şükela:  tümü | bugün
  • cihangir'de, mebusan yokuşu'nda bulunan tiyatro. bu perşembe günü gonca vuslateri-bora akkaş'ın yer aldığı "kabin" oyunu sergilenmekte.
  • çağ çalışkur ve bahar erkal tarafından 2012 yılında fındıklı'da kurulan ve ikinci sahnesini 2014 yılı sonlarında kadıköy'de açan tiyatro..
    bu sezon sahneledikleri oyunlar:
    (bkz: personel)
    (bkz: taşlar)
    (bkz: kalp düğümü)
    (bkz: garaj)
  • kadıköy'de yerini almış tiyatro.

    siteleri şu anda yapım halinde, o yüzden de biletix'e yönlendiriyor maalesef sizi.
    yerini tarif edersek: yoğurtçu parkı'nın oradaki ışıklardan karşıya geçin, stadın yanındaki sokağa girince yanlış hatırlamıyorsam kallavi isimli eğlence mekanının yanında.

    erken giderseniz, içeride yer alan ufacık cafede vakit geçirebilirsiniz. ucuz ve lezzetli yiyecekler var. tiyatronun tek dezavantajı ise; bir gece kulübü yanında olması. çünkü oyuna dalmışken sessizlik anında yan taraftan gelen "delilo delilo" sözlerine sahip şarkıları duyabiliyorsunuz. yeşilçam sineması'ndayken dorock'tan gelen sesleri hatırlattı bana. ama "gidin, personel oyununu da görün, aslı enver ve dolunay soysert'i alkışlayın" derim.
  • (bkz: swallow)
  • (bkz: 10 11 12)
  • etkileyici performansların sergilendiği, sanki evinizde salonunuzda arkadaşlarınızı izler gibi hissettiren harika tiyatro. top 5 oyunumdan 3’üyle burada tanışma fırsatım oldu.( garaj, yutmak ve yen.) ayrıca izlediğim 10 11 12 de gayet başarılıydı. böyle lezzetli oyunlara fırsat sunan daha çok mekan açılmasını dileriz efenm.
  • girişte kapalı bekleme alanı olmaması, numarasız yer düzeni, plastik koltuklar ve rutubet kokusu pek rahat bir izleme deneyimi sunmuyor.
    yine de bunların hepsi iyileştirilebilir olgular.
    tiyatroya emek veren herkese saygım,sevgim sonsuz...
  • yaptıkları tüm iyi oyunlara rağmen söylemek zorundayım: mekan yönetimi gerçek bir felaket. numarasız koltuklar; bit kadar "kafe" (ki buradaki bol "bilmem ne abi gelmiyo muuuu", "ay bu fincanlar nereye gidiyo yaaa" gibi muhabbetlerin "yav oyun öncesi bir kahve içeyim de oyuna hazırlanayım" gibi bir motivasyona engel olduğunu da söyleyeyim); yağmurda, kar kış buz gibi havada oyuna girebilmek için kapıda dışarıda sıra olmak zorunda kalmak ya da herkesin ufo altında sigara içtiği minicik bir çadırda dikilmek... ya da binanın içine girmek ama o zaman da en arkadan izlemeyi garantilemek. yahu, aynı parayı veriyoruz hepimiz. ben haftalar önceden biletimi almışım diyelim ki. ver bana a-1 biletini? yok. orada durmak zorundayız. bunu gerçekten çok sevdiğim bir tiyatronun daha "iyi" olmasına adına yazıyorum. yoksa gidin, görün, buradaki oyunları izleyin; onlara hiçbir lafım yok.

    edit: bilet kontrol sistemini yazmayı unutmuşum. diyelim ki oyuna 45 dk. var. erkenden gittiniz, bir çay-kahve içerim diye. o sırada "oyuna mı geldiniz?" diye birileri sizi karşılıyor. öğrenci bileti aldıysanız o sırada siz daha soluklanmadan kimlikler, cüzdanlar her şey çıkarılıyor, gösteriliyor... sonra kapılar açılıp sıra olduğunuzda 45 dk. önce kimliğinize bakmış olan görevli arkadaş sizi hatırlarsa aynı şeyle yeniden uğraşmıyorsunuz ama bazen yeniden gösteriyorsunuz. hiçbir şey olmasa bile "sizinkine bakmıştık, pardon" gibi bir sohbet yaşanıyor. herkesin biletine/kimliğine topluca ve oyun saatinden 15 dk. önce bakmak mümkün değil mi?
  • oyunlarının kalitesi ne kadar yüksekse, salonunun konforu da o kadar düşük.
    istanbuldaki en pahalı küçük salon.
    biletinize o kadar para vermenize rağmen güzel bir yerde oturmak için erken gidip sıraya girmeniz gerekiyor.
  • geçtiğimiz sezonlarda yutmak ve 10 11 12 oyunlarını izlediğim, bu sezon da ise zar zor yer bulup en sonunda dün çok merak ettiğim kalp oyunlarını izleme fırsatı bulduğum, enerjisine giderek daha da inandığım tiyatro ekibi. öncelikli olarak tiyatro salonunun farklı düzenlemelerinde birkaç kere oyun izlediğim için kalpteki sahnenin hareketliliği ve canlılığı sebebiyle "bu oyunu bikaç kere izlesek hepsinde ayrı detay görülür kessin" hissine kapıldım, rahatsız olmaktan ziyade- ki biliyorum rahatsız olanlar vardı. devlet tiyatrolarında da, büyük özel tiyatroların oyunlarında da bu numarasız ve tiyatro izleyicisine de sorumluluklarını hatırlatan tarzda "erkenden sıraya sokan" yöntemleri ben gayet yerinde buluyorum açıkçası. tiyatro bence öyle sokaktan geçerken gireyim diyeceğimiz, rahat etmeyi, ayağımıza bir hizmet getirilmesini bekleyeceğimiz yerler değil ve olmamalı. belki de işte orada saatlerce oyun öncesinde, esnasında, sonrasında performans gösteren, yüzünü gördüğümüz görmediğimiz herkesin emeğinin karşılığında oyuna zamanında 40 dk önce gelip, o ortamı tanıyıp, bütünleşip sonrasında bir yere yerleşmek bana keyifli ve özel geliyor. belki de çoğu şeyde olduğu gibi işte her şeyin en rahatını, kolayını isteyen, çok da fazla bi efor harcamamayı amaçlayan bizlere yer yer zor geliyordur da ben böyle kendi yağında kavrulup sanatı ve sanatçıyı yaşatan ekiplere, hele bir de sergiledikleri oyunlara baktığımda, "herkesten başka ne yapabiliriz biz" diye bir gaye ile hareket ettiklerini anladıkça iyiden iyiye onlara karşı kendimi sorumlu hissediyorum.