şükela:  tümü | bugün
853 entry daha
  • herhangi bir salgın, kıtlık ya da savaş anında önce tuvalet kağıtlarına saldırılıyormuş, evet önce tuvalet kağıdı, çünkü k.cımız değerlidir!
  • insanların her şeye kısa sürede alışabilmesi. üç haftada sanki yıllardır korona ile yaşıyormuş gibi olduk. her gün gelen ölüm sayıları normal karşılanmaya başladı. test sayısının azlığı, sağlık personelinin çektiği sıkıntılar o kadar da ses getirmemeye başladı. sokağa çıkmamak, zorunlu ihtiyaçlar için çıktığımızda sosyal mesafeyi korumak, maske takmak, aldığımız ürünleri kullanmadan önce dezenfekte etmek vs. hayatımızın sıradan bir parçası oluverdi. her şeye alışıverdik kolayca.
  • insanlığın, teknolojinin ne kadar gelişmiş olursa olsun hala daha kontrol edemediği durumlar karşısında ne kadar aciz olduğu. küçücük bir virüs dünyayı hallaç pamuğuna çevirdi. tüm insanlık diz çöktü adeta.
  • dünyadaki tüm sistemi bir işletim sistemi ve yazılımlar olarak düşünürsek, virüsler de öngörülememiş exception'lardır.

    exception çıktıkça yapa yapma çalışması yapılıyor özetle. çok korkmadan ama önlemlerle ilerleyince genelde işler yolunda gider.
  • büro arkadaşıma fazladan bir adet steril maske vermediğim için
    beni tartaklamaya çalıştığında, içinde koronodan daha tehlikeli bir canavar olduğu gerçeğini öğrendik. durum umarım daha vahim bir hal almaz. olacakları düşünmek bile istemiyorum.
  • son yazdıklarıma bakılırsa, ruh halimin ne kadar "up down" olduğu anlaşılıyordur herhalde..

    karantina garip bir şey.

    ilk başta korkuyorsun. her şey yabancı geliyor. bir an once normal hayatına dönmek istiyorsun.

    ama insanoğlu o kadar çabuk alışıyor ki her şeye. bir anda kendine yeni bir normal yaratıyorsun. günlerini bir düzene bindiriyorsun. çevrene düzenlemeler yapıyorsun. hayat kaliteni yükseltmeye çalışıyorsun. sosyal ilişkilerini bile bir dengeye oturtmayı beceriyorsun.

    sonra, tuhaf bir içsel yolculuk yaşıyorsun. seni sen yapan her şeyi tekrar gözden geçiriyorsun. neler yaşadım - neler yapmak isteyip de yapamadım? neleri erteledim? yaşadığım hayattan memnun muyum? bu karantina bitince hayatımdaki neleri değiştireceğim?

    biraz umutla karışık bir hüzün yaşıyorsun.

    kaybettiğin günler geri gelmeyecek, bunu biliyorsun. ama bundan sonraki adımlar da artık senin elinde.

    bu yüzden iyi bir plan yapmak istiyorsun. şayet hayatta kalırsam, bundan sonraki adımlarım ne olacak?

    henüz bilmiyorum.

    ama bunu düşünmek için de bol bol zamanımız var.
  • uzun bir aradan sonra uzun süreli ilk defa sokağa çıktım. evde uzun süre kaldıktan sonra sokağa çıkınca nefes alırken insanın burnu garip bir şekilde kuruyormuş. maske ile dolaşmak ve nefes almak ta zormuş onu öğrendim. maskeyi burun altıma indirip sadece ağzım kapalı yürürken polis çevirdi, "beyefendi maskeyi burna çekelim lütfen" dedi. kafam ile onay verip hemen maskeyi düzelttim ama nedense bana sözleri "maskeni düzeltsene lan dürrük" demiş etkisi yaptı. ilerledikten sonra da maskeyi geri indirmedim yemedi. genç ve kibar biriydi halbuki, güzel güzel de konuşmuştu ama öyle işte. maske demişken; doksanlarda seyrettiğim bir belgeselde peçe takan kadınların başka yerleri görünmediğinden özellikle göz makyajlarına çok önem verdiklerini ve bakışları ile etkilemeye çalıştıklarını anlatmıştı. ne belgeselin adını ne de ülkeyi hatırlamıyorum ama sokaktaki kadınların özellikle göz ve çevresi makyajına özen gösterdikleri dikkatimi çekti. maskesiz halini bildiğim bir kaç tanıdık kadın ile karşılaştım onlar da daha özenli makyaj yapmışlardı.
    (bkz: bu da böyle bir anımdır)