• ülke olarak bu işin altından kalkamadığımızı, hatta kalkamayacağımızı da düşünmekteyim.

    geçen hafta başlayan semptomlar etkisini çarşamba günü gösterince aile hekiminin de yönlendirmesi ile bir devlet hastanesine gittik. hastanede sadece kan ve idrar tahlilleri yapıldı, ardından da yarın gel dendi.
    ertesi gün olduğunda, yarın gel diye yönlendiren doktor izinli çıktı. randevu olmadığı için poliklinikten ilgilenmediler ve tekrar geri gönderdiler. cuma günü tekrar gittik, test sonuçlarına bakıp, böbrek yetmezliği var sende dediler. bu arada 3 ayda 1 düzenli olarak kan veren ve test yaptıran birine bir an da böbrek yetmezliği dediler ve çok hızlı şekilde ürolojiye gitmen gerek dendi. bu arada, bu zamana kadar hiçbir covid 19 testi ya da akciğer filmi çekilmedi.
    cumartesi gecesi nefes darlığı da başlayınca aynı hastanenin aciline tekrar gittik, sonunda akciğer filmi çektiler ve test yaptılar. sonuç mu? tabii ki pozitif.
    1 hafta boyunca hiçbir tedavi olmadan hastaneye git gel yaptık sadece. çünkü, hiçbir hastaya covid teşhisi koymak istemiyorlar.

    bizim dışımızdaki genel durumda enteresan. covid belirtisi bariz olan kişilere önce akciğer filmi çekip, zatürre ya da bronşit teşhisini yaptıştırıp ilaç veriyorlar ve gönderiyorlar. ama buna rağmen de 14 gün evden çıkma kendini izole et diyorlar. hatta ilk 1 hafta da her gün arayarak durumun nasıl olduğunu soruyorlar. ama, bu kişiye resmi olarak covid teşhisi konmuş olmuyor. sonra her akşam sağlık bakanı çıkıyor, vaka sayımız azalıyor diyor.

    he azalıyor he.
  • bu fotoğrafı ben çekmiştim.

    atatürk tarafından kızılay'a armağan edilen afyon'daki maden suyu fabrikasının ilk binası. tarih de 2008 yazı olsa gerek. fotoğrafı çekerken de yanımda olan iş arkadaşım remzi ile bir görev için fabrikadaydık, sanırım mamülün depodan çıkışının rfid ile erp'ye entegre edilmesi gibi bir şey için gitmiştik, her neyse.

    remzi ile kurum maceramız tam anlamıyla beraber başlamıştı. aynı gün mülakata girmiştik, peş peşe. bizden önceki adayların görüşmeleri uzadığı için lobide beklerken uzun uzun konuşmuştuk. ikimiz de endüstri mühendisiydik. ve aynı gün işe başlamıştık; 14 temmuz 2006. o günden itibaren yaklaşık beş yıl boyunca aynı odada, hatta çoğu zaman bilgisayarlarımız dip dibe aynı masada çalıştık. ataç sokak'taki binanın beşinci katında kim bilir kaç kere mesaiyi ertesi güne bağladık, kim bilir kaç kez saati ramazan davulcusundan öğrendik.

    remzi benden ve ekibin geri kalanındaki herkesten en az 4-5 yaş büyüktü. ve yaz kış demez hep koyu renkli takımlar giyerdi. kumaşın iyisini dokununca anlardı; malatyalı bir endüstri mühendisi olarak kaçınılmaz bir tekstil geçmişi vardı. koyu takım elbiseli, ciddiyetini hiç bozmayan, hafif de koyu tenli birine "remzi baba" lakabını koymamız haliyle çok uzun sürmedi.

    bizim müdürlüğe ne zaman bir yeni mezun mühendis alınsa, hemen yanımıza alır, ülkenin dört yanına göreve götürürdük. "remzi baba şu yaprağa da anlatsana, ateşi nasıl buldunuz ya, yazıyı bulunca sen ilk ne yazdın ya?" diye takılırdım. kafasını öne eğer, gözlüğü burnunun ucuna düşürür, eksiksiz bir mahmut hoca bakışı atardı. tam bir hayallerdeki iş arkadaşıydı. disiplin ve azim abidesiydi. atiba hutchinson'ın endüstri mühendisi olanıydı adeta. en ufak bir hatayı bulmak için gerekirse günlerce çalışırdı.

    bir gün içişleri bakanlığından kuruma teftişe gelmişlerdi, tam cuma akşamı mesai bitmiş çıkacağız, müfettişler bütün kurum genelinde satılan malın maliyetini istediler. program tam hazır olmadan canlıya geçilmiş, yüz civarında bağlı alt iş yeri için yansıtma fişleri falan kesilmesi gerekli, saçma sapan işler yani, yetişmesi mümkün değil. neyse, başta remzi baba olmak üzere bütün ekip deli gibi uğraştık ama olmadı. program hata verdi; bütün kurumun mizanının dip toplamında sadece 1 kuruş fark var. sabaha kadar aradık, taradık ve bulduk; diyarbakır kan merkezi'nde sistem bir fişi hatalı kesmiş: tekrar kesilmeli. düzeltmeyi sadece fişi kesen yapabiliyor, günlerden cumartesi ve tam da nevruz olayları sebebiyle diyarbakır çok karışık. o ortamda diyarbakır mali işlerdeki personeli bir şekilde (ve hatırı sayılır küfür yiyerek) iş yerine gönderdik ve fişi kestirdik. gelir tablosu ve satılan malın maliyeti raporlarını tekrar çalıştırdık ama ismi lazım değil* yazılım programı yüzünden çıkan tablolar birbirini tutmadı. yaklaşık 2,5 saat ekranın önünde raporu bekleyen remzi delirdi, ekipteki birkaç arkadaş sinirden titremeye başladı. remzi'nin tam aksine tüm pervasızlığım ve gamsızlığımla raporun ekran görüntüsünü aldım ve photoshop ile istenilen kıvama getirdim. başka çare yok, müfettişlere gönderdik. teftiş sonrası kurum yönetiminden takdir aldık hem de.

    yine de içine sinmemişti bizimkinin, çünkü tertemiz aksiydi, inatçıydı. sadece o yapınca komik olan kötü esprileri vardı. kibardı, sakindi, mütedeyyindi. ne zaman “daha da” kızdırmak istesek baba değil papa derdik. benim kurumda girmediğim delik yoktu, yalan yok insanlar beni severdi. oysa remzi’ye herkes saygı da duyardı.

    2009 eylülünde, yine yazının başındaki o fotoğrafı çektiğimiz afyon'daki fabrikanın önündeydik remzi ile. o eski fabrika binasını çok severdi. hatta benim çektiğim bu fotoğrafı uzun süre bilgisayarına arka plan yapmıştı. o binanın önünde depozitolu iade şişelerin takibini falan konuşuyorduk, konu bir ara “depozitolu şişelerdeki maden suyunun, şişenin sağlamlığı sayesinde basılabilen co2’den dolayı daha keyifli içildiğine“ geldi, o ara telefonum çaldı: kudüs'e görevlendirmem çıkmıştı. ilk otobüsle ankara'ya dönerken yolda anneannemi kaybettiğimin haberini aldım. filistin'de geçen 4 ay, döner dönmez babamın bypass ameliyatları, ardından evlilik ve istanbul’a yerleşme derken ayrıldım kızılay'dan. ben kızılay'dan ayrıldıktan bir süre sonra remzi de bilgi işlem'den ayrılıp başka bölüme geçti.

    o günlerden beri neredeyse 10 yıl geride kaldı. kucağımızda laptopla uyuduğumuz transporter koltukları, bazen aylarca süren görev turları, "hangi ilde en ucuz otel hangisi, nerede ne yenir" exceli, aldığımız verdiğimiz yüzlerce eğitim, muhabbetler, dertler, sırlar, anılar...

    hepsini dün sabah sessizce bir virüse teslim ettik.

    ne hissedeceğimi bilmiyorum. ne yazacağımı bilmiyorum. kimi arayıp ne konuşacağımı bilmiyorum. üç beş kişinin katılabildiği cenazesindeki tabutunun fotoğrafına bakıyorum. belki sizler için toplamdaki 5025 ya da dünkü 24 kişiden biriydi ama, yüzlerce hatta belki binlerce kişi için beyefendiliğin ve dürüstlüğün yaşayan haliydi o. bu bir yerlerde yazılı olsun istedim.

    mekanın cennet, ruhun şad olsun remzi baba.
  • gün gün etkilerini yazmaya karar verdim. ilk belirti den iki gün öncesi hastalığı dağıtmaya başlıyorsunuz ve onun öncesi 5 - 5,5 gün. kadar da kuluçka süresi olarak vücuda yerleşiyor. bu hesaplamaya göre 20.07.2020 tarihinde vücuduma giriş yapmış gözüküyor. (iş yerimde kaptım)

    bugün 10. günüm.

    "1. gün 27.07.2020" tarihinde ilk belirti olarak halsizlikle kendini göstermeye başladı. günlük en basit işi bile %75 azalan gücümle yapmaya devam ediyordum. duştan çıktığımda titreme ve ateş kendini göstermeye başladı.

    "2. gün" boğazımda şişlik hissetmeye başladım. soğuk su çok tükettiğim için ondan olduğunu sandım. bugün de hafif ateş ve titreme oldu ama gücüm daha da azalmıştı.

    "3. gün 29.07.2020" ateşim çok yükseldi unutmadan her ateşim yükseldiğinde parol içtim. o gün baygın halde yatıyordum. annem panik halde bir şeyler yapmaya çalıştığını hatırlıyorum. eski usül ıslak havluyu başıma koyduğunu falan hatırlıyorum ama belli belirsiz. kendime geldikten sonra test yaptırmaya gittim. kan ve sürüntü dışında başka bir şey yapılmadı ve eve yolladım. test öncesi de üşüttüğümü düşünüyordum.

    "4. gün" test sonucunu bekliyordum. çok halsizimdim gücüm resmen tükenmiş gibiydi ve ateşim 38.8 e kadar yükselmisti. geçen sürelerde de ateşim yüksekti ama bugün sanki daha fazla gibiydi. artık tüm bedenimdeki kontrolü kaybetmiş gibiydim. gün içinde her yerde uyuya kalıyordum. kan tahlili sonucunda crp 29.9 çıkmıştı. bogazlarimdaki şiş ve iltihap yüzünden böyle yüksek çıktı diye düşündüm.

    "5. gün 31.07.2020" gece 1 de testimin pozitif olduğunu öğrendim. test sonucum çok geç açıklandı. öğrenir öğrenmez ağlamaya başladım. evde annemle yaşıyorum ve annem 67 yaşında kronik rahatsızlığı olduğu için annemin başına bir şey gelme ihtimaline odaklandım direk.

    toplam 4 kardeşiz. 3'ü evli ikisinin de birer çocuğu var. benimle temas içinde olan 14 kişi vardı. iş yerinde yakın temas içinde 4 kişi ve 1 tane de çocukluk arkadaşım, diğer arkadaşlarımla görüşmemem de büyük şans oldu.

    gece hastaneye gittik ve hiçbir müdahalede bulunmadilar bana sabah 8 de gel dediler eve geri gittik.

    sabah hastaneye gittiğimde kan tahlili, röntgen, tomografi ve ekg çekildim. kan tahlili de crp 44.6 ya yükselmisti. bunların öncesinde ilk test yaptırdığım yer yarım yamalak iş yaptıkları için doktor çok sinirlendi ve onları şikayet edeceğini söyledi. cunku hastanelerde bi koyvermislik var. hissettiriyorlar size. 112 yi arıyorsunuz kendi aracınızla gidin diyorlar falan.

    neyse radyoloji sonucuma göre ilaç verdi ve bir de kan sulandirici iğne yazdi evde kendini izole etmelisin dedi doktor. ev sadece ben yaşayacağım şekilde boşaltıldı.

    normalde annemle yaşıyorum, ablamlardan en büyüğü eşiyle birlikte çalıştığı için 5 yaşındaki yeğenim de bizde kaliyordu.

    "6. gün" sağlık bakanlığından beni aradılar ve kimlerle temasta bulunduysam isim isim ve telefon numaraları verdim.

    herkesin evlerine gidildi belge imzalatildi karantina süreçleri başlatıldı.

    bugün halsizlik ve uykuyla geçti.

    "7. gün 02.08.2020" annem en yakın temas olduğu için test yaptırdı ve annem pozitif çıktı. üzüntüyü ve acıyı tarif etmek zor, çok ağladım.

    annem eve geldi hastaneye gideceği için eşyalarını almaya "oğlum bana bisi olursa ne nerede biliyorsun" dedi. ağlamaktan zaten perişan olmuşum annemde öyle diyince iyice kendimi kaybettim. olmayacak öyle bir şey duymak istemiyorum dedim.

    annemin radyoloji ekg ve kan tahlili benden daha iyi ve temiz çıktığı için kurul eve gönderme kararı verdi ve annemle yaşamaya devam ettik.

    ailemin kalanı da negatif çıktı.

    "8. gün" eklem ağrılarımda artış oldu parol sürekli bu anlar için vardı ama artık dayanamiyordum. sakın ol geçecek tesellileriyle dolu gün.

    bacaklarım uyuşuk ve huzursuz romatizma gibi. ağrılar gücümü emiyordu. odadan odaya iki büklüm yürüyordum.

    ayrıca kedim var ve gece gündüz fark etmeksizin kedimden daha çok uyuyorum.

    "9. gün 04.08.2020" gece 5 te sanciyla uyandım. sırtım ağrıyordu ayrıca böbreklerim çekiliyor gibi hissediyordum.

    ne yatabiliyorum ne ayakta durabiliyorum.

    122 yi aradım ve oradan sizi doktorunuza aktariyorlar. parol içtiğimi söylediğim için etkisi geçtikten sonra arayın tekrar dedi.

    kahvaltıdan sonra 10 gibi 112 yi aradım. size sürekli kendi aracınızla gidin diyen abuk sabuk telkinleri oluyor. siz ısrarcı olun yardımcı oluyorlar.

    ambulans geldi aldı beni hastaneye gittim tekrar tomografi kan tahlili ve sürüntü örneği alındı. 1.5 saat kadar gözlem odasında bekledim, uzanamadim sancılar yüzünden ayakta bir ileri bir geri sallanıp durdum.

    akciğerlerime sıçramış sonuçlarım kötüye gittiği icin hastane bana yatış kararı verdi. ara ara öksürüklerim oluyor. annem evde yalnız kalacağı için ağlayıp durdum ama annemin cidden maşallahı var. umarım kazasız belasız annem atlatır. kendimi hiç düşünmüyorum bile. şubat ayı gibi annem korona belirtileri olan ağır bir hastalık atlattı belki de bağışıklık kazandı diye düşünüyorum. hatta ambulanstayken hemşire de şubatta çok fazla annemin atlattıgi tarzda vaka yaşadıklarını söyledi.

    kinin ve kan sulandiricinin yanına antibiyotik eklendi. ve tam gaz parola devam dediler.

    test sonucum pozitif.

    "10. gün" bugün de böbreklerim çekilmeye devam ediyor. sıvı tuketimimi arttırdım. odamdan dışarı çıkmam yasak. doktor yüzü görmedim doktor telefonla iletişim kuruyor benimle. hemşireler hapti igneydi vs yapıp gidiyor.

    sonuçta otelde değilim ama yemekler cidden kötü. onun da çözümünü dışarıdan sipariş vererek hallettim. şimdilik biraz iyiyim. umarım daha iyi olurum.

    "11. gün" sağlığımdaki olumlu gelişmelerden dolayı hastaneden taburcu edildim.

    başka bir ülkede karşılaşamayacağınız bir durumla baş başa kaldım. hemşireye beni evime bırakacaksınız demi diye sordum. böyle bir hizmetimiz yok kendi aracınızla yada ailenizden birisi sizi gelip alacaklar dediler. ailemdeki herkes karantinada nasıl gelsin bu insanlar hayret ediyor insan tabi..

    112 yi aradım doktorunuza danışıcam dediler. doktor onlara böyle bir hizmeti vermediklerini söylemişler. kendisi gitsin demişler. beynimden vurulmuşa döndüm.

    tekrar aradım 112 yi ısrarcı oldum tamam numaranızı alıyorum tekrar doktorunuzla görüşücem aradığınız numarayı meşgul etmeyin dönücem size dedi. bekliyorum arayan soran yok yarım saat oldu öyle hastanede oturuyorum. danışmaya gittim danışma ağzı yüzü açık maske falan hak getire, hastane de pozitif vakalarla dolu. aynı şeyi danışmaya da söyledim ben hem sizin için hemde dışarısı için risk teşkil ediyorum. hemen doktorunuzu arıyorum dedi, doktordan dahiyane tavsiye taksi çağırın taksiyle gitsin. içimden yapacağınız işe sokayım dedim taksiye atladım.

    taksici diyince zihinde hep bir tamlama oluşuyor. o...pu ç...u taksici diye. işte tam böyle birine denk geldim. eczaneden ilaç almam gerektiği için eczaneye gidebilir miyiz dedim adam öflemeler pöflemeler. yok durak boş acele et falan demeler. sanki silah zoruyla evimize götürtüyoruz kendimizi.

    eve geldim bir numara aradı. ismimi söyledi ve ben sizi almaya geldim bayadır sizi bekliyorum neredesiniz dedi. 112 çalışanı arkadaş benim numaramı bu adamcağıza vermemiş adam çıkmış gelmiş hastaneye tabi o sırada beklemişte, hasta kaydımdan telefon numarama ulaşmışlar falan fişman. şaka gibi.

    korona ile aylardır yaşıyoruz ve hala çözüme odaklanamayan insanlara kendimizi emanet ediyoruz.

    aracınız yoksa hasta olmayın.

    "12. gün" daha iyiye gittiğimi hissetmeye başladım. levonidin antibiyotik kullanmaya devam ediyorum sadece. bu ilaç sayesinde toparlanmam hızlandı.

    aile hekimim aradı ve 2. kez test yapıldığı için ve tekrar pozitif çıktığım için 14 günlük sürecimi uzatmışlar. taburcu olduğum hastane 13 ünden sonra test yaptırdıktan sonra sağlığınıza kavuşursanız iş başı yapabilirsiniz dedi, aile hekimim de başka bir şey söylüyor. anlayacağınız 20 sine kadar sarktı. aile hekimime neden böyle bir şey yaptınız zaten tedavim devam ediyordu dediğimde gene istediğim cevabı alamadım. doktor da bu duruma gülerek karşılık verdi.

    13.08.2020 tarihinde hastaneye gittim negatif olup olmadığımı öğrenmek için lakin gezdiğim 4 hastane de ağız birliği yapmış gibi bana test yapmadılar. eğer bir belirti yoksa bizim için negatifsin dediler. tabi mantığıma yatmadı bunlar bu kafayla nasıl doktor olmuşlar neye güverenerek beni sokağa salıyorlar diye düşünmeden edemedim.

    184'ü aradım durumu izah ettim şikayet ettim hemen geri dönüş yapıldı bana açıklama olarak şöyle bisi dediler. aile hekimin senin durumunu takip ediyor, belirti var mı yok mu nasılsın vs. diye her gün soruyordu. aile hekimi uygun görürse test yaptırmam için rapor yazıyor ve oylelikle test yaptırılıyormus.

    pozitif olduğunuz bilimle. negatif ise keyfi kararlarla veriliyor canım ülkemde.
  • süreci çok iyi yöneten! sağlık bakanımız 29 temmuz itibariyle yoğun bakımdaki hasta sayısını, günlük koronavirüs tablosundan çıkarma kararı almış.

    rusya'da vaka sayıları çok yüksek. iş güç durdu tabii. havaların ısınmasıyla birlikte önce muğla, aydın, antalya gibi yerlere seyahat yasağını kaldırdılar. rusya'dan, almanyadan turist dilendiler. bütün otelleri açtılar.

    üretim, istihdam zaten olmadığı için beyaz mavi yaka demeden milyonlarca işçinin sırtından aldıkları vergiler kesildiği için ilk çare turizmi açarak sıcak para akışının önünü açtılar.

    milletin aklına virüs mirüs kalmadı algısını iyice yerleştirdiler. seyahat yasakları kalktı, cafe bar vs yerler tamamen aktif şu an. sosyal mesafe falan yalan. kimse uygulamıyor.

    euro 8.20 tl an itibariyle. 1 adet maske veremedi bu devlet halka. 1 tl yardım alamayan milyonlarca insan var. ekonomi hiç olmadığı kadar kötü. zengin fakir arasındaki uçurum çığ gibi büyüyor. markete gitmeye korkuyor artık insanlar.

    1 kilo peynir 40-50 lira olmuş. 1 teneke ayçiçek yağo 45 lira. tereyağı 60 lira. biber 13 lira. içeri adım attığın an 100 liralık oluyorsun.

    kendi sektörümde de (enerji, petrol) işler durmuş vaziyette. büyük endüstriyel projeler yok. ben iş hayatım boyunca ilk defa bu kadar evde kaldım. sürekli ülke ülke, şehir şehir geziyordum. birsürü iş vardı. yabancılar ülkeye yatırım yapmıyorlar. iş de olmuyor hal böyle olunca.

    kısa çalışma ödeneği çıkardılar. aylardır doğru düzgün maaş alamıyoruz. işe de gidemiyoruz. kısa çalışma ödeneği süresince, işverenler personelin iş akdini tek taraflı feshi yapamıyorlar. ödenek süreci bittiği zaman, çoğu şirket zorunlu olarak personel çıkartıcak. 4 aydan beri kısa çalışma ödeneği alan bir işçi, işsizlik maaşından 4 ay faydalanamaycak. bunları hiç düşünen yok.

    günlük 1 dolara çalışan vietnamlı, tayvanlı çocuklar gibi olur sonumuz. git gide ülke olarak kötüye gidiyoruz. 2008-2010'a kadar sıcak para akışı deli gibi varken kasayı doldurmayan, zaten fakir fukara olan halka günde on kere 10 tl için sms spami gönderen devlet, 1 maske dahi vermedi.

    yayında ve yapımda emeği geçenlerin allah belasını versin. durum çok kötü. hadi biz iyi kötü ev araba vs aldık. bizden sonra gelecek nesil bırak evi arabayı, telefon dahi alamayacak. elin amerikalısının 1.000 birim paraya aldığı telefon bizde neden 14000 birim para.

    ama yok, ayasofyayı açtık, almanya kıskanıyor. hilafet falan filan.

    fuck the universe
  • pek çok yazar zahmet buyurup mesaj atmış. her birine tek tek mesaj atacak mecalim pek yok, buradan toptan teşekkür edeyim siz de kabul edin. mesaj alımı da bir süre kapansın.

    covid dolu bir iki hafta sonrası benim izlenimlerim de benzer şeyler. zor bir hastalık evet, şimdiye kadar atlattığım en sert hastalık da olmayabilir. ama kesinlikle en yorucusu idi. yüksek ateşi bu kadar uzun süre boyunca harlı tutabilen çok hastalık görmemiştim. 60'lı yaşların üzerinde olsaydım belki hastalığın kendisinden değil ama yol açtığı tarifsiz yorgunluktan herhalde vaziyet çok daha kötü olurdu.

    nereden kaptım? okulları açtılar ve çocuktan tabii ki. siz istediğiniz kadar maske takın, ellerinizi yıkayın, her sosyal alanda mesafe kurallarına riayet edin, çocuğunuzu bunu yapmayan ebeveynlerin çocuklarının yanına gönderiyorsunuz ve onlar birbirlerinin yüzüne öksürüyor. evin hastalıklara kapatılamayan arka kapısı, miğfer dibinin altından akan nehir çocuklar. ona karşı yapılabilecek pek bir şey yok.

    hastanede gerekenden daha fazla zaman geçirmiş olmam da covid pozitif çıktıktan sonra doldurmam gereken formda "aa/aaa" ibaresini işaretlemek zorunda kalmam yüzünden. aortik/abdominal aortik anevrizma bizde baba tarafında gayet baskın görülen bir durum (2 ölümlü 3 teşhis var) ve bende teşhis edilmiş bir şeyi olmasa da kalp damar hastalığı ihtimalinin dahi olması covid seyrini çok riskli bir duruma koyuyordu. ama ambulansla sevk olduktan sonra o derece riskli bir şey vukua gelmemiş olsa da yine bak iyiki de gelmişsin dediler zira covid zatürresi yüzünden sol akciğerim kısa bir zamanda gayet kullanılamaz hale geldi. onu geri işler duruma getirmek şimdi pek çok haftalar alacak. ve ben yaşıma göre gayet fit, haftada 4 gün spor salonuna bisikletle 7km katedip giden orada it gibi de kardiyo + ağırlık çalışan biriydim. şu an çocukların başında rap rap denetleme koşusuna çıksam ilk dakikada rükuya varırım herhalde. hastalığın fitness seviyesini komple yoketmesi oldukça depresif bir şey.

    onun da harici bu virüs bizden iki aile* bireyini götürdü. üçüncü ben olmadığım için galiba şanslıyım. çinliler wet marketten alınmış taze yarasa çorbalarına taze yılan sıkmasalar onlar hala yaşıyor olurlar mıydı? hastanede insanın aklına ister istemez gelen sorulardan biri.

    nitekim dünya meselelerini bırakıp hastanede beyaz tavanları izleyip insanın kendiyle başbaşa kalması, 90'ların 2000'lerin artık dinlemeye çok da vakit olmayan müziklerini beyaz badanalı 9. hariciye koğuşu gibi ortamlarda winampta dinleyip durmak bir tür tefekkür hali de yaratıyor. insanın hayatta durup geriye bakmaya bazen zamanı, çoğu zaman da isteği pek olmaz ama covid gibi can alan şeylerde ise gayrıihtiyari bunu yapıyorsunuz. insanın kendisiyle barışık olması için böyle arada durup geriye bakması da gerek galiba. uzun zamandır hasret kaldığımı farkettiğim sessizliği sükuneti aramadığım yerde de olsa bulmak o yüzden hoş bir şeydi.
  • bu basliga cok sik ugruyorum ve elimden geldigince yakini veya kendisi covid olup panik olan arkadaslara karinca kararinca manevi destek olmaya calisiyorum. fakat bugun sozlukte kisitlamalara karsi olusan tepkileri bir bir okudum ve esimin covid kabusunu paylasmaya karar verdim.

    esim 38 yasinda, sigara kullanmayan, alkolu haftada belki bir bira olan, sporcu, hicbir kronik hastaligi olmayan, haftada en az 3 gun idman yapan, muthis saglikli beslenen biri. hijyen kurallarina, mesafeye hep uyuyor fakat aile icinde once babamin enfekte olmasiyla virus ona da bulasiyor.

    pozitif ciktiginin ertesi gunu atesi yukseliyor ardindan kan testi ve tomografiye giriyor cigerlerde tutulum goruluyor ve hastaneye yatisina karar veriliyor. halbuki ates haric hic bir semptomu yok. saturasyon 98-99, kiriklik, halsizlik, eklem agrisi, tat koku kaybi, hicbir seyi yok.

    hastanede 5. gun durum gayet iyi, standart tedavi uygulaniyor ve taburcu olur diye bekliyoruz. ne oluyorsa 8. gun oluyor birden saturasyonu dusmeye basliyor 80 lere. mutlu hipoksi de degil, farkindaligi yuksek kesif bir nefes darligi. oksijen takviyesine baslaniyor ve steroid veriliyor. hastaneden uyari aliyoruz, gerekli olmadikca aramayin konusturmayin, immobilize durumda olmasi gerekiyor. kucuk bir evladimiz var allah uzun omurler versin, gunde 1 kez bizi ariyor ogluna seni seviyorum diyip kapatiyor fazlasi yok.

    sonraki gunler durum daha da kotuye gidiyor, ikinmasi yasaklaniyor, yuz ustu pozisyonda kalmasi gerekiyor cpap uygulaniyor. hastaneden bilgi aliyoruz, esim surekli anksiyete geciriyor ve doktorlara sedatif ilac vermesi icin tabiri caizse yalvariyor fakat aldigi ilaclar esliginde asla sakinlestiri birseyler alamayacagini soyluyorlar.

    12. gun butun semptomlar peak yapiyor, ferritin 2000 lerde, crp 148, d dimer hizla artmis, o gune kadar sabahlari sadece 2 doktor vizite gelirken, o gun 11 doktor geliyor. saskinlar cunku prognoz kotu, saskinlar cunku kronik hicbir hastaligi olmayan sapasaglam genc bir insan hizla kotulesiyor. ekipteki hoca durum daha da kotulesirse entube karari alacaklarini soyluyor. fakat yogun bakim oncesi farkli bir tedavi daha
    denemeye karar verdiklerini soyluyor.

    sonraki 2 gun hic konusamiyoruz, arayamiyor, hastaneden bilgi aliyoruz saturasyonu toparlama egilimde fakat kan degerleri cok duzelemiyor. yogun bakima yatis karari verilmemesi tek sevincimiz.

    14. gun babamin sag kolu dedigimiz abimiz hastaneye goturulurken ambulansta arrest oluyor ve kurtarilamiyor( testi pozitif fakat hastalik boyunca semptomlar haff seyrediyor, kronik rahatsizlik yok yas 55, gece evde nefes darligi gelisiyor aniden)

    16. gun babam yogun bakimda vefat ediyor( babam icin ki allah hepsinden razi olsun cok cabaladilar her imkan denendi) ama olmuyor, onda da kronik bir rahatsizlik yok fakat yasi itibariyle risk grubunda

    esimi artik merak bile edemiyorum abondoneyim. babamin oldugunu bile soyleyemiyorum haber veremiyorum. bunu duyarsa cok uzulecegini ve bu uzuntunun onun durumunu da kotulestirecegini ve onu da kaybedebilecegimizi dusunebiliyorum sadece.

    esim iyilesmeye basliyor allah yuzumuze bakiyor ama bu sefer de ben konusamiyorum...

    23 gunun sonunda taburcu ediliyor, sonraki kontrolde bobrek ve karaciger degerleri hala kotu, kalpte aritmi tespit ediliyor, ekstrasistol tespit ediliyor, eforlu spor yapmamasi kendini yormamasi salik veriliyor. kan sulandirci devam ediliyor. yururken tikaniyor artik, merdiven cikamiyor, herseyi unutmaya basladi, hala dolu dolu nefes alamiyor, inanilmaz bir depresyon icinde, midesi eskisi kadar saglikli degil. hoca taburcu edilirken, kisa sure icinde 2 hatta 3 kez enfekte olanlar oldugunu ve ikinci kez bu hastaliga yakalanmasi halinde cok daha agir gecirebilecegini soyluyor ve uyariyor.

    biz bu hastaligi cok agir yasadik arkadaslar, kimsenin ayni durumla sinanmasini istemem. lutfen olabildigince dikkat edelim, ozellikle analarimizi babalarimizi temkinli olmalari icin uyaralim, gerekirse laf dinlemeyen babaniz bile olsa oturtun evde zorla bunu cidden yapin. kayip sonrasi kisi kendiyle surekli hesaplasiyor soyle mi yapsam yasardi boyle mi yapsam hastalanmazdi diye.

    17 yildir her turlu yasaga alistik da bir bu kisitlanmalar mi agir gelecek bize. saglicakla kalalim...
  • (#109046530) son entry'mde pozitif olduğumdan bahsettiğim hastalık. uzun zamandır buraya giremediğim için süreci yazamadım, bugün tüm süreci paylaşmak istedim.

    son yazacağımı en başa yazayım; geçen temmuz itibariyle iki örneğimin de negatif olmasıyla yendiğim hastalık. mesaj atan, merak eden çok kişi oldu; hepinize desteğiniz için teşekkür ederim. böyle zamanlarda tanıdık veya tanımadık birilerinden en ufak destek bile moral sağlıyor, hastalığı yenmeye yardımcı oluyor.

    benim hastalık sürecim şu anda görev yaptığım hastaneye kayıt yaptırmamla başladı. bir eğitim ve araştırma hastanesine üroloji asistan doktoru olarak başladım. öncesinde yine aynı ilde bir acil serviste pratisyen hekim olarak çalışıyordum. son 2 nöbetimde 20 saat aralıksız, yemek bile yemeden çalıştığım için oldukça bitkin ve yorgun durumdaydım. nöbetler bittiğinden; zaten yeni hastaneme hemen kayıt ve oraya başlama sürecine girdiğim için pek de dinlenme fırsatım olmadı. o yüzden var olan halsizligimi bunlara bağlıyordum. ancak tat ve koku almamda da bir azalma fark ettim, bunlar covid-19 olma olasılığını aklıma getirmeye başlamıştı.

    hastaneye kayıt yaptırırken her kayıt olandan suruntu alınıyordu, benden de alındı. ertesi gün testim pozitif çıktı. çok şaşırdığımı söyleyemem zira acil koşullarında çok iyi korunarak çalışamıyordum. n95 maske dediğimiz maske çok iyi korumasına rağmen nefes almayı çok zorlaştırdığı için sadece şüpheli hastalara yaklaşırken bu maskeyi takıyordum. ancak bazen hiçbir şikayeti olmayan hastalarda bile test pozitif çıkabiliyor, bu hastalara normal maske ile baktığım icin; maruziyet arttıkça virüsün bulaşma olasılığı artıyor. yani normal maskeler bizi korusa da %100 koruyucu değil, o yüzden maske takıp insan içine karışmak yerine mesafeyi korumak gerekiyor.

    gelelim hastaneye yatma sürecine. doktor olduğum icin (sağlık çalışanlarında virüse maruziyet daha fazla olduğu için ölüm oranı daha yüksek) pozitif çıktığım gibi hastaneye yattım; yani aynı gün doktor olarak başladığım hastaneye bu sefer hasta olarak geldim. tomografi çekildi, ciddi olmayan ama ufak bir tutulum gözlendi.

    bu süreçte 5 gün hastanede yattım, tedavi aldım. tat, koku almada azalma, iştahsızlık, halsizlik gibi şikayetlerim git gide azaldı. daha sonra evde 14 gün izolasyona geçtim. bu sürecin sonlarında da 2 kere örnek verdim ve negatif geldi. yani hastalığı atlattım. herhangi bir semptomum da kalmadı.

    hastalık biter bitmez de işimin başına döndüm; bu ay 14 nöbet tutacağım. normalde bu kadar tutmuyorum ama hastanemizde covid servisleri hala dolu olduğu için ve orada da çalıştığım için nöbet sayım artti. bunu anlatma sebebim, sağlık çalışanları olarak bu süreçte oldukça yıpranıyoruz. kimimiz hastaneden çıkamıyor, kimimiz hastalığa yakalanıyor; kimimiz maalesef hayatını kaybediyor. ben hem acilde covid teşhisi koydum, hem covid kaptım, şu an da serviste covid takip ve tedavisi yapıyorum. yani covidle alakalı her şeyi gördüm, yaşadım.

    çok şükür ki hem bana hem yakınlarıma bir şey olmadan atlattım. ancak, bu bana tekrar bulaşmayacağı veya yakınlarıma bir sey olmayacağı anlamına gelmiyor. maalesef hastanemizde yatan hasta sayısı hala yüksek, gün geçtikçe de artıyor. lütfen kurallara uyup bu virüs bitene kadar önlemleri bırakmayalım. sırf ben bunu yazdım diye bir anda herkes önlem almayacak; doğrudur, ama bir kişi bile farkındalık kazansa bana yeter.

    covid döneminde canla başla mücadele eden tüm sağlık çalışanlarına selam olsun. sevgiler.
  • önce abim sonra ben derken annem ve babamda da pozitif çıkan illet. annemi 14 gün sonra bugün ciğerlere indiğini fark edilince, babamı da ciğerlere indiğini yeni tespit edilince hastaneye yatışını verdiler. annem 14 geçirince atlattı sanıyordum tamam hafif öksürük falan vardı belirtiler devam ediyordu ama umut etmek istemiştim. bugün babam sonuçlar böyle çıkmış diyince... çok hazırlıksız yakalandım be. hiç böyle bir şey beklemiyordum. ayrıca annem ve babamda şeker de var. yaşları da 56. kendimi ve kardeşlerimi teselli etmeye çalışıyorum bir şey olmayacak doktor gözetimindeler falan diye ama işte hem devlet hastanesi ne kadar ilgi olur hiç bilmiyorum onu geçtim aklıma bile getirmek istemiyorum ama hastaneye yatıp da hayatını kaybeden yüzlerce insanın haberini duyuyoruz... ne yapacağımı bilemiyorum kendimi boşverdim umrumda bile değil anneme bir şey olursa ne yaparım hiç bilmiyorum. akıl verecek, bilgi sahibi, bu işlerin nasıl ilerlediğini bilen var mı diye yazmak istedim yoksa kafayı yicem böyle onlar orda ben burda saat 4... burda kaç sayfa entry okuduysam da bi halt anlamadım insanlar birbirine kin kusmuş onun haricinde bilgilendirici entryler de var ama benim işime yaramıyor. geçsin şu kabuslu günler de şikayet ettiğim ne varsa öpüp başıma koyacağım artık.

    edit: mesaj atıp moral veren herkese çok teşekkür ederim arkadaşlar gerçekten duygulandırdınız. bu kadar iyi insan olduğunu bilmiyordum.
    bu arada benim bu konularda pek bilgim yok ama şunu da söylemek istiyorum korona testleri her zaman doğru sonuç vermiyor.(zaten %30 sonuç veriyormuş) babamın 2 defa testi negatif çıktı. öksürüğü çoğalmaya başlayınca tekrar test ve tomografi istedik ve ciğerlerine kadar indiği söylendi ama testi yine negatif çıktı..

    edit2: bugün itibariyle abim ve benim testlerimiz negatif çıktı. şimdi annemle babamın iyi olmasını bekliyoruz inşallah.

    edit3: annem de taburcu oldu ama babamın durumu kötüye gidiyor, doktorlar anneme yanında kalabilirsiniz size geçmez demiş, şimdi hala ikisi için endişeliyim. dualarınızı bekliyorum.

    edit4: sonunda güzel haberler de geldi. aslında bugün değil 1-2 gün önce geldi ama bugün yazabildim. babamın da durumu çok iyi inşallah birkaç gün sonra taburcu olacağı söyleniyor. destek olan herkese çok teşekkür ederim. iyi ki varsınız
  • 26 yaşındayım. benim çevremde buna yakalanan kimse olmadığı için ilk ağızdan canlı dinlemedim hiç, ama en azından ben başkalarına örnek olurum diye bu entryi giriyorum, süreç ilerledikçe editleyeceğim.

    3 gündür süren ateş, öksürük ve halsizlik sonucu pozitif çıktım. ateşim 1 2 kere çıkmıştı, işyerinden istemeseler ben dinlenip atlatacağım bir üşütme gibi düşünüyordum, durumum ağır değildi çünkü. ama iyi ki test yaptırmışım, en ufak semptomda mutlaka yaptırın, ağırlaşmasını beklemeyin.

    evde tedavi olarak devam ediyoruz, bugün ilçe sağlık müdürlüğünden aradılar, durumumu sordular, ne ilacı kullandığımı sordular ve temasta olduğum kişileri sordular. dün de aile hekimim aramıştı henüz test sonucu belli değilken, çok umrunda olduğunu düşünmüyorum prosedür gereği aramış olduğu belliydi sisteme test yaptırdığınız düştüğü için.

    dünden beri ilaç kullanıyorum, favimol isimli.
    şu an iyiyim ama ağrım çok, her yerim ağrıyor, ayakta duramıyorum, kemiklerimin üstünde biri tepiniyor gibi.
    ama dayanamayacağım bişey yok.
    nefes almakta problemim yok, ateşim yok, öksürük var.

    annem de dün test yaptırmıştı, pozitif.
    şu an durumu iyi, ateşi yok, nefes almakta sorun yaşamıyor fakat halsizlik çok, öksürük var, ishal varmış onda.

    babam da test yaptırdı henüz çıkmadı sonuç, editleyeceğim.

    biraz korkuyorum.

    edit 1: babam da pozitif.

    edit 2: babamı hastaneye kaldıracaklar.

    edit 3: bugün ilacı kullanmaya başlamamın 3. günü.
    iyiyim ağrım var sadece azaldı sandım ama azalmamış hala sırtımda 300 kiloluk bir sumo güreşçisi oturuyor, omurgamı iki yandan çekiyorlar gibi, öksürük var ama azaldı.
    annem de iyi diyebilirim, ishal ve halsizlik devam onda.
    babamın tomografisi temiz çıkmadığı ve kronik hastalığı olduğu için birkaç gün hastanede tutacaklar, görüntülü konuştum durumu iyiydi.

    edit 4: babama pnömoni teşhisi konuldu. bize verilen ilaçtan farklı bir ilaç tedavisi uygulanacak ama ilacın etken maddesi yine favipiravir, bizimkiyle aynı.

    hepinize yolladığınız güzel mesajlarınız için, güzel dilekleriniz için teşekkür ederim.

    edit 5: babam taburcu edildi, evde tedaviye devam edilecek, bu haber çok sevindirdi bizi. benim tomografim temiz çıkmadığı için birkaç ilacım daha oldu, bana da pnömoni teşhisi konuldu, 2 kan sulandırıcı (karından enjeksiyon yapıyorum), 1 antibiyotik daha verildi. annem stabil.

    edit 6: ilaçlara devam ediyoruz, bugün benim semptomlarım çıkalı tam 8 gün, covid-19 teşhisim konulalı 5 gün oldu. bundan sonraki editimi atlattığımız zaman yapacağım zira canım sıkılıyor sürekli stabiliz ya da iyileşmedik demekten.

    edit 7: bugün 21 ağustos 2020 ve gün itibariyle ben ve annem negatifiz. nasıl mutlu nasıl kutlu bir gün anlatamam. babamın karantinası henüz bitmediği için testi haftasonu yaptıracak, onun da güzel haberi için editleyeceğim. ben gidip metrobüsü yalayacağım, sevgileeeeer.

    edit 8: 1 eylül 2020. babam tekrar pozitif çıktı. çıldırmak üzereyim. bu soktuğumun hastalığı ne zaman bitecek.

    edit 9 ve son: bugün 8 eylül 2020. babam da negatife döndü. bu 1 aylık zorlu sürecin ardından artık tam anlamıyla kurtulduk diyebilirim. destek mesajlarınız için hepinize tekrar teşekkür ederim. umarım hasta olanlar da bir an önce iyileşir temennilerimi iletiyorum, çünkü gerçekten çeken bilir. bundan sonra başka edit yapmayacağım için mutluyum. sevgiler :)
  • toplumdaki herkesin maske takması aşılama benzeri bir bağışıklık oluşmasını sağlıyor olabilir.

    1800 yılına kadar aşı diye bir şey yoktu. çiçek hastalığı (smallpox) kapan 3 kişiden 1'i ölüyordu. ancak kökeni orta asya'ya kadar uzanan bir yöntem vardı. bu yöntemde insanlar, çiçek hastası olan birinin derisindeki yaralardan biraz sıvı alıp kendi derilerine sürüyorlardı. bu yöntemle kendilerine virüs bulaştıran insanlar ya hasta olmuyorlardı ya da hastalığı çok hafif atlatıyorlardı.

    yaralardaki virüs hasta kişinin bağışıklık sistemi tarafından zayıflatılmış olduğu için bir insanı hasta edecek kadar güçlü değildi, ancak aynı zamanda bağışıklık sisteminde bir tepki oluşturacak kadar da güçlüydü. bu yöntem osmanlı'da da kullanılıyordu, yazının sonuna ekleyeceğim makaleden okuyabilirsiniz.

    bu ilkel aşılama yöntemi işe yarıyordu ancak yeteri kadar başarılı değildi. derideki yaraları vücuduna bulaştıran kişilerden bazıları hastalığa yakalanabiliyordu. 1700'lü yılların sonuna gelindiğinde edward jenner adlı bir doktor bir şey keşfetti. smallpox yani çiçek virüsünün ineklerde çiçek hastalığına neden olan cowpox adında bir kardeş virüsü vardı.

    jenner, inek sağan köylü kızlarının çiçek hastalığına yakalanmadıklarını farketti. hasta ineklere temas eden kızlar insandaki çiçek hastalığına karşı da bağışıklık kazanıyorlardı. bu yöntem çok daha güvenliydi çünkü ineklerdeki çiçek hastalığı insanları hasta etmiyordu. bunun üzerine jenner ineklerdeki yaralardan bir parça alıp kendi oğlunun derisine sürdü. oğlu hafif bir hastalık geçirip atlattı ve çiçek hastalığına karşı bağışıklık kazandı.

    böylece aşılama bulunmuş oldu. bu yüzden aşı anlamına gelen vaccine kelimesi latince inek anlamına gelir. her yıl milyonlarca kişiyi öldüren çiçek hastalığı yeryüzünden tamamen silinen ilk bulaşıcı hastalık oldu.

    yani aşılamanın olması için vücuda hastalık yapamayacak ancak bağışıklık sistemi tepkisi oluşturabilecek kadar zayıf bir hastalık etkeninin alınması gerekiyor.

    peki bunun covid 19 ile ilgisi ne?

    new england journal of medicine'de yayınlanan bir makaleye göre toplumda herkesin maske takması ilkel aşılama benzeri bir duruma neden oluyor olabilir. yaygın şekilde maske takılan topluluklarda vakaların asemptomatik olma olasılığının çok yüksek (%95'e kadar) olduğu görülmüş. yani basitçe insanlar hastalanmadan virüs kapıp atlatıyorlar ve bağışıklık oluşturuyorlar.

    çünkü herkes maske taktığı zaman insanların aldığı virüs miktarı o kadar az oluyor ki onları hasta etmeye yetmiyor. ancak öte yandan bağışıklık sistemlerinin virüsü tanıyıp bağışıklık oluşturacağı kadar da virüs almış oluyorlar. yani maske takmak ilkel bir aşılama yöntemi olabilir. ancak bu bağışıklık tepkisinin ne kadar güçlü olduğu ve ne kadar sürdüğü tam olarak bilinmiyor.

    ayrıca maske takan kişilerde viral yük, maske takmayanlara göre daha az olduğu için hastalığın hafif seyretme ihtimali daha fazla oluyor.

    bahsi geçen makale.

    bu da ilkel aşılama yönteminin 1650'li yıllardan beri osmanlı'da ve diğer doğu toplumlarında kullanıldığını anlatan makale.