şükela:  tümü | bugün
  • gunesli bir pazar gunume eslik eden saganak yagisli kitap.

    herkesin olecegini bildigi bir adamin, katil olmak istemeyen iki kardesin, bakire olmayan bir gelinin,
    aradigi kadini buldugunu sanan bir adamin, suskunluklariyla ellerine kan bulasan bir kasabanin… hepsinin sadece bir gunu! 24 saate ancak bu kadar cok oyku sigdirilabilirdi...

    unutmadan:
    (bkz: hrant dink)
  • gabriel garcia marquez'in bir kısacık bir romanı. aslında uzun hikaye olarak adlandırsa da olurmuş (hatta bence daha doğru olurmuş).

    yazarın gençken veya çocukken tanık olduğu bir cinayet romanlaştırılmış. yazarlığının başlarında bu romanı yazmak istediğinde, annesi bazı kişilerin ölmesini beklemesini istemiş ve o da romanı cinayetten otuz yıl sonra roman haline getirmiş.

    kitapta kimin kimi öldürdüğü ta en başta söylenmiş. ama yine de gerilim var. kitap sonunu bilmenize rağmen sürükleyici.

    --- spoiler ---

    en vurucu olan şey de herkesin cinayeti haber alması, cinayetin herkesin ortasında işlenmesi ve asıl bu yüzden kimsenin cinayeti durdurmamış olması. bunun gerçek bir cinayet olması da bu sebeple beni çok etkiledi.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---
    dikkat ettim, marquez birkac kere bahsetti, aslinda vicario kardeslerin iyi yurekli, iyi niyetli insanlar oldugundan. bu insanlari namus cinayetine iten o toplumdu. cunku kimse uyanmadi, kimse cinayetle namus denen seyin temizlenmeyecegini farkedemedi. tam aksine, bu isten donus yok diyordu, pablo vicario. artik onu oldurmek zorundaydilar. oylesine bir bekleyis vardi herkeste. santiago disinda herkes onun oldurulecegini biliyordu. insanlar bunu kabullenmisti. saka oldugunu dusunenler de vardi. ama vicario kardesler bicaklarini bileyip ortalikta dolasmaya baslamislardi bile. neden kimse dur demedi. olurken santiago'nun yuzunde bir saskinlik vardi. bunun, yazarin bizi onun masumiyetine inandirmak icin yazilmis bir nokta olduguna kanaat getirmeme neden oldu. clotilde, onu uyarmisti ama santiago neredeyse kendine birsey olmayacagindan emin gibiydi.
    sonra, cinayetten sonra yine de vicariolar tasinmak zorunda kaldi. bu yine toplumun evlenemden bekaretini kaybetmis kiza koydugu baskiydi. hayir, baski, aslinda evlenmeden bekareti vermeyi yasaklamakla baslamisti
    --- spoiler ---
    .

    marquez'in kitabini tamamen gercek bir olaydan hikayeye donusturmesi ise olayin varolusculugunu gozler onune seriyor. bir tip ogrencisinin genc bir kizin bekaretini almakla itham edildikten sonra genc kizin kardesleri tarafindan infaz edildigi haberini okuyup cok etkilenen marquez olayi tamamen edebi bir sanata donusturmustur. her yonunden ironi, dokundurma, daha sert elestiri, ikilem, yanilsima, ve tamamen karmasik bir kronolojik yapi, sembolizm, zitlasma, ask ve hatta umut, vicdan, kamu, gorgu,soru ve adaletsizligin trajik kitabi.
  • gabriel garcia'yı bu yüzden çok seviyorum. anlattığının vahşet olduğunun farkında, toplumun kadın düşmanı yapısının farkında, kadınlar tarafından da kabul edilen ve hatta dayatılan adalet nosyonunun ilkelliğinin farkında fakat bunları anlatırken, bu değer yargılarını içinden çıkarmış "batı medeniyeti" diliyle konuşmuyor. oto-oryantalizm yapmıyor ve bu, hele ki pazartesi'de, çok zor bir şey.

    bu kitap, şimdiye kadar okuduğum en feminist kitap olabilir. ortada, denk gelmiş bir durum da yok. garcia ne yazdığının farkında fakat feminist dilin dışlayıcılığının tuzağına düşmemiş. işte, bu yüzden bu adamı çok seviyorum. hiç batmayan bir dille (doğal, büyülü?) derdini anlatıyor ve sanki dil meselesini hiç düşünmemiş bile. bu derece ustalık ayıptır, yemin ediyorum ayıptır.

    "o gün, biz kadınların bu dünyada ne kadar yalnız olduğumuzun farkına vardım!"
  • --- spoiler ---

    vicario kardeşlerin yardım çığlığıdır belki de en gözümüzün önünde olan. vicario kardeşler masumdur. ama ortada bir kan davası vardır ve denklem basittir, kana kan gerekmektedir. peki, bu kanı kim istemektedir? görünürde kimse istemez böyle bir cinayeti. vicario kardeşler de farksız değildir elbette, ama töre, toplum baskısı, namus belası ya da adına ne başka denirse, onları ağabeyden intikam tugayına, çocukluk arkadaşından katile dönüştürür. onları bu kanı dökmeye iten aslında o cinayete de göz yuman, hatta göz yummakla kalmayıp belki de onun zeminini hazırlayan o toplumun kendisi değil midir? bu durumda, vicario kardeşler, bütün gün kanlı gözlerle bir bıçak bilemeye bir meyhaneye
    gidip gelirken ve işleyecekleri cinayeti herkese ilan ederken düşündükleri şey, bir allahın kulu kalkıp da santiago'ya kaçmasını salık versin, bir allahın kulu bıçaklarımızı alıp bizi gözaltına alsın, bir allahın kulu çıkıp da bu cinayete bir engel olsun, değil de nedir?

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    "halam wenefrida marquez, ..., santiago nasar'ın eski rıhtımın merdivenlerini inip kendinden emin adımlarla evine doğru yürüdüğünü görmüştü. "santiago, yavrum!" diye bağırmıştı. "neyin var?" santiago nasar onu tanımıştı. "beni öldürdüler, wene hala," demişti.

    --- spoiler ---

    sorarsanız bence onu öldüren ne vicario kardeşlerdi ne de suskun insanlar. onu öldüren şey istemedikleri halde vicario kardeşleri katil halkı da suç ortağı yapan şeydi, yani geleneklerin topluma dayatması. tanım da yapalım sorun olmasın, filminin iyi oyunculuklarla tamamlanmış olmasını umduğum müthiş kitap.
  • "kırmızı pazartesi" romanı, "konsantre roman" türünün ilk örneğidir. normal ve beklenen ölçeğinin yaklaşık dörtte birinde, normal ölçeğinden alınan zevkin tamamına haiz.

    ve yapmazsam içim rahat etmez;

    --- spoiler ---

    romanın sonunda santiago nasar ölüyor.

    --- spoiler ---
  • namus gazi' nin sadece turklere has bir hadise olmadıgını ispatlayan kitap...
  • gabriel garcia marquez'in her zamanki gibi akıcı ve gösterişsiz bir dille yazdığı, küçük dünyalarında kendi hallerinde yaşayan insanlar ve onların yapabilecekleri,yaşayabilecekleri ile ilgili hikayesi, hayata yeni bir bakış açısı kazandırmıyor belki ama hayata bakıp da gördüklerini en iyi anlatanlardan birinden bir hikaye dinlemek çok güzel.