramın belirsizlliğini gösteriyo ama belki de yapılmak istenen de bu belirsizliktir.
  • bu çokluğun belirsizliği üstüne düşünüyodum. belirsizliğin bir fikrin başarısı için belli bir dozda gayet de işe yarayabileceğini... ne var ki bir rüya gördüm: rüyamda çokluk hürriyet'i takip eden yakışıklı bir delikanlıydı. hürriyet de uzun saçlı özgür bir köle, gökyüzünde süzülen bir fikir*... hayır çokluk kavramı normalde herhangi bir kadını takip ettiğinden değil. bari hürriyetin sembolü olarak olsun bir kadını takip ederken hayal etmek istediğimden heralde. gerçi biyopolitikadır falan fuko olsun negriler olsun nasıl kadınlardan bahsetmeden kuruyorlar hala dehşete kapılıyorum ama... neyse, fazla uzaklaşmayayım. zaten rüyamda bu takip çok tedirgin edici bir hal alıyor ve çokluğun belirsizliğine dair benim açımda yeni bir perde başlıyordu: çokluk belirsiz olduğu için sınır tanımıyor, sınır tanımadıkça da hürriyet için yakışıklılığı bir ironiden ibaret kalıyodu... duvarlardan geçiyo, gökyüzünde dolanıyo, su gibi, ateş gibi olmanın da ötesinde geziyodu. benim çıkardığım sonuç şöyle: çokluk hürriyette ısrar etsin ama yeri belirsiz eylemliliği hürriyetten rol çalmasın... fransız devriminden beri antropomorfist sembolizmin bu derecesi, pes vallahi!