şükela:  tümü | bugün
  • neşe kutlutaş’ın ilk romanı compañero rosita, peru ile türkiye arasında gerçek bir öyküye dayanıyor. kitapta devrimci hareketin liderin yanında savaşa katılıp esir düşen rosita’nın işkencelerle geçen hapis hayatı sonrası yaşadığı büyük değişim anlatılıyor.

    http://m.yenisafak.com/…ye-bir-yol-hikayesi-2579998
  • "perulu komünist bir gerillanın gerçek hayat hikayesi" alt başlığıyla çıkan yeni sayılabilecek bir kitap.

    "bir gayrı müslimin islama yönelişine dair yaşanmış bir hikaye" belki de kendisi hakkında en kısa ve net tanımlama olurdu.

    ***
    vadi yayınlarının zeynep zalan'ın kaleme aldığı tanıtım bülteninden:

    hapiste karanlık hücrede tek başına dururken, öyle günler yıllar geçmişken, kimseden bir haber alamadan, kimseyle konuşamadan, dünya hani çok uzakta kalmışken birden bir ışık belirir, bir ses, bir umut… “sen tasalanma…” diyen bir ses… işte o umut ışığının öyküsü bu kitap.

    ışığın peşine düşmüş pervane misali, yanmaya razı, dönmemeye yeminli, çıktığı y olun taşlarını kendi elleriyle, cesaret ve sabırla döşeyen rosa’nın hikâyesi. yoksul çocuklara güzel günler gösterebilme umuduyla gerillalara katıldığı peru’nun dağlarından türkiye’ye uzanan bir yol hikâyesi… bir solukta okuyacağınız, inancın sevgiyle, işkencenin metanetle, anneliğin merhametle örüldüğü bir yol… “compañero rosita”nın kendini keşfederek bir tırtıl misali kelebeğe dönüşüp farklı bir dünyaya kanatlanışının öyküsü…

    “compañero rosita”, dingin ve duru bir anlatımla demlenmiş bir belgesel roman. heyecanını kaybetmeden sabrı telkin eden, acılara kafa tutarken gözyaşlarını hapsetmeyen inançlı ve inatçı rosa’nın herkese anlatacak bir şeyi var.

    ***

    takdimini de hakan albayrak yazmış:

    çok güzel şeyler var. gerçekten. yine de “gerçek olamayacak kadar güzel” denir. demek ki güzellik, gerçekliğe fazla yakıştırılmaz. hakikat ayrı.

    neşe kutlutaş’ın ilk romanı olan bu eser, perulu bir genç kızın tupac amaru saflarında gerilla savaşına katılışını, dağlarda özgürlük ve adaleti haykırışını, zindanda işkencelere direnişini ve nihayet ümmet-i muhammed’e katılışını anlatıyor. hikayenin sonunu okurken “gerçek olamayacak kadar güzel” diyebilirdiniz, ama ben şimdi bunun önüne geçiyorum: gerçekten yaşanmış bir hikayenin gerçek finali bu. hem gerçek hem hakikatli. biliyorum, çünkü hikayenin kahramanını şahsen tanıyorum.

    heyecan ve umut verici bir roman. bereketli olmasını dilerim.

    gayret neşe kutlutaş’tan, tevfik allah’tan.

    ***

    hakan albayrak hatta bir köşe yazısına taşıdı bu kitabı:

    peru, 16’ncı asrın başları itibarı ile ispanyolların istilasına uğradı.

    “keşfettiği” amerika kıtasını kolonileştirmek ve de “medenileştirmek” isteyen ispanya krallığı, ispanya’dan peru’ya kalabalık bir nüfus nakletti.

    bu nüfus, peru’nun yerli halkı olan inkalardan ve diğer kabilelerden gasp edilen topraklara yerleştirildi.

    “hintli” veya “kızılderili” diye anılan yerlilere işkence ve ölüm, en iyi ihtimalle köpeklik statüsü reva görüldü.

    ama ispanya’dan gelen yerleşimcilerin arasında, yerlilere sürur veren bir zümre de vardı: krallığın ‘ya katolik olursunuz veya sizi gebertiriz’ dayatması yüzünden katolik taklidi yapan ve fakat gerçekte müslüman olan endülüslüler.

    bunlardan lope de la pena (bazı kayıtlara göre alvaro gonzales) ve arkadaşı luis salano, ülkenin güneydoğusunda, 13’üncü asırdan ispanyol istilasına kadar inka imparatorluğu’na payitahtlık etmiş olan cusco (kusko) şehrinde, inkalara gizlice islam’ı tebliğ ediyordu.

    yakalandılar.

    engizisyon mahkemesine sevk edildiler.

    lope de la pena, engizisyon mahkûmlarına mahsus olan ve üzerinde şeytan tasvirleri ile haç işaretleri bulunan “sanbenito” önlüğünü bir an için bile çıkarmadan ölene kadar giymek kaydıyla ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

    luis salano ise, üzerine aynı önlük giydirilerek ve başına kukuleta geçirilerek ibret-i alem için idam edildi.

    ama hakikatin soyu tüketilemez ki!

    luis salano’nun idamından 446 sene sonra, 2006’nın eylül ayında, kadim işgal rejiminin zulüm mirasına sahip çıkan peru hükümetine tupac amaru saflarında başkaldırmış ve bunun bedelini zindanda 10 sene boyunca ataları gibi korkunç işkenceler çekerek ödemiş olan rosa isimli bir inka kızı, lope de la pena ve luis salano’nun izinden giden bir türk mektup arkadaşı vesilesiyle, lima camii’nde kelime-i şehadet getirerek ümmet-i muhammed’e katıldı.

    neşe kutlutaş, onun romanını yazdı.

    vadi yayınları, o romanı neşretti.

    “companero rosita” (yoldaş rosacık) kitabevlerinin raflarında yerini aldı.

    ***

    okunacaklar listeme aldım. kısmet olursa birgün keyfine varıcam bu hayat dönüşüm hikayesinin.
  • ibrahim ethem gören böyle tanımlamış "gerçek bir hidayet romanı: compañero rosita"

    http://www.dunyabulteni.net/…romani-compaero-rosita
  • hikaye insanı alıp götürüyor ancak ilk eleştirim 1. baskı açısından söyleyeyim editöryel hataları mevcut. çok kritik bir cümlede olumlu olması gerekirken olumsuzluk takısı eklenmiş gibi şeyler. akıştan anlaşılıyor ama böyle şeylere takılanlara uyarı mahiyetinde olsun.
    hikayenin ilginçliği insnaı içine çekiyor ama neşe kutlutaş ın dili çok iyiymiş dedirtmiyor, yani kötü değil ama farklı birisinin kaleminden bu hikaye nasıl olurdu diye de düşündüm çok zaman.

    --- spoiler ---

    ancak, hayatımızın sonuna kadar, bedel ödemeyi göze alıp, duracağımız doğru yeri seçtiğimizde, durduğumuz doğru yerin neresi olduğuna karar verdiğimizde ve bir de orada karar kıldığımızda, çekilen acılar ya da başa gelen musibetler bir anlam kazanarak kalbimizi kavi tutmamıza ve merhametle yola devam etmemize yardımcı oluyor. sahteliğe izin vermeyeni umudun asla bitmediği, bedbinlikten uzak, şahit olanların kalbine inşirah veren bir yol bu. s.10

    onun içindir ki tarifle yapılan yemeklerde hep bir şey noksan kalır. tatsızdır reçeteyle yapılan yemekler, ncak birkaç tecrübeden sonra ruhunu ona akıttığında lezzetine varırsın. yaşamanın da bir tarifi yoktur. o da ancak ruhunla hissederek yapabileceğin bir iştir. s.18

    insanların konuşarak anlaştığı koca bir yalandır çünkü. konuşarak anlaşma dediğin şey işi o kadar az bir kısmıdır ki, olmasa da olur diyeceğim hani, ama yanlış anlayacaksın... insanlar, birbirlerinin kalplerinden geçenleri hissederek anlaşırlar. yalnız, biraz emek isteyen bir şeydir bu. s. 21

    bazen bir başka acıda kendi acını yok etmek istersin. s.26

    acıma ve merhamet bambaşka şeylerdir. bir insana ya da canlıya acımak ondan hızla uzaklaşmamızı sağlayan geçici bir his ve muhatabını küçültücü bir şeydir. rahatsız olur ve kaçarız acıdığımızda, acının bize bulaşmasını istemeyiz. acımak bir nevi korkaklıktır anlayacağın.
    merhamet ise bambaşka bir şeydir: duygusallıkla hiçbir ilişkisi yoktur onun; acıyı dolaysız hissedip onu iyileştirici bir güce çevirebilme çabasının adıdır merhamet. merhamet acımak gibi kaypek değildir. güç verir insana ve şahit olduğun ıstırap her neyse onu iliklerine kadar hissettirir. ardından harekete geçirir, çünkü ıstırabı sen de yaşamış gibi en ufak hicrene kadar hisseder ve onunla baş etmek için bütün gücünle mücadele edersin. bu noktada neticenin ne olacağından bağımsızdır o büyük ve asil güç. netice değil, acıyı dindirmek için o anki çabandır önemli olan... cesur insanların işidir merhamet. s. 28

    insanın gözyaşlarına engel olması, çektiği acıya saygısızlık çünkü. s.28

    dertlerini anlattıkları insanları bir çöp kutusu gibi kullandıklarının asla farkında değillerdi çünkü. dertleniyor, yakınıyor ve çöplerini "dinleyicilerinin" üzerine boca ederek, yeni şikayetler bulacakları eski düzenlerinin içine rahatlamış olarak dönüp gidiyorlardı. s.31

    çünkü bir insanla barıştığın, onu affetiğin zamani o insana iyi bir şeyler de söylemen de gerekir. bir zamanlar kavgalı olduğun birine iyi bir şeyler söylemek cesaret ister, bu da egonu ayaklar altına alman demektir ve korkaklara göre bir şey değildir. işte bu yüzden egolarının zedelenmesi yerine ömür boyu küs kalmayı yeğler kızgın oldukları insanlarla ve bunu yaptıklarında egoları ile bir sorun yaşamazlar ama acıları ve kırgınlıkları asla dinmez. s.149

    --- spoiler ---