şükela:  tümü | bugün
  • 55 civarinda dogup, 120 'de olen romali tarih yazari.
  • "ruhunda cumhuriyetci duygulardan dogan bir nefretten muzdarip" romalı tarihçi. (hakkındaki ifade, mme stael e aittir.) kitaplarini yayinlamak icin kimseden izin almamasi, veyahut ihtiyac duymamasi, imparatorluk hukumetini mesru gormemesi, ismini tarihe yazdirma sebepleridir belki de.
  • gümüş çağının roma tarihçisi.

    tarih eserinin ingilizce tam metni için:

    http://www.latince.net/historiae_tacitus1.html
  • yaşadığı çağda aslanlar gibi dikkate alınan tarihçidir. öyle olmasa, kim ona roma'nın anahtarını verirdi. -ironiden kim ölmüş lan?-

    ayrıca; augustus sonrası hangi babayiğit imparatorluk sarayından bağımsız, roma tarihini ele alabilirdi. cumhuriyetçi özlemleriyle, neredeyse yarı bağımsız (o dönem için büyük başarıdır bu.) adını altın harflerle kazımıştır. romalı erdemini üst seviyede tutan bu tarihçi yaşadığı dönemde sevilmiştir zira; tekrar etmekte fayda var, roma imparatorluk ailesi ne bağımsız edebiyat fikrine saygılıdır -genelde- ne de tamamiyle kısıtlamayı yeğ tutar onu. tacitus ayakta kalmıştır işte.
  • tacitus (i.s. 55 - 117)

    roma edebiyatının, gümüş çağında en büyük, en değerli yazarı kuşkusuz roma tarih yazarlarının en büyüklerinden olan publius cornelius tacitus'tur, diyebiliriz.

    - iyi bir rhetorica eğitimi gördü.
    - hatip ve avukat olarak hemen ün kazandı.

    historia, i, 1. ve annales, xi, ii, 3. de söz ettiğine göre; imparator vespasianus zamanında ordu "tribunus"u, imparator titus zamanında "quaesto" ve imparator domitianus zamanında "praetor", i.s. 78 yılında ise "consul" oldu. ve sonradan britanya valisi olan cn. julius agricola'nın kızıyla evlendi.

    tacitus yaşamının büyük bir bölümünü hak etmiş olduğu büyük yazar ünvanını taşıyarak yaşadı.

    eserlerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- dialogus de oratoribus(hatipler üzerine diyalog)

    ilk eseridir. 81 yılında, 26 yaşlarındayken yazmıştır. en ilginç eleştiri kitaplarından biridir. bir arkadaşının ricası üzerine artık roma'da neden eskisi gibi (cumhuriyet çağındaki gibi) iyi hatipler yetişmediği sorununu ele alan bu eser aralarında genç tacitus'un da bulunduğu dört kişilik bir konuşma halindedir.

    işte tam bu noktada, geç dönemde (gümüş çağı) rhetoricaya bir göz atalım;
    augustus sonrası imparatorlar döneminde (i.s. i. yy. ve ii. yy. başı), doruk noktasına ulaşan rhetorica akımı, dönemin edebiyatı başta olmak üzere siyasal ve sosyal yaşantısının tümünde etkin bir unsur oldu. öyle ki latin edebiyatının gümüş çağı (i.s. 17 - 130) denilen bu bölümünde rhetorica unsurlarının gereğinden fazla işlenmesi ve çoğu kez hatalı kullanımı sonucu, şiir bile düzyazı biçimine dönüştü. roma eğitimi ciddi bir biçimde rhetorica'ya yöneldi. ancak, augustus çağında kabuk değiştiren cumhuriyet çağı rhetoricasında declamatio'nun etkin bir yöntem olması sonucu, bu dönemin eğitimcileri zihinsel etkinliği uyarıcı alıştırma yöntemlerini yitirmişlerdi; gerçi rhetorica eğitiminin temel amacı olan "insanın uygarlaşmasını sağlama" düşüncesine saygı, bir anlamda, devam ediyordu ancak bu düşünceyi sergileyecek yöntemler çok değişikti. romalı orator saygı duyulan genel konular (adalet, erdem, şeref vs.) üzerine değil, sadece hayal gücünü geliştiren konular üzerine konuşuyordu. augustus döneminde başladığını gördüğümüz rhetorica'nın yöntem değişiklikleri, iulius claudius ve flavius soyunun baskıcı yönetim biçimi ile de birleşince, her alanda "eskiye" özlemi beraberinde getirdi; özellikle bu çağın bilinçli rhetor'ları ve konuya duyarlı olan diğer birçok aydın, siyasal değişim rüzgarlarının, pahalılık ve lüks tutkusunun ahlak çöküntüsüne neden olduğunu, bunun sonucunda kimsenin rhetorica gibi zor bir eğitimi almak veya vermek istemediğini belirtmişlerdi. bu çağın eleştirisini en belli başlı kişilerden dinlemek yerinde olur: {{1}}

    ..

    çağının rhetorica'sının olumsuz gidişinden yakınan tacitus ise, dialogus de oratoribus eserinin temel konusunu rhetorica'nın tahttan indirilişinin nedenlerini irdelemeye ayırır. karşılıklı söylem halinde olan bu eserin konuşmacıları bize o günün roma'sının rhetorica'ya bakışının canlı bir tablosunu çizer. yapıtın baş konuşmacısı olan ve tacitus'la özdeşleştirilen curiatus maternus, dönemin olumsuz koşulları nedeniyle forumdan elini ayağını çekmiş ve şimdilerde kendini şiire vermiş bir orator'dur. cumhuriyet çağı rhetorica'sının hayranı olan soylu romalı vipstanus messalla ve ince bir biçemi olan iulius secundus ile birlikte eski eğitim tarzının ve eski rhetorica'nın savunucusu olarak gösterilir. onun görüşlerine karşıt olarak dönemin rhetorica'sını ve eğitimini savunan, alaydan yetişme çağdaş orator maternus aper ise gallialı olup roma'da servet ve ün elde etmiş bir kişidir. curiatus maternus çağındaki müvekkillerin oluşturduğu kalabalıktan, forumun gürültülü karışıklığından ve gününün "kanlı lekelerle" dolu konuşma biçeminden kaçtığını ve şehir dışında bir yaşamı tercih ettiğini bildirmektedir. (11-13) maternus'un bu sözleri çağın rhetorica'sının bozuluşunu dile getirmenin yanında siyasal çöküntüyü de gözler önüne sermektedir.. burada söze karışan messalla, roma'nın rhetorica açısından çöküş dönemine, imparatorluk yöntemiyle birlikte girdiğini ve bu çküşe özgür eğitim almamış, kuru rhetorica bilgileriyle donatılmış yeni tip orator'ların neden olduğunu dile getirir; dolayısıyla konuşmacılar arasında bulunan aper'e alaysı bir ifadeyle saldırıda bulunur. (14) messalla'nın, çağının roma'sı için çizdiği tablo iç karartıcıdır. ona göre; eski roma erdemleri yitip gitmiş, gençler tembelleşmiş, anne babalar kaygısızlaşmış, öğretmenler bilgisizleşmiştir; cicero'nun döneminde çocuklar tarih, felsefe, hukuk, müzik, gramer, geometri gibi özgür sanatlarda eğitim görürken, kendi zamanının çocukları bu sanatların hiçbirini öğrenmeden rhetorica bilgisi almaya kalkmış, dolayısıyla, erdem, şeref veya onur gibi soylu konular üzerine konuşacak bilgiden yoksun kalmıştır. (28-32) messalla'nın bu olumsuz belirlenimlerine yanıt veren maternus aper ise gerçekçi ve faydacı bir tutum sergileyerek söz konusu olan rhetorica alanındaki çöküşü kesinlikle kabul etmez ve imparatorluğun siyasal ve eğitimsel açıdan bir tür savunusunu yapar. (16-24) temelde aper'in düşünceleri oldukça gerçekçidir ve aslında yönetimsel biçimden eskiye dönüşün olanaksız olduğuna inanan tacitus'un (kendini her ne kadar aper'e karşıt bir kişi gibi sergilese de) düşüncelerini dile getirmektedir. {{2}}

    temelde siyasal bir değişiklikten öte, toplumun ahlak yapısında eski yapıyı model alarak yapılacak genel bir düzenlemeden yana olan tacitus, çağının rhetorica'sında cumhuriyet döneminin yakaladığı yüksek ölçünün yakalanamamasını yetenek ya da beğeni eksikliğine bağlamak gerektiğini vurgulayarak (1) rhetorica eğitimini bozan en büyük etkenin declamatio alıştırmaları olduğunu söyler ve okullarda bu alıştırmalarla yetişen kişilerin orator değil de daha çok causidici (bir davayı savunanlar), advocati (bir davaya taraftar olarak çağrılanlar), patroni (danışmanlar) gibi adlarla anılması gerektiğini vurgular (35) {{3}}

    tacitus'un eserinde sözü geçen gümüş çağı orator'u aper'in, gününün rhetorica sanatını savunurken yaptığı konuşmanın arasında geçen birkaç cümle aslında gerçeğin ta kendisidir. (8) ".. non esse unum eloquentiae vultum (konuşma sanatının tek bir görünümü yoktur.) .. mutari cum temporibus formas quoque et genera dicendi (konuşmanın türü ve biçimi çağlara göre değişim gösterir.) {{4}}

    anlaşıldığı gibi, tacitus, döneminin hitabet sanatına karşı kendisini sorumlu hissediyordu ki bu eseri yazdı.

    2- agricola

    [eserin uzun adı: de vita et moribus iulii agricolae ' dır.]

    agricola, tacitus'un yetenekli, değerli, yurtsever ve ileri gelen bir adam olan kayınpederi hakkında, anlaşılır bir övgü ile yazdığı bir biyografidir.

    agricola, antik edebiyatın belki de en güzel biyografisidir. yüce duyguların etkili bir biçimde anlatılması bakımından lucretius ve vergilius'un erişebildiği bir güzellik ve derinlik taşır. özellikle karısının ve kendisinin, agricola' nın ölümünde yanında olamadıklarından yakınan cümle latincede yeni ve alışılmamış bir güçle doludur. agricola'da tacitus düzyazıya yeni ahenkler getirmesinden başka, olgunluk döneminin karakteristik niteliği olan kısa ve keskin deyimler kullanma ustalığını da başlatmıştır. üç dört bilinen kelimeye başka herhangi bir yazarın yapamayacağı kadar yoğun anlam koyabilmektedir. (bunlar, vergilius'un kısa ibarelerine, "yarım dize"lerine benzetilebilir. ancak vergilius'un sözlerinin altında -sanki gözyaşları yakınmış gibi- ağırbaşlı bir acıma duygusu vardır. oysa, tacitus'unkiler acıma yerine öfkeyle tutuşup yanar. {{5}} )

    tacitus, agricola'yı trajanus'un ilk yıllarında yayınlamıştı.

    3- germania

    tacitus, agricola'dan sonra hemen germania'yı yayınladı. (aynı yıllarda) orta avrupa'da yaşayan german kabilelerini ve bölgenin coğrafyasını, savaş, ticaret ve diğer yollarla roma'lılara ulaşan bilgilere dayanarak anlatan bu ünlü esere bir miktar söylenti ve söylence karışmış olması ve verilen bilgilerin kusursuz olmaması doğaldır. tacitus, burada gereğinden çok "uygarlaşmış" ve lüks yaşama dalmış roma'yı germanların ilkel basitliğiyle karşılaştırmakta ve bu ilkel "soyluluğu" idealize etmektedir. zira şunu demeliyiz ki; yazarın amacı tarih değil, ethik bir eser yazmak idi. tacitus'un, malzemesini seçişi ve sunuşu öyledir ki; german boylarının ilkel ve basit toplum yaşamlarını, kendisinin dejenere olmuş ve çökmüş olarak gördüğü bir uygarlığın (romalıların), karmaşık geleneklerine ve adetlerine daima üstün gelecek bir biçimde göstermektedir.

    örneğin; "germania'da hiç kimse ahlaksızlığa gülmez ve dejenere olmak ya da dejenere etmek -modernlik- diye adlandırılmaz."

    yani tacitus, germania'nın (ilkel ve basit) adetleriyle, uygar (!) romalı'ya dersler çıkartıyordu. alaylı örneklerle romalıyı, roma imparatorluğunu ve roma uygarlığını küçümser, küçültür. fakat bu yapısı, eserin değerini düşürmez. orta avrupa'nın durumunu anlatan -o dönem ki- günümüze ulaşmış tek eser, tek blelgedir. bu yüzden yüzyıllardır büyük bir özenle incelenmiştir.

    bir bölüm:

    "6. demir bile bol degildir,bunu silahlarinin cinsinden anlamak mumkundur.kilic ve uzun mizraklar nadiren kullanilir:kargilar yahut kendi dillerinde ^framea^ denilen silahlar tasirlar .bunlar kisa dar basli fakat bir o kadar keskin ve kullanislidir ki ayni silah ihtiyaca gore yakindan veya uzaktan kullanilabilir.suvarileri kalkan ve mizragi kafi bulur,askerler kargilar yagdirirlar.her asker bunlardan bir cogunu tasir ve uzun bir mesafeye atabilir.ciplak veya hafif bir kaputla dovusurler ,gosterisli susleri yoktur.yalniz birbirlerinden ayirt edilebilmek icin kalkanlarini parlak renklere boyarlar.pek azi zirh giyer,migfer veya baslik giyenleri hemen hemen yok gibidir.atlari ne sekil ne de surat bakimindan iyi degildir.suvarilerine bizim suvarilerimiz gibi daireler cizmek ogretilmemistir.,fakat atlarini dosdogru ileriye veya tek bir döonusle saga surerler.donerken saflarini o kadar sik bulundururlar ki hicbir asker geride kalmaz .genel olarak düusunulurse askerlerin daha kuvvetli oldugu dusunulur.bunun icin karisik bir sekilde dovusurler.butun askerlik yasinda olanlar arasindan secme bir piyade mufrezesi asil kuvvetlerin onune konur,bu adamlar o kadar hizli hareket ederler ki suvarilerle bile dovusmeye elverislidirler.bunlarin sayilari da tespit edilmistir:her koyden 100'er kisi cikar.bunlar kendi koylerinde ^yuzler^ diye anilirlar.bu suretle ilk once alelade bir rakam ifade eden kelime simdi serefli bir isim olmustur.germenlerin saflari kama seklinde birliklerden olusur,onlarca mevziden cekilmek ,tekrar ilerlemek sartiyla ,korku degil ihtiyat gostermek sayilir.olulerini ,neticesi belli olmayan savaslardan sonra bile ,geri gotururler.kalkani kaybetmek en buyuk serefsizliktir.boyle bir duruma dusen kimse kurban kesilirken veya bir toplantida hazir bulunamaz .bir bozgundan sonra sag kalanlardan cogunun namuslarina surulen lekeyi temizlemek icin kendilerini astiklari gorulmustur."

    4- historiae

    yaşadığı dönemin tarihini yazmak isteyen tacitus, historiae adını verdiği eserini 14 kitaptan oluşturduğu sanılıyor. ancak bunlardan ilk dördünün tamamı ve beşincisinin ise sadece yarısı ulaşabilmiştir.

    eserin tarihi, dört imparator yılı diye bilinen, 68-69 yıllarıyla başlar. ilk dört kitapta galba ile otho, otho ile vitellius, vitellius ile vespasianus'un komutanları arasındaki mücadeleleri ve o sıralarda imparatorluğun değişik yerlerinde olan olayları anlatır. olaylar annalistik bir düzenle, yani yıl yıl verilir: bir yılın olayları bittikten sonra ancak ertesi yıla başlanır. beşinci kitap, 70 yılında kudüs kuşatması ile başlar, galya'daki civilis ayaklanamsına geçer ve orada kalır. (eski tarih yazarlarının çoğu da, bu kesik kesik analtıma başvurmuştur. bu bir bakıma anlatım kusurudur. ama tacitus, olayları öyle bir gruplandırır ki bu kesintiler dramatik etkiyi ve heyecanı artırıcı bir nitelik kazanır.)

    tacitus, bu eserini yazarken, kendisinin ya da başkalarının anılarına ve başından geçenlere başvurmuştur. senatus'tan elde ettiği kayıtlara, komutan ve valilerin raporlarına, v.b. dayanmıştır.

    5- annales

    tacitus'un ikinci büyük tarih eseri; annales 'tir. [müzehher erim hocamız, "latin edebiyatı" adlı eserde ekliyor: "en iyi elyazmaları bu adın sonuna -ab excessu divi augusti / tanrılaşmış augustus'un ölümünden başlayarak- ibaresini eklemektedirler. {{6}}]

    augustus'un ölümünden ve onu izleyen olaylardan başlayıp domitianus dönemini içine alacak şekilde kaleme almıştır. demek ki annales'in bittiği yerde historiae başlıyordu. (aslında tacitus'un bu iki eserin bir birlik yaratmasını istediği anlaşılıyor.)

    hieronymus (st. jerome) bir yorumunda ondan şöyle söz eder: "augustus'tan domitianus'a kadar imparatorların yaşamlarını 30 kitapta incelemiş olan cornelius tacitus."

    65 yılının olaylarının anlatıldığı, 16. kitapta, annales bitmektedir. 16. kitabın kaybolan yarısında olayları 68 yılına kadar getirdiği ve böylece historiae'ın başladığı yere kadar geldiği kabul edilebilir.

    annales'in elimize geçen bölümleri; ilk 4 kitap, 5. kitabın başlangıcı, 6. kitap (baş tarafı yok) daha sonra başlangıcında ve sonunda eksiklerle dolu 11-16. kitaplar.

    ilk 6 kitap imparator tiberius'un ilginç bir portresini çizer. 11-16. kitapta claudius ve nero'yu anlatır. nero ve annesi agrippina arasındaki iktidar mücadelelerini, (agrippina 'nın öldürülmesiyle sonuçlanan) seneca gibi kimselerin kendilerini öldürmelerine kadar giden olayları (piso'nun başını çektiği grubun, nero'ya suikast düzenlemeleri) ve bunlara yol açan nedenleri, (roma'nın bozulan ahlak disiplini) koşulları anlatılır.

    tacitus, inançları bakımından, cumhuriyetçiydi. ama yaşadığı dönemden ötürü, cumhuriyet dönemiyle ilgili tecrübesi yoktu. -arada çıkan demokrat imparatorlara rağmen- imparatorluğun kötü bir rejim olduğunu düşünüyordu. tiberius'un, claudius'un en kötü yönlerini anlatmıştır tacitus. herhalde yazarımız, bir deliden başka birşey olmayan caligula için de birşeyler söylemiştir. -bu bölüm kaybolmuştur.- nitekim, nero'nun çok sayıdaki karakter bozukluklarını olduğu gibi anlatmıştır. peki şu soru sorulabilir; bir tarihçinin, imparatorluk ve imparatorlara karşı olan bu önyargısı, tarih yazımında olmaması gereken bir husus değil midir? tarihçi olarak amacının sadece bazı olayları ve olguları olduğu gibi anlatmak değil, gerek yapılan işleri gerekse işleri yapanları gelecek çağların unutamayacağı bir biçimde, gelecek kuşaklara bir ders olacak nitelikte sunmak olduğuna inanıyordu. (yazarımızın, germania eserindeki tutumunu da hatırlamak da fayda var.)

    "bence tarihin en önemli işlevi değerli ve üstün şeyleri unutulmaktan kurtarmak, kötü sözlere ve kötü işlere gelecek kuşakların nefret ve lanetinin korkusunu yüklemektir." {{7}}

    "iyi imparatorların zmanları bu karanlığı kısa bir süre için aydınlatan ışıklı bir geçitten başka bir şey değildir." {{8}} tacitus'un tek inandığı geleneksel roma erdemleri ve bunlardan da özellikle felaketler karşısında gösterilen yiğitlik ve yüreklilik idi. demek ki her şeye rağmen gene en çok ve yalnız "insan" a inanıyordu. yahudilik, hristiyanlık veya başka bir dine herhangi bir sempatisi yoktu. stoacıların yapma iyimserliğine de önem vermez. kişiliğini böyle özetleyebileceğimiz tacitus'un yazış yöntemi kendine özgüdür, diyebiliriz. (ve hiç kimse tarafından taklit edilememiştir.) gerçi önceki yazarlardan özellikle sallustius'tan çok şey öğrendiği belli ise de tacitus kesinlikle modern ekole mensuptu; cicero ve livius'un uzun cümlelerini onda bulamayız. kısa cümlelerle azmada sallustius'a benzer, ama onun stilini daha da geliştirmiştir. kısa ve yoğun cümleler, güçlü ifade, epigrammatik kesinlik ve etkili bir ironi (tersinleme) onun düzyazısının karakteristikleridir. kısa ve yoğun bir şekilde, epigrammatik bir ifadeyle söylenmiş, birer özdeyiş gibi kuşaktan kuşağa söylenegelmiş birçok cümlelere eserlerinde sık sık rastlamak mümkündür:

    "bir ıssızlık yaratırlar, adına barış derler."
    "kadınlara yas tutmak yaraşır, erkeklere hatırlamak."

    vergilius'un düzyazı yazarları üzerindeki etkisini en çok tacitus 'da görürüz. özellikle historiae'da gerek üslup gerekse esere sinmiş olan hava yer yer aeneis'i anımsatır.

    tacitus'un eserleri kendisinden hemen sonra gelen zamanlarda pek beğeni kazanmamış, orta çağlarda da pek önemsenmemiştir. tekrar nasıl keşfedildiği tam bilinmiyor. onu ilk okuyan historiae ile annales'in bölümlerinin birer el yazmasına sahip olan rönesans yazarı boccaccio'dur. daha sonraları tarihçiler, siyasetçiler ve edebiyatçılar için bitip tükenmez bir ilgi kaynağı ve inceleme konusu olmuştur.

    [bu entryde yazılanları http://www.latince.net/ adresine de yazmıştım.]
  • 'bilinmeyen şeyler hep muazzam görünür' tacitus,agricola
  • "devlet ne kadar yozlasmissa, o kadar çok kanun olur". - tacitus
  • [roma edebiyatı'nda tarih - ayşe sarıgöllü - ank. 19893 - sf: 48-54]

    traianus devrinde tarih (i.s. ii. yüzyıl)

    domitianus'un ölümünden sonra (96), ântoninus hanedanının ilk imparatorları devrinde (nerva, 96-98; traianus, 98-117) roma'da büyük bir baskıdan kurtulmanın ferahlığı duyulur. tam bir özgürlük söz konusu olmamakla beraber, yazarlara karşı daha çok hoşgörü gösterilir. dışta kazanılan zaferler, içteki iyi idare romalılara gurur verir, romalılık duygusu yeniden güç kazanır. daha önceki bazı imparatorlar zamanında filozoflar susturulmuş, öte yandan da halk tarafından alaya alınmış olmakla beraber, gizli gizli yayılmıya başlayan stoa felsefesi romanlar üzerinde etkisini gösterir, ruhlarını yüceltir ve güçlendirir. ahlâk yeniden önem kazanır, aşırı bir romalılık duygusu ile yabancı ceryanlardan uzaklaşma ve geleneksel roma dinine dönme eğilimi belirir. nisbî bir özgürlük, maddî ve manevî kalkınma, düzene girme çabaları ile roma bu devirde az çok augustus devrini hatırlatır, idaredeki ve toplumdaki iyiye yöneliş edebiyatın daha canlı, daha gururlu olmasına yol açar. quintilianus'un, seneca'nın temsil ettiği modern zevke açtığı savaş, ve yaymak istediği cicero hayranlığı etkisi ile yeni bir klasisizm doğar. bu çağın belli başlı yazarları mektupları ile ün yapan genç plinius, hicivci iuvenalis ve tarihçi tacitus'tur. bu yazarlar tamamiyle traianus devrinde yaşamamış olsalar da en güçlü eserlerini o devirde vermişlerdir.

    tacitus (tahminen 55-120)

    domitianus'un ölümünde kırk yaşını geçmiş olan tacitus hitabet alanında kendisini tanıtmış, yüksek memuriyetlere erişmiş olmakla beraber bir edebî tenkit eserinin dışında henüz hiçbir eser vermiş değildir. domitianus'un ölümünden iki yıl sonra ilk tarih denemelerini, ve daha sonra arka arkaya iki büyük tarih eseri vermesi onun tarihçi olmak arzusunu uzun müddet içinde sakladığını gösterir. tacitus düşüncesini özgür bir şekilde söyleyemediği baskı devirlerinde susmayı tercih etmiş, vaktini bilgisini arttırmak, devlet işlerinde tecrübe sahibi olmak ve çevresini incelemekle geçirmiştir.

    publius cornelius tacitus hayatı en az bilinen romalı yazarlardan biridir. nerede doğduğu bilinmemektedir, bir şövalye ailesinden olduğu tahmin edilir. hayatı üzerine toplanabilen bilgiler kendi eserlerine ve plinius'un bazı, mektuplarına dayanmaktadır. î. s. 55 yılında doğduğu tahmin edilir. vespasianus devrinin en ünlü hatipleri m. aper ile iulius secundus'un öğrencisi olduğu kesinlikle bilinir, quintilianus'un derslerini izlemiş olması ihtimali de vardır. tacitus genç yaşında roma'da hatip olarak kendini tanıtmış, memuriyete bu yoldan girmiştir. çok kabiliyetli olmakla beraber, 73 yılında iulius agricola 'nın kızı ile evlenmesi de devlet hizmetlerinde yükselmesini etkilemiş olabilir. askerî tribunluk ve kuestorluk yaptıktan sonra domitianus zamanında pretor olur, bu imparatorun idaresinin özellikle son üç yılında hüküm süren terör havasına yakından tanıklık eder. 70-94 yıllarında roma'dan u-zaktadır, bu arada nerede ne iş gördüğü belli değildir, propraetor olarak bir eyalette çalışmış olabilir. 97 yılında, nerva imparator iken, arkadaşı plinius ile birlikte konsül olur; 115 yılında traianus'un imparatorluğunda anadolu'da prokonsuldür; 120 yılına doğru öldüğü kabul edilir.

    tacitus'un ilk eseri (yazıldığı ve yayınlandığı tarih bilinmemektedir) dialogus de oratoribus, hatiplerin dialogu, hitabetin bozulmasının sebeplerini araştıran, tarih alanına değil, edebî tenkit alanına giren bir eserdir. tacitus'a göre, roma'da hitabet retorik okullarının yol açtığı edebî zevk bozulması ve genel kültür yoksunluğundan başka, rejim değişikliğinin özgürlüğü yok etmesi ile ve toplumdaki ahlâk ve ruhun değişmiş olması yüzünden eski değerini kaybetmiştir. edebî tenkide tarih fikrini sokması tenkit konusunda bir yeniliktir ve tacitus'un tarih yazamadığı günlerde de tarih üzerine düşünmüş olduğunu gösterir.
    tacitus'un tarihe karşı duyduğu ilgi 98 yılında çıkan iki eserinde daha çok belirir: agricola'nın hayatı ile germania adlı eserleri birer tarih denemesi sayılabilir.

    agricola'nın hayatı (de vita et moribus iulii agricolae):

    tacitus bu biografi eserinde kayınpederi agricola'nın hayatını anlatır. agricola imparator nero, vespasianus ve domitianus zamanında gerek asker, gerek sivil olarak imparatorluğa örnek bir şekilde hizmet etmiştir; rritanya'nın fethini tamamlıyan ve orada sükûnu sağlayan odur. bu sebeple domitianus'un kıskançlığım uyandırmış, onun gözünden düşmüş, roma'ya döndüğü zaman tehlikeden uzak kalmak, kendini unutturmak için bir köşeye çekilmiş, 54 yaşına kadar yaşamıştır, öldüğü sırada tacitus roma'da olmadığı için, adet olduğu üzere, kayınpederinin arkasından bir övgü nutku söyleyememiştir; işte bu eser bir bakıma ölmüş bir kimse için söylenen bir övgü nutku mahiyetini de taşır, öte yandan tacitus'un artık ölmüş olan domitianus üzerine düşündüklerini rahat rahat söylemesi, ve monarşi taraftan olmasalar da aydın, vatansever kişilerin artık geri gelmîyecek bir rejimin özlemini belli edip kendilerini tehlikeye sokacakları yerde, en kötü şartlarda bile vatana hizmet etmeleri gerektiği fikri gibi bazı siyasî fikirlerini belirtmesi ile de eser bir çeşit politik bildiri sayılabilir. nihayet, vespasianus'un monarşi ile özgürlüğü birleştirmesini övmesi, domitianus'un şiddet devrini kısaca anlatması, roma'nm hakimiyeti altına giren britanya'nın durumu, halkı üzerine görüşleri ile tacitus bu eserde biografi sınırlarını aşmış, etnografya ve tarih alanına girmiş olur. roma dışındaki barbar alemin roma için bir tehlike olabileceğini sezmiş olması tacitus'un ileriyi görme kabiliyetini ve vatansever bir insan olarak duyduğu endişeyi gösterir.

    germania (de situ ac populis germaniae). l

    etnografya ve coğrafya alanına giren bu eser tacitus'un ilerde yazacağı büyük tarih eserlerine bir öncü sayılabilir; o eserlerde sözü çok geçecek olan germanya savaşlarını anlatmadan önce, tacitus romalılara germanya'yı tanıtmak istemiş olabilir. bu eserde savaşçı bir ırk olan germenlerin roma için ne büyük bir tehlike olacağı endişesi de vardır. bu, tacitus'un traianus'un rhin sınırında tahkimat yaptırmasını desteklediğini gösterir ve eserin politik yönünü teşkil eder. ger-manya'nın bir de tenkit tarafı vardır, tacitus sık sık romalıların bozulmuş ve zayıf tarafları ile germenlerin sağlam ve saf taraflarını karşılaştırır, germenlerden söz ederken dolaylı bir yoldan romablan tenkit eder. amacı vatandaşları ile alay etmek değildir, tacitus'un acı görüşlerinde bir vatanseverin duyduğu derin endişe vardır, roma'nm selâmetini germenlerin aralarında anlaşamamasında görmesi de roma'nm geleceğinden pek ümitli olmadığını ortaya koyar.
    yazar olarak .de oratoribus'da. kabiliyetini ortaya çıkaran tacitus fikirlerin özgür bir biçimde söylenemediği bir devirde nereye yönelmesi gerektiğini arar gibidir, agricola ve germanya''da tarih alanına kaymıştır, en sonunda traianus devrinin getirdiği özgürlükten yararlanarak tarihçilikte karar kılar ve iki önemli eser verir: historiae ile annales.

    tacitus'un tarih yazmaktaki amacı

    tacitus historiae'nin giriş kısmında tarihî gerçeği tarafsız olarak yansıtmak ve gelecektekilere iletmek istediğini bildirir. augustus'un hakimiyeti ele almasıyla monarşi devrine girildikten sonra tarih yazarlarının hükmedenlere yaranmak arzusu ile, veya onlara kin duydukları için gelecekteki kuşaklara gerçeği bildirmek gibi bir görevleri olduğunu unuttuklarım iddia eder. annales eserinin iii. bölümünde de tarihçinin başbca ödevinin erdemli kişileri ve işleri unutulmaktan kurtarmak ve devletin başında bulunanları, gelecekteki insanları düşünerek,' sözlerine ve davranışlarına dikkat etmiye zorlamak, yani kötülükten uzak kalmalarına yardım etmek olduğunu söyler. o halde tacitus da, roma tarihçilerinin çoğu gibi, eserini yazarken ahlâkî bir amaç gütmüş ve tarih yazmanın ders vermek olduğunu düşünmüştür. tacitus, sallus-tius ve livius gibi tarih yazmakla ölmezliğe erişmek istediğini açıkça söylemese bile, sadece devlet hizmetinde yüksek mevkilere erişmenin insanın değerini ölçmiye yetmediğini, hu görevlerin imparatorlar tarafından çok kere lâyık olmayan kimselere de verildiğini, oysa eser yazmanın bir kabiliyet işi olduğunu ve yazarlara ölümlerinden sonra da sürecek bir ün sağladığını ifade etmiştir (dialogus de oratoribus). tacitus cicero örneğini göz önünde tutmuş gibi, bir yandan yüksek mevkilerde devlete hizmet ederken, bir yandan da edebiyat alanında kendisini göstermiştir.

    historiae (106).

    12 veya 14 bölümden ibaret olduğu kabul edilen bu eser nero'nun ölümünden (69) domitianus'uû ölümüne (96) kadar süren 28 yıllık bir devreyi kapsar, 69 yılındaki iç savaşları ve flavius hanedanına mensup imparatorların saltanatını anlatır. eserin büyük bir kısmı kaybolma., sadece ilk 4 bölüm ile yer yer v. bölüm muhafaza edilmiştir. bu bölümlerde nero'nun ölümünden sonra galba, otho, vitellius gibi generallerin iktidar mücadelesi, zaman zaman idareyi ele almaları ve neticede ves-pasianus'un galip gelmesiyle hakimiyetin flavius hanedanına geçmesi ve vespasianus'un imparatorluğunun ilk günleri ele alınmıştır.

    annales (115-117 yıllan arasında yayınlanmıştır).

    tacitus bu ikinci tarih eserine hiştoriae'yi yayınladıktan - sonra başlamış, 10 yıl kadar üzerinde çalışmıştır. 16 veya 18 bölümden ibaret olan bu eser tam olarak ele geçmemiştir, fakat kalan kısımlar bile büyük bir hacım tutar (i-iv ve xi-xvi kısmen, v. ve vi. bölümden fragment-ler). annales'de yazar augustus'tan sonraki imparatorlar devrini anlatır (claudius veya iulius hanedanı: tiberius, caligula, claudius, nero).
    • tacitus da sallustius gibi önce çağdaş tarihi ele almakla işe başlamıştır. nero'nun ölümünde 13 yaşındadır. generallerin iç savaşma, vespasianus ve oğlu titus devrinde roma'nm sükûna kavuşmasına bizzat tanık olmuş, titus'un ölümünden sonra iktidarın kardeşi domitianus'un eline geçmesiyle roma'nın 15 yıl boyunca günden güne nasıl zalim bir idarenin bunalımı içine düştüğünü imparatorluğun yüksek bir memuru olarak yakından görmüştür. flavius hanedanına mensup imparatorlar devrini iyi bilmesi, domitianus'un keyfî ve özellikle son yıllarda dehşet saçan idaresinin azabını duymuş olması, onu konu olarak bu devreyi seçmeye sevketmiş olmalıdır. historiae'nin başında tacitus nerva ile traianus devri üzerine de bir eser yazacağından söz etmekle beraber, ikinci eseri annales'de daha önceki çağa geçmiş, her halde augustus'tan sonra imparatorluk rejiminin nasıl bozulduğunu ve özellikle nero zamanında nasıl keyfî bir despotluğa vardığını göstermek, bir yandan da flavius hanedanı devrini daha önceki devir ile izah etmek istemiştir. tacitus'un dediğine göre, bu dört imparatorun idaresini onların devrinde anlatan tarihçiler bu devreyi korku içinde, ölümlerinden sonra anlatanlar ise kinlerinin etkisi altında ele almışlardır. kendisi bu konuyu tarafsız olarak ele alabilecek durumdadır. tacitus annales'de augustus devrini ayrıca anlatacağını vaadetmişse de bu sözünü yerine getirememiştir. augustus, nerva ve traianus devirlerini ele alabilmiş olsaydı imparatorlar idaresinin sadece şiddet, zulüm, intrika ve ahlâksızlıktan ibaret olmadığını göstermiş olurdu.

    tacitus'un tarihçiliği

    tacitus kendinden önce gelen tarihçilerden, velleius paterculus, servilius nonianus, aufidius bassus, cluvius rufus, fabius rusticus ve tabiat bilgini plinius'tan yararlanmış ve bu kaynaklan karşılaştırmayı ihmal etmemiştir. bütün araştırmalarına rağmen herhangi bir konuda tereddüdü düştüğü zaman kesin ifadelerden kaçınmıştır. senato arşivleri, anılar (özellikle agrippina'nın anılan), roma'nın resmî gazetesi sayılabilecek açta diurna populi romani, görgü tanıkları, sözlü gelenek de tacitus'un başvurduğu kaynaklar arasındadır. historiae'yi yazarken tarihçi kendi bilgilerine de dayanmıştır.
    genç plinius'un mektuplarından anlaşıldığına göre tacitus'un eserleri kendi çağında çok beğenilmiştir, ölümünden 160 yıl sonra, 6 ay kadar hüküm süren imparator m. claudius tacitus büyük tarihçinin soyundan geldiğini söyliyerek övünmüş ve bütün devlet kütüphanelerine tacitus'un eserlerinin konulmasını, devlet hesabına her yıl bu eserlerin 10 kopyasının yapılmasını emretmiştir. fakat daha sonraları, özellikle xviii. yüzyıldan sonra tacitus sanatkâr olarak beğenilmekle beraber tarihçi olarak türlü yönlerden tenkit edilmiştir.

    tacitus gerçekleri tahrif etmek yoluna sapmamakla, tarafısz olmak için büyük bir çaba sarfetmekle beraber duygulanımı etkisi altında kalarak imparatorluğun çok karamsar bir tablosunu çizmiş, olaylara ve kişilere bir san'atkâr ilgisi ile eğilmesi yüzünden gerçeği olduğundan farklı göstermiştir. psikolojiye karşı duyduğu merak onu olayların ve davranışların ardında yatan insan ruhunun kötü yönlerini yakalamıya sevketmiş, psikoloji ve ahlâk için bol malzeme veren saray hayatı onun bütün dikkatini imparatorlar ve çevreleri üzerine yöneltmiş, tacitus'un idarî ve malî konular üzerinde yeteri kadar durmamasına yol açmıştır.

    çevresinin etkisinden kurtulamıyan tacitus hiristiyanlara, müsavilere ve plebe karşı mağrur ve çok kere insafsız bir tavır takınmıştır.

    politik felsefesinin kararsız olduğu, tacitus'un roma'tun eski rejimi ile monarşi arasında bir seçme yapamadığı söylenmiştir. tarihçinin bu tutumunu anlamak için onun monarşiyi kabul etmekten başka bir çare göremiyen bir devlet adamı, bir idareci, bir de fikirlerini özgür olarak ortaya koyamamanın azabını duyan bir düşünür, bir yazar kişiliğini gözden kaçırmamak gerekir. gerçekten de tacitus roma'nın eski devirlerinin özlemini duymakta, cumhuriyet devrindeki o engin özgürlüğe imrenmektedir, fakat roma için monarşinin bir vakıa olduğunu kabul eder, ve roma'ya artık sadece iyi prenslerin mutluluk getirebileceğine inanır:

    "eğer bu koskoca imparatorluk kendisini idare eden biri olmadan ayakta durabilse, dengesini koruyabilse idi cumhuriyeti yeniden başlatacak ben olurdum..."

    "özgürlük artık iyi bir prensin iş başında olmasındadır." (hist. i, xvi).

    çünkü romalılar "ne tam bir köleliği, ne tam bir özgürlüğü hazmedemeyen insanlardır." (ibid.)

    tacitus'un eskide asıl özlemini çektiği taraf ahlâktır. halkı hor görmesi de ahlâk yoksunluğundandır; hilekâr kölelerden nefret eder (hist. i, iv); halkın cahilliğini, dönekliğini beğenmediği gibi, askerleri, senatörleri de yerer, "askerler vaktiyle hükümdarların erdemini severdi, şimdi ise kusurlarını seviyor." der (hist. i, iv), ve senatörler dahil herkesin devleti değil, kişisel çıkarını düşündüğünü söyler (hist. i, xix). tacitus'un hatiplikten gelmesi ve tarih yazarken ahlâkî bir amaç gütmesi onu mübalağaya sevketmiş, erdemli kişilerle kötü ruhlu insanlar arasındaki tezatı daha göze çarpar bir biçimde belirtmek istemiştir: germanicus'un asil siması tiberius'un kapkara portresi yanında daha çok dikkati çekmektedir.

    tarih olaylarının akışında tacitus'u ilgilendiren genel sebeplerden çok fertlerin kişilikleri ve psikolojileridir. hiçbir roma tarihçisi tacitus kadar insan ruhunun derinliklerine inmemiş, insan topluluklarının değişen ruh durumlarını onun kadar belirtmemiştir.

    tacitus'un sanatı

    tarih bilgini olarak tacitus tenkit edilebilirse de, tarih yazarı olarak üstünlüğünü kabul etmeyen yoktur. tacîtus tarih olaylarını bir san'atkâr olarak ele almış, onları etkili bir biçimde okuyucuya sunmuştur. genel olarak olayları yıl yıl anlatır fakat eserinde her bölümün bir bütünlüğü vardır, ve olaylar "arasındaki ilgi merkezini bir hükümdarın ruh durumu teşkil eder. yazar anlatısında olayları bir dram sahnesi haline getirebilmiş ve çok kere zaten olağanüstü olan olaylar onun kalemiyle daha patetik bir havaya bürünmüştür; germanicus'un küllerinin roma'ya getirilmesi, agrippina'nın boğulması...
    tacitus'un eserleri arasındaki üslûp farkı bu eserlerin farklı yazarlara ait olduğunu düşündürecek kadar büyüktür, tik. eserlerinde cice-ro'nun üslûbunu hatırlatan üslûbu ihistoriae'de yepyeni bir şekil alır. artık tacitus thukydides gibi, sallustius gibi az kelime ile çok şey ifade etme tarzını benimsemiştir. asabî, ihtiraslı, renkli, çeşitli ve şairce olan bu üslûp annales'de en şahsî, en orijinal şeklini bulmuştur.
  • söylentilere göre, roma cumhuriyet çağının ideallerini aklından atamadığı için monarşi rejimine bir türlü ayak uyduramayan, ancak bunun yanında augustus'u ilahi olarak nitelendirip, en ünlü eserinin başlangıç tarihini "ilahi" augustus'un ölüm yılı şeklinde tayin eden, hayatını ismi gibi sessiz bir biçimde sürdürerek vazgeçmediği kötümser bakış açıları yüzünden mutsuzluk içinde ölen 1. yüzyıl yazarı. "ab excessu divi augusti" (annales/yıllıklar olarak da bilinir) isimli eseri, roma tarih yazımında büyük önem teşkil etse de, kendi döneminde okunmamış/takdir görmemiştir.
  • "insanlar bir iyilikten çok, incinmenin karşılığını vermeye hazırlıklıdırlar, çünkü minnettarlık bir yüktür, intikam ise zevk." demiş kişi.

    (sözün sahibin bulmamda yardımlarından dolayı arif'e teşekkür ediyorum.)