şükela:  tümü | bugün
  • wired'den jeff howe'un isim babalığını yaptığı terim.

    anlamı ise bir işi çok geniş bir kitleye açık çağrıda bulunarak yaptırmak.
  • crowdsourcing tüketiciye sunulan bir hizmetin ayrıntılarını yine tüketicilerin verdiği bir sistemdir. bir nevi oylama sistemiyle üretici ürününün desenini, restaurant'ının menüsünü, elektronik aletinin tasarımını tüketicinin oyuna açar. en çok oy alan ürün üretilmeye başlanır. crowdsourcing 'in ufak çaplı yatırım alanında da örnekleri vardır.

    restarurant konusunda bir örnek için ;

    http://elements.collectivex.com/
  • no spec olayına tersmiş bu. tasarımcıya myanmarlı aç insan muamelesi yapmak gibi oluyor zira. nice şirket de toplantı odasına konuda kalifiye olmayan elemanlarını doldurup milyar dolarlık fikir üretmeye çalışmıştır, çalışacaktır. ayıp denen bişi "yok".
  • crowdsourcing iyi, crowdsourcing güzel. buzzwordümüz aldı yürüdü, her kenarda köşede konuşulmakta şu aralar. ancak, crowdsourcing'e omuz verecek kitleyi düşünen yok sanki. bootb gibi sitelere bakıyorum, unilever'ı, nokiası, at&t'si falan bile bu "hizmeti" sunanlardan projelerinde istifade etmekte. bence bu adamlar bunu sadece sermaye bolluğundan dolayı yapabiliyorlar. yani, elbette bir arge marge takımları mevcut. fakat arka kapıdan kafayı uzatıp, "bakalım dünya kadar maaş verdiğimiz bu herifleri aşabilecek insanlar var mı" demelerine tekabül ediyor bu. ayıp bir kere. zamanında "ilgili fakülteden mezun ve zibilyon yıl tecrübeye sahip" diyerek almışsın gençleri işe, şimdi arkalarından vuruyosun bunları. neye güveniyorsun? bir yerde konuşlanmış ve baba parası yemekte bir beis görmeyen savant ailesini mi arıyorsun lan orospu evladı. hayır, kendi işçilerinin eline su dökebilen bir galabalıh gaynağı bulabildin mi? bulabildiysen adamları işe aldın mı? ne dönüyo lan orada!?!
  • (bkz: wikipedia)
  • collaborative hypertext databaseler, collaborative hypertext dictionaryler gibi faydalı ve masraflarının haricinde kar amacı gütmeyen kurumlar sayesinde tanıştığımız ve bilgiye erişmemizi kolaylaştıran örnekleri bir yana, bireylerin katkıda bulunacağım derken desktop publishing, tercüme ve yerelleştirme başta olmak üzere çeşitli sektörleri baltaladığı bir kapitalizm icadı.

    crowdsourcing'in işleyişini, şirketler tarafından fazlasıyla tercih edildiği (yukarıda bahsetmiş olduğum) alanlara bağlı olarak şöyle izah edebiliriz:

    internet üzerinden faaliyette bulunan bir şirketin başlıca sorunlarından biri dil farkından ötürü farklı ülkelerden kullanıcı çekememesidir. o halde şirket websitesinin arayüzlerini yerelleştirmek amacıyla tercüme işini halka açar ve katkıda bulunma çağrısında bulunur. profesyonellerin 10 birim fiyata sunduğu hizmeti, sadece yabancı dil bilme özelliği olan, dilbilgisi, kelime bilgisi, çeviri kuramları bilgilerinden yoksun kişiler 3 birime ya da bedelsiz olarak yapmayı teklif eder. en düşük fiyatı sunan ya da karşılıksız sunan kişi işi yapar. şirket açısından çok hoş, peki ya insanlığın can damarı dil? ya sektördekiler?

    masaüstü yayıncılığı, tercüme ve bunları bünyesinde toplayan yerelleştirme, yüksek öğretim ve deneyim gerektiren alanlardır. vakit ayırıp, ücretsiz olarak katkıda bulunan kişi kuşkusuz faydalı bir iş yapmanın hazzını yaşar, fakat nasıl ki ilk yardım eğitimi almış kişi doktor vasfına erişemez, bu şekilde "çeviri" yapan kişiler yerelleştirmeci ya da mütercim olamazlar, yaptıkları da yerelleştirme ya da tercüme olmaz.

    yıllarca eğitim görüp, kendini ömür boyu öğrenmeye, mükemmelliğe ulaşma gayesinde yaşamının her saniyesini gelişime adayan, 50 yaşında bile "ben oldum" demekten imtina eden sektör çalışanları gerçeği varken, bu konuda twitter'ın yorumu ve "ödülü" içler acısı ve düşündürücü:

    "translators receive a special badge on their public twitter page displaying their status as an official twitter translator, along with their level. the more translations you complete, the higher the level! level 10 is the highest."

    bu durum öncelikle dile geri dönüşü imkansız zararlar vermektedir. sektörde bulunanların ise işlerini büyük ölçüde sekteye uğratmakta, bilinçsiz işverenin / bu işleri serbest* olarak icra edenlerin de haksız rekabete yönelmelerine sebep olmaktadır.

    bu yönteme başvuran en popüler şirketlerin başında facebook ve twitter gelmektedir. last.fm de ekşi sözlükle ilgilenen çoğu kişinin haşır neşir olduğunu düşündüğüm diğer başarısız yerelleştirme örneklerinden biridir. microsoft ve ürünlerinin ise mütercimler tarafından çevrilmiş olma ihtimalinin daha yüksek olmasına rağmen yazılımlardaki ucube çevirileri gördükçe gülmeyenimiz yoktur sanırım.

    müdürlerine, mühendislerine para ödemekten kaçınmayan şirketler; yazının bulunuşundan bu yana kültürleri, sanatı, bilimi kitlelere ulaştıran tercümeyi kısılacak bir masraf olarak görüp bir sömürü kapısı haline getirmişler.

    (bkz: http://twitter.com/jobs)

    katkıda bulunmadan önce eğitimi sürecinizi, uzmanı olduğunuz alanı, kendinize yaptığınız maddi manevi yatırımı, bir de yüzleşmek zorunda bırakıldığınız, zaman zaman kriz kisvesine büründürülerek hakkı ödenmeyen iş gücünüzü, birikiminizi düşünün. sırf kulağınıza hoş geldi diye uygun olduğunu düşünüp tercüme ettiğiniz kelimeler, bir bilimin akademisyenleri, uzmanları tarafından bin katmanlı bir elekten geçirilip de doğru şekilde aktarılması gereken ifadelerin basiretsiz bir yansıması olabilir. bir mübaşirin öncelikle düşünmesi gereken, çalıştığı yerde en başarılı, en dikkatli ve saygı duyulan, anlayışı ve profesyonelliğiyle hayranlık uyandıran kişi olmaktır, kendini hakim ya da savcı yetkisinde görmek değil.

    bilgi vermeye çalıştığım bağlam dahilinde bir tepki: http://www.petitiononline.com/tebp3/petition.html
  • öncelikle: (bkz: #17649631)

    kırmızı kitaplarda yazan çoğu şey aklıma yatmakla beraber, bu tip düşünceler hep halkın, yani hem üreten hem tüketenin kazanmasına odaklı olmakta ve gayet iyi niyetli, emeğe saygılı şekilde yaşayan, üreten ve dönüşen bir toplumu hedeflemektedir. tüketmek demişken...

    x markasının yeni cipsi için en ilginç tarifi bul, hisseyi kap! (ar-ge için harcayacağımızın 1/1000'ini yani)

    y ürünü için en çılgın sloganı bul, seyşellere tatile git! (yaratıcı yazarlara ödeyeceğimizin 1/1000'ini yani)

    anlayacağınız crowdsourcing deri koltukta oturanın deri cüzdanına odaklı, köleleştirmeyi ve haksız rekabeti hedefleyen bir araç.

    şu şemadan en öz açıklamayı görebilir, dirsek çürütüp beyninizi akıttığınız uzmanlığınızın nasıl ayaklar altına alınmaya çalışıldığını bir kez daha düşünebilirsiniz.
  • birçok kimsenin el birliğiyle, bir kişinin veya topluluğun işini yapması diye tanımlanan imece, gayet uygun bir karşılık gibi görünüyor.
  • yeni nesil yaraticilik..
    kapitalizm'in giderek buyudugu ve her buyuyen yapi gibi hantallastigi gunumuzde internet'in getirmis oldugu dinamizmin getirmis oldugu yaraticiligin cesitli sektorlere uygulanmasi olayi olarak goruyorum. hantallasan kapitalizmin eli kolu sosyal devletle iyice baglandiktan sonra rekabetin getirdigi yaraticilik devri yerini calisanlarin koltuklarinin saglam oldugu devletimsi dev sirketlere birakti. bu dev sirketlerde yaraticilik eksikliklerini tuketicilere pahali ve islevsiz urunleri kakalamakla ya da kanuni kiliflar bularak kendilerini silahla guvence altina almakla kapatmaya calistilar.

    ancak internet bu hantal duzeni bozdu. eskiden koltuklarindan kalkmadan haber yapan ve kendi haberci arkadaslariyla birlikte tekel olan insanlarin foyasi ortaya cikti. yayinlanmamayan haberler you tube'dan, sozlukten, bloglardan tum turkiyeye yayildi. insanlar artik haberleri baska yerlerden takip etmeye basladi. anli sanli kose yazarlarinin cehaletleri gun gibi ortaya cikti. bu kose yazarlarinin muadili binlerce insanin twitterdaki varliklari kesfedildi. kose yazarlarida kendilerini twitter'a girmek zorunda hissettiler ama oraya yazdikca cehaletleri daha da ortaya cikti.

    fenerbahce baskani ile olan dostluklari nedeniyle kose kapmis insanlar yerine blog sahiplerinin yorumlari okunur oldu. film ve altyazi cevirmenleri islerini kaybetti. bu ise ucretsiz baslayan internet cevirmenleri 'akademik' cevirmen arkadaslarimizin yerine is bulmaya basladi. bundan 10 yil onceki profesyonel dvd altyazilari ile divxplanet cevirileri arasindaki ucurum bahsetmeye calistigim hantalligin en guzel ornegi..

    artik yemek elestirisi icin bedava agirlandigi restoranti ballandira ballandira anlatan yazarlardan cok sozluk okunmakta. spor yazari olarak yonetimin tetikcisi yazarlar yerine maddi cikari olmayan ve bu isten anlayan bloglari okuyoruz. bir filmin iyi veya kotu oldugunu anlamak icin dagitim sirketinin pr calismalarina katilmis elestirmenler yerine sinemaya tutkuyla bagli insanlarin yazilari takip ediliyor.
    bir konu hakkinda arastirma yapilirken ansiklopedi yerine wikipedia kullaniliyor.

    ve bunlar olurken bazi insanlar tatli paralarini kaybediyorlar.

    evet 'crowd' akademik olculerde bir ceviri yapamiyor. ama cevirdigi kelime zaten poke. burada poke'un inci siker olmadigini bilebilecek bir moderatorun varligi gerekli onlarca cevirmenin varligina gereksinim birakmiyor. sonucta şekspir cevirmiyoruz..

    bu isin zor ve negatif yani olusturulan urunun kalitesi crowd'un kalitesi ile es durumda. buradaki bilgi coplugunden ise yarar bir seyler cikartmak moderatorlerin ve kullanicinin isi. bunu basarabilen girisimci moderatorler zengin olacaktir. 'unlu' yazarlarin ve isadamlarinin sozluge cemkirmesinin altinda da islerini kaybetme korkusu yatmakta..
  • inci sözlük'ün aylardır yaptığı olay, internette crowdsourcing mekanizması olan oluşumları kendi isteklerince manipule etmek.