şükela:  tümü | bugün
  • suç alanı. hani hep görürüz ya amerikan filmlerinde, kahramanın hiç sallamadığı, üzerinde 'police line do not cross' yazan sarı çizgiler, yere tebeşirle çizilmiş, ölen kişi 79. kattan atıldığı için zeminin büyük bölümünü kaplayan, ceset resimleri ve sadece kahramanın görebildiği köşe bucak gizlenmiş ipuçları ve kanıtların bulunduğu yer... polislerin sarı çizgileri toplamak adeti olmadığı ve birçok amerikalının da asla evine geri dönemediği söylenir...
  • (bkz: csi)
    (bkz: csi ny)
  • yazarlığının onaylanmasını bekleyen çaylak. gelse de triplere girsek dediğim güzel insan.
  • norveçli gitarist terje rypdal'ın 2010 ecm çıkışlı, polisiye hikâye olarak kurgulanmış konseptüel albümü. besteler ve orkestrasyon için gerekli finansal kaynak rypdal'a albümün mayıs 2009'da kaydedildiği bergen nattjazz festivali tarafından sağlanmış. 17 kişilik big band (çekirdek grupla toplamda 21 müzisyen) için muazzam aranjmanlarla birlikte çok iyi düşünülmüş doğaçlama alanları hazırlayan rypdal, performansta kendisi de solist olarak yer aldığından yönetimi performansta ayrıca flütçü ve bas klarinetçi olarak yer alan olav dale'ye bırakmış. geniş toplulukta* birazdan değineceğimiz başka müzisyenler de zaman zaman ön plana çıksalar da, albüm kitapçığında solist olarak trompette palle mikkelborg, hammond organ'da* ståle storløkken, davuldaysa (sampling işini de üstlenen) paolo vinaccia belirtiliyor.

    niels-henning ørsted pedersen'le 1986'daki çalışması heart to heart'tan tanınabilecek veteran trompetçi mikkelborg, kayıt boyunca miles davis'in farklı dönemlerine göz kırpar. maestro gil evans'ın kusursuz aranjmanları eşliğinde modal caz ve flamenkoyu harmanlayan miles'tan* tutun, 1969'da in a silent way'le maceraperest hard bop'tan füzyona yavaş yavaş ve "sessizce" (ve aslında bir o kadar da haykırarak, ustanın tony williams'la diyaloglarındaki agresif ataklarını hatırlayın) kayan miles'a kadar efsanenin geniş yelpazesini başarıyla yansıtır.

    genel olarak rypdal'ın bu projesi için, sinematografik bir arka plana sahip, 21. yy.a uyarlanmış yeni bir bitches brew demek mümkün. fakat, büyük teorisyen, besteci, düşünür, piyanist (ve max roach'u dinleyene dek baterist) george russell'ın deneysel big band'lerinin ruhunun yaşatıldığını da eklemeliyiz.

    orkestranın oldukça özgürleştiği anlarda, gerideki bas klarinet drone'unun üzerine çılgınca doğaçlayan tenor saksofoncular ole jakob hystad ve zoltan vincze, norveç ve macaristan'dan çıkan coltrane talebelerinin de, amerika'dakilerden aşağı kalır yanı olmadığını göstermekte kararlılar. belli belirsiz bir michael brecker etkisi sezilmekle birlikte (enstrüman üzerindeki teknik yetkinlik bakımından), a love supreme, meditations veya africa/brass'ı çağrıştıran cümle ve çığlıklar sevindiricidir.

    lidere gelirsek, rypdal albümün 6. dakikasına doğru sahneye çıkıyor. bir caz gitaristi olmasına karşın, son derece aykırı tavrıyla fender stratocaster'daki ısrarını gerçekten takdire şayan bulduğumu belirtmeliyim. ecm'nin vazgeçilmez sanatçısı ve jan garbarek ve ketil bjørnstad gibilerinin uzun süreli "suç ortağı" terje, yine bol blues ve birazcık feedback içeren david gilmour tonunda seyretmeye devam ediyor. öyle ki gilmour üslubunun daha önce fiyort manzaralı tipik iskandinav cazındaki başarısını kanıtlamışken, bu defa yer yer avant-garde'laşan büyük orkestra bağlamında da ne kadar iyi icra edilebildiğini gösteriyor rypdal. rypdal'ın miroslav vitous ve jack dejohnette'li trio projeleri gibi, pink floyd hayranları için crime scene de yavaş yavaş caza kayma vesilesi olabilir.

    bir bütün halinde dinlememenin mümkün olmadığı albümün kurgusal izlekleri ve teşkil ettiği senaryo iskeleti, parça isimlerinden takip edilebilirken, aranjmanlar ve grup içi etkileşimle meydana gelen atmosfer de işitsel filmin aldığı yöne dair çok net fikirler veriyor. baterist vinaccia'nın da spaghetti western ve italyan mafyası (ve genel olarak suç) temalı filmlerden makasladığı unutulmaz replikler de müzikle hayat bulurken, özellikle renk ve keyif verici olmuş şüphesiz. vito corleone'den "i'm gonna make him an offer he can't refuse" cümlesini bir de bu bağlamda dinleme tecrübesi bile albümü hayli ilginç kılıyor başlı başına. hatırladığım kadarıyla, il buono il brutto il cattivo, goodfellas, the big lebowski, taxi driver* alıntıların yapıldığı filmler arasında. rypdal'a ait olmayan tek beste "parli con me?!"de vinaccia'nın kullandığı hip hop ritmleri bir bakıma gangsta fenomenine selam çakıyor. dikkatli dinleyenler, aksiyonun ne kadar hızlı ve sürükleyici biçimde vuku bulduğunu fark edeceklerdir.

    son olarak, üstad terje rypdal'ın suç mahalline bir an önce geri dönmesini ummakla birlikte, yarım yamalak ideolojili hunhar katil anders behring breivik'in ardından başlığı ve üretildiği ülke açısından "crime scene"in tuhaf gelebileceğini söylemeden edemeyeceğim.

    1. clint - the menace (02:16)
    2. prime suspects (06:55)
    3. don rypero (05:31)
    4. suspicious behaviour (02:56)
    5. the good cop (03:44)
    6. is that a fact (04:14)
    7. parli con me?! (05:27)
    8. the criminals (03:03)
    9. action (02:17)
    10. one of those (02:59)
    11. it's not been written yet (08:53)
    12. investigation (05:46)
    13. a minor incident (02:18)
    14. crime solved (03:03)
  • mr twin sister şarkısı olup grupla aynı adı taşıyan albümde yer alır. sözleri ise:

    bloodhounds tied in seaweed,
    bloodhounds in green chains,
    picnic on the river, witness claimed,
    hair was found at the foot of the woods,
    one watcher knew it well,
    pushing through the line of the cops,
    to get closer.
    all i wanna do is be tied to you,
    terror through each quiet night,
    up and then i'm down thinking i'm dying,
    then back up where i forget.
    sicker than i've ever been, these nightmares i'm having.