şükela:  tümü | bugün
  • sanıldığı kadar zor olmayan sınavdır. sınav hakkında bilgi almak isteyenler için ön bir kaç bilgi vermek istiyorum;

    sınav 4 bölümden oluşuyor. reading , listening , language ve writing. reading kısmı 4 5 okuma parçasını okuyup onlarla ilgili 35 soruyu cevaplamaktan ibaret listening kısmı 15 dakkalık 2 ingilizce konu anlatımını dinleyip onlarla ilgili 30 soruyu cevaplayınca bitmiş oluyor. language kısmı en kazık kısımdır. bu bölümde 35 soru bulunmaktadır. ilk 17 soru şıklardan seçmeli geri kalan sorular close test şeklindedir.son kısım ise writing kısmıdır. bu bölümde 2 essay konusundan birini seçip o konu hakkında essay yazarsınız.

    reading ve listening oturup çalışılarak öğrenilecek şeyler değil o yüzden bu bölümlerde başarı zamanla ingilizcenin gelişmesiyle gelir. çalışarak yapılıcak en kolay bölüm language kısmıdır.size verilen word listlerdeki kelimelerin en kullanılanlarını ezberlemeniz sizin için çok faydalı olacaktır. writing kısmında ise bol bol bağlaç kullanmanız bu sınavı kolayca geçmenizde size yardımcı olacaktır.

    birçok kişinin düşündüğü gibi oturmaktan veya yediğiniz kazıktan sıkıntılanmıyorsunuz.zaten heyecandan vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.bu sınavda özellikle hobileriniz çok yardımcı oluyor. mesela saatlerce sandalyeden kalkmayıp wow oynamak size sınavda o dar sıraya otururken pek faydalı oluyor. ayrıca heyecanlandığınızda lost'un ilk bölümünde jack'in söylediği gibi 3'ten geri saymak heyecanınızı atlamakta birebir. bu 3'ten geri sayma işlemini ingilizce yaparsanız sınavdanda artı puan alabilirsiniz.
  • dün girdiğim, insanın insana yapmayacağı kadar sinir bozucu sınav. çok zor bir sınav değil, yani girmeden önce o kadar çok abarttılarki "shakespeare den şiir yorumlayacaz heralde lan" diye geçirmeye başladım içimden hayır efendim dinlemeyin onları. ingilizce bilmeyen asla geçemez ama bilenlerin korkmaması lazım. tek sorun gerçekten sinir bozucu bir sınav olması. saatlerce o rahatsız "şey"lerde oturmak ve sürekli olarak başka heyecanlar yaşamak hiç hoş değil. ayrıca o lecture'larda kimi konuşturuyorlarsa bir uyarsınlar tuvalette ıkınıyormuş gibi çıkıyor sesleri. en lanet bölümü sanırım essay, konular çok kısır ve yazacak birşeyler bulamadım (muhtemelen heyecandan)
    geçip geçmediğimden emin değilim zira essay'imden memnun değilim (yeterli değil gibi geliyor)

    bu saat oldu hala uyuyamıyorum. kelimeler, şıklar, cümleler, paragraflar kafamda uçuşuyor hala etkisinden çıkamadım...

    tanrı düşmanıma vermesin amin.

    edit: sonuçlar ekranında bölüme geçti yazısını okuyunca alınan haz paha biçilemez...
  • bilkentin korkulan 2 basamaklı hazırlık atlama sınavı.
    ilk basamak 3 saat, ikinci basamak 7 saat.
    (bkz: oha)
  • aslında çok saçma olan bir sınavdır kendisi..
    be kardeşim bu millet kur atlaya atlaya gelmiş buraya kadar, neden en sonunda bitirici bir darbe indirmeye çalışırsınız ki zaten siz değil misiniz öğrencileri bu aşamaya kadar getiren..
    başka ne diyeyim ki (bkz: ömür törpüsü)
  • girmeden önce çılgınlarca zor dedikleri, gerçekten de kolay olmayan ama dizi ve filmlerden ingilizce öğrenen adamların takılmadan geçebileceği sınav. tek sorun language kısmının yarısından fazlasını yapamazsınız, belki essay'i de çok verimli yazamazsınız ama geçersiniz. bir de çıkınca "siksen geçemem" diyorsunuz, çevrenizdeki hemen hemen herkes de aynı şeyleri söylüyor ama geçiliyor. sınavdan çıkınca ne hissettiğinize fazla takılmayın.
  • hayatımı çürüten inglizce yeterlilik sınavı. şöyle ki bu girişim (15 ocak 2015) 4. girişim olacak. bu seferde geçemez isem muhtemelen akedemik hayatımı rafa kaldırıp kobi olma yolunu seçeceğim.*

    anadolunun ücra bir köşesinde saçma sapan bir liseden mezunum. inglizce derslerimiz hocamızın kpss'ye hazırlanması nedeni ile pişpirik oyanarak geçti müdürüm afedersin. ilkokuldan ise bahsetme gereği görmüyorum ki zaten devlet okullarında okuyan herkes olayı az çok biliyor. ygs-lys'de iyi kötü bir şeyler yaptık, bilkent'te hoş bir bölüme burslu yerleştik. biliyorum hazırlığın zor olduğunu herkes anlatıyordu zaten yerleştirmeler belli olduktan sonra -şöyle korkunçlu, böyle zor- ama bizim kafalar olmuş zonguldak. boru mu olm bilkent'e gelmişim ben o liseden. ingilizce bize koyar mı?

    neyse efendim okula geldik hemen bizi bu cope zımbırtısına soktular. dedim ya zaten ingilizcemiz evlere şenlik, elementary başladık doğal olarak. başımıza bir türk bir de amerikan hoca koydular, kaynaşın dediler. şimdi türk hocayı iyi kötü anlıyoruz* gel gelelim amerikalı hocada bazı sıkıntılarımız var. adam yarın sınav var diyor biz oralı değiliz ama umursamadığımızdan değil, adamı anlamıyoruz. adamla tatlı tatlı bakışa bakışa geçirdik bütün sınıf 8 haftayı. adamla konuşurken, daha doğrusu ağzımızdan henüz doğru dürüst telafi dahi edemediğimiz kelimeleri kusarken, nasıl geriliyoruz tarifi yok. gerçi prefaculty seviyesine geldim hala o adamla konuşurken bir gerginlik yaşıyorum ama bu benim kişisel meselem sizi pek ilgilendirmez.

    elm iyi kötü bitti pre-int seviyesine geldik. bize bir hoca vermişler aramızda 3 yaş var. nasıl tatlı bir kız anlatamam. bütün sınıf sevgilisinden ayrılsın diye ağzımız açık bekliyoruz. ehh haliyle pek ders dinleyen de olmuyor kızlar dışında. eca dedikleri banyo bataryası markasına benzer sınav yine geldi çattı ama biz sadece arada 2-3 kelime öğrenmişiz, belki bir de tense. girdik ve ardından doğal olarak çıktık sınavdan, 3-5 gün sonra açıkladılar, kalmışım. 60 gerekiyormuş ben 59 almışım. olaya gel sadece 1 puan! gerçi başıma ne geldiyse 1 puandan geldi ama o ileriki satırların konusu.

    böylelikle uyuyarak geçecek bir 8 hafta başladı benim için. yeni hocam dünyanın en annevari yaklaşımıyla yaklaşıyor bize. geç kalıyoruz bir şey demiyor, uyuyoruz sınıfta yine bir şey demiyor. ulan derse gelmiyoruz yine bir şey demiyor! tabi ben o zamanlar çakal, çözdüm bunu. derse gelmiyorum yok yazmıyor gelirsem uyuyorum üzerimi filan örtüyor. ama bende 59 ile kalmışım. yani geçen adamın bende fazla bildiği bir şey yok aslında. belki bi kelimede spelling hatası yapmasam interdim. bana en yakın kalan 43le kalmış. öyle bir yer. hoca soru soruyor kimse cevaplayamıyor eğer ben uyur uyanık arasında isem kafayı kaldırıp cevap veriyorum sonra tekrar uykuya. öyle öyle geçti bi 8 hafta daha. eca'ye girdik yine. 93le geçtim bu sefer.

    derken bi baktım inter olduk ve 2. dönemin sonu oldu artık. intere başladık. ilk gün sınıfa girdim bi baktım herkes tanıdık. yurtta kalıyorum zaten, çevremde çapımdan büyük yani. kızlar desen 10 numara 5 yıldız. anlayacağın ortam şahane, kuru geçmek için her şey hazır. derken bu sefer hoca manyak çıktı. 2. haftada siktiri boktan bi sebeple tartıştım hocayla. zaten o dönem okuyasımda yokmuş demek ki pek, çarptım kapıyı çıktım daha da gitmedim o kur. çalışıyorum zaten okula yakın bir yerlerde. arada iyi-kötü yazılım işleri alıyorum freelance. yaz okulu da ücretsiz o dönem, yaz okulunda hallederiz dedik.

    yaz okulu başladı, girdim yine sınıfa ortam yine iyi. yaz sıcağında bir de klima takmışlar sınıflara. gayet keyfim yerinde ama o da ne? yine aynı hocanın snıfındayım. ulan ne yapcaz filan koştum gittim ilk tenefüs htu'nun odasına -ki kendisi işte o teaching unit'in kafası pardon başı oluyor- dedim böyleyken böyle hacı. yok dedi yapamayız bir şey. olm yapamazsında bende o kadınla aynı sınıfta yapamıyorum. kadın değişik kafalarda manik depresif mi desem ne desem. sonuçta değiştiremedim sınıfı. kadınla aynı sınıftayız ama ne o bana soru soruyor, ne de ben ona cevap veriyorum. yoklamada bile el kaldırıyorum sadece. bildiğin birbirimizden haz etmiyoruz. sözün özü yaz okulu da hiçbir şey yapmadan sınıfta uyuyarak geçti. ama bu sefer eca'de çaktım 90 küsür puanı geçtim.

    upper başladı eylül'de. sınıftaki çoğu kişi yeni öğrenci. 2. senesi olan 3 kişiyiz. ama hoca filan süper. ortamda güzel tanıştık kaynaştık, derste gevezelik filan yapıyoruz arada. hocada allah için çok iyi adamdı. ben yine pek bir şey yapmadan sadece daha az uyuyarak geçtim upper'ı da. ama söylemeliyimki çoğu kişi bu kurda kalıyor. 7. kez okuyan arkadaşım vardı, gelirseniz duyarsınız zaten kendisini 7up* diye çağırıyorduk.

    pre faculty başladı. bende özgüven tavan. miletin 7 kere kaldığı kura tek atmışım, çoğu kişiye arkadan gelip tur bindirmişim. kesin geçerim diyorum ocak cope'da. yine uyuyorum filan umarsızca derslerde. neyse girdik cope'a. sınav açıkçası önceki ve daha sonra olacak olan sınavlara kıyasla kolay bir sınavdı. neyse ne diyorduk? ha sonuçlar. busel bir hata yapıp 4 yanlış 1 doğruyu götürür olayını uygulamadan açıkladı sonuçları. ama ben kaldım yani 72 ile filan ki 83.5 almak gerekiyor. sonra bunlar fark etti bu durumu?!? dediler ki 4 yanlış 1 doğruyu götürür. düzenleyip yeniden açıkladılar sonuçları. bu sefer okulda isyan çıktı çünkü önce geçti ilan edilen çoğu kişi durumlar değişince kaldı. bu sefer dediler barajı düşürelim bari, baraj 75'e düştü ama benim zaten geçme şansım yoktu üstelik notum 67'ye düşmüştü.

    sonra 4 aylık pre faculty maceram başladı. ama ben yine kavak yelleri modundayım. arkadaşlar filan akıyoruz. geceyi gündüz, gündüzü gece olarak yaşıyoruz. bu dönemde sınava yönelik bir sayfa açmadım açıkçası ne sınıfta ne odamda. neyin kafasını yaşıyorsam? geldi haziran sınavı, allaha emanet girdim ama güveniyorum kendime ingilizcem iyi yani en azından geçebilecek düzeyde geliştirdim dizi izleyerek şarkı türkü dinleyerek filan hazirana kadar. kaldı ki sınıfta yapılan sınavlardan da baya iyi notlar alarak cope'a girmeye hak kazanmışım. çıktık sınavdan, ocak sınavına göre zor bir sınav ama geçtim ben diyorum. millet kaldım kafasında. sonuçlar açıklandı. sonuçların açıklandığı sayfaya girdim ve betim benzim attı. 83.5 almam gereken sınavdan 82.5 almışım. sadece 1 puanla kalmışım. yurttan nasıl çıktım hatırlamıyorum, koşa koşa n binasına gittim. dilekçe filan yazacağım geçirecekler beni diye düşünüyorum. 1 puan ne amk? ama kazın ayağı öyle olmadı işte. kaldık siki sikine afedersin. kimse sikine takmadı bizim dilekçeleri filan.

    bende çok önemsemedim. nasılsa 1 puanla kalmışım eylül'de her türlü geçerim ben diyorum. gittim memlekete tatil filan işte ama evdekiler ve hatta mahalledekiler bile baskı uyguluyor.

    +olm kaç senedir okuyorsun bi bok olmadı senden, kaçıncı sınıf diyoruz hazırlık diyorsun 2 senedir.

    tarzı rencide edici monologlar yaşıyorum çevremdekiler ile.

    bende benden bi bok olmayacak bu gidişle endişesi yaşıyorum bilinç altımda bir yerlerde. sonra 1 puanla da kalsak 2 ayı boş geçirmenin verdiği vicdan azabı ile sınava 1 ay kala saçma bir kursa yazılıyorum meşrutiyet taraflarında. bir yığında para veriyorum üstelik kendi cebimden. üzüntü diz boyu. kursa gidiyor geliyorum ama millet benden en az 2 yaş küçük. çok koyuyor o günler bana. çalışıyorum, çabalıyorum ağustos sıcağında. eylül başı yine sınav var. giriyoruz bu sefer öyle bir sınav yapıyorlarki kazığın sadece ucu sivri. sınav ilerledikçe kalınlaşıyor. listening'de bir bok anlamıyorum. kant felsefesi filan sormuşlar ki anlatan abi miydi abla mıydı hatırlamıyorum ya ingilizin köylüsü ya da büyük bir götveren. ağzının içinde konuşuyor. cloze testte ise ben büyük sıçışlardayım. en güvendiğim reading part sınavdan sonra en gücendiğim part oluyor, ağlamaklıyım 21 yaşında adam. açıklanıyor ve ben yine 1 puanla kalıyorum. bu sefer isyanım hayata. dilekçeler ise tabi ki yine kar etmemekte. evde ise durumlar vahim. peder bey askere göndermekten filan bahsediyor. iyi kötü ikna edip dönüyorum ankara'ya. bu sefer adam akıllı bir kursa yazılıyorum, parayı da peder bey ödüyor :))))

    bu gün ise 15 ocak sınavına 10 günden daha az bir zaman var ve bu entry'i çaylak olmam nedeni ile sadece ben okuyabiliyorum. altta ise dil kursu reklamları var. sözün özü eğer yolun başında iseniz benim yaptığım hataları yapmayın. adam gibi derslerinizi dinleyip ödevlerinizi yapın, hocanızla da kavga etmeyin. etsenizde kuru bırakmayın. sınav aslında kolay, mallık ben ve benim gibilerde anlayacağınız. sınavdan sonra burayı güncellerim.

    bölümde görüşmek dileğiyle. esen kalın.

    edit: 100'e yakın bir puanla geçtim arkadaşlar, ama siz yinede çalışın.
  • (bkz: 82)
    konuya hakim arkadaşlar bir sayının nasıl küfür etkisi yaratabileceğini anlamışlardır.

    edit: 104 le bölüme geçtim oruspu çocukları sizi o kadar ahahgshshsvsh diye mesaj attınız hırs yaptım.
  • b alarak geçtiğim ve speaking kısmı olmamasına rağmen, kanımca toefl'a göre biraz daha zor bir sınav. bunun nedeni olarak sadece language bölümünü gösterebilirim aslında. girdiğim sınavda reading öyle küçük küçük paragraflardan oluşmuyordu... 3 sayfalık bir reading parçası vardı mesela. language bölümünde ise, hem grammer ölçülüyordu hem de kelime bilgisi. bence, şıklar olursa, boşluk doldurmak kolaydır; ama gelin görün ki boşluk doldurma soruları çoktan seçmeli olmayınca bence o boşluklara her kelime konabilirdi... bana bu kısmı zorlu yapan şey de buydu belki. listening en kolay bölümdü bence. writing ise zorluğu sizin yeteneğinize kalmış. 2 seçenek vardı ve bunlardan birini seçerek yazmamız isteniyordu. 1 saat falan ama bence az.
  • an itibariyle haziran versiyonunun sonuçları açıklanmıştır. geçen c ile geçiyo. ha biriniz de bi a'yı geçtim b alaydınız ya.

    not: a b ben de alamıyorum ha yanlış olmasın.
  • kayıttı, yurttu, kampustu, çimlerdi derken yeni yeni tanıştığınız ve hoşunuza gitmeye başlayan üniversite yaşamında üniversite ile ilgili daha doğrusu bilkent üniversitesi ile ilgili ilk kabusunuzdur. nitekim kayıtlarla hazırlığı geçme sınavı arasında geçen bir haftalık süre son derece keyifli geçmiş, kah liseden sizinle aynı üniversiteye gidecek olan arkadaşlarınızla kah, zamanlarını bir türlü öğrenemeyip saatlerce beklediğiniz ring duraklarında tanıştığınız kişilerle gece gündüze karışmış, yurttu, çimlerdi derken hayat güllük gülüstanlık olmuştur. aileden uzak olmak ve de bir nevi kimseye hesap vermemek ya da tamamiyle özgür olmak çok hoşunuza gitmiştir. ama cope bu hayalin sadece bir hafta sürmesini sağlayan sizi bu rüyadan uyandıran kabustur.

    sınavın ilk aşamasına giren bünye, sınavın çoktan seçmeli olduğunu görünce sevinmiş, zaten elementary seviyesinde, sultanahmetteki turistlerle muhabbet çeken esnafın bile rahatlıkla çözebileceği sorular, "ulan amma kek bir sınavmış, oğlum bu üniversite hayatı tam bana göreymiş" dedirtir. 2-3 gün sonra sonuçlar açıklanır ve ikinci sınava gireceksinizdir. "herhalde ikinci sınav da böyledir" denir ve ikinci sınav günü sabahın erken saatinde doğu kampuse gidilir.

    efendim, sınavın içeriğinden, soru tiplerinden burada bahsetmektense soktuğu ruh halinden bahsetmek gerekir. zaten sabah oturumunun bitiminde takatiniz kalmamıştır kaldı ki akşama kadar katlanabilesiniz. zaten öss yüzünden çoktan seçmeli manyağı olmuş bünyeye, cope bir nevi tokattır. aradan 5 yıl geçtiğinden girdiğim sınavın özünü hatırlamıyorum ama speaking, writing, listening derken ebem sikilmişti.

    hele bir de üniversiteye kadar kazasız belasız yol almış, başarılı bir öğrenciyseniz, bu sınav size şok geçirebilir. en düşük notunun yüz üzerinden 70 olduğu bir kişi olarak bu sınavdaki soruların beşte birini bile yapamamak size "demek buraya kadarmış" hissi yaratır. bir anda ilkokulda hep başarılı olmuş ama ortaokula gelince tökezlemiş ya da ortaokulun sonuna kadar takdirle geçmiş fakat lisede dağıtmış arkadaşlarınızı hatırlarsınız. "demek bize de üniversiteye kadar kısmetmiş" dersiniz.

    bu sınav bir nevi üniversite yaşamıyla ilgili uyarıdır. eğer sınav kötü geçmişse bundan dersler çıkarın. derslerle ve derslerden arta kalan sosyal yaşam arasında dengeyi iyi kurun. ha benim gibi sonra midterm, finallere kadar yatarsanız 5 yıl cope haftası tadında geçer. ha tabi üniversiteye kadar aldığı birikimle bu sınavı başarıyla geçen tipler vardır. bunlar genelde üniversitede başarılı olur. ama yine de onlar da ipleri gevşetmezse tabi.

    sonuçta bu entry'nin ana fikri cope'un bilkent'e girişte zor bir sınav olduğu değil cope'un üniversite yaşamının minik bir demonstrasyonu olduğudur.