şükela:  tümü | bugün soru sor
  • "iletişimsel dil öğretimi" olarak türkçe'ye çevirebileceğimiz popüler bir dil öğretim metodudur. clt olarak da bilinir.

    bundan 20-30 yıl önce hatta halen bazı okullardan uygulanan çeviri metodu'na *alternatif olarak 1960'ların sonlarında britanya'da ortaya çıkmıştır. çeviri metodu daha çok yapısal düzeyde kalmakta ve öğrencilerin konuşma-dinleme becerilerini geliştirememekteydi. bu yüzden daha interaktif olan iletişimsel dil öğretimine rağbet gittikçe artmaktadır.

    bu metot, dili günlük kullanım düzeyinde öğretmeyi amaçlar. öğrenciler hedef dilde rol yapma, diyalog kurma, bilgi alışverişi, mülakat, grup ve eşli çalışma gibi aktiviteler ile dili öğrenirler. öğrenci merkezli olup sözlü iletişimi geliştirmeyi hedefler.
  • etkili bir şekilde uygulanırsa en iyi yöntemlerden biridir ama tek başına yeterli değildir. içinde milyon tane değişenin bulunduğu öğretim ortamında eclectic approach çoğu uzmana göre en doğrusudur lakin clt'nin oluşabilmesi için ülkenin ve öğrencilerin de buna hazır olması gerekir.

    ülkemizde etkisini tam olarak gösterememe nedeni de bu. insanımız dil öğretiminin tamamen okulda olabileceği yanılgısı içerisinde. okul veya başka bir özel kurs sana olması gerekenleri verir, her şeyi değil. öğretmen de rehberdir, seni doğru şekilde yönlendirir. gerisi sana kalır. dili hayatının bir parçası yaparsan sabırla azmederek arzuladığın seviyeye gelirsin, okulda verilenleri bile tam idrak edemeyip üstüne bir şey koymaz, teknolojiyi kullanmazsan sonuç vermeyecektir. ileride heves edip kursa yazılırsın o da heves olmakla kalır, 2 ay sonra bırakırsın.

    günümüzde memrise gibi çok iyi dil öğreten uygulamalar mevcut. böyle bir bilgi deryasının olduğu teknoloji çağında 3-5 cümle kuracak seviyeye gelemiyorsan sorumluyu dışarıda aramanın lüzumu yok.

    öğretmenlerin de silent way, desuggestopedia, clt gibi yöntemleri kullanmadığını düşünüyorum. her şey sınava yönelik ve yüzeysel. bu da idarenin istediği bir şey öğretmenin değil. bu doğru lakin halkta da öğrencide de yeterli isteğin olduğunu düşünmüyorum.

    hayat gayesi olmayan kişiler hayatındaki eksiklikleri sürekli dış etmenlere bağlarlar. ne yazık ki bizde azılı çoğunlukta bu sorun mevcut.
  • türkiye’de kesinlikle, asla, katiyyen not (bkz osman butubüken karikatürü) işe yaramayan akımdır. çünkü öğrenme sorumluluğunu öğrenciye de verir ki bu asla bizim eğitim kültürümüzde olmaz. öğretmen, öğrencinin her sorusuna cevap vermez zira öğrencinin spoonfed olması istenmez. ama tr’de bi öğrenci öğretmenine soru sorsa ve öğretmeni cevaplamasa hemen o öğretmen damgayı yer, ahaha cevabı bilmiyo hoca zaa diye (ha bi de sanki tüm cevapları bilmek zorundaymış gibi). eve gidip araştırma yapmazlar. internetten native speaker bulup konuşmazlar. beyinlerine çip yerleştirilsin, öyle dil öğrensin isterler. ha öğretmenler peki? sanıldığı gibi “öğrenciye at, rahatla” olayı değildir. öğretmenin çok araştırma yapması, ayrıntılı ders planı hazırlaması, sürekli production’a yönelik aktiviteler hazırlaması ve öğrencileri sürekli monitor etmesi gerekir. bizim “kitaba bağlı, üniversitede ise kitabı sunumlara bölen” hoca tipine hiç uygun değildir yani. yani bizim eğitim kültüründe olacak iş değildir ellam.