şükela:  tümü | bugün
  • bir soruna bulunan care..
  • kadıköy caddelerinden birindeki (bkz: final dershanesi)(bkz: lebon)(bkz: otopark) apartmanlardan birinin ilk katındaki emlakçının penceresine kocaman harflerle yapıştırmış olduğu sözcük. insan ister istemez çekilir oraya doğru, fakat doğru çözüm bu mudur acaba? öylece önünde durup bakarken pencereye tatlı bir hanım çıkar, sorarsınız, öğrenirsiniz çözümünüzün o olup olmadığını.
  • pulitzer ödülü sahibi david auburn'un "proof" adlı oyunun türkçeye çevrilmiş hali yıldız kenter tarafından yönetiliyor.
    oyundaki robert karakteri,müşfik kenter,şükran güngör ve mehmet birkiye tarafından ayrı ayrı canlandırılmış
    ayrıca oyunda engin hepileri,esra kızıldoğan ve yeşim koçak gibi isimler de bulunmakta
  • öneri uygulamada başarı sağlama.
  • yonetmeni* ayakta alkisladigim, takdir ettigim, isik konularinda da bir o kadar tam puan verdigim, cok guzel oyun.
  • david auburn'un proof isimli eserinin zeynep avcı tarafından türkçeye çevrilip, kenterlertarafından sahneye konulan oyunun adı..
    yıldız kenter yönetmiş ve çok iyi bi iş başarmış, oyunu izlemeye gitmeden önce okuduğum olumsuz eleştriler yüzünden (başlangıçta) çok objektif olamasam da gerek oyunculuk, gerek ışık tasarımı, konusunda gayet başarılı bi oyun ... çözüm ü sahneye koymak da çok akıllıca bir davranıştır, sözlük aracılığıyla emeği geçen herkesin alnından öpüyorum ..

    yazan: david auburn
    çevirmen: zeynep avci
    dekor: osman şengezer
    ışık teknisyeni: yüksel baydın
    kostüm : çolpan ilhan
    oyuncular
    mehmet birkiye, yesim kocak, engin hepileri, esra kizildogan
  • özellikle bilişim sektörü başta olmak üzere pek çok alanda ota boka kullanılan kelimecik. "mobil ofis çözümleri", "wi-fi ile kablo kalabalığı çözümleri", "oturma grubu çözümleri", "abazanlar için ayaküstü hızlı yiyiş çözümleri" vs. vs.
  • (bkz: yeni çözüm)
  • "... valelerin lüleleri birbirine dolandı, bunu gören alis öyle güldü ki duyacaklar diye gene ormana kaçtı. kafayı yeniden dışarı çıkarınca gördü ki balık valesi gitmiş, öbürü de kapının yanıbaşında yerde oturuyor, salak salak havalara bakıyor. alis çekine çekine yanaşıp kapıyı çaldı. 'boşuna çalma' dedi vale, 'bir kere ben seninle kapının aynı tarafındayım, ayrıca içerde o kadar gürültü var ki kimse seni duyamaz.' gerçekten de olağanüstü bir gürültü vardı içeride – sürekli bir haykırmalar, hapşırmalar, bir gümbürtü, sanırsınız ki tabaklar çanaklar kırılıyor...

    'lütfen ama!' dedi alis, 'peki ben nasıl gireceğim içeri?'

    'kapıyı çalmak işe yarayabilirdi... kapı ikimizin arasında olsaydı tabii...' dedi vale alis'e aldırış etmeden, 'diyelim sen içerde olsan, kapıyı çalardın, ben de hemen kapıyı açıp seni çıkarırdım.' konuşurken hep havalara bakıyordu, alis bu hali çok ayıpladı. 'ama belki elinde değil' diye düşündü, 'kafasının üstüne o kadar çok yakın ki gözleri. gene de sorulara cevap verir belki...'

    'peki ben nasıl gireceğim içeri?' diye sesini yükseltti alis.

    'ben otururum buraya yarına kadar' dedi vale. o anda evin kapısı açıldı, valenin kafasına doğru kapıdan koca bir tepsi çıkıp burnunu sıyırdı geçti ve arkasındaki bir ağaca çarpıp parçalandı. hiçbir şey olmamış gibi vale aynı sesle dedi ki: '... yarından sonraki güne kadar otururum peki o zaman.'

    'peki ben nasıl gireceğim içeri?' diye sordu gene alis sesini iyice yükselterek.

    'hiç içeri girebilecek misin ki bakalım?' dedi vale. 'asıl soru bu, biliyorsun.' öyleydi tabii. ama birinin böyle demesi alis'in hiç hoşuna gitmedi. 'hale bak!' diye homurdandı, 'bütün yaratıkların da dili pabuç kadar! deli ederler adamı!' vale az önce söylediğini bir daha söylemek için iyi bir fırsat bulunduğunu düşünmüş olacak, 'ben otururum buraya, günlerce de kalkmam' dedi.

    alis dedi ki: 'peki ben ne yapacağım?'

    vale 'ne yaparsan yap' diyip ıslık çalmaya başladı. 'amaaan!' dedi alis bezgince, 'ne konuşuyorum ki bununla! salak işte n'olcak!' diyip kapıyı açtı ve içeri girdi..."*