şükela:  tümü | bugün soru sor
  • extremely wicked, shockingly evil and vile'ı beklerken yaşlandığım, onun yerine üç saatlik televizyon filmi the deliberate stranger'ı izleyerek ted bundy konusuna iyice vakıf olduğum günlerde karşıma çıkan belgesel. joe berlinger, yemiyor içmiyor, ted bundy sıçıyor şu sıralar. extremely wicked'e ait tek bir fragman bile yayınlamamışken "film çıkana kadar bununla idare ediverin" deyu önümüze belgesel atmış. halk, bu oyunlara gelmez. zac efron kaslısından nasıl bir ted bundy çıkaracaklar, çok merak ediyorum...

    evvela, the deliberate stranger'da yönetmen herhangi bir taraf tutmadan, direkt konuyu anlatıyordu. mark harmon, ted bundy'nin o ürkütücülüğünü başarılı bir şekilde vermişti. olaylar, ted ile elizabeth'in birlikte olduğu zamanlardan başlıyordu. ted bundy, vosvos'uyla göl kenarına gidip "uzun, koyu ve ortadan ayrılmış saçlı" kadınları gözüne kestiriyor ve alçılı, sözde kırık kolunu gösterip acındırma numarası yapıyordu.

    ted bundy'nin elinden kurtulan bir kadının röportajını dinlemiştim. kadın, 70'lerde üniversite öğrencisiymiş. saatlerce, soğuğun altında otobüs beklerken ted bundy, arabasıyla durağa yaklaşıp kadına "sizi, gideceğiniz yere kadar bırakayım" demiş. kadın, arabaya binmiş. bir müddet yol gittikten sonra kadın, kafasındaki bereyi çıkarmış. kadının saçlarının kısa olduğunu fark eden ted bundy, ölüm tehditlerine, bağırış çığırışlarına rağmen arabayı sağa çekip kadının gitmesine izin vermiş.

    ted bundy, eski sevgilisine benzeyen kadınları seçmiş hep. kısa saçlı kadını bırakması bu yüzden. söylediklerine göre, bir çeşit açlık çekiyor ve o kadınları öldürdüğü zaman, açlığını dindirebileceğine inanıyormuş. bence, bahsettiği açlık, aşağılık kompleksinden başka bir şey değil. röportajlarında, çocukken çok fazla arkadaşının olduğunu söylüyor. halbuki, silik bir tipmiş, arkadaşı markadaşı yokmuş, sallıyor gebeş. lise ve üniversitede de aynı durum devam etmiş. ilk kız arkadaşının zenginlik ve başarısının altında ezilmiş. kendini çok zeki, başarılı görse de düz bir bölümden, sıradan bir ortalamayla mezun olmuş. sonra da ikinci öğretim hukuk kazanmış. arkadaş, yıllarca ne yaladınız şu adamı yav. neymiş, çok zekiymiş, aman allah'ım başarılıymış, hukuk okumuş, öfff yalarun. hee, bir de üzerinize afiyet yakışıklıymış. ulan, illa zekadan bahsedecekseniz, edmund kemper var, iq'su senden benden yüksek. ayrıca, yakışıklı görmesek...

    otuzdan fazla kadın öldürdüğü düşünülen bir puştun, her fırsatta ne kadar yakışıklı ve zeki olduğundan bahsetmek, öldürülen, tecavüz edilen gencecik kadınlara hakarettir. film mi çekiyorsunuz, neyin zekisi? adam cumhuriyetçi. ayrıca, sendika, boykot, grev karşıtı, muhafazakar. öldürmeyi planladığı kadınlara yaklaşırken, kendi adını kullanıp yakayı ele verecek kadar sığır. "meraba, ben ted" nedir? git, abdül de, hans de, canıtın de, neden ismini kullanıyorsun? çok zekiymiş yav aklım durdu.

    hayatım boyunca iki kez otostop çektim. birinde, otogara zibilyon km uzaklıkta olan bir yazlıktaydık ve herkes otostopta karar kıldığı için çıkıntılık yapamadım. çıkıntılık yapsam da bir şey değişmezdi, tek başıma kalırdım. diğerinde de yürümek istememize rağmen ısrarla "yaa yürümeyin oraya kadar:)))" diyen, çocuklu bir annenin arabasına bindik erkek arkadaşımla. ne otostop, ne de otostop muhabbeti çekmeyi severim. insanlar, "yea abi istanbul'dan çin'e otobüsle gittik" dediklerinde, aklıma gelen ilk şey "iyi bari, ölmemişsiniz" oluyor. "tnetennba yaaa, abartma, çok film izliosun:)))" siktir git köpeğin soyu ajdjdjdd. gerçek hayata dön. ne otostopu?! bakın yine durduk yere sinirlendim. yabancı arabalara binmesenize. bunlar hep "bize bi şey olmaz" rahatlığından geliyor. anlaşma mı imzalıyorsunuz, neden size bi şey olmasın? siz kimsiniz? bu ne rahatlık? yeterin.

    adam, akıllı biri olsa, gündüz vakti insan içinde, bir ona bir buna gidip "meraba ben ted, kolum kırık yardımcı olur musunuz" demez. görgü tanıkları, hem arabanın modelini, hem adamın ismini vermişler. allah'ın malı, soyadını da söyleseydin bari. bir de sevgilisiyle birlikte yaşadığı evde, kadın iç çamaşırlarıyla dolu çanta bırakmış. daha ne yapsaymış, ben anlamadım.

    70'li yıllarda seri katil tanımının ortaya çıkmasındaki temel neden, teknolojinin yetersizliği. ne dna testi var, ne de kıldan tüyden yüzde yüz sonuç alabiliyorlar. eğer cesetler tanınmayacak halde bulunursa, işlemler iyice uzuyor. farklı eyaletlerde işlenen cinayetler de aradaki beceriksizlik ve kopukluk yüzünden birbiriyle ilişkilendirilemiyor.

    netflix türkiye, lütfen yrk krk dizileri bırak da suç belgesellerine ağırlık ver.
  • seri katil (bkz: ted bundy) nin bir gazeteciyle yaptığı itirafımsı röportaj kasetlerinden derlenmiş, yakalanma, tutuklanma ve idam süreçlerinin işlendiği netfix belgeseli.
  • türkçesi bir katilin ifadeleri ted bundy olan netflix'in yeni belgesel serisi. ted bundy'nin idam edildiği tarih 24 ocak olduğu için netflix cuma günü yerine perşembe günü yayınladı bu belgeseli.
  • ted bundy' nin dikkatini cekmek icin mahkemeye, onun takintili oldugu kadin gibi gorunmeye calisip gelen kadinlarin belgeseli de ayri cekilir umarim.
  • --- spoiler ---

    türkçesiyle "bir katilin ifadeleri ted bundy", 2019 abd yapımı ve joe berlinger'in hazırladığı ve yönettiği belgesel dizi. film, tanınmış seri katil ted bundy'nin hikâyesini ve kendisiyle yapılan röportajları derleyerek, insan doğasına dair ilginç çıkarımlar yapmayı amaçlamaktadır. belgeselde, bundy'nin kurbanlarının yakınlarıyla yapılan mülakatlara da yer verilmiştir. ayrıca yapımcı firma olan netflix, izleyicilerini bu belgeseli yalnız izlememeleri konusunda uyarmış. şimdilik dört bölümü yayınlanan belgesel dizinin sona erdiği düşünülüyor. son olarak, yapımın imdb.com puanı 8,1/10.

    netlix resmi sitesi - https://www.netflix.com/tr/title/80226612

    imdb.com - https://www.imdb.com/title/tt9425132/

    wikipedia - https://en.wikipedia.org/…ller:_the_ted_bundy_tapes

    trailer - https://www.youtube.com/watch?v=n1ujgrnrcvi

    --- spoiler ---
  • cok ama cok etkileyici bir belgesel. izledikten sonra nahos bir tat birakiyor izleyende.

    ted bundy'nin alcak bir sapik oldugunu biliyordum ama bu kadar -tanimlayacak sozcuk bulamiyorum- mide bulandiran bir varlik oldugunu bilmiyordum.

    ruh halinizin olumsuz etkilenmeyeceginden eminseniz buyrun izleyin, basarili bir yapim.
  • elektrikli sandalyede idam edilmesinin 30. yıl dönümü olan 24 ocak 2019'da yayımlanan, tarihin görüp görebileceği en sadist, en puşt seri katillerden biri olan ted bundy'nin, insanlık adına sürdüğü lekenin iğrençliklerinin anlatıldığı, 4 bölümden oluşan, çok başarılı bir netflix yapımı belgesel. gördüğüm gibi izlemeye başladım ve hiç ara vermeden, soluksuz izledim. insanın içi ürperiyor ama o döneme tanıklık eden birçok insanla yapılan röportajlar, gerçek görüntüler ve ses kayıtları belgeseli son derece çarpıcı, etkileyici ve sürükleyici kılmış.

    abd'de yaşayan her 3 kişiden birinin, mutlaka amerikan tv kanallarından birine çıktığına yönelik okuduğum istatistiği düşündüğümde, aslında ellerindeki arşivin ne kadar güçlü ve önemli olduğunu anladım. koca bir cevher var ellerinde, herhalde bizde bunun benzeri trt arşivi olabilir. işte, bu tür tarihi kayıtların olması 30-40 sene sonra bile, böyle muhteşem belgesellerin yapılmasına ön ayak oluyor.

    seri katillerin, suç ve suçlunun anlatıldığı yapımlara özel bir ilgi duyduğumu itiraf etmem lazım. fakat bundan asla zevk almadım, oradaki suçlulara asla hayranlık duymadım. bu tür yapımlarda, beni yalnızca insan psikolojisi büyülüyor. bir beynin ne kadar karmaşık, ne kadar bozulmuş ve ne kadar tehlikeli olabileceğini düşündüğümde aslında tüm burada öğrendiğim verileri, günlük hayatımda kullanılabilir pratik bilgilere dönüştürmeye çalışıyorum. bu zamana kadar da bir hayli işime yaradığını söyleyebilirim.

    türkiye'de bir yılda tüketilen antidepresanın 41 milyon olduğu göz önüne alındığında, bir de hiç ruh ve sinir hastalıklarına başvurmamış ve tedavi edilmemiş insan sayısını düşündüğünüzde, aslında çok tehlikeli bir ülkede yaşadığımızın farkında olmamız lazım. artan cinayet, tecavüz, kadına yönelik şiddet, taciz ve psikolojik şiddet göz önüne alındığında, bir psikopatı gördüğümüzde tanıyabilecek ya da bir şekilde kendimizi koruyup, uzaklaşabilecek kadar veri toplamaya yarayacak bilgilere sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum. en azından bize fiziksel ya da psikolojik olarak yakın olabilecek kişileri, yeterli süre geçtikten sonra hayatımıza almamız bence hayati bir öneme sahip. bu belgeseller sayesinde, ruh hastası erkekler konusunda da artık isabetli gözlemler yapabildiğimi fark ettim.

    şimdi, bu ted bundy ibnesine gelelim. daha önce tabii ki ismini duydum, kendisiyle ilgili de çokça bilgiye sahiptim. şimdi burada izlediğim hayat hikayesinin, öğrendiklerimin de benim tahminlerimle örtüşmesi beni bir nevi mutlu etti. bu konuda yeterli bilgiye sahip olmuşum demek ki. ted bundy'nin özellikleri de bizi şaşırtmıyor aslında: bir sosyopat, kibirli ama bu kibri aşağılık psikolojisinden kaynaklanan, asla düşündüğü kadar zeki olmayan, kendisinin de bir ruh hastası olduğunu asla kabul etmeyen, kendini tekrarlayan kurban profili ve cinayet stiline sahip, klasik bir seri katil profili çiziyor.

    --- spoiler ---

    belgeselde bu herifle ilgili çok bilinen ama gösterilmeyen ya da ayrıntıya girilmeyen konular var. bu herifin babası bilinmiyor. annesi hamile kalıyor, önce bunu bir yere vermeye kalkıyor ama kadının babası philadelphia'ya gelmelerini ve onunla yaşamalarını söylüyor. kadın da gidiyor. ted, anneannesi ve babaannesi tarafından evlat edinilmiş olduğunu ve annesinin de kız kardeşi olduğununu düşünerek büyüyor. daha sonra ergenlik döneminde doğum belgesini bulması, ablası zannettiği kadının annesi olduğunu öğrenmesi ve baba kısmında da "bilinmiyor" yazısını görmesi hayatının en büyük dönüm noktası oluyor. en büyük küfürlerden biri olan ve o dönemlerde aşırı derecede hassas bir konu olan "son of a bitch" durumundan dolayı bu olay, onun hayatında çok acı bir deneyim ve haliyle büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. bu, hayatındaki en büyük travma diyebiliriz. ayrıca, dedesi şiddete eğilimli, katı bir herif. fakat yine de onun için bir baba figürü değil çünkü babasının kim olduğunu bilmiyor. daha sonra annesi başka bir adamla evleniyor ve ted, o herifin soyadını alıyor. fakat büyürken, kesin olarak fiziksel ve psikolojik şiddete uğramış diyebiliriz. öğrendiği en iyi dilin de şiddet olması bu yüzden.

    çoğu seri katilde görüldüğü üzere, anne ya da baba figüründeki eksiklik ve bundan doğan travma onun şiddete eğilimli ve huzursuz bir çocuk olarak büyümesine neden oluyor. aynı zamanda, sosyal zekası da düşük. üniversiteye gidene kadar herkesin soğuk, utangaç, içine kapanık diye bildiği bir herif. insanlarla nasıl iyi geçinebileceği konusunda hiçbir fikri yok. hatta bir röportajında "insanların neden birbirleriyle arkadaş olmak istediğini bilmiyorum, bir insanı diğeri için çekici kılan şey nedir bilmiyorum, sosyal etkileşimi ne sağlar bilmiyorum." demiş.

    çocukluk dönemlerinde tuzak kurup, küçük kız çocuklarının o tuzaklara yakalanması ise en büyük zevki. belgeselde yine bahsedilmiyor ama ted daha 14 yaşındayken onların bölgesinde 8 yaşında bir kız çocuğu kayboluyor. hiçbir zaman kanıtlanamıyor ama birçok uzmana göre bu, ted'in ilk cinayeti. ayrıca, kabul edilen ilk cinayeti lynda ann healy'den önce, 18 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin açık olan penceresinden girip, kadını beyninde kalıcı hasar oluşana kadar levyeyle dövüyor. ilk cinayetini bu olaylardan sonra işliyor.

    üniversiteye gittiği dönemde, varlıklı bir ailenin kızı olan, akıllı ve güzel diane edwards isimli bir sevgili yapıyor. hatta evliliğe gidecek bu ilişkide ted'in tutku eksikliğinden ve olgunlaşmadığından dolayı kadın bundan ayrılıyor. bu da ne yazık ki, onun daha sonraki yıllarda işleyeceği cinayetlerde bu kadına benzer kurbanlar seçmesine yol açıyor: siyah saçlı, saçını ortadan ayıran, genç, güzel ve beyaz kadınlar. aslında bu, herifin cinayet nedenlerinden en önemlisi: erkekliğindeki sorunlar ve hayatındaki kadının ondan birçok konuda üstün olmasından dolayı oluşan aşağılık hissi. seri katillerdeki kontrol ve üstünlük kurma çabası tam da bundan kaynaklanıyor. ölü bir kadın, sizin erkekliğinizi ölçemez. nekrofili olayı bu yüzden. ayrıca, canlıyken üzerinde oluşturamadığınız üstünlüğü ancak şiddetle oluşturabilirsiniz. ted ibnesi de aynen bunu yapıyor.

    belgeselde, sık sık öldürdüğü güzeller güzeli kızların fotoğrafları gösteriliyor. bunları gördükçe öyle kötü hissediyorsunuz ki. bu kızların hepsi güzel ve akıllıydı. sosyallerdi, çok yönlülerdi ve gelecekleri parlaktı. ted bundy gibi bir bok torbasının, birçok kişinin hayatına olumlu bir şekilde etki edebilecek bu kadınların hayatını yok etme hakkını kendinde bulması ise, insanlığın gördüğü en büyük kötülüklerden biri bence. kim bilir tüm o kadınlar nerelere gelecekti. hepsi birer aile kuracaklardı belki. topluma yararlı çocuklar doğuracaklardı. bir insanın yaşama hakkını elinden almak zaten yeterince kötüyken, bir de diğer birçok insanın hayatındaki dinamikleri etkiliyor bu tür şeyler. gerçekten korkunç. kendi 18 yaşımı düşündüm. o dönemde biri hayatımı almış olsa, 28 yaşıma kadar yaşadığım tüm o 10 senelik dönemde kaçıracaklarım geldi aklıma ve ürperdim. çok üzüldüm çok. kim bilir ne acılar çektiler, ne düşündüler, ne hissettiler... ölmenin en kötü hallerinden biri. üzerinde düşünmek bile acı veriyor.

    ayrıca bu ibne, üniversite dönemlerinde birçok part-time ya da gönüllü işte çalışıyor. intihar hattında, telefonda danışmanlık yapmak da bunlardan biri. bu da belgeselde gösterilmedi. daha sonra cumhuriyetçilerin seattle'daki ofisinde çalışıyor. cumhuriyetçi olması şaşırtmadı tabii. rol yapabileceği, istediği kadar yalan söyleyebileceği siyasete yönelmesi, onun içindeki pisliği gizleyebildiğini düşündüğü mükemmel bir alan. bunun birçok örneğini, içinden lağım akan yurdum siyasetçilerinde de görebilirsiniz.

    o dönemdeki gelişmemiş bilgi ve haber ağı, adli tıbbın yine o dönemde henüz bilinmeyen dna çözümlemesi gibi bir avantaja sahip olmaması vs. bu herifin işini kolaylaştırıyor. bu yüzden uzun süre yakalanamıyor, hatta yakalandığında da bir trafik çevirmesine yakalanmış olması bu yüzden. bir süre sonra kaybolan kızların cesetleri bulunuyor. ted bundy'nin, kurbanlarını öldürdükten sonra onları açık alanda, hayvanların cesetlerini parçalayabileceği bir şekilde bırakması onun bu kadınları değersiz gördüğünü, hayatları konusunda hiçbir vicdan azabı ve pişmanlık hissetmediğini gösteriyor. bunu yapması, bir nevi onları aşağılamaya devam etmesi. ayrıca, belgeselin sonunda bahsettiği pornografi olgusu önemli. porno, birçok insanın hayatında yeri olan bir şey. herkesi de seri katile dönüştürmüyor, çünkü burada önemli olan hangi tür fantezilerin kişilerin hoşuna gittiği. ted de, ergenlik döneminde şiddete dayalı, sadist pornolardan zevk alan bir puşt. çoğu seri katil de aynı profili çiziyor. evde baskın bir annenin olması ve baba figürünün yokluğu, onlarda kadınlardan iğrenme, onlardan alamadıkları ilgi sonucu, onlardan nefret etme ve bu yüzden onları cezalandırma hissine yol açıyor. kadınlardan nefret etmeleri de bu yüzden. hatta bana göre ted de annesini bir orospu olarak gördüğünden dolayı ondan nefret ediyordu, çünkü babası belli değildi.

    mindhunter dizisine hayran biri olarak, burada da o diziyle ilgili şeyler görmek beni mutlu etti. 1970'lerde seri katiller hakkında profil oluşturan fbi araştırma ekibi bununla da görüşmüş. bu da yardımcı olmuş onlara, çünkü ibne spot ışıklarını seviyor. insanlarda zeki ve kültürlü biri olduğuna dair bir izlenim bırakmak istiyor. belgeselde de bu herifin zeki olduğunu söyleyen bir sürü insan vardı ama, lütfen. bu herif kesinlikle zeki falan değil. sosyal zekası falan da yüksek değil, insanlarla da iyi anlaşamıyor. hatta birçok insanı aşırı derecede gıcık edip, sabır taşlarını çatlattığına dair görüntüleri direkt izledik.

    suçlarıyla ilgili yaptığı aptalca birçok hata da kendisinin düşündüğü kadar zeki olmadığını gösteriyor. kendi dünyasında "avlanmaya" çıktığı zamanlarda gerçek ismini kullanması, kendi ölüm kararıyla ilgili davasını sabote etmesi, durmadan daha da dibe batması onun gerçek anlamda bir psikopat, bir narsisist ve dengesiz biri olduğunu çok net olarak kanıtlıyor. özellikle belgeselde yer alan video kayıtlarında tam bir ruh hastası olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. bilmiyorum, belki de biz 1970'e nazaran, insan psikolojisi, fizyolojisi ve suça eğilim hakkında çok daha fazla bilgiye sahip olunan bir çağda yaşadığımızdandır.

    kim ne derse desin, bu herifi gördüğüm an, bu herifin arızalı olduğunu ben rahatlıkla anlayabiliyorum. onun seri katil olduğunu bilmemin ise bunda hiçbir etkisi yok. çünkü herif şu ruh hastası özelliklerin hepsini taşıyor: ilgi manyağı, ukala, dengesiz ve içgüdüsel davranıyor. suratında eksik olmayan iğrenç bir sırıtış ve küçümseyici bir tavır var. kendini gerçek ya da doğru olmayan bir düzeyde beğeniyor, düşündüğü kadar zeki ya da çekici değil. özellikle belgeselde geçen şu olay bundan emin olmamı sağladı: bu, ilk tutuklandığında bir gardiyan ona diğer mahkumlara davrandığı gibi davranıyor ve bu onu tam anlamıyla delirtiyor. işte bu: "nasıl ya? siz benim gibi yüce bir insana nasıl olur da diğerleriyle aynı davranırsınız?" düşüncesi, bu ilgi manyaklığını ve aşağılık kompleksinden doğan kibrini gösteriyor. gerçek dünyada, onun ait olduğu yeri ve değeri gösterdiğinizde kafayı yemesi bu yüzden.

    onunla yapılan röportajlarda gözlerinin izlediği güzergah ise hiç de normal değil. aynı charles manson deliliğinde bakıyor. uzun süre göz teması kurmaktan kaçınıyor. özellikle yalan söylerken göz teması kuruyor. insanların yalan söylerken başka yerlere baktığı miti yalandır, belki duymuşsunuzdur. insanlar, yalan söylerken karşılarındaki insana bakarlar ki, yalanlarına inanıldığını görsünler. kendisiyle röportaj yapılırken ise aldığı keyif, mutluluk ve tatmin davranışı da psikopatlığıyla örtüşüyor. bu tür seri katiller ilgi odağı olmak istiyorlar. insanlar, isterlerse arkalarından binbir küfür savursunlar, kötü bir şöhretleri olsun, onlar için önemli değil. önemli olan bir isim bırakmaları, insanların onları tanıması ve bir şekilde tarihte yer etmeleri. ne ya da nasıl olduğunu zerre umursamıyorlar.

    yine röportajlarda mikro mimiklerini saklayamıyor. ona suçlarıyla ilgili bir soru sorulduğunda dişlerini sıkması, dudaklarını yalayıp, ağzını sıkıca kapatması, bunlara gülmesi hatta küçümser bir tavır sergilemesi de onu çok kolay ele veriyor. içindeki şiddeti başarısızca saklamaya çalışıyor. işte, tipik bir seri katil tavrı: dünyadan ve diğer insanlardan nefret ediyorlar. en iyi konuştukları dil şiddet, aşağılık psikolojileri olduğu için de her zaman kendilerini güçlü ve üstün hissetmek istiyorlar. bu yüzden diğer kişileri ve olayları küçümseme, bunlarla dalga geçme davranışına yöneliyorlar. o hastalıklı psikolojilerini kontrol altına alabilmenin tek yolu bu çünkü.

    davalarında avukatlarını siklemeyip, "ben hukuk okudum oluumm" diye kendini savunmasını kendisinin yapmaya kalkışması ise onun bu kontrol güdüsünün bir sonucu. davanın gidişatına yön vermek istiyor. davanın sonucu onun idamı olsun ya da olmasın, idamı aldıran kişinin de kendisinin olmasını istiyor. çünkü ona göre o, tüm insanları manipüle edebilir ve kendi istediği sonuçlar için yönlendirebilir. gördü ebesininkini işte. ayrıca, davalarında, öldürdüğü kadının odasına ilk giren polisi sorgularken üst üste olay mahallinde ne gördüğünü defalarca sorması ve tüm ayrıntılarıyla anlatmasına teşvik etmesi ise, yaşadığı fantezinin hâlâ devam ettiğini, bunu işlerken aldığı zevki, anlatılırken de yaşadığını gösteriyor.

    peki diğer insanların onu cana yakın, kibar, konuşkan olarak tanımlaması ne? işte bu da, klasik bir psikopat özelliği. yıllar geçtikçe uzmanlaştıkları bir alan. kendi bencil ihtiyaçlarını doyurmak için cazibe, manipülasyon, sindirme tekniklerine başvurup, bu konuda uzmanlaşıyorlar. aldatıcı tavırlara sahip olabilmeleri tam da bu yüzden. peki ya hayranları ya da aynı onun gibi psikopat olan ve onun ölmesini isteyen düşmanları? gelelim:

    çok şükür bugün de, bu amerikalıların ne kadar ruh hastası olduğunu yine, yeniden gördüğüm bir yapım izledim. herifin idam günü var. idamla ilgili belgesel: "idam, toplumun intikamıdır. dişe diş, kana kan demesidir" diyordu, doğru. bu herifin ölmesi gerektiğine ona hayran olan başka ruh hastaları dışında kimse karşı çıkmıyor zaten. fakat bu heriften nefret eden, fanatik bir kalabalık n'apıyor: ellerinde meşaleler, pankartlar, bir sürü "yanaçaaksııın teedd, oturmaz mısın teddd, cehenneme kadar yolun var ted" yazılı tişörtlerle hapishanenin dışında eğlenip, parti yapıyorlar. içip içip herifin idam edilmesini bekliyorlar. tamam, bu herifin gebertilmesi tüm insanlık için güzel bir olay, memnun olunmalı. fakat 32 diş göstere göstere orta çağ giyotin idamını izleyen köylüler gibi davranmak da bir davranış bozukluğu bence ve kurbanların hepsine birer saygısızlık. açıkçası, belgeselin sonunda tüm vücudum gerilmiş bir şekilde, ölen gencecik, güzel kızlar için gözyaşı döktüm. gerçekten o kızlara bir saygı duyup, hayatlarını önemsemiş olsalardı, orada sessizce gözyaşı döker ve kurbanlar için bir saygı duruşu ya da anma gerçekleştirirlerdi. bu herifin ölümüne sevinmelerine bir şey demiyorum, sevinilecek bir şey ama bu taşkınlık, kurbanlara ve onların ailelerine yapılan bir saygısızlıktan başka bir şey değil.

    peki buna hayran olan orospulara ne demeli? ted bundy'den zerre farkları yok. mahkeme çıkışında ona hayran olup duruşmayı izlemeye gelen kızlarla röportaj yapılıyor. hepsi de salak salak yorumlar yapıyor. keşke o güzelim kızların yerine bu 70 iq'lu orospular ölseydi, en azından dünya bir şey kaybetmezdi. çünkü bu belgesellerde ne anlatılmaz biliyor musunuz? o kurbanların attığı çığlıklar dinletilmez, olayın tamı tamına gerçek şekliyle olan bir canlandırması ya da gerçek kaydı verilmez, çektikleri acı seyirciye hissettirilemez. canı için çırpınan, bağıran, ağlayan, ölümüne korkmuş ve öldükten sonra sapık bir köpek bokunun tecavüz edip, cesedini başka hayvanlar yesin diye bıraktığı bir kadın gösterilmez size. belki de bu yüzden anlamıyorlar olayın ne kadar büyük bir trajedi olduğunu. sonra mahkeme salonunda bu soytarının performansını izleyip "aaa hiyrinim ini, bizin bir sinriki bin ilibilir miyim dişiniyirim" diye sırıta sırıta anlatılmaz. bu kelimenin tam anlamıyla aşağılık bir mikrop olmaktır ve karakter olarak ted bundy gibi suratına bile sıçılmayacak kadar iğrenç biri olmaktır.

    daha sonra onunla evlenip, onun bozuk genlerini gelecek nesillere taşıyan ruh hastası diğer orospuya diyecek laf bulamıyorum zaten. carole ann boone isimli bu kancık, zaten bununla 1980-1986 yılları arasında evli kalıyor ve daha sonra soyadını değiştirip, başka bir yere taşınıyor. bir de bu ruh hastasından çocuk yapıp iyi bok yemiş. o çocuk babasının kim olduğunu biliyor. ayrıca onun bozuk genlerini taşıyor. onda da bir araz çıkarsa şaşırmam. ne gerek vardı böyle birini dünyaya getirmeye?

    hayran ünlülere gelelim şimdi de. yaptıkları müziği çok sevdiğim korn grubunun solisti jonathan davis'in sahip olduğu seri katil koleksiyonunu belki duymuşsunuzdur. bu herif de anne ve baba konusunda talihsiz aslında, ikisinden de nefret ediyor ve bunu şarkılarına da yansıtıyor. kendisi, en azından öfkesini müzikle çıkarıyor ama seri katillerin objelerinden koleksiyon yapmak nedir arkadaş? ted bundy'nin sahip olduğu kahverengi vosvos'u bu herif satın almıştı. fakat daha sonra "bu nesneler benim evime olumsuz enerji yüklüyüür, çocuklarım var bu evde" diye vazgeçmiş. ölen kızların ailelerini düşünüp imana gelmiş. neyse, buna da şükür: link

    ilk yakalandığında utah'ta polis çevirmesine takılıyor. polisin çağrısına cevap vermeme ve polisin işini yapmasını engelleme gibi olaylardan içeri alınıyor. bundan kısa bir süre önce orada gerçekleşen bir insan kaçırma olayı var. ted bundy kızın birini kaçırıp öldürmeye yeltenmişken, kız bunun elinden kurtuluyor. bunun bagajında da yüz maskesi, kelepçe vb. bir sürü garip eşya bulunduktan sonra polis bundan şüpheleniyor. kızı çağırıyorlar, kız da bunu hemen tanıyor. ondan sonra insan kaçırma suçundan 15 yıl hapis cezası alıyor. yalnız bu ted bundy'nin elinden kaçan karıya gıcık oldum, söylemem lazım. kusura bakmayın da, böylesine travmatik bir olayı o kadar monoton, duygusuz ve önemsiz bir şekilde anlatıyor ki. sanki başkası yaşamış bunu ama bu anlatıyormuş gibi. bu karıda da değişik bir sorun var ama anlamadım.

    daha sonra, diğer şehirlerde işlediği suçlarda da şüpheli olarak görülüyor ve aspen'de işlenmiş bir cinayet olayından dolayı colorado'daki hapishaneye sevk ediliyor. fakat mahkemeye çıkmadan önce bunun kütüphanede kitap bakmasına, hiçbir güvenlik önlemi olmadan izin verildiği için, bulunduğu binanın ikinci katından atlayıp kaçıyor. iki bileği de incindiği için, çok uzağa gidemiyor. bir hafta kadar oraya çok da uzak olmayan bir dağda ve bir dağ evinde saklandıktan sonra, acıkıyor, fiziki olarak güçsüzleşiyor ve risk almaya karar veriyor. şehir merkezine inip, bir araba çalıyor. o sırada da şehir alarm durumunda olduğu için, tüm arabaların içine bakılıyor ve bu yakalanıyor. daha sonra bir hücreye yerleştiriliyor. bir haftada 11 kilo vererek 65 kiloya düşüp, hücresinde açtığı bir delikten kaçmayı başardığında ise, bu ne yazık ki, işleyeceği son 3 cinayete ve iki cinayet teşebbüsüne yol açıyor. soruşturmalar başlıyor, "bir adam iki kez nasıl hapisten kaçar" vs. deniliyor ama giden gitmiş. bir de ibne daireler çizerek zıt bir güzergaha gidiyor. son durağı florida oluyor.

    en son ve en kötü cinayetine gelelim: 12 yaşındaki, güzeller güzeli bir kız çocuğu olan, kimberly leach'i kaçırıyor ve öldürüyor. florida'da işlediği bu cinayetten önce iki genç kızı da öldürüyor. zaten burada işlediği cinayetlerden sonra, henüz bunları onun yaptığı ortaya çıkmamışken; çalıntı bir arabayla, çalınmış kredi kartlarıyla ve sahte kimlikle yakalanıyor. uzun süre kim olduğunu söylemiyor. diğer eyaletlerle de iletişim kötü. kimse bunun katil olduğunu bilmiyor. fakat yargıç, iyi ki "daha kim olduğunu bile bilmediğim kişiyi kefaletle serbest bırakamam." diyor ve bunu bırakmıyor. sonra, eski sevgilisini telefonla arama hakkı karşılığında kim olduğunu söyleyeceğini söylüyor. sonrası malum: bütün pislikleri sırayla ortaya çıkıyor. florida'dayken, kız yurdunda öldürdüğü iki genç kız, yaraladığı diğer iki genç kız ve öldürdüğü 12 yaşındaki çocuğun cinayetiyle ilgili fiziksel kanıtlar ortaya çıktıktan sonra, iki ayrı dava açılıyor. genç kızların derisinin üzerinde diş izleri var. bir gün bu ibneyi hücresinden çıkarıp dişçiye götürüyorlar. önce kafayı yiyor, sonra diş ölçülerinin alınmasına izin veriyor. tabii ki bu, duruşmada bir kanıt olarak kullanılıyor. kimberly'yi kaçırdığı minibüsten de kan, doku ve iplik örnekleri alınıp, bunlar onunla ilişkilendirip kanıtlandığında, iki davadan da iki ayrı idam cezası alıyor.

    12 yaşındaki kimberly leach'in davasını kovuşturan savcı ise vicdan sahibi bir adam. kızın cesedini bulduklarında: "ergenliğimden beri hiç ağlamamıştım ve o akıllı, zeki, uyumlu kızın cesedini gördüğümde ağladım" demesi beni yıktı geçti. çocuk ölümlerini kalbim kaldıramıyor. içim parçalanıyor. ama o kız için, bu puştun ikinci idam alması güzel bir dava sonucuydu. keşke 30 kurbanın her biri için idam cezası verebilselerdi. zaten bu ruh hastasının ölmesindeki tek kötü durum bunun yalnızca bir kez gerçekleşebiliyor olması. kurbanlarına yaşattığı her acıyı defalarca yaşayabilseydi keşke.

    bilinen 30 cinayeti var, bunlardan yalnızca bir kısmının kimliği biliniyor. ölümünden bir gün öncesine kadar hep suçlarını inkar ediyor. bir gün bir polis memuruna ise "benim yaptığımı söylediğiniz o suçların sahibini bulduğunuzda 6 ayrı eyalette, üç haneli bir sayıda cinayetle karşılaşacaksınız" demesi ise bence en önemli konulardan biriydi. bu cevapsız bırakıldı. hâlâ daha bazı kurbanlarının cesetlerinin bulunamamış olması belki de bunun doğru olabileceğine yönelik şüpheyi artırıyor. ayrıca, öldürdüğü kızların sayısını ya da isimlerini hatırlamaması onlara hiç önem vermediğini ve gerçekten tam psikopat olduğunu gösteriyor. bok torbası.

    --- spoiler ---

    peki ben bu tür yapımları izleye izleye neler öğrendim? bir tür psikopat, sosyopat ya da birkaç psikolojik sorunu olan herkes seri katil olmuyor ama kesinlikle uzak durmanız gereken tipler. insanların beden dilini okuyabilirsiniz, seçtikleri kelimeleri analiz ederek asıl düşüncelerini fark edebilirsiniz, davranışlarını gözlemleyerek bunların getirebileceği tehlikeleri önceden görebilirsiniz. kendimce edindiğim çıkarımlar:

    1. öz güven kötü bir şey değildir fakat kendini beğenmişlik kötü bir şeydir. bu ikisini ayırmayı bilmek gerekiyor. bu herif kendini beğenmiş, ukala ve kibirli biri. hayatta kayda değer bir başarısı yok. ama buna rağmen, işlediği cinayetlerin de ona verdiği güvenle birlikte, kendisinin zeki, yetenekli ve bilgili olduğuna inanıyor. durmadan kütüphaneye gitmesi, sürekli hücrede kitap okuyamadığından bahsetmesi, ellerinde bir sürü dosyayla mahkeme salonuna girmesi vs. "bakın ben ne kadar bilgiliyim, ne kadar önemli bir insanım" mesajı resmen. komik. böyle tipleri toplumda sürekli görürsünüz. hiçbir şey değildir ama onu entelektüel gösterecek küçücük bir şeye kalkışır ve bunu herkesin gözüne sokmaya çalışır. küçük bir çocuk gibi.

    2. erkekler için cinsel anlamda güçlü ve başarılı olmak çok önemli, hassas ve kritik bir konudur. eğer bir erkek bu konuda başarısız diye tabir edilen bir yapıdaysa, yani cinsel performansı düşükse ya da fiziksel olarak küçük bir penise, adolf hitler gibi tek taşağa sahipse, bunun kesinlikle onların üzerinde büyük bir etki bıraktığı kesin. güçsüz hissediyorlar, aşağılık psikolojisi de buradan geliyor. kadınların onları yargılayacağını, onları küçümseyeceğini ve onlar için yeterli olmadıklarını düşünüyorlar ve bu bir nevi kadın düşmanlığına yol açıyor. aynı zamanda fiziksel olarak kısa boylu ve cılız yapılı erkeklerde de aynısını gözlemleyebilirsiniz. içlerinde her an dışarı çıkmaya hazır bir öfke olur ve diğer erkeklerle karşılaştırılma söz konusu olduğunda kendilerini kaybederler. kadınlara tavsiyemdir: karşınızdaki erkek kim olursa olsun, sakın erkekliğine laf etmeyin. bu, bir kadına hakaret ve aşağılama amaçlı orospu demek gibi bir şeydir. yüksek derecede öfkeye ve bunun kötü sonuçlarına sebebiyet verebilir.

    3. sürekli bir şeyleri küçümseyen, her şeyi kendisinin doğru bildiğini düşünen ve sürekli her şeyle dalga geçer bir tavır sergileyen insanlardan uzak durun. bu da aşağılık psikolojisinin bir sonucu. normal şartlarda, herhangi bir konuda kendisini aşağılarda hisseden bir kişi, çevresindekilerle kendisini eşitleyebilmek ya da onlara üstünlük sağlayabilmek için küçümseme ve dalga geçme yoluna başvurur. başka türlü bu duygudan kaçışı yoktur çünkü. bu tavır, onlar için bir nevi terapi gibidir ve başkasını ruhsal ya da fiziksel olarak aşağıladıklarında, yine ruhsal veya fiziksel bir haz duyarlar. kesinlikle hayatınızda istemeyeceğiniz türden insanlardır. ama dikkat edin: kötü yönde eleştiriden farklıdır bu. amaç aşağılamaktır.

    4. anne veya baba figürü çok önemli. iyi bir ailede, sevgi içinde büyüyüp, hayatında hiç fiziksel, ruhsal ya da cinsel istismara uğramayıp da suça karışan tek bir kişi yoktur. olamaz da zaten. fakat annesiyle ya da babasıyla olan ilişkisi çok kötü olan kişiler bir şekilde bir psikolojik rahatsızlığa sahip oluyorlar. çünkü anne ve baba her şeydir. en önemli çağlarda, yanında en çok zaman geçirdiğiniz kişilerdir. çocuklar için maddi ve manevi tek sığınaktır. baskın bir anne ya da baba figürü, olmayan bir anne ya da baba figürü birçok davranış bozukluğuna yol açabilir. şimdiki gençler "amaan ailesi o kadar da önemli değil, birlikte ne kadar vakit geçireceğiz ki zaten?" diye düşünse de, birlikte oldukları hatta evlenecekleri kişi o annenin ve babanın çocuğu. bu yüzden onların nasıl insanlar olduğu, onu nasıl yetiştirdikleri ve çocuğun onlar için anlam ve önemli hayati bir konu. tavsiyemdir: annesiyle ilişkisi çok kötü olan bir erkeği asla hayatınıza almayın. çünkü onun annesine olan bakışı, diğer tüm kadınları değerlendirirken onun en büyük referansı oluyor. kadınlara yönelik tüm fikirlerini ve davranışlarını annesi belirliyor. babasıyla olan ilişkisi çok kötü olan erkeklerde ise, erkek olmakla ilgili sorunlar çıkabiliyor. bir ilişkide nasıl davranacağı, nasıl bir koca ya da baba olacağı babasıyla olan ilişkisiyle çok ilgili. bu yüzden iyi bir aile, iyi bir evlat demek. bir erkeği tanımak için onun aile bireylerini nasıl tanımladığına bakabilirsiniz.

    5. bir erkeğin cinsel fantezileri, nelerden zevk aldığı yine onun şiddete eğilimini ve kadınlara olan bakış açısını ortaya çıkarır. onun nelerden zevk aldığını açık bir şekilde konuşmanız ve ortaya çıkarmanız bu yüzden önemli. cinsellik çok güçlü bir güdü. özellikle erkeklerin bugı diyebiliriz. cinsellik söz konusu olduğunda tüm kontrolünü kaybeden bir türden bahsediyoruz. doğası gereği, erkeğin kadın üzerinde uyguladığı baskınlığı doğuruyor ve insanın hayvana en yakın olduğu anlardan biri. bu yüzden, içinde biraz şiddet barındırması normal. fakat bilirsiniz ki, birçok türde porno kategorisi var. saldırdığım alan bdsm değil ama, işin içine işkenceye varan bir şiddetin, kanın ve fiziksel olarak yaralamanın girdiği durumlarda bunun tehlikeli ve uzak durulması gereken bir şey olduğunu söyleyebiliriz. çünkü cinsel fanteziler konusunda şöyle bir durum var: cinsellik, ergenlik zamanında bir emekleme sürecindeyken en küçük şeyler bile sizi tahrik edebilir ve hazza ulaştırabilir. fakat zaman geçtikçe ve yeterli düzeyde bir cinsel deneyim yaşadığınızda artık uyarılmak ve hazza ulaşabilmek için çıtayı yükseltmeniz gerekir. bu da, fantezileriniz konusunda küme dışına çıkmanız demektir. daha edepsiz, daha farklı şeyler düşlersiniz. bazen, gerçek hayatta asla yapmayacağınız şeyleri düşlediğiniz ve öyle hazza ulaştığınız da olur. fakat, bir seri katil beyni, normal bir insan beyninden farklı işler. fiziksel olarak bu; ruh hastası kişilerin amigdalalarının daha küçük olması ya da davranışları etkileyen prefrontal kortekste görülen daha az aktiviteden kaynaklanabilir. örneğin; normal insanların çok azı birini öldürmeyi düşünür. ama normal insanların hiçbiri bir insanı fiziksel olarak yaralayarak, belki onu bıçakla keserek, biçerek cinsel bir haz duymayı hayal eder. bu, yalnızca ve yalnızca beyni tehlikeli ve sakat bir şekilde çalışan kimselerin hayalleridir. o yüzden, böyle fantezileri olan kişiler varsa kaçın oradan.

    6. bir kimsenin neyle övündüğü çok önemli. normalde, bir şeylerle övünmek zaten toplumda pek hoş karşılanmayan bir şeydir. takdir edilecek bir özelliğiniz varsa zaten, bunu diğer insanlar fark ederler ve eğer sizi seviyorlarsa bunu size bir takım iltifatlarla süsleyerek söylerler. övünmeniz anlamsız yani. fakat, kendiyle ilgili övünülecek bir şey olup olmadığını her insan bilir. bir insanı en iyi kendi tanıyabilir. bir kişi ise, toplumsal kural ve normlardan nasıl dışarı çıktığıyla övünüyorsa, bunu da sık sık dile getiriyorsa o insanı hayatınızdan çıkarın. örnek veriyorum: "abiciiim, ne içtik o gün yaaa. bir de ben o kafayla araba kullandım. sonra girdik bir kulübee, 5 tane karı götürmüşüz, sabah bi uyandım bunlar kim dedim yaaa, ahahahahha. polisi de şöyle atlattık bunu yaptık, ettik..." üfff... ne kadar saçma sapan, çocukça şeyler değil mi? kişilerin kanunları nasıl çiğnediğiyle övünmesi bir ruh hastalığıdır. "bak ben neleri başarabiliyorum" demektir. övünülecek bir şey değildir bu. özellikle "yaa güzelim, biliyor musun? aklına gelebilecek her ortama girip çıktım ben yaa" diyen bir erkek görürseniz, koşarak uzaklaşın oradan çünkü bir geri zekalıyla karşı karşıyasınız.

    7. alkolizm ve uyuşturucu. hayatınıza giren insanların ağzıyla içtiğinden emin olun ve rica ediyorum uyuşturucu kullanılan yerlerde bulunmayın, bunu kullanan kişilerle de dostluk kurmayın. i am a killer diye bir belgesel izledim. idama mahkum olan 10 kişi var ve hepsi cinayetten bu cezayı almış. hepsinin de istisnasız tek ortak noktası uyuşturucuydu. şahsen, hayatımda ot bile içmedim. uyuşturucu da asla kullanmadım, asla da kullanmam. çünkü kendimi biliyorum, zevk veren şeyler söz konusu olduğunda çabucak bağımlı olabilen biriyim. kendi kendimi yok etme eğilimim de olmadığından bundan hep uzak durdum. düzenli bir şekilde alkol ve uyuşturucu kullanan kişiler ise, günlük hayatlarının büyük bir bölümünde kendilerinde olmadıkları için, yanlış bir şey yapmaya çok eğilimli oluyorlar. içlerinde ne kadar karanlık yer varsa, bunların ortaya çıktığı anlar işte o anlar. bu yüzden, bu tür şeylerin cool olmadığını bilin. hiçbir şey sizin fiziksel ve ruhsal sağlığınızdan daha önemli değil. böyle kişiler varsa hayatınızda, topuklarınız kıçınıza değe değe uzaklaşın oradan. çünkü asla güzel şeyler çıkmaz bunun sonucunda.

    her neyse... benim için ilginç, sürükleyici ve bilgilendirici bir belgeseldi. dünyanın ne kadar iğrenç bir yer olabildiğini yine ve yeniden görmüş olmak her ne kadar yüreğimi yaralıyor olsa da, insanları daha iyi tanıma konusunda bilgilenmek kötü bir şey değil. hayatını kaybeden tüm güzel genç kızlar için çok üzgünüm. keşke dünyaya ted bundy diye bir köpek boku gelmemiş olsaydı.
  • sıradan birinin, insan donuna girmiş uber cani bir psikopat çıkmasını anlatan belgesel. zeki, espirituel, yakışıklı,
    temiz giyimli, karşıdaki ile empati yaparak konuşabilen sosyal görünümlü bir manyağın hikayesi. izlerken kanım dondu.
  • 4 bölümlük oldukça rahatsız edici ve bir o kadar da etkileyici belgesel. seri katil olgusuna meraklı olduğumu söylemeye gerek yoktur sanırım çünkü bu belgeseli çıkar çıkmaz izleyenlerin çok büyük çoğunluğu zaten benim gibidir ve ted bundy nin hayat hikayesine az çok hakimdir. belgeselde ted bundy nin idama giden sonuna etkisi olan ve halen yaşayan insanlarla yapılan röportajlar dışında tamamen cinayetlerin geçtiği döneme ait video ve ses kayıtları ile gazete küpürleri kullanılmış. bunların bazıları ilk kez gün yüzüne çıkarken bu kadar arşiv kaydının toplanıp çok iyi bir kurguyla bir araya getirilmiş olması belgeselin başarılı olmasının en büyük nedeni.
    o dönemdeki polis ve güvenlik teşkilatlarının yetersizlikleri çok net ortaya konuyor. adam 10 cinayetten aranırken eyalet eyalet gezip cinayetlerine devam ediyor. 2 kez hapisten kaçıyor ve hep şans eseri yakalanıyor. ilkinde hücresinde ranzadan atlama antrenmanı yaparak ayaklarını kuvvetlendiriyor ve adliye binasının camından atlayarak kaçıyor. kaçtıktan sonra sorumlu şerifle yapılan röportajı izlerken o zamanlarda toplum güvenliğinin kimlerin elinde olduğunu görmek şok edici. ikinci kaçışında da kilo verip bulunduğu hücredeki delikten sıvışıyor, bugün aynı olayı bir filmde görsek yarısında çıkar gideriz ama o zamanlar yaşanmış.
    idamla yargılandığı davada kendi avukatlığını yaparken nasıl bir ruh hastası olduğunu daha net anlıyoruz. cinayet mahaline ulaşan ilk dedektifin cesedin durumunu detaylı biçimde anlatması için ısrar eden ve cesede dokunup dokunmadığını soran, hakim tarafından uyarılınca da hayal kırıklığına uğrayan, yine aynı davadaki tek görgü tanığını sorduğu sorularla sıfırlayan kendi avukatını azleden bir narsist şahsiyetmiş kendisi.
  • çarpıcı bir belgesel olmuş. soruşturma avukatları, savcıları, zamanın gazetecilerini filan konuşmaları çok iyiydi. özellikle hapisten kaçma olayından sonra da katlettiği kadınların suçlusu o bütün soruşturma başındaki polisler... cezasını almasının bu kadar uzun sürmesi de 70’ler amerika’sının adaletten çok uzakta olan yargı sistemi, televizyona röportaj verirken kahkaha atan polis şefleri, ve teknolojinin o zamanlar maalesef gelişmemiş olması olduğunu anlıyoruz.

    --- spoiler ---

    bir de olayları hep saptırması yok mu pis sapık narsist. kameraları görünce el sallamalar, gülümsemeler... sorgu ve duruşmalarda idam cezasına son 3 gün kalaya kadar hiçbir suçunu itiraf etmemesi de yine bir şekilde bu olaylardan sıyrılırım düşüncesinden başka bir şey değil. carole ann boone ile evlenmesi filan... of o kadının akıl sağlığının yerinde olmadığı öyle belli kiiiiii!!! ted ilgi arsızı, ruh hastası carole da buna aşık tabii başka açıklaması olamaz.

    son olarakk ted’in elinden kaçan kadına helal olsun. sen bir kahramansın carol daronch!
    --- spoiler ---