şükela:  tümü | bugün
  • eric rohmer'in "dört mevsim hikayeleri"nin ilki. felsefe öğretmeni bir hanım, kendisine yatacak yer veren piyanist başka bir hanım, bu hanımın babası ve genç sevgilisi ile alakalı. karakterler öyle aralıksız konuşuyorlar ki bir noktada aralarından birisi "artık susalım" demek zorunda kalıyor. hikayenin yakıtını kant sağlıyor, herkes kendi mutlu sonuna ulaşıyor zira hayat güzel.
  • dört mevsim serisi içinde en sevdiğim bu film oldu bu, pek çok sebebi var. pek çok çevrede rohmer'in en iyi filmi lanse edilen fakat "monceau fırını" ile aynı öyküyü evvelce anlatmış "maud'la bir gece"nin tek mekandaki leziz gece sohbetinin bir benzeri burada daha samimi bir ortamda yinelenmiş, üstelik o ana kadar birikmiş bir duygusal/cinsel gerilim de mevcut. ne olacağı merakı hiç beklenmedik ve tüm film tarihinin en romantik/seksi sahnesi ile yanıt buluyor: sonrasında ise eylemin başlamasının ve bitişinin karar mercii olarak filozof kızımız söz alıyor. filozof, çünkü felsefe öğretmeni. filmin bir diğer sahnesinde felsefeye meraklı fakat bilgisi teoriyle sınırlı genç bir kızla masa sohbetinde pratik bilgisini dökerek, hiçbir anda üstünlük kurma çabası yoktur, sadece diğer karakterleri değil, seyirciyi de kendisine hayran bırakıyor, alçakgönüllüğü elden bırakmayarak.

    --- spoiler ---

    kendisiyle bir kokteylde tanışan piyanist kızımız, bu yeni arkadaşını babası ile başgöz etmek ister. babasının kendi yaşındaki genç sevgilisi ile önce akşam yemeğinde, daha sonra yazlık evlerini tamir için bir araya gelirler ve hikaye gelişir.

    --- spoiler ---

    beethoven ve schumann eserleriyle lezzetini katlayan film, rohmer'in belki en iyi, fakat en elit filmi. kaçırmayınız.
  • eric rohmer'in contes des quatre saisons, yani dort mevsim hikayeleri dortlemesinin acilis filmi, turkcesiyle ilkbahar hikayesi.
    kadin-erkek iliskilerini ele alirken, masadaki kant felsefesi konusmalari, haftasonu gidilen kir evi, yalniz basina gidilen partilerdeki komik hisler, vs konulari da gozonune getiren farkli bir film. serinin diger filmlerine gore sanki daha gercekci.
    ılginc olan 90'larin basinda cekilen bu filmin cok fazla 70-80'ler havasi vermesiydi.
  • bir sinema filmine felsefenin seyirciyi rahatsız etmeden, ilmek ilmek dokunarak nasıl işlenmesi gerektiğine dair güzel örneklerden olan film.

    saf aklın eleştirisi ile başlıyor, hayat güzeldir ile bitiyor.

    şahane.
  • saf aklın eleştirisi'ni ikili soyut ilişkilere uygulayan ilginç eric rohmer filmi. ilginç olan ana çatışma konusunun bir olay veya kavram olmaması, uygulama olması.

    kaybolan kolye için herkesin fikri olduğu gibi, filmdeki sosyal ilişki ağları için bütün karakterlerin bir fikri, sentetik yargısı bulunmaktadır. seyirci de buna dahil. hepsini örneklemek film orada durdukça gereksiz olur ama mesela natacha'nın, babasının ilişkisinin bu sefer uzun sürmesi nedeniyle seçimini yaptığını düşünmesi, bu yüzden sevgilisine itirazda bulunması ancak babasının biteceğini bildiği için bu ilişkiye tutku duyması gibi. tabii bunlar babası igor'un düşünceleri, a priori sezgileri.*

    son sahnelerde seyircinin de beklentileriyle, saf aklıyla oynamaları müthiş; jeanne ile igor'un arasında on farklı yönden bastırılmış çekim olduğu düşünülebilir, keza öpüşüyorlar da. ama jeanne bu nedenselliğe, üçgen arzuya karşı koyuyor. kolye olayında olduğu gibi her şey mantıklı olmuyor, bazen sadece gerçekleşiyor.