şükela:  tümü | bugün
  • üretim aşamasından bir fotoğraf ve tablo şurada, hikayesi aşağıda..

    "doğrusu, bir eşeğin kuyruk sallayışını bir müddet seyrettiğinizde, onda hem hakimane hem de harcıalem, hatta beethoven’vari bir şeyler olduğunu fark edersiniz: kuyruk senfoni orkestrası yöneten büyük maestronun elindeki çubuk gibi havada adeta dans etmekte, kendi müziğini besteleyip çalmaktadır. çoğu kez kuyruk, antene benzeyen kulaklarla uyum içinde hareket ediyor gibidir: eşekler kulaklarını sallayarak başlarının etrafındaki, kuyruklarını şaklatarak da arka taraflarındaki sinekleri kovalar. bununla beraber bir eşeğin kuyruğuyla tek bir sinek bile öldürdüğünü görmedim bugüne dek. eşeklerin kuyruğu daha ziyade caydırıcı ve tüylü bir barış gücü adeta...
    ihtiyar benjamin’in 'hayvan çiftliği’nde dediği şeyi onaylar mıydın acaba, gerçekten merak ediyorum gribouille: tanrı, sinekleri kovalasın diye benjamin’e kuyruk vermiş, ama çok yakında ortada kuyruk ya da sinek diye bir şey kalmayacak. gribouille dimdik duruyor, burnu otların arasında, yemekten ziyade araştırıyor; kuyruğu hala havayı dövüp duruyor; adeta izlenimci bir ressamın hayali bir tuvale vurduğu hızlı ve kesin darbelere benziyor. şu meşhur ressam eşek lolo’yu, namı diğer boronali’yi duymuşsundur belki gribouille; hani kuyruğuyla şehrin diline düşen, paris’te sanat camiasının yıldızı olan, lapin agile kabaresinin efsanevi misafir sanatçısı şu eşeğin hikayesini. 20. yüzyılın başlarında, montmartre’ın bu meşhur kabaresinin maskotunun tavşan –fokurdayan kazandan çevik hareketlerle kaçan tavşan- olduğunu zanneder herkes. söz konusu tavşanın resmi lapin agile’ın duvarını hala süslemektedir. sacre-coeur yakınlarında butte montmartre’da saules sokağı ile saint-vincent sokağı’nın keşiştiği yerde bu duvar resmi hala görülebilir.
    gelgelelim kabarenin asıl yıldızı, bir başka lapin müdavimi toulouse-lautrec’in boylarında olan boz eşek lolo’dur. yıllarca kabarede bir tablonun altında, ana salondaki bir duvarda çerçevesiz asılı duran picasso’nun au lapin agile tablosunun altında oturmuştur lolo. 1905 yılında picasso bu tabloyu lapin’ın patronu ve lolo’nun sahibi olan frédéric gérard’a vermiştir: resimde 'frédé' gitar çalarken görülmekte, picasso ise üzerinde baklava desenli bir süveter, oturmuş şarabını yudumlamaktadır. (1912’de frédé resmi sudan ucuza satar; 1989’da sotheby resmi 41 milyon dolardan açık artırmaya çıkarır; günümüzde bu resim eşeklerin girmesine kesinlikle izin verilmeyen bir yerde, new york modern sanatlar müzesi’nde durmaktadır.)
    lapin’ın bütün seçkin müşterileri lolo’yu tanır: picasso’nun yanı sıra, modigliani, maurice utrillo, max jacob ve georges braque gibi ressamlar; alfred jarry, guillaume apollinaire, francis carco ve pierre mac orlan gibi şair ve yazarlar da lolo’ya aşinadır. frédé’nin kendisi de sanki bir şiirden fırlamış gibidir: uzun beyaz sakalı, kırmızı eşarbı ve takunyalarıyla butte montmartre’ın arnavut kaldırımlı sokaklarında, peşinde lolo, dolaşır, gitar ya da flüt çalar ve bir kulağı sürekli etrafta olup bitendedir. frédé’nin adada yıllarca mahsur kalmış robinson crusoe ile alaskalı bir avcı karışımı biri olduğunu söylüyordur herkes. frédé, lapin’dan kazandığı paranın yanına, lolo’nun sırtındaki heybelerden sattığı balıklardan elde ettiği geliri de katmaktadır çoğu zaman. pek konuşkan biri değildir frédé; ama konuştuğu zaman da adeta homeros kahramanı bir bilge gibi konuşur: “eşekleri seviyorum,” demiştir bir keresinde, “çünkü eşek, bir baltaya sap olamamış at demektir.” lolo, frédé’nin yanından hiç ayrılmaz ve anırması da montmartre’lılar için notre dame’ın çanları kadar tanıdıktır.
    1910 mart’ında bir akşam lapin’da lolo, kuyruğuyla usta işi birkaç fırça darbesi vurur. aslında bir şaka, parodi olarak başlamıştır her şey; bütün bunların arkasındaki isim de kabarenin müdavimlerinden gazeteci ve romancı roland dorgelès’dir. dorgelès, bouquet de bohème adlı hatıratında lolo’nun yıldızlaştığı geceyi canlı bir dille anlatır. revaçta olan sanat akımları, ortalıkta caka satan şarlatanlar, 'modern sanat' denen sanat akımı dorgelès’i canından bezdirmiştir. ayrıca kübizm’den de pek hazzetmemektedir. herkes ben sanatçıyım, ressasım diyerek ortada dolaşmaktadır, gelin görün ki bunlardan ancak birkaçı gerçekten sanatçıdır. derken o günlerde moda olan '-izm'lerle dalga geçmek için bir fikir gelir dorgelès’in aklına. kendisi de 'aşırizm' diye yeni bir -izm ortaya atacak, lolo da bu yeni 'fütürizm' ekolünün önderi olacaktır. “sanatta aşırılık güç demektir” diye dalga geçer dorgelès. “güneş asla fazla ateşli, gök asla fazla yeşil, deniz asla fazla kırmızı olmaz. deha şaşırtmak için vardır!”
    ne ki lolo’nun bildiğimiz eski lolo olmasına imkan yoktur artık. yeni bir isme ihtiyacı vardır; diğer tüm fütüristler gibi onun da italyan olması gerekiyordur: boronali! boronali, aliboron’un, hani la fontaine masalındaki şu eşeğin isminde bulunan harflerin yer değiştirmesiyle oluşturulmuş bir isimdir. bir nevi fransızların ezop’u olan ve eşeklere ondan çok daha sıcak bakan on yedinci yüzyılın bu meşhur masalcısı, 1668 tarihli 'hırsızlar ve eşek' masalında aliboron adlı kahramanı anlatır bize: “çaldıkları bir eşek yüzünden/kavga çıkmış iki hırsız arasında/biri satalım, biri satmayalım derken/kapışmışlar yumruk yumruğa/bizimkiler kozlarını paylaşadursun/bir üçüncü hırsız gelmiş/ve almış eşeği, savuşmuş.../eşek kimi zaman zavallı bir memlekettir/hırsızlar da şu ya da bu krallar/ha transinvanyalı, ha türk, ha macar/iki yerine üç örnek verdim bol keseden/bu maldan dünyada çok var da ondan/aldıkları ülke/hiçbirine kalmaz çoğu zaman/onlar tutuşunca cenge/bir dördüncü hırsız çıkagelir/el koyar uysal eşeğe.”
    böylece o mart akşamı frédé, lapin’de bir şövalenin üzerine boş bir tuval yerleştirip joachim-raphael boronali’yi tuvalin karşısına getirir. dorgelès ve yardımcısı andré warnod, lolo’nun kuyruğuna bir fırça iliştirir, sonra da fırçayı yağlı boyaya sokarlar. lolo’nun kuyruğu tuvalin üzerinde bir o yana bir bu yana gidip gelir. ara sıra fırça değiştirilir. tuvale yeterince mavi sürüldükten sonra, kırmızı boyalı fırçaya gelir sıra, ondan sonra da yeşile. böyle sürüp gider. yeteri kadar erzak mevcuttur: “burnuna havucu tuttum mu,” der dorgelès, “lolo’nun içini eşeklere özgü o sevinç kaplıyıveriyor ve başlıyor kuyruğuyla boyayı sürmeye.” yaklaşık bir saat içinde, etrafında toplanmış büyük bir kalabalık, “lolo lahanaları, pırasaları, hindibaları, marulları, turpları, ıspanakları, kerevizleri mideye indirir...” gelin görün ki sonuçta muhteşem bir empresyonist resim çıkar ortaya: 'coucher de soleil sur l’adriatique' ('adriyatik’te günbatımı'). akıcı pembe tonları, parlak deniz mavileriyle muhteşem bir çalışmadır bu. altı gün sonra, salon des indépendants kapılarını ziyarete açar. kitlelere ulaşmak isteyen, keşfedilmeyi bekleyen pek çok sanatçının eseri yer almaktadır burada. coucher de soleil sur l’adriatique ilgi odağı olur. 'aşırizm' ekolünün önderinin başyapıtını görmek isteyen yüzlerce kişi salona doluşmuştur. “hani deniz nerede?” diye sorar bir kadın kocasına. “görmüyor musun, işte şurada.” “iyi de kıpkırmızı bu deniz!” “ne olmuş yani? bu ressam fütürist, dedim ya sana...” çok geçmeden basın da boronali vakasına el atar. bir sanat dergisi tuvalde 'aşırı bir kişilik' bulunduğundan bahseder; bir diğeri 'aklı karışmış bir renk ustasının haletiruhiyesini' barındırdığını söyler; bir başkasıysa 'vaktinden önce gelmiş bir ustalık'tan söz eder. görünen o ki eleştirmenler fikir ayrılığına düşmüştür. sonra dorgelès, le matin gazetesine her şeyi itiraf eder; büyük sır açığa çıkar: boronali aslında bir eşektir! coucher adlı resim de eşek kuyruğunun eseridir.
    gelgelelim bu durum hem resmin hem de ressam lolo’nun şöhretine şöhret katar. insanlar soluğu lapin’da alır, frédé’nin eşeğini görmek için uzun yollar kat eder, çiçekler getirir, kartpostallar gönderir. kimi ressamlarsa lolo’ya haset duyar, zira onların hiçbir zaman tadamayacakları bir şöhrete kavuşmuştur. gazeteciler lolo hakkında yazılar kaleme alır; eşeklerin adeti olduğu üzere, “lolo mütevaziliği elden bırakmaz”. “şayet çevremizdekiler de lolo kadar mütevazi olsaydı,” der frédé, “burada huzur içinde günlerimizi geçirirdik.” en sonunda, ortalama bir raoul dufy’nin pek de para etmediği bir zamanda lolo’nun resmi 400 frank gibi fena sayılmayacak bir paraya alıcı bulur. yıllar geçtikçe, lolo’nun şanı gitgide büyür, üstelik de sırf bilge bir hayvan değil, başlı başına efsanevi bir sanatçı olarak. nitekim bénézit’nin önemli eseri dictionnaire des peintres’de [ressamlar sözlüğü] bile karşımıza çıkar: “boronali, j.-r., 19. yüzyılda cenova’da doğmuş ressam. (italyan ekolü)
    ama lolo’nun kuyruğu hikayesinin hazin bir sonu var. birinci dünya savaşı sırasında, lolo şehirden ayrılıp saint-cyr-sur-morin köyüne yerleşir (günümüzde paris’in doğu garından bir saatlik bir tren yolculuğuyla ulaşılabilmektedir bu köye). orada, petit morin nehri’nin söğütlerle kaplı kıyılarında, etraftaki balıkçıl kuşlarla beraber, huzur içinde otlanabiliyordur. aynı zamanda yirminci yüzyılın en büyük fransız yazarlarından olan, frédé’nin kayınbiraderi pierre mac orlan’ın evi de bu civardadır. frédé, saint-cyr’in sükûnetinden hoşlanmaktadır ve civardaki küçük köylerden birinde, armenats’da küçük bir evi vardır. çok geçmeden, gitgide kalabalıklaşan ve fiyatları artan paris’ten kaçan pek çok montmartre’lı için saint-cyr ferah bir sığınak, adeta nehir kıyısında bir montmartre haline gelir. mac orlan’ın evinin bulunduğu köşeden beş dakikalık yürüme mesafesinde, kambur bir köprünün ötesinde bulunan l’oeuf dur meyhanesi de toplanma yerleridir. lapin agile’ın evinden uzaktaki yeni yuvasıdır adeta burası.
    saint-cyr’da geçirdiği günlerin ardından, frédé her seferinde paris’e döner; onla beraber gitmeye can atan lolo ise hüzünle anırır. butte’teki kızlı erkekli ortamı, pire dolu kabareleri, her gün yaşanan duygusallığı, pasaklı çocuklarla dolu arka sokaklarda frédé ile yaptığı yürüyüşleri özler. kim bilir, belki boronali ismiyle tuvalin önünde durduğu günleri yad ediyordur. eşeklerin yalnız kalmaktan hoşlanmadıklarını, alıştıkları şeylerden, görüntülerden, seslerden ve sevdikleri dostlarından ayrı düştüklerinde yas tuttuklarını biliyoruz. görünen o ki lolo yeni taşra ortamına hiçbir zaman alışamamış, oranın tertemiz havasını kabullenememişti ve bir gün zavallı ihtiyar eşek morin nehri’nde boğulmuş halde bulundu. kazara mı boğulmuştu? yoksa kimilerinin dediği gibi, kendini nehre mi atmıştı? eşek intiharı mıydı bu? böyle bir şey mümkün mü, akıl alır bir şey mi? rivayete göre, muhammed’in ölümünden sonra, eşeği yafur üzüntüsünden kendini kör bir kuyuya atmış ve böylece islamiyete göre cennet’e gitme şansını ortadan kaldırmış. demek ki böyle bir şey mümkün. dorgelès ise lolo’nun, tıpkı diğer sorunlu sanatçılar gibi, intihar ettiğini söyler; ve bir ölçüde de bundan kendini sorumlu tutar: neticede mutlu bir eşeği ıstırap içindeki ünlü bir ressama dönüştüren kendisidir. yoksa boronali adı altında lolo, hepimizin malumu şu insanbiçimciliğe, insanların kibirli yöntemlerine mi kurban gitmiştir?..."
    andy merrifield - the wisdom of donkeys

    bana lolo ressam değildi dedirtemezsiniz.