şükela:  tümü | bugün
  • beethoven * in son yillarini kurgusal bir sekilde ele alan film. basrolde beethoven rolunde ed harrisi izlicez.
  • agnieszka holland ın 2006 yapımı son filmi. beethoven ın son yıllarını ve dokuzuncu senfoninin yazılış öyküsünü anlatmaktaymış. aynı konu immortal beloved da da geçmiş, beethoven ı olağanüstü bir performansla gary oldman canlandırmıştı. bu yüzden görmeyi sabırsızlıkla beklediğim, konunun ilginçliği ve muhteşem müzikler dinleyecek olmanın yanısıra total eclipse, europa europa, olivier olivier gibi harika filmleriyle gönlümüzde taht kurmuş agnieszka holland ın elinden çıkmış olmasıyla da merakımı perçinlemiş film.
  • (bkz: immortal beloved) 'dan sonra hafif bir hayal kırıklığı yaşatabilecek film.
    ed harris'in çok başarılı olduğu da gözardı edilemez tabe.
  • beethoven rolüyle ed harris'in pek bi leziz olduğu film.
  • (bkz: diane kruger)
  • kötü bir film olmamış.

    ben, kendi adıma beğendim. genel bir değerlendirme yaparsam,

    olumsuz yanları:
    bir kere film ingilizce, tarihin en büyük almanını, almanca konuşturmadan film çekmek gülünç oluyor. aksayan en baş detay bu.

    ikincisi filmde beethoven'ın gerçek hayatıyla çelişen tutarsızlıklar çok fazla. mesela 9 senfoninin ilk galasında öyle yardımcı bir kadın olduğunu bilmiyordum. bir şef vardı, orkestra için, beethoven'da yan tarafta yönetiyormuş gibi yapıyordu.

    hatta filmde, diane kruger'in oynadığı bir kadın karakter beethoven'ın hayatına girmişmidir, onu da bilmiyorum, kurmaya benziyor. etkilendiği bir kadın oluyorda o kadınında nişanlısı mı, sevgilisi mi ne var.

    üç, ed harris çok yakışıklı, çok karizma olmuş. beethoven'dan çok franz liszt'e benzemiş. maestro'nun fiziği resimlerinde karizmatik ama çok yakışıklı değil.

    olumlu yanlar ise:
    müziklerin, yorumlarını beğendim. ed harris, fiziksel olarak uymasa da, almanca konuşmasa da döktürüyor. bir beethoven ruhu yüklenmiş ve kendince yorumlamış, hoş olmuş. immortal beloved'daki ezik beethoven'dan daha güzel olmuş.

    yine de ben tatmin olmuyorum, hala beyazperde de istediğim beethoven filmini izleyemedim, istediğim ludwig'i göremedim. muhtemelen hep böyle kalacak.

    ve tabi en tatlı olan kredits'te soundtrack'e bakmak. tüm eserler, composed by, ludwig van beethoven. film boyunca başkasının müziklerini duymuyorsunuz, harika.

    evet, müzik, beethoven severleri kesinlikle tatmin etmeyecek, ama damaklarında hoş bir tat, zihinlerinde hoş bir seda bırakacak bir film olmuş. immortal beloved gibi tam bir biografi değil, ondan daha farklı bir kulvarda, maestro'nun 9. senfoniyi yazdığı ve hemen sonraki dönemlerinden kısa bir kesit. zaman kurgusu pek açık değil, tarihe pek sadık değil, ama güzel bir film.

    izleyin, izletin.
  • beethoven'in gerçek kimliğinden çok çok uzakta sinema değeri olmayan film. herşeyin üzeri çok çabuk geçilmiş, beethoven adı kullanılarak başka bir adam anlatılmış. 9. senfoni sahnesi ise keşke ed harris ve diane kruger biraz orkestra şefliği çalışsalarmış dedirtti seyrederken hiç olmazsa bir fikirleri olsaydı, bu açıdan da çok ziyan bir sahneydi.

    favori beethoven'im hala gary oldman'dır.
  • büyük hevesle izlemeye başladığım ve hayal kırıklığına uğradığım film.
  • 9. senfoninin besteleniş dönemini anlatan bir film. total eclipse le dönem filmlerinde ne kadar başarılı olduğunu göstermiş olan agnieszka holland bu kez efsanevi bir müzik insanının hayatına el atmış ve büyük bir risk almış. filmin henüz yapılmadan bile nelerle eleştirileceğini holland da tahmin etmiş olmalı. özellikle bu tür filmlerde tarihi gerçeklere uygunluğu başlıca ölçüt olarak düşünen insanlarca daha baştan eleştirilmeye mahkum kurmaca anna holtz u filme dahil edip hikayede böylesine önemli bir yer verdiğinde...ancak holtz karakteri filmde beethoven ın ağzından da defalarca tekrar edildiği gibi tanrının gönderdiği bi meleke benziyor ve müziği tanrının onunla konuştuğu dil olarak gören beethoven’ın hayatı söz konusu olduğunda böyle bir simge çok da sanatsal görünüyor. ayrıca bu karakter üzerinden, beethoven ın insancıl yanlarının da sergilenmesi, -gerçeğe ne kadar uygun bilinmez ama- efsaneden sıyrılıp büyüklüğünü muhafaza ederek ete kemiğe bürünmesi de sağlanmış. filmin beethoven ın hayatından bir kesit sunmakla birlikte esasen genel olarak müzik üzerine olduğu söylenebilir, müziğin anlamı ve amacı üzerine.. dokuzuncu senfoninin prömiyerini anlatan on - on beş dakikalık sahnede insanın tüylerinin diken diken olmaması imkansız, filmin en etkileyici sahnelerinden biri bu. grosse fuge prömiyerini gösteren sahne de beethoven ın öncü kişiliğinin vurgulanması açısından çok yerinde olmuş. filmin diğer artıları ed harris in oyunculuğu ve film boyunca süren muhteşem beethoven müziği. bununla birlikte filmde eksik bir şeyler var, bunlar çoğunlukla senaryoyla ilgili. örneğin zamanın aktarımı, bazı kesitlerin olması gerekenden daha kısa verilmiş olması izleyicinin verilmek istenen duyguyu almasına engel oluyor. bazı sahnelerde ise fazla abartıya kaçıldığını, filmin tiyatroya yaklaştığını hissettim ama muhtemelen bunlar beethoven adının tek başına oluşturmaya yettiği ihtişam ve büyük beklentilerden kaynaklanıyor. nedeni ne olursa olsun bir eksiklik duygusu bırakıyor film, ancak yanında güzel bir tatla birlikte. sonuç olarak görülmeye değer bir film.

    (bkz: immortal beloved)
    (bkz: eroica)
    (bkz: amadeus)