şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kültürel materyalizm ekolünün kurucusu antropolog marvin harris tarafından yazılan bir kitap. 2001 yılında fatih gümüş çevirisi ile imge yayınlarından çıktı.
  • kesinlikle okunmasi gereken ilginc bir marvin harris kitabi. the da vinci code u sevenler bu kitabi da seveceklerdir.
  • (bkz: war pigs)
  • olaylara bambaska bir acidan bakan bir yazarin kitabi, kisa bir bolumu icin; (bkz: http://www.skepticfiles.org/atheist2/jesuspig.htm)
  • seneler önce okuyup çok da iyi kavrayamadığım kitap.belki sosyal bilimlerde bir temele sahip olmadığım içindir.(mühendis)
    kitaptaki bir türlü anlayamadığım (keşke anlasaydım tabi) olay,birçok şeyin et açlığına bağlanmasıydı. ilkel kabilerlerdeki olaylardan değişik örnekler veriyordu. ama tam olarak olayı anlayamıştım. sakin kafayla tekrar okumak lazım galiba. bu kadar önemli bir kitabın başlığına yazan,teorileri özetleyen de olmamış. o da üzücü.
  • büyük ve besili bir ineğin yanında yırtık pırtık giysili ve aç hintlilerin dolaşması batılı gözlemcilere göre gizemli bir durumdur ama ineklere olan bu saygı ve tapınmanın seküler sebepleri vardır.
    ?ineklerin kesilmemesi hint toplumu için o kadar gereklidir ki; 1944 yazında tehlikeli boyutlara varan kıtlıktan dolayı ingilizler inek koruma yasalarını zorla uygulamak için askerî birlikler kullanmak zorunda kaldılar. yani akılcı, bilimsel yönden konuya yaklaşsak bile hindistan'da ineklerin kesilmemesi gerekiyor.

    çiftçi açlıktan ölmektense ineğini yemeği yeğleyecektir, ama eğer ineğini
    yerse açlıktan ölecektir.
    kuraklıklıklar ve kıtlıklarsırasında, çiftç
    ilerin hayvanlarını kesme ya da
    satma eğilimleri yeğin olur. bueğ
    ilime boyun eğenler, kuraklık dö
    nemini ölmeden aşsalar bile, aslı
    ndakesinlikle ölümlerini hazırlarlar,
    çünkü yağmurlar başladığında
    tarlalarını sürme gücünden yoksun
    kalırlar.

    bir çok uzmana göre, ineğe tapınma hindistan'ın açlık ve yoksulluğunun bir
    numaralı nedenidir. batı eğitimi görmüş kimi tarım uzmanlan, ineğin
    öldürülmesine karşı çıkan tabunun yüz milyon "yararsız" hayvanı yaşamda
    tuttuğunu söylerler. onların savına göre ineğe tapılması tarımın verimini azaltır,
    çünkü o yararsız hayvanlar ne süt ne de et vermedikleri gibi bir de ürün veren
    topraklar ve eldeki besinler için yararlı hayvanlara ve açlık çeken insanlara rakip
    olurlar. ford foundation tarafından desteklenen 1959 tarihli bir araştırmada
    hindistan'ın sığırlarının olasılıkla yarısı kadarına besin sağlama açısından
    yararsız gözüyle bakılabileceği sonucuna varılmıştır. ve pennsylvania
    üniversitesi'nden bir iktisatçı 1971'de hindistan'da otuz milyon verimsiz inek
    bulunduğunu bildirmiştir.
    açıkça görünen şudur ki gereksinim fazlası, yararsız ve ekonomiye yük olan
    hayvanların sayısı çok büyüktür ve bu durum usdışı hindu öğretilerinin
    doğrudan bir sonucudur. delhi, kalküta, madras, bombay ve öteki hindistan kentlerine yolları düşen turistler ortalıkta başıboş dolaşan sığırların serbestliği
    karşısında şaşkına dönmüşlerdir. hayvanlar caddeler boyunca gelişigüzel
    dolaşırlar, pazar yerindeki ahırların dışında otlaklar, özel bahçelere girerler,
    dışkılarını hep kaldırımlar üzerine boşaltırlar ve kalabalık kavşakların orta
    yerinde geviş getirmek için durarak trafiği altüst ederler. kırsal kesimde
    anayolların banketlerinde toplanırlar ve zamanlarının çoğunu demiryolları
    güzergahı boyunca rasgele dolaşarak harcarlar.
    inek sevgisi yaşamı bir çok yönden etkiler. devlet daireleri yaşlanmış
    inekler için bakımevleri açarlar ve buralarda hayvan sahipleri artık süt vermeyen
    ve gücü tükenmiş hayvanlarını ücretsiz olarak barındırırlar. madras'ta polisler,
    başıboş gezen sığırlardan hastalanmış olanları toplar ve onları karakol
    yakınındaki küçük otlaklarda sağlıklarına kavuşuncaya değin otlatıp gözetir.
    çiftçiler ineklere ailelerinin üyeleri gözüyle bakarlar, onları yapraktan çelenkler
    ve püskü ilerle süslerler, hastalandıklarında onlar için dua ederler, ve yeni bir
    buzağının doğumunu kutlamak için komşularını ve rahibi çağırırlar. hindistan'ın
    her yanında, hindular duvarlarına büyük, besili, beyaz inek vücutlu,
    mücevherler içindeki genç güzel kadınların resimlerinden oluşan takvimler
    asarlar. bu yarı kadın - yarı zebu tanrıçaların her birinin meme başlarından süt
    fışkırdığı görülür.
    güzel insan yüzü dışında, bu resimlerdeki inekler gerçek yaşamda görülen
    tipik ineğe pek az benzerler. yılın büyük bölümünde o ineklerin kemikleri en
    göze çarpan özellikleridir. her bir meme başından süt fışkırması şöyle dursun, o
    sıska yaratıklar bir tek buzağıyı olgunluk çağma yetiştirmeyi güçlükle başarırlar.
    zebu ineğinin tipik hörgüçlü türünün verdiği bütün sütün yıllık ortalaması 250
    kilonun altındadır. sıradan bir amerikan mandırasında sığırların süt verimi 2500
    kilonun üzerindedir, oysa şampiyon sütçüler için verimin 10.000 kilo olması
    seyrek değildir. ama bu karşılaştırma öykünün tümünü anlatmıyor. hindistan'ın
    zebu ineklerinin yaklaşık yarısı hiç süt vermezler - bir tek damla bile.
    işin daha da kötüsü, inek sevgisi insan sevgisini özendirmez. müslümanlar
    domuz etini reddettikleri ama sığır etini yedikleri için, çok sayıda hindu onların
    inek katilleri olduklarını düşünürler. hindistan altkıtasının hindistan ve pakistan
    olarak bölünmesinden önce, müslümanların inekleri öldürmelerini engellemeyi
    amaçlayan kanlı toplu ayaklanmalar her yıl başgösteren olaylar haline geldi.
    eski inek ayaklanmalarının anıları - örneğin bihar'da 1917'de içinde otuz kişinin
    öldüğü ye 170 müslüman köyünün son çivisine varıncaya dek yağmalandığı
    ayaklanma - hindistan ile pakistan arasındaki ilişkileri bozmayı sürdürmektedir.
    ayaklanmayı üzüntüyle karşılamakla birlikte, mohandas k. gandhi inek sevgisinin ateşli bir savunucusu oldu ve inek öldürmenin tümüyle
    yasaklanmasını istedi. hindistan anayasası hazırlandığında, kapsamına alınan
    inek haklan bildirgesi inek öldürmenin her çeşidini yasadışı kılmayı pek göze
    alamadı. bazı eyalet devletleri o zamandan beri inek öldürmeyi tümüyle
    yasaklamışlar, ama bazıları ayrıklıklara izin vermeyi sürdürmüşlerdir. inek
    sorunu yalnız hindularla müslüman topluluğun arta kalanları arasında değil,
    ama iktidardaki kongre partisi ile inek severlerin aşırı hindu hizipleri arasında
    da ayaklanma ve karışıklıkların belli başlı bir nedeni olarak durmaktadır. 7
    kasım 1966 günü, kadife çiçeklerinden çelenklerle süslenmiş ve vücutlarına
    inek gübresi külü sürünmüş halde şarkılar söyleyen çıplak görüntülü din
    adamlarının önderliğinde 120,000 kişilik başıbozuk bir kalabalık, hindistan
    parlamento binasının önünde inek kesimine karşı gösteri yaptılar. bunun
    ardından çıkan ayaklanmada sekiz kişi öldü ve kırk sekiz kişi de yaralandı. bu
    olayı tüm partiler inek koruma kampanyası komitesi başkanı muni shustril
    kumar'ın önderliğinde, din adamları arasında ulus çapında tutulan bir oruç
    dalgası izledi.
    tarım ve hayvan yetiştirmeye ilişkin çağcıl sanayi tekniklerini iyi bilen
    batılı gözlemcilere göre, inek sevgisi anlamsızdır, hatta bir intihar niteliğindedir.
    verimlilik uzmanı bu yararsız hayvanların hepsini ele geçirip onları hak ettikleri
    bir yazgıya doğru sürmek özlemi içindedir. ne var ki inek sevgisinin
    suçlanmasında birtakım tutarsızlıklar vardır. ben kutsal inek için acaba işe yarar
    bir açıklama bulunabilir mi diye düşünmeye başladığımda ilginç bir hükümet
    raporuyla karşılaştım. rapora göre hindistan'da pek çok inek bulunduğu halde
    pek az sayıda öküz vardı. ortalıkta bu denli çok sayıda inek bulunmasına karşın,
    bir öküz kıtlığı nasıl olabilirdi? öküzler ve erkek su sığırları hindistan'ın
    tarlalarını sürmekte kullanılan çekim hayvanlarının başlıca kaynağıdır. alanı on
    acre ya da daha az olan her bir çiftlik için bir çift öküz ya da su sığırı yeterli
    sayılır. bir parça aritmetik bilgisi şunu gösterir ki, toprağın sürülmesi ele
    alındığında, gerçekte hayvanların fazlalığı değil kıtlığı sözkonusudur.
    hindistan'da 60 milyon çiftlik, ama yalnızca 80 milyon çekim hayvanı bulunur.
    eğer her bir çiftliğe düşen kota iki öküz ya da iki su sığırı ise, çiftliklerde 120
    milyon çekim hayvanı bulunması gerekir - yani, gerçekte varolandan 40 milyon
    fazlası.
    hayvan kıtlığı pek o kadar kötü olmayabilir çünkü çiftçiler komşularından
    öküzleri kiralayabilir ya da ödünç alabilirler. ama tarla süren hayvanların
    ortaklaşa kullanımının çoğu kez uygulanamaz olduğu görülür. tarlanın
    sürülmesi muson yağmurlarıyla eşgüdümlü olmalıdır, ve bir çiftliğin toprağı sürüldüğü sırada, başka bir toprağın sürülmesi için en uygun olan zaman çoktan
    geçmiş olabilir. ayrıca, toprağın sürülmesi bittikten sonra, bir çiftçi bütün kırsal
    hindistan'da yük taşıma işinin temel aracı olan öküz arabasını çekmek için kendi
    bir çift öküzüne hala gereksinim duyar. büyük olasılıkla, çiftliklerin, çiftlik
    hayvanlarının, sabanların ve öküz arabalarının özel mülkiyette olması hindistan
    tarımının verimini düşürmektedir, ama çok geçmeden anladım ki bu durum inek
    sevgisinden kaynaklanmış değildir.
    yük hayvanlarının kıtlığı hindistan'ın köylü ailelerinin büyük çoğunluğunun
    üzerinde etkisini sürdüren korkunç bir tehdittir. bir öküz hastalandığında, yoksul
    çiftçi, çiftliğini yitirme tehlikesi içindedir. eğer yedek öküzü yoksa tefeci
    faiziyle borçlanmak zorunda kalacaktır. gerçek halde milyonlarca köylü ailesi
    mal varlıklarının ya tümünü ya da bir bölümünü yitirmişler ve bu tür borçların
    bir sonucu olarak ya ortakçı ya da gündelikçi olmuşlardır. her yıl yoksul
    çiftçilerin yüz binlercesi, sonunda, işsiz ve evsiz barksız insanlarla zaten dolup
    taşan kentlere göç etmektedirler.
    hasta ya da ölmüş öküzünün yerine yenisini koyamayan hindistan çiftçisi,
    bozulmuş traktörünü ne yenileyebilen ne de onarabilen bir amerikan çiftçisiyle
    aynı durumdadır. ama şu önemli ayrım vardır: traktörler fabrikalarda yapılırlar,
    ama öküzleri yapan ineklerdir. bir ineğe sahip olan bir çiftçi öküzleri yapan bir
    fabrikaya sahiptir. inek sevgisi ister olsun ister olmasın, bu durum onun ineğini
    mezbahaya satmakta pek hevesli olmaması için geçerli bir nedendir. hindistan
    çiftçilerinin yılda yalnızca 250 kilo süt veren ineklere katlanmaya neden istekli
    olabileceklerini insan böylece anlamaya başlıyor. eğer zebu ineğinin temel işlevi
    erkek çekim hayvanları doğurmak ise, temel işlevi süt üretmek olan özel
    amerikan mandıra hayvanlarıyla onu karşılaştırmanın hiçbir anlamı yoktur.
    bununla birlikte, zebu ineklerince üretilen süt bir çok yoksul ailelerin besin
    gereksinimlerini karşılamakta önemli bir rol oynamaktadır. küçük miktarlardaki
    süt ürünleri bile öldürücü açlığın sınırında yaşamını sürdürmeye zorlanan
    insanların sağlığını iyileştirebilir.
    hindistan çiftçileri aslında süt elde etmek için bir hayvana sahip olmak
    istediklerinde, süt verme süreleri daha uzun olan ve tereyağı için zebu
    sığırlarından daha üstün kaliteli süt üreten dişi su sığırına yönelirler. erkek su
    sığırları ayrıca sular altındaki çeltik tarlalarını sürmekte üstündürler. ama
    öküzler daha çevik ve beceriklidirler ve kuru tarla çiftçiliğinde ve taşıma
    işlerinde öncelikle kullanılırlar. hepsinden önemlisi, zebu türü hayvanlar
    olağanüstü güçlüdürler ve hindistan'ın çeşitli bölgelerini zaman zaman büyük
    sıkıntıya sokan uzun süreli kuraklıklara dayanabilirler.

    tarım insan ve doğa ilişkileriyle ilgili uçsuz bucaksız bir sistemin bir
    parçasıdır. bu "ekosistem"in birbirinden ayrı parçaları hakkında amerikan tarım
    işletmesinin yönetimine ilişkin deyimlerle yargıya varmak çok acayip
    izlenimlere yol açar. hindistan'ın ekosisteminde sığırlar, sanayileşmiş, yüksek
    enerji toplumlarından gözlemcilerin kolaylıkla gözden kaçırdıkları ya da
    küçümsedikleri durumlarda önemli yer tutarlar. amerika birleşik devletlerinde,
    kimyasal maddeler tarım gübresinin temel kaynağı olarak neredeyse tümüyle
    hayvan gübresinin yerini almış bulunmaktadır. amerikalı çiftçiler toprağı
    katırlar ya da atlarla değil de traktörlerle sürmeye başlayınca doğal gübre
    kullanmaya son verdiler. traktörler gübreden çok zehir yaydıkları için, geniş
    çapta makinalı tarıma bağlanılması, hemen hemen zorunlu olarak kimyasal
    gübrelere bağlanma anlamına gelir. ve dünyanın her yanında bugün gerçekten
    uçsuz bucaksız bir entegre petrokimya-traktör-kamyon sanayi kompleksi
    gelişmiştir; orada tarım makinaları, motorlu araçlar, petrol ürünleri ye benzin,
    kimyasal maddeler ve böcek ilaçları üretilir ve bunlar yüksek verimli üretim
    tekniklerine destek olur.
    sonucu iyi ya da kötü, hindistan çiftçilerinin büyük çoğunluğu böyle bir
    komplekse katılamazlar, bunun nedeni onların ineklerine tapınmaları değil,
    traktör satın alma gücünden yoksun olmalarıdır. öteki azgelişmiş ülkeler gibi,
    hindistan da ne sanayileşmiş ulusların tesisleriyle yarışabilen fabrikalar
    kurabilir ne de büyük miktarlardaki sanayi ürünleri dışalımının bedelini
    ödeyebilir. hayvanlardan ve gübreden ayrılıp traktörlere ve petrokimya
    ürünlerine yönelmek inanılmaz boyutta anamal yatırımları yapmayı gerektirir.
    üstelik, ucuz hayvanların yerine pahalı makinaların kullanılmasının kaçınılmaz
    sonucu olarak, bir yandan geçimini tarımdan sağlayabilen insanların sayısı
    azalır, bir yandan da zorlamayla buna uygun biçimde orta boy çiftliğin
    oylumunda artış olur. biz amerika birleşik devletleri'nde büyük çaplı tarım
    işletmelerindeki gelişmenin küçük aile çiftliğinin gerçekten yıkılması anlamına
    geldiğini biliyoruz. amerika birleşik devletlerinde yaklaşık yüz yıl önce
    ailelerin yüzde 60'ının çiftliklerde yaşamasına karşılık, halen bu oran yüzde 5'in
    altındadır. eğer tarım işletmeleri hindistan'da da benzer doğrultuda gelişecek
    olsaydı, yerinden yurdundan edilmiş ikiyüzelli milyon köylü için iş ve konut
    sağlamak gerekirdi.
    hindistan'ın kentlerindeki işsizlik ve konutsuzluktan kaynaklanan acılar
    zaten dayanılmaz boyutlarda olduğu için, kentsel nüfusa eklenen her kitlesel
    artış ancak benzeri görülmemiş karışıklık ve yıkımlara yol açabilir.
    bu seçeneği göz önünde tutunca, düşük enerjili, küçük ölçekli, hayvana dayalı dizgeleri anlamak kolaylaşıyor. daha önce gösterdiğim gibi, inekler ve
    öküzler, traktörlerin ve traktör fabrikalarının yerini tutan düşük enerjili
    araçlardır. onların bir petrokimya sanayinin işlevlerim verine getirmekle
    oldukları da ciddiye alınmalıdır. hindistan'ın sığırları her yıl yaklaşık 700
    milyon ton miktarında kullanılabilir gübre bırakırlar. bu toplamın aşağı yukarı
    yarısı tarımda gübre olarak kullanılır, geri kalanın büyük çoğunluğu ise yemek
    pişirmek için gerekli ısıyı sağlamak üzere yakılır. hintli ev kadınının yemek
    pişirmekte kullandığı başlıca yakıt olan bu gübreden elde edilen yıllık ısı
    miktarı, 27 milyon ton gazyağının, 35 milyon tor kömürün, ya da 68 milyon ton
    kömürün verdiği ısıya eşdeğerdedir. hindistan'ın ancak küçük miktarlarda petrol
    ve kömür rezervlerine sahip olması ve eskiden beri geniş çaplı
    ormansızlaşmanın kurbanı olması nedeniyle, anılan yakıtların hiçbirinin
    gerçekte inek dışkısının yerini ala bileceği düşünülemez. mutfakta dışkı gübre
    kullanılması düşüncesi sıradan amerikalıya çekici gelmeyebilir, ama hintli
    kadınlar ona üstün bir mutfak yakıtı gözüyle bakarlar çünkü 6 günlük ev işlerine
    çok iyi uyarlanır. hint yemeklerinin büyük çoğunluğu ghee olarak bilinen
    arıtılmış tereyağı ile hazırlanır ve bu iş için ısı kaynağı olarak inek dışkısı
    yeğlenir çünkü yemeği kavurmayan temiz, yavaş ısıtan, uzun süren bir alevle
    yanar. bu durum hintli ev kadınının yemeklerini pişirmeye başlayınca saatler
    boyu yemeklerin başında beklemeyip çocuklarıyla ilgilenmesine, tarla işlerinde
    yardımcı olmasına ya da ufak tefek ev işlerini yürütmesine olanak sağlar.
    amerikalı ev kadınları benzer bir sonucu son model fırınların pahalı
    becerileriyle elektronik kontrolleri kapsayan karmaşık bir düzenekle elde
    ederler.
    inek dışkısının en azından önemli bir işlevi daha vardır. su ile karıştırılıp
    hamur haline getirilince evde döşeme malzemesi olarak kullanılır. bir toprak
    taban üzerine sürülüp düz bir düzey halinde sertleşmeye bırakıldığında
    tozlanmayı önler ve ^süpürgeyle çok iyi temizlenir.
    sığırların bıraktıkları dışkıların yararlı pek çok özellikleri olduğu için her bir
    parçası özenle toplanır. köyün çocuklarına ailenin çevrede dolaşan ineğini
    izleme ve onun günlük petrokimya ürünlerini eve getirme görevi verilir.
    kentlerde, çöpçü kastları başıboş hayvanlarca bırakılan dışkılar üzerinde
    kurdukları bir tekelden yararlanırlar ve ev kadınlarına dışkı satarak geçimlerini
    sağlarlar.
    tarım işletmesi açısından bakınca, süt vermeyen ve kısır olan bir inek
    ekonomik bir beladır. ama köylü açısından bakınca, süt vermeyen ve kısır olan
    o aynı inek tefecilere karşı elde kalan son umutsuz savunma aracıdır. elverişli bir muson yağmurunun en bitkin hayvanı bile eski gücüne kavuşturabilme ve
    ineğin semirme, yavrulama ve süt yermeye yeniden başlama şansı daima vardır.
    çiftçinin duaları bunun içindir; bazen de duaları kabul edilir. bu arada hayvanın
    dışkılaması sürüp gider. işte böylece insan sıska yaşlı çirkin bir ineğin kendi
    sahibinin gözüne hala neden güzel göründüğünü yavaş yavaş anlamaya başlar.
    zebu sığırlarının vücutları küçüktür, sırtlarında enerji depolayan hörgüçleri
    vardır, ve hastalanınca kendilerini toparlama güçleri büyüktür.
    bu nitelikler hindistan'ın özel koşullarına uygun düşmektedir. bu yerli
    hayvan türleri çok az besin ya da suyla uzun süre yaşayabilme gücündedirler ve
    tropikal iklimlerdeki öbür hayvan türlerine musallat olan hastalıklara karşı
    yüksek bir direnç gösterirler. zebu öküzleri nefes alıp vermeye devam ettikleri
    sürece işte kullanılırlar. vaktiyle johns hopkins üniversitesi'nde çalışmış bir
    veteriner olan stuart odend'hal, ölümlerinden bir kaç saat öncesine değin
    normal olarak çalışan ama yaşamsal organları ağır biçimde hasara uğramış
    bulunan hint sığırları üzerinde alan otopsileri yapmıştır. kendilerini onarma
    güçlerinin muazzam olması nedeniyle, bu hayvanlar canlı oldukları sürece artık
    hiç "işe yaramaz" diye asla öyle kolayca gözden çıkarılmazlar.
    ama er geç, bir hayvanın hastalıktan iyileşme umutlarının , hepten yok
    olduğu ve hatta dışkı çıkarmasının son bulduğu bir gün mutlaka gelir. ve hindu
    çiftçi besin için onu kesmeyi ya da mezbahaya satmayı hala reddeder. bu durum
    inek kesimi ve sığır eti tüketimi üzerindeki dinsel tabuların dışında bir
    açıklaması bulunmayan zararlı bir ekonomik uygulamanın yadsınamaz bir kanıtı
    değil midir ?
    inek sevgisinin inek kesimine ve sığır eti yenmesine karşı direnmeleri için
    insanları seferber ettiğini kimse yadsıyamaz. ama ben inek kesimi ve sığır eti
    yenmesine ilişkin tabuların zorunlu olarak insanın yaşamı sürdürmesi ve
    gönenci üzerinde olumsuz bir etki yapacağı görüşüne katılmıyorum. bir çiftçi
    yaşlı ya da işi bitmiş hayvanlarını keserek ya da satarak belki fazladan bir kaç
    rupi daha kazanabilir ya da ailesinin beslenmesini sınırlı bir süre için
    iyileştirebilir. ama onun hayvanını mezbahaya satmayı ya da kendi sofrası için
    kesmeyi reddetmesi uzun vadede yararlı sonuçlar doğurabilir. çevrebilimsel
    çözümlemenin yerleşmiş bir ilkesine göre canlı varlıklardan oluşan topluluklar
    ortalama koşullara değil uç koşullara uyarlanırlar. hindistan'da bunu örnekleyen
    durum muson yağmurlarının sık görülen aksamasıdır. inek kesimine ve sığır eti
    yenmesini yasaklayan tabuların ekonomik anlamını değerlendirmek için,
    dönemsel kuraklıklar ve kıtlık bağlamında bu tabuların ne anlama geldiğini
    irdelememiz gerekir.

    inek kesimi ve sığır eti yenmesi üzerindeki tabu, doğal seçilmenin bir
    sonucu olduğu kadar, zebu türü hayvanların vücutlarının küçük ve kendilerini
    onarma güçlerinin çok büyük olmasının da sonucudur. kuraklıklıklar ve kıtlıklar
    sırasında, çiftçilerin hayvanlarını kesme ya da satma eğilimleri yeğin olur. bu
    eğilime boyun eğenler, kuraklık dönemini ölmeden aşsalar bile, aslında
    kesinlikle ölümlerini hazırlarlar, çünkü yağmurlar başladığında tarlalarını sürme
    gücünden yoksun kalırlar. konunun önemini daha da çok vurgulamak isterim:
    kıtlığın baskısı altında sığırların kitlesel boyutta yokedilmesinin toplumun
    gönenci için oluşturacağı tehlike, çiftçi bireylerin normal durumlarda kendi
    hayvanlarının yararlılığı konusunda yapacakları her türlü olası hesap yanlışının
    yaratacağı tehlikeden çok daha büyüktür. inek kesimiyle ortaya çıkan o korkunç
    saygısızlığa uğramışlık duygusunun köklerinin yaşamı sürdürmenin günlük
    gereksinimleriyle uzun vadeli koşulları arasındaki o dayanılmaz çelişkiyle
    beslenmesi olası görünüyor. dinsel simgeleri ve kutsal öğretileriyle inek sevgisi
    çiftçiyi yalnızca kısa vadede "ussal" hesaplara karşı korumaktadır. batılı
    uzmanlara göre "hintli çiftçi ineğini yemektense açlıktan ölmeyi yeğler. " aynı
    tür uzmanlar "anlaşılmaz doğu aklı" hakkında konuşmayı severler ve şöyle
    düşünürler: "asyalı kitlelere göre yaşam pek o kadar değerli değildir." bilmezler
    ki çiftçi açlıktan ölmektense ineğini yemeği yeğleyecektir, ama eğer ineğini
    yerse açlıktan ölecektir.
    kutsal yasaların ve inek sevgisinin desteğine karşın, kıtlığın baskısı altında
    sığır eti yeme isteği bazen dayanılmaz hale gelir. ikinci dünya savaşı sırasında
    bengal'de kuraklıklardan ve japonların burma'yı işgal etmelerinden
    kaynaklanan büyük bir kıtlık yaşandı. ineklerin ve çekim hayvanlarının
    yokedilmesi 1944 yazında öylesine tehlikeli boyutlara vardı ki ingilizler, inek
    koruma yasalarını zorla uygulamak üzere askeri birlikler kullanmak zorunda
    kaldılar. 1967'de the new york times'ın haberi şöyle:
    kuraklık çeken bihar bölgesinde ölümcül açlıkla karşı karşıya gelen
    hindular, hindu dininde kutsal olsalar da inekleri kesip etini yiyorlar.

    hindistan- da kişi başına alman
    kalorinin günlük gereksinimin enalt
    düzeyinin zaten altında olması
    nedeniyle ekim alanlarını et ü
    retimineözgülemek ancak besin
    fiyatlarının daha da yükselmesine
    ve yoksul ailelerinyaşam
    standartlarının daha da bozulması
    na yol açar. inek sevgisine
    isterinansınlar ister inanmasınlar,
    hintlilerin yüzde 10'undan fazlasını
    nbeslenmelerinde sığır etine önemli bir yer verebileceklerinden ben kuş
    kuluyum.

    kendiliğinden ölen hayvanların büyük çoğunluğu, mezbahaya gö
    nderilmeseler bile, şu ya da bu biçimde yenmektedir, çünkü hindistan'ın her yanında bulunan alt kastların ü
    yeleri ölü sığırları yeme hakkı
    nasahiptirler. nasıl olsa, her yıl
    yirmi milyon sığır ölür, ve onların
    etinin büyük bir bölümü hayvan leşi
    yiyen "paryalar" tarafından tüketilir.
    hindistan'da bir çok yıllar çalışmış
    bir antropolog olan dostum dr.
    joan mencher varolan mezbahaların
    hindu olmayan orta sınıf kentlilere
    hizmet verdiğini belirtir. bildirdiğine göre "paryalar besinlerini başka yollardan elde ederler. eğer köyde bir inek açlıktan ölürse bu
    parya için iyidir, ama hayvan müslümanlara ya da hıristiyanlara satılmak üzere kentin bir mezbahasına
    satılmışsa bu kötüdür.
    marvin harris - inekler, domuzlar, savaşlar ve cadılar
  • çevirisi berbat ama yine de okunmaya değer kitap.
    maddî, manevî yerine özdeksel ve tinsel kullanılmış mesela.
    ayrıca anıştırma nedir?
    sık sık okumaya ara verip dilimizde kullanılmayan kelimelerin anlamlarını araştırmak zorunda kalıyorum.
    yeğin gibi daha pek çok kelime var ve bunlar okuma zevkini öldürüyor.

    özdeksel,
    tinsel,
    yeğin,
    anıştırma,
    beslensel kazançlar,
    kılgısal,
    kestirim (tahmin),
    gereksinim (ihtiyaç) vs.
  • çelişki içeren kitap.
    domuzların h i ç terlemediği yazılmış, 2 cümle sonra ise domuzların saatte 30 gram terlediği yazılmış.
    insanların en çok terleyen memeli olduğu da yazılı.
    çeviri berbat ama okumaya değer.
  • önceleri, çocuk öldürmenin dışında, nüfusu sınırlamanın
    en etkili "barışçıl" aracı çocuk düşü
    rmeydi. bir çok ilkel topluluklar
    zehirli karışımlar içmek suretiyle çocuk düşürme yollarını bilirler.
    başka bazı topluluklar gebe anneye
    karnının çevresini kumaştan bir
    kemerle sıkıca sarmasın öğretirler.
    yapılan başka her şey eğer sonuç
    vermezse, sırt üstü yatan bir annenin karnı üzerine onun bir arkadaşı bütün gücüyle atlar. bu yöntemler bir
    hayli etkilidirler, ama bunların oğulcuğu öldürme sıklığına çok yakın bir oranda anne olacak kadını öldürme gibi sevimsiz bir yan etkisi vardır.
    gebeliği önlemenin ya da düşük
    yapmanın güvenli ve etkili araçlarından yoksun olmalarından dolayı,
    ilkel topluluklar kurumsallaşmış
    bulunan nüfus kontrol araçlarını
    henüz yaşamakta olan bireyler üzerinde odaklaştırmak zorunda kalırlar. bu çabaların kurbanları
    çocuklardır - bunlar ne denli küçük
    olurlarsa o denli iyi olur - çünkü bir
    kez, direnemezler; ikincisi,
    onlara yapılan toplumsal ve özdeksel
    yatırım daha azdır; ve üçüncüsü,
    bebeklerle olan duygusal bağları kesmek yetişkinler arasındakileri
    kesmekten daha kolaydır.
    benim bu uslamlamamı ahlaka aykırı
    ya da "uygarlık dışı" bulan herkes on
    sekizinci yüzyıl ingiltere'si üzerine
    yazılanları okumalıdır. cinle sarhoş
    olmuş on binlerce anne, bebeklerini düzenli olarak thames ırmağına attılar
    ya da onları çiçek hastalığı kurbanı
    olanların giysileriyle sarmaladılar, çöp varillerinin içine bıraktılar, sarhoş
    luğun şaşkınlıkları içinde onları çiğneyip ezdiler, ve başka biçimlerde
    bebeklerinin yaşamlarını dolaysız ya
    da dolaylı araçlarla kısaltmanın bir
    yolunu buldular. kendi zamanımı
    za gelince, ancak kendi erdemliliğimize keçi inadıyla bağlanmamızın
    inanılmaz bir kerteye varmasıdır ki,
    doğan her 1000 bebeğin ilk yıl içindeki ölüm oranının 250 olmasının yaygın olduğu az gelişmiş
    uluslarda çocuk öldürme suçlarının
    hala evrensel bir boyutta işlendiğini
    kabul etmekten bizi alıkoymaktadır.

    marvin harris - inekler, domuzlar, savaşlar ve cadılar