şükela:  tümü | bugün
  • bugünden itibaren medya tarafından kullanılan ifade. daha önce kullanılan imralı süreciydi apo ile görüşme diyemediklerinden.
    dün otobüs yakanlarla ne görüşmesiyse artık.
  • "çözümün adı öcalan çözümü olmuştur, imralı çözümü olmuştur. imralı türk milletini, anayasasını tarif etmektedir, akp de onun istek ve arzularını millete hazmettirme gayretindedir. utanç verici bir tablodur.
    'baldıran zehri bile içerim'. bu cümle devleti, bu milleti suçluluk kompleksine sokmaktan başka anlam ifade etmiyor. aslında millete baldıran zehrini içtiriyor. pkk'nın tehdidiyle içiriyor. 'bu olmazsa kan dökülmeye devam eder' diyerek, pkk'nın kullandığı silahı kullanıyor. bu tehdit suçudur.
    maalesef akp hidayet verip delalet satın alma noktasına gelmiştir. bir taraftan milli kimliğimizi, dilimizi, egemenliğimizi, üniter yapımızı, bütün bu hidayet noktalarını verip kendi ve pkk'nın siyasi emellerini hazırlama gayretine düştüler"
    oktay vural

    http://cumhuriyet.com.tr/?hn=401392&kn=6&ka=4&kb=6
  • “kürtlerin iktidar ortağı olacağı yeni bir türkiye yapılanması bu. şu anda bunu tabana söylemek çok sakıncalı.

    basına baskı devam edemez. türkleri susturup kürtleri nasıl özgürleştireceksin ki? başbakan'ın tek adam olarak herkesi kısıtladığı bir ortamda çözüm süreci yürümez. sansür bitmek zorunda”
    cengiz çandar

    http://www.gazeteport.com.tr/…calan-serbest-kalacak
  • eli kana bulaşmış apoyu, sivil masumları da öldüren bir örgütü kurup yönetme suçundan değil de, düşünce suçundan idam cezası almış filozof bir halk önderi gibi gösteren süreçtir.

    abd'nin büyük ortadoğu projesi için kritiktir. bu süreç ırak kürdistanıyla birleşerek bir abd maşası kürt devleti kurulmasının önemli bir aşamasıdır.

    ve bu görev aşağıdaki konuşmasında da söylediği gibi başbakan tarafından yerine getirilmektedir.

    (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=ic2ac9hl_ai&t=53s)
  • "terörü mü çözüyoruz?

    etnik ve siyasal anlamda kürt sorununu mu çözüyoruz?

    pkk’nin ve öcalan’ın sivil siyaset ve liderlik yapma sorunlarını mı çözüyoruz?

    yargı sorunları, kck ve silivri davaları, doğu ve güneydoğu anadolu’daki azgelişmiş feodal yapı, partiler yasası, seçim yasası, anayasa gibi, türkiye’nin demokratikleşmesi bağlamındaki sorunları mı çözüyoruz?

    öcalan’ın sözleriyle, “tanzimat’tan, meşrutiyet’ten, cumhuriyet’ten ve çok partili döneme geçiş’ten daha önemli” bir dönüşümle, cumhuriyetin yeniden yapılandırılması sorununu mu çözüyoruz?

    ortadoğu’nun yeniden biçimlendirilmesinde, sınırların ve devletlerin değişmesi, bölgedeki enerji kaynakları ve israil-arap anlaşmazlığı sorununu mu çözüyoruz?

    akp’nin “başkanlık rejimi” projesiyle, başbakan erdoğan’ın zaten kişiselleştirdiği iktidarı, siyasal ve hukuksal olarak kurumlaştırma sorununu mu çözüyoruz?

    yoksa iç içe geçmiş görünen veya gerçekten öyle olmasa bile birbirine bağlıymış görüntüsü verilen bütün bu sorunları birlikte ele aldığımızdan dolayı, işleri iyice çıkmaza sürükleyerek çözümsüzlüğe mi gidiyoruz?"
    emre kongar

    http://cumhuriyet.com.tr/…240&kn=37&ka=4&kb=5&kc=37
  • israil-filistin sorunu'nun kırk yıllık sahte söyleminden leş gibi bir kopipeyst kokusu çıkaran tabir.

    abdullah öcalan'ı muhatap alan bir görüşme trafiğinin "çözüm süreci" olarak tesmiye edildiğini duyduğumda bunların niyetinin çözüm mözüm olmadığı daha iyi dank etti, maalesef. zaten malum (bkz: köprüyü geçene kadar bebek katiline imralı demek)

    çakallığın en güzel örneklerinden olan nlp yöntemlerini kullanarak yaptıkları işi bu seksi isimle anmaya başlamak demek, ucu bucağı görünmeyen ve göz boyamadan ibaret bir yola girildiğini ilan etmek demektir.

    detayları şu anda tam hatırlamıyorum ama davutoğlu, bundan birkaç hafta önce bir dış seyahat uçağının kabin koridoru gibi bir ortamda etrafını çeviren gazetecilerden birinin "imralı süreci" ifadesini kameralar önünde düzeltip onun yerine "çözüm süreci" demesini rica etmişti* ve başkent belediye başkanınkine çok benzettiğim insanın içini ısıtan o sımsıcak tebessümüyle telaffuz ettiği ricasına* o gün bugündür sadık kalınıyor. basında kimsenin aklına muhalif bir terim kullanmak gelmiyor. niye? çünkü medya topoğrafyasını en ufak detayına kadar iktidar partisi şekillendiriyor da ondan. bu peyzaj düzenlemesinde topraktan ayrık otları bitmiyor. ve niye? çünkü başbakan öfke nöbetine girerse sonlarının çok kötü olacağını gayet iyi biliyorlar da ondan. ve niye? çünkü (bkz: çocuğun okul taksidi)

    başbakan'ın "al hakları ver başkanlığı" formülünde bir yol kazası çıksın istemiyorlar. koymuşum kürtlere, şu başkanlık koltuğuna parti liderimizi hele bir sağ salim oturtalım, gerisi allah kerim diyorlar. o bakımdan şu anda söylemdeki dil detayları çok önemli, semantik çok önemli çünkü her şey laftan ve hava dolu balondan ibaret. (bkz: köprüyü geçene kadar bebek katiline imralı demek)

    noam chomsky, bizim bademlere ilham verdiğinden zerre kadar şüphemin olmadığı ve paralel bir ifade olarak nitelendirilebilecek barış süreci (peace process) tabiri hakkında, uykuya yatırılmış amerikan halkını bilinçlendirmeye yönelik "sam amca'nın gerçek niyeti" (what uncle sam really wants) adlı kitabında siyasi söylemdeki sinsi nuanslara dair söyledikleri ışığında yaklaşmakta yarar var zira bizim bademler de siyasi söylem teknolojilerini abd'den montajlı haliyle ithal ediyorlar, türkiye'de herhangi bir katma değer eklemek zorunda kalmıyorlar. yani, paketi açıp kullanıyorlar, çok pratik. (bkz: plug and play)

    what uncle sam really wants, pp. 88-89:

    --- spoiler ---

    the terms of political discourse typically have two meanings. one is the dictionary meaning, and theother is a meaning that is useful for serving power -- the doctrinal meaning.

    [...]

    or take the term peace process. the naive might think that it refers to efforts to seek peace. under this meaning, we would say that the peace process in the middle east includes, for example, the offer of a full peace treaty to israel by president sadat of egypt in 1971, along lines advocated by virtually the entire world, including official us policy; the security council resolution of january 1976 introduced by the major arab states with the backing of the plo, which called for a two-state settlement of the arab-israel conflict in the terms of a near-universal international consensus; plo offers through the 1980s to negotiate with israel for mutual recognition; and annual votes at the un general assembly, most recently in december 1990 (voted 144-2), calling for an international conference on the israel-arab problem, etc.

    but the sophisticated understand that these efforts do not form part of the peace process. the reason ist hat in the pc* meaning, the term peace process refers to what the us government is doing -- in the cases mentioned, this is to block international efforts to seek peace. the cases cited do not fall within the peace process, because the us backed israel's rejection of sadat's offer, vetoed the security council resolution, opposed negotiations and mutual recognition of the plo and israel, and regularly joins with israel in opposing -- thereby, in effect, vetoing -- any attempt to move towards a peaceful diplomatic settlement atthe un or elsewhere.

    the peace process is restricted to us initiatives, which call for a unilateral us-determined settlementwith no recognition of palestinian national rights. that's the way it works. those who cannot master these skills must seek another profession.

    [...]

    .

    --- spoiler ---

    yaklaşık türkçe meali:

    politik söylemde kullanılan terimler genellikle iki farklı anlam taşırlar. bunlardan biri sözlük anlamıdır. diğeri ise hakim güç’e hizmet eden doktrinsel anlamdır.

    [...]

    veya barış süreci terimini ele alalım. naif kişiler bunun barışı tesis etmek için harcanan gayretler anlamına geldiğini düşünebilirler. bu anlam doğrultusunda ilerleyecek olursak, orta doğu’daki barış süreci’nin, örneğin, abd’nin resmi pozisyonu dahil olmak üzere tüm dünyanın savunduğu kapsamda mısır başkanı enver sedat* tarafından 1971’de israil’e teklif edilen bir tam kapsamlı barış anlaşmasını; filistin kurtuluş örgütü’nün arka çıkmasıyla başlıca arap ülkeleri tarafından ön ayak olunan ve arap-israil çatışmasında neredeyse evrensel bir konsensüs çerçevesinde iki devletli bir uzlaşmanın önerildiği ocak 1976 tarihli güvenlik konseyi kararını; 1980’ler boyunca fkö’nün israil ile karşılıklı tanınma amaçlı uzlaşma çağrılarını; ve en sonuncusu* aralık 1990’da (144’e karşı 2*) olmak üzere her yıl birleşmiş milletler genel kurulu'nda israil-arap sorununa dair bir uluslararası konferans düzenleme çağrısına ilişkin oylamaları ve sair eylemleri içerdiğini söyleyebiliriz.

    ancak, konuya sofistike yaklaşabilenler, bu çabaların barış sürecinin muhtelif aşamalarını oluşturmadığını anlarlar. bunun sebebi, bu terimin politik doğruluk ilkesine uygun olan anlamının sadece abd hükümetinin yaptıklarına (eylemler ve etkinlikler bütününe) işaret etmesidir. yukarıda belirtilen belli başlı aşamaları örnek alacak olursak, esasen bu eylemler barışa yönelik uluslararası çabaları engellemekten ibarettir. belirtilen aşamalar barış sürecinin parçaları değildir çünkü israil’e arka çıkan abd, sedat’ın teklifini reddetmiştir; güvenlik konseyi kararını veto etmiştir; uzlaşma görüşmelerine ve fkö ve israil’in karşılıklı olarak birbirlerini tanımasına karşı çıkmıştır; ve bu doğrultuda düzenli olarak israil ile el ele vererek bu ülkenin bm’de veya başka platformlarda barışçıl diplomatik çözüme yönelik her türlü girişime karşı çıkmasına – veto yetkisi marifetiyle – destek vermektedir.

    barış süreci, yalnızca abd inisiyatiflerinden ibarettir ki bunlar filistinlilerin ulusal haklarını hiçbir surette tanımayan ve abd tarafından tek taraflı olarak belirlenen çözümleri içerir. işler bu şekilde yürür. bu (terimleri kullanmaya dair) becerilerde ustalaşamayanlar kendilerine (diplomasiden gayrı) başka bir meslek aramalıdırlar.

    [...]

    .

    şu bizim yerli çözüm süreci filmimizi bir de bu gözle izleyelim, derim naçizane.

    .
  • 17 mart 2013 tarihinde yapılan newroz kutlamalarıyla büyük bir adımın geride kaldığı süreç.

    bu süreç; şu anda terör örgütünün çatışmazlık kararını uygulamaya geçirmesiyle kararlılığını göstermiş durumda. 16 haziran'da ülke içindeki terör örgütü yanlılarının, sınır dışına çıkacağı belirtiliyor. hatta konuyla ilgili adalet bakanı sadullah ergin, meclis'ten geçirmemiz gereken bir karar varsa, değerlendirirz açıklaması yaparak, anayasal bazda da yeşil ışığı yakmış durumda. çözüm süreci, demorasi kültürü ile birlikte işlenirse ülkemizin çok daha uzun adımlar atacağı bir gerçektir.

    çözüm sürecinin sonunda eğer eşit yurttaşlık ilkesi en ön planda yer alacaksa; bir kürt olarak

    "ne mutlu türk'üm diyene" demekten çok daha gurur duyacağım.

    çünkü çözüm sürecinin kavramlarla, kelime anlamlarıyla ilgisi olmadığını en başından beri biliyorum.

    cengiz çandar'ın çözüm sürecini endişeli ve olumlu yanlarıyla birlikte değerlendirdiği yazısı için;

    http://www.radikal.com.tr/…giz-candar&categoryid=78