*

şükela:  tümü | bugün
  • latincede 'uyuşma, mutabakat' daha da önemlisi 'uyum' manasına gelen ifadedir. (f.)
    stoacılar buna homologia der.
  • veni, vidi, vici'den hatırlayabileceğiniz, ilk fiil yani "venire", "gelmek" anlamında olup ondan türeyen veniens "gelen" anlamındaki sıfat-fiil (participium) olur. latincenin kültür mirasından beslenen batı dillerinde con- öneki "bir araya gelme" manasını, eklendiği söz konusu fiile verdiğine göre, con-venientia da kaçınılmaz olarak "bir araya gelme" durumunu göstermek durumundadır. fr. convenance, ing. convenience, isp. conveniencia, it. convenienza, por. conveniência.

    zaten cicero, de finibus 3.21'de yunancadaki homologia'nın latincesi olarak başlıktaki ifadeyi belirlerken faklılıkların bir araya gelebiliyor oluşundan kaynaklanan "uyum"a dikkat çekiyordu. burada bir düzeni görme telâşı var aslında. düzen, düzülenin belası anlamında değil; ingilizcedeki order, bizdeki sistemlilikten beslenen işleyiş. bir ortamda, belli ölçütlere göre, belli bir işleyiş söz konusuysa; o ortamda iştirakçiler convenientia durumuna geçmiş olurlar, yani bir araya gelmiş, belirlenmiş ölçütleri işlevsel kılmış olurlar. bu da ölçütlerin nasıl ve neye göre belirlendiğine bağlı olarak anlam kazanır. örneğin birbirini öldürmek için savaş meydanında toplanmış iki ordu da convenienta'nın iştirakçileri, tek tek veniens'leri olarak görülebilir. çünkü ölçütün kendisi, savaşmaya ilişkindir. böyle olmasaydı, durumun adı savaş, iştirakçilerin adı ordu olmazdı (başka bir şey olurdu, ama mutlaka olurdu; o hâlde "olan", mutlaka olandır. olana direnmek, başka bir olan yaratma amacını taşır.). o hâlde convenientia, ölçütsüz, kendi başına olumlu ya da olumsuz mana içeremez. çünkü onun gösterdiği durumun kendisi, ölçütler olmadan bir anlam ifade etmiyor.

    "düzensizliğin düzeni", "dinsizliğin dini", "kalabalıkların yalnızlığı", "okumuşların cahilliği" vb. paradoksal durumlar aslında hep başlıktaki bir araya geliş anlamının kaçınılmaz neticesi olmak durumundadır. bu, ekşi sözlük'te de geçerlidir. iştirakçiler sanki "kendinde iyi/olumlu" bir ortama ayak basmışçasına, "iyi son"la bitecek bir filmin oyuncusu olma garantisini almışçasına durumdaki çürüme görüntüsünün bizzat yapının bozulmuş olmasından kaynaklandığını düşünebiliyor. oysa burada bir araya gelenler, bizzat bir araya gelişin doğasından ötürü ortaya olumlu bir ürün vermeye yazgılı değildiler. insan kere uygunsuzluğun baş gösterdiği bir ortamda, tutup "ekşi sözlük'teki uygunsuz başlıklar" tespitine hazine muamelesi yapmak söz konusu yapının "kendinde iyi" bir amaca dönük olduğunu düşünmeyi gerektiriyor. şaşmamak gerek ortaya çıkan sonuca, çünkü insan bulunduğu ortamı karıştırmaya yatkındır. ondan, amazondaki bir gergedan uyumunu beklemeniz burayı orman kılmasa da sizi hayvanlaştıracaktır. ekşi sözlük bir orman değildir.

    "mutabakat" diye de çevirebiliriz convenientia'yı. tamam da, neyin üzerinde mutabakat? ya mutabakatsızlığın üzerinde mutabakatsa? ya mutabakatsızlığa övgü mahiyetinde, kendimizi daha mutabık hissediyorsak? ya bunca mutabık olunamayan her başlık, kendi başına değilse de, bir bütün olarak anlamlı bir mutabakatı oluşturuyorsa? "orman gibiyim bugün bana elleşme" diyen partnerin iştirak ruhunu anımsadım. kimisi de orman gibiliği sever, hairy'liğe anlam yükler. o da, orada mutabık olmuş, kılınmış. bir şeyler, birtakım içsel kompleksler (küçükken annesini çıplak görmüş olabilir, hatırlamıyor oluşu, olayın yokluğunu göstermez), takıntılar onu orman gibiye çekmiş. partneri için bu durum bir itiş anlamını taşıyorken, o orman gibiyi aksine çekiş gücü olarak görmüş. baltası elinde, ormana girip sıhhat bulmak istemiş. doğanın pınarına, kaynağına ilişip, onun koynunda ısınmak, belki muson yağmuru altında ıslanmak istemiş. herkes kendi mutabıklığından asılıyorsa, uyumu ancak kendi içimizde arasak iyi ederiz.

    saramago, todos os nomes'te "âlim onu süsleyen itidâlle âlimdir" deyişini anımsatıyor, don jose'nin durumundan bahsederken; sözlük yazarı da öyle olmalı.

hesabın var mı? giriş yap