1. emekli büyükelçi. kanada'da görevliyken elçiliğe düzenlenen saldırıdan camdan atlayarak kurtulmuştur ama vücuduna tonlarca demir takılmıştır. eşini bırakıp atladığı için eleştirilen bu zat ilişkilerin gerginleştiği zamanlarda televizyonlara çıkar, gazetelere yazılar yazar.
  2. ahmet kekeç tarafından "döne döne vatanperver türk büyüğü" diye sakaraya alınan bir türk büyüğüdür. kanada'da saldırıya uğradığında elçilikten ailesini bırakıp kaçtıktan sonra söylediği veciz söz adamın halet-i ruhiyesini açıklar zaten:
    "ben kendimi değil devletin büyükelçisini kurtarmak için kaçtım".

    çetin altan'la mecliste girdiği polemiklerde çetin altan'ın (ama eski çetin altan'ın) kendisine ayar verdiği şahsiyet. kürsüde nazım'dan bahsettiği sırada çetin altan'a "hadi ordan uleeen" demiş ve bir rivayete göre zabıtlara ilk kez "ulan" lafını eklemiştir. çetin altan'ın kendisine vardiği cevap daha yakıcıdır:

    "senin dilini gezdirdiğin yerlerin kokusu hâlâ ağzındayken sana mı kaldı konuşmak?"

    kırca bu laf üstüne susmuştur. her devrin ikbaline çanak tutmuş ve havayı koklamıştır. büyük devlet adamlığının gereği ve neticesi olarak kendisini hep dışişleri bakanı görmek istemiş, bu uğurda çok mücadele etmiş ve muradına ermiştir. ama 25 gün sürmüştür bu saltanatı.
  3. http://www.milliyet.com.tr/

    "eski dışişleri bakanlarından, emekli büyükelçi ve yazar coşkun kırca, istanbul'da öldü.
    edinilen bilgiye göre, coşkun kırca, geçirdiği kalp krizi sonucu kaldırıldığı vkv amerikan hastanesi'nde hayatını kaybetti.
    kırca, 1927 yılında istanbul'da doğdu. galatasaray lisesi'ni ve istanbul hukuk fakültesi'ni bitirdi. daha sonra milletlerarası güvenlik dairesi planlama ve yardımlar şubesi müdürlüğü, nato daimi temsilciliği görevlerinde bulundu. chp kontenjanından 1960'da kurucu meclis üyeliği yapan kırca, 1. ve 2. dönemde chp, 19. dönemde ise dyp listesinden istanbul milletvekili seçildi. bm'de daimi temsilcilik, büyükelçilik görevlerinde de bulunan coşkun kırca politikanın yanında gazeteciliği de hiç bırakmadı.
    forum, akis, kim ve yeni forum dergilerinde ile vatan, yeni gün ve yeni vatan gazetelerinde yazdı. 1995 yılından itibaren periyodik olarak yeni yüzyıl gazetesi'de yazan kırca, 1961'den bu yana bütün anayasalar'ın hazırlanmasında önemli görevler aldı.
    kırca, 1991'de dyp'den istanbul milletvekili seçildikten sonra tansu çiller'in başkanlığında kurulan 51. hükümet'te dışişleri bakanı olarak görev yapmıştı.
    kırca, evli ve 3 çocuk babası idi."
  4. efendim kendisi 90lı yıllarda dersimize gelmişti. ilk derse gelişte sanırsın padişah geliyor, bir tören bir tören... önce içeri bir adam girdi. elinde kolunda bir sürü kitap. öğrenciler panik havasında... ilk derse bunca kitap getiren birinden ne kadar zor sınıf geçilir. korkmuştuk evet. sonra anılarından oradan buradan derken baktık ki sene bitmiş, biz de bitmişiz. bir şanstı bunca deneyimli, bunca birikimli birinden bilgiler alabilmek.*
  5. gsu'deki ilk hocamdı coşkun kırca, ilk onun dersine girmiştim. bir yıl boyunca gereksiz ts sınıfında devamlı gittiğim tek ders coşkun kırca'nın verdiği düşünce tarihi dersi idi, derste voltaire'i anlatırken hüngür hüngür ağlamıştı bir gün, ne mükemmel düşünceler bunlar diye duygulanırdı hep keyif aldığı şeyleri anlatırken. çok çok severdim ben kendisini, nur içinde yatsın, toprağı bol olsun. öğrettiği her şey için bir kez daha mekanı cennet olsun.
  6. bir gün derste şöyle bir olayla bize tatlı tebessümler bağışlamış tatlı, yaşlı, merhum insan*;
    - işte evlatlarım bu cazibe-i arz'ın etkisi..himmm..neydi yahu? siz ne diyodunuz buna?
    - yerçekimi hocam, yerçekimi..
    - hah, çok yaşa, işte ondan..cazibe-i arz'ın etkisi ile blablabla
  7. ts'te verdiği bir derste
    "çocuklar pırlanta gibi çocuklarsınız. lütfen politikaya atılın..." diyerek ağlamaya başlamış eski hocam.
    dersi pek verimli geçerdi rahmetlinin. dersten sonra bir de anlattıklarının notunu dağıtırdı. sınavlarda iyi kağıtlara 80, (nispeten) kötü kağıtlara ise 70 vererek öğrencilerini pek mutlu ederdi.
    ismet paşa'nın otoriter (hatta zaman zaman diktatörlere layık) hareketlerini hayranlıkla anlatırdı. hatta belki onları anlatırken de ağlardı.
    bir eski zaman insanı, mekanı cennet olsun...
  8. türk siyasi ve entellektüel hayatinin belki de en garip kişiliklerinden biriydi coskun kirca. kişiliğine damgasini vuran şeyler arasinda mekteb-i sultani'yi, fransiz kültürünü ve spinoza'nin garip bir yorumu diyebileceğimiz bir tür felsefi faydacılıği saymak mümkün. ama bütün bunlarin ötesinde coskun kirca'ya asıl damgasini vuran şey yaşamıni; düşüncelerinden, siyasi inançlarından, davranış kalıplarından çok ötede her zaman bir "devlet adamı" olarak sürdümesidir. onun için siyasi inançları hayata ve insanlara bakışı önemli değildir, önemli olan devlettir. devletin ali menfaatleri toplumun menfaatleriyle özdeştir ona göre. bunun için hayatının ilk döneminde devlet partisi konumunda olan chp'nin, son döneminde de yine devlet partisi olmayı başaran dyp'nin temsiclisi olarak mecliste ve hükümettedir. türkiye'de bir seyler basarmanın siyasi ya da birakin siyasi yaşamı herhangi bir alanda yükselmenin, basarı elde etmenin ön koşullarından biri "devlet adami" olabilmektir ve coskun kirca yasamı boyunca "devlet adamı" olabilmek için ugrasmistir. devlet gel deyince gelmiş, kenarda dur denilince kenarda durmuştur. evet devlet adamından siyasi ya da ideolojik kimliğini unutmasi beklenir. ve iste o zaman cenazenize ordu, mit, üniversiteler, hürriyet yazarları, envai cesit parti temsilcileri gelir. devlet adami olmussunuzdur, basarmissinizdir. öldüğünüzde cenazenizi izleyen birileri bunu ancak o zaman anlayabilir. "devletin dava arkadasi" olmussunuzdur.
    bu durum olumlanabilir ya da elestirilebilir. devletle bu sekilde ilişki kurmanın anti demokratik bir durum olduğunu düşünebilirsiniz. bunu faşistlik ya da yurtseverlik, muhafazakarlık, statükoculuk ya da ulusalcılık diye niteleyebilirsiniz. ama coskun kirca bu realitenin adamıdır. kardak kayaliklari konusunda savas çikarabilecek, devlet için kursun atan ve yiyen sereflilere kol kanat gerebilecek realitenin adamıdır. belki de onun son temsilcilerinden biridir.
    ama bütün bunlarin ötesinde coskun kirca tüm o 'engin bilgi', "entellektüel derinlik", "hocaların hocası" hatta tansu çillerin deyimişle "dava arkadasi" kimliğinin gerisinde, her konrusmasinda bir yerlerden derin bir güvensizlik, korku ve hesaplilik yayan garip bir ademdi. sürekli üste çikmaya çalisan, üstteyken sesi asla kesilmeyen bir çığırtkan, altta kaldığında ise sesi kesiliveren bir yalancı pehlivan. ölümüyle kendini bir kez daha hatırlattı. kisakürek'in devleti öteki cenazeye gitmiş, kirca'nin devleti buraya gelmis ne gam, bizi öldürmeye gelmesinler ona da şükür...

coşkun kırca hakkında bilgi verin