şükela:  tümü | bugün
  • değerli doğu romalılar; mezkur mevzuyu en anlaşılabilir bir lisan ile anlatmak gerekirse, başta "sanat" dediğimiz olgunun maalesef ki insandan beslendiğini söylemek mümkün. dolayısıyla insanlar toplumu, toplum da kültürleri var eder. beraberinde klişe olsa da sanat, toplumun ve bireyin bir yansımasıdır. nitekim bugün abd'nin sinema sektöründeki yansımasına bakarsak, yüksek derecede pompalanan iki tür görürüz: durum komedisi ve bilim-kurgu (süper kahramanlar, uzaylılar, galaksiler). diğer bir yönden avrupa'ya bakarsak, orta avrupa ve kuzey avrupa sinemasında sarsıcı insan dramları ve bireysellik üzerine felsefi bakış açılarını yansıtan bir varyasyonuyla karşılaşırız.

    ülkemize gelecek olur isek, şöyle bir soruyla başlamamız gerekiyor: "türkiye siyasetinde mevcut iktidar kim?" el cevap: muhafazakar/siyasal islamcı merkez parti. peki "bu partinin seçmen profilini kimler oluşturuyor?" diye de sormaya devam edersek, ben diyeyim "yeterince okumamış, anti-burjuva, ekstansif çiftçi, ezilmiş ve dışlanmış iç anadolu insanı." siz deyin "çomar!". işte türkiye'de sinema, kolay yönden para kazanmasını bilen garp kurnazları için tam olarak bunu yansıtmakla meşgul. bunun için gösterebileceğim yüzlerce karakter var fakat ben sadece ikisini seçeceğim: recep ivedik ve başlıktan dolayı cumali ceber. yani türkiye'nin damarlarına son 15 yılda pompalanan bir tür olan sığ komedi.

    saygıdeğer devlet-i aliyye mağdurları; sinemada karakterle seyirciyi birbirine bağlayamazsanız, bildiğimiz üzre filminizi de halka sevdiremezsiniz. gülmenin oldukça kolay olmasının yanında, çok elitist olacak fakat, hele ki "cahil" demekten imtina etmediğimiz hücre yığınları için çok çok daha kolaydır ve aynı oranda da tatmin edicidir. hülasa asla seyirciyi derin derin düşündürmez ve karakterler varoluş acısı yaşamaz. öte yandan hiçbir şekilde meraklandırmaz. ya da filmdeki karakter uzaydaki bir kara delikte büyük zorlukları atlatmaya çalışırken, seyircinin bütün fizik bilimi bilgisini konuşturmasına gerek kalmaz. genel türk insanı, ki artık bahsi geçen güruh türk ulusuna adeta hakaret eder dereceye geldiği için "anadolu insanı" demek istiyorum, refleksif sorgulamalara dalıp denize bakan villasında manzaraya bakarak derin birkaç söz söyleyen bir karakterle yakınlık kuramaz; ya da uzaydaki elektron dalgasının içinden gemisini hasar almadan kurtarmaya çalışan kaptanla da herhangi bir ilişki oluşturamaz. çünkü türk halkı, son 50 yılda ne bilimsel/rasyonel atılımını yapabildi, ne de son 100 yılda felsefi bakış açısı kazanacak kadar okuma ve araştırma yapabildi. peki sinemada kendisini film karakteriyle bağdaştıran karakterler ne tür karakterler?; eğitimsiz, asabi, karşısındakini rasyonel bilgiyle değil de günlük hayatın pratik bilgisiyle ezmeye-yenmeye çalışan ve sadece bunda başarılı olabilen, hatta "ben bu konu hakkında 2 tez yazdım!" diyen adama "hadi len ordan!" deyip alt edebilen karakterler.

    ezcümle, türk halkı abd ve avrupa filmlerindeki filozoflar ya da bilim adamları yerine, örnekte saydığım insan tipleriyle en kolay yönden yakınlık kurup, işte bu insanlarda kendisini görmekte. ekranda kendisini tüm o eğitimli, elit ve kültür sahibi insanları alaşağı ederken görmek de onu inanılmaz mutlu etmekte. nitekim bu katiyen basit bir konu değil; en az akp'nin ılımlı islam projesinin türk ulusu üzerindeki dejenerasyonu kadar ehemmiyet içeren, sanat-toplum ilişkisi açısından kitap bile yazılabilecek bir mevzu. hatta fikri de ortaya attım; yazsanız da okusak.

    *
  • sorunun doğru sorulmadığı başlık.

    aslında şöyle olmalıydı başlık; "cumali ceber gibi filmlerin rağbet görme nedeni"

    "izlemek" fiili tek yönlü bir bakış açısıdır. halbuki bu tip filmlerin bir de filmi çeken tarafı var, yani suçu sadece izleyene atmak yanlış. bu iki yönü birleştirmek sıkıntının kaynağına inmek için gerekli.

    filmi çeken taraf 2 bölümden oluşuyor; filmin yapım kısmı (yapımcı, dağıtıcı, filmdeki set işçileri, yönetmen, senarist vs vs), filmin oyuncuları.

    neden böyle filmler çekiliyor sorunsalının "yapımcı açısından" yanıtı "günümüz şartları" içinde çok kolayca veriliyor:

    "minimum yatırım-maksimum kazanç"

    günümüzün trendi youtuber'lik. bu filmi çeken kişinin youtube abone sayısı şu entry girildiği dakikalarda tam 952.000 kişi. sahte/ikincil hesapları, yanlışlıkla abone olanları, zamanında abone olup şimdi abone olduğunu unutanları kabaca düşünce nereden bakarsanız en az 800-850 bin "gerçek" kişi bu elemanın kanala üye.

    yapımcının hesabı çok basit;

    - 952 bin abonesi olan adamın %20'si bu filmi izlese 190000 kişi yapar.

    - reklamdan carttan curttan da 100k adam toplasak etti mi sana 290k adam.

    - ortalama 15 lira bilet bedeli desek yapımcının indireceği balya totalde brüt 4,35 milyon tl.

    - filmin masrafı yok. tek önemli masraf set işçilerinin parası ve adamın kaşlarına yapılan makyaj. onun dışında bu filmde profesyonel makyöz, kostümcü, ışıkçı vs adam tutmana da gerek yok. çünkü filmde öyle bir yaklaşıma ihtiyaç yok. filmin odağındaki "sıçmak" fiili, filmin çekiminde gerçeğe dönüşüyor zaten.

    - mekan kirası gibi bir bedel de yok, yazıyorsun filmin sonuna "özel x üniversitesine teşekkür ederiz" yazısı, iki sahnede de okulun önden görünüşünü koyuyorsun olay bitti. onun dışında havalanan bir uçak ekle hop ordan gelsin, sponsorluk film ekibinin antalya gidiş bedeli çıktı işte. nasılsa sette çalışan işçi 10-15 saatte kamyonetle geliyor malzemelerle birlikte, git gel 2 depo mazot parası oldu bitti sana ulaşım gideri.

    - sette oyunculara 1.5 adana söyle, set işçileri de sandviç kemirsin, arada geldiyse iki tane yemek şirketinin de adını yazarsın yemekler de beleşe geldi mi. tamaaam.

    - e montaj vs post prodüksiyon aşamaları da "bizim hasan abinin ordan hallederiz" mantığıyla aradan çıkıyor. öyle detay post prodüksiyona da ihtiyaç yok, skeç gibi sahneler zaten movie makerla birleştir gitsin.

    - filme de yapımcının arasının iyi olduğu 2-3 orta seviye ünlü ekledin mi filmin pr işinin bir kısmı oradan çıkıyor, akabinde sözlüklerde, twitterda, face'de parayla ajanslardan tuttuğun adamlar yaldır yaldır yorum kasıyor. youtube işinin zaten cılkı çıkmış durumda, fason izlenme almış yürümüş, misal 9 yıl önce youtube'e verilen koskoca iron maiden'ın en hit şarkılarından biri olan the trooper'ın videosu daha 33.264.411 görüntülenme almışken 1 hafta önce piyasaya çıkan sikko bir pop şarkısı 65 milyon görüntülenme alıyor (yersen)! dolayısıyla en iyi görüntülenmesi 9 aylık bir videoda 10 milyon olan youtuber'ın 1 aylık film fragmanı videosunun 9 milyon görüntülenme alması da bir şekilde sağlanıyor. yani asıl hedeflenen kitle olan internet tayfası da sonuna dek sömürülüyor.

    - sanat sepet, çekim açısı, sinemanın ilerlemesi vs gibi amaç da yok. tek amaç voliyi vurmak.

    şu yazdığım hizmetleri adamlardan zaten "film bir patlasın ertesi gün para hesabında karşiim" diye borca alıyor zaten yapımcı. sonuçta cepten 5 kuruş çıkmadan nerden baksan 4,5 milyon tl brüt indiragandi yapılıyor.

    şimdi buradan abartarak tüm masrafları düştüğünüzde yapımcıya net 1.5-2 milyondan aşağı para kalmaz. yıllık 1.5-2 milyon kazamak da şu anda gayet iyi çünkü masrafınız yok kardeşim, gideriniz sıfır neredeyse. aynı parayı kazanmak isteyen bir kobi sahibinin götü çıkıyor yok vergi, yok amortisman, yok, mevzuat, yok işçinin derdi, yok beyaz yakalının afra-tafrası diye. la burda ne yapıyorsun da bir anda 2 milyon iniyor cebe?

    valla ben de yapımcı olsam bırak sıçmalı komediyi bildiğin hayvan gibi memeli, götlü komedi! filmi çekerim. alırım cicişler stayla 5-10 hatun, açın kızlar memeleri derim. araya sıçmalı, sokmalı lafları eksik olmayan öküz bir karakter sokarım. buyrun hem cinsellik hem sıçmak yani en temel insani ihtiyaçlar tek filmde karşınızda. artık filme ne amaçla geliyorsan gel, ister meme izlemeye gel ister anıra anıra gülmeye gel. ben parama bakarım.

    izleyici anlamında bakarsak yıllarca şu yalanla uyutuldu seyirci: "e böyle işlere talep var, izleniyor biz de çekiyoruz."

    bu yalan üzerine inşa edildi türk sineması. 1970'li yıllardaki sol akım türk sinemasını da etkilemeseydi hala aynı hikayeler dönüp dururdu ekranda, perdede. yani bugün müthiş sanatçı, inanılmaz yetenek vs vs diye lanse edilen eski tüfek sinemacıların filmlerine bakın çoğunluğunun 1960'ta çektiği filmle 1965'te çektiği film, 1970'te çektiği filmle, 1975'te çektiği film hep aynı: "zengin x fakir y aşkı". arada tek tük nasıl olmuşsa cesur bir yapımcı, yönetmen birleşip "ulan nabıyoruz biz" demiş ortaya ömer lütfi akad'ın harika üçlemesi gelin düğün diyet gibi filmler çıkmış. ama onun dışında sinemanın %90'ı aynı.

    neden basit; sanatçı riske girmek istemiyor, aman siyasi mesaj olmasın başım derde girmesin ekmeğimden olmayayım diyor. yapımcıda prensip hep aynı zaten minimum masraf-maksimum kazanç. mekanlar aynı, ekip aynı, kostüm aynı, senaryo aynı hadi yallah çek aynısını dur.

    e seyirci napsın birader, ne varsa ona bakıyor. yani eskiden şimdiki gibi seçme şansı yok, ilçede tek sinema var ne gelirse izleyecek adam.

    ama şimdi seçme şansı bol, kaynaklar çok fazla. peki neden bir kısım bile olsa (mesela bu çöp filmi izleyen ilk 128k adam için konuşalım) bu tip filme para verip gidiyor?

    cevaplar aslında yine çok basit; bayağılığın pohpohlanması, kültürsüzlüğün yüceltilmesi ve samimiyet adı altında ayılığın methedilmesi.

    zamanında tv'lerde şimdiki gibi sansür yokken rahmetli kemal sunal filmlerinin hepsini kesilmeden, sansürlenmeden izleyen şanslı nesildenim ben. kemal abimiz de filmlerinde "sıçmak" fiilini kullanmıştır. mesela hafızam yanıltmıyorsa ünlü bombacı mülayim karakterini canlandırdığı korkusuz korkak filminde kendisine piyango bileti satmaya çalışan satıcıya "bak çıkmazsa ağzının çatısına salıncak kurar sallana sallana sıçarım" gibi bir repliği de vardır (ki bunu net hatırlamamın nedeni bu filmi küçük bir çocukken tv'de izlediğim sırada repliği duyan annemin "aaayy ne ayıp laflar ediyor bu kemal sunal, kessinler şurasını ayıp yahu, tıka kulaklarını lantirn" diye bir laf etmesidir. ) ancak şurası bir gerçek ki kemal sunal ve onun nesli komedi ekibi tamamen "küfüre, argoya ve ayılığa" dayalı bir film stratejisi gütmüyordu. sakarlığa, hayatta yer alan ve herkesin karşılaşacağı tiplerden/olaylardan kaynaklı ufak detaylara (mesela zeki alasya/metin akpınar'ın aslan bacanak filmindeki metin akpınar'ın canlandırdığı minibüs şoförü selim karakterinin tepkileri) veya insanın düşeceği olmadık durumların abartılması (zeki alasya/metin akpınar'ın beş milyoncuk borç verir misin filmindeki efsane stresten renkten renge girme sahnesi gibi) noktasına dayanan komedilerdi. daha sonraları elbette toplumsal duyarlılıkla biraz olsun mesaj kaygılı komedilere (bkz: faşo ağa) yöneldiler. ama komedi filmlerinde sürekli uyulan belli kurallar ve sınırlar vardı ve kabalığın yüceltilmesi asla olmadı. onların küfürleri sadece replik olarak bir an geldi geçti ve zaten o küfürü o karaktere bizler çok rahat oturttuk. dolayısıyla ettikleri küfür sadece bir anlık bir laftı, filmin ana çatısı değil.

    şimdi hepimiz diyoruz ki "nasıl bir nesil yetişiyor? kaba, görgüsüz, zevksiz çocuklar, gençler her yerde"!

    e cevabı basit be arkadaşım, senin annen-baban neyse sende o olursun. bu ülkede özellikle 1970 ve 1980 sonrası doğan nesil sistematik olarak apolitik olarak yetiştirildi. apolitizm belki devlet güvenliği için gerekli görüldü ama bir yan etkisi de genç nesle "ilkesizlik" ilkesini yerleştirmek oldu. çünkü politik anlamda bilinçli olmayan insanın hayatın diğer yönlerinde de bir takım prensipleri olmaz, olamaz. politik fikirler insanın hayatını yönlendirmede en etkili şeylerden biridir. o fikirler insanı ilerletir, hayatını belirler, zevklerini oluşturur. burada yanlış anlaşılmasın politik fikirler derken sadece sağ/sol fraksiyonun resmi ideolojik söylemlerini kastetmiyorum. ideolojik söylemler doğrultusunda hayata yön veren akımları da kastediyorum. mesela sinemada yılmaz güney tarzı gibi, müzikte anadolu rock akımı gibi insanımızı kültürel anlamda geliştirecek şeyler de apolitizm rüzgarı içinde kayboldu gitti. bu ülkede 1980 darbesi öncesi sağ ve sol ideolojiler sonuçta ayrı gibi dursa da birleştikleri tek bir nokta vardı: bağımsız türk devleti. ülkede milyonlarca sayıda sağ/sol ideolojiye gönül veren insan vardı, bunların hepsinin prensipleri, fikirleri, hayat görüşleri vardı. önce 80 darbesi daha sonra özal liderliğinde anap iktidarları apolitik silindirle ezdi hepsini ve insanlar sindirildi, korkutuldu, susturuldu.

    sonuçta apolitizm öyle bir raddeye ulaştı ki sadece aşk şarkılarından oluşan bir diskografiye sahip olan yılların! süperstarları, "zengin x fakir y" temalı filmlerden başka bir hazinesi olmayan oyuncular/yönetmenler, sadece aşk romanları yazmış olan yazarlar, tırt konuları anlatıp duran köşe yazarları, hiç bir anlamı olmayan kopya dizilerden oluşan bir sektör, *m-göt-meme ekseninde gelişen bir müzik endüstrisi yani kısacası şu andaki hayatımız ortaya çıktı.

    şimdi dönün bakın kendinize. tv izlerken aslında herkesin ne olduğunu bildiği bir arabanın markası anlamsızca buzlanıyorken, aktörün elindeki içki bardağının olduğu sahne eğer makaslanmazsa nal gibi kapatılıyorken, sokakta millet fosur fosur sigara içerken, lise tayfasının oturduğu kafeler sigara dumanından geçilmezken ekranda 1939 yapımı rüzgar gibi geçti filmindeki sigaralar çiçekle, buğuyla gizlenirken, fuhuş nerdeyse her adım başı yolda, sokakta görülürken ekranda zamanında ne olduğunu bildiğimiz tipler namus bekçiliğine soyunmuşken, kerameti kendinden menkul tarihçiyim diye geçinip şu ülkeyi kuranlara rezilce binbir türlü hakareti edenler devlet sofralarında başköşeye oturtulurken, zamanında namuslu insanları harcamak için binbir türlü iftiraları atıp, sınavlarda hak yiyip, "müslüman amaca ulaşmak için gerekirse şirk yapar, zina yapar, içki içer" gibi saçma sapan argümanlarla allah'a şirk koştuğu tarikatın liderinin çoraplarının yıkandığı suyu içmeyi, şeyhin giydiği atleti kapmak için dizlerinin üzerinde köpekler gibi yaltaklanmayı göze alan insanların olduğu bu ülkede cumali ceber gibi karakterlerin yer aldığı birkaç milyon ciro yapacak filmleri çekilmesi anormal mi?

    hayır hanımlar, beyler hayır. asıl anormal olan bizleriz artık. çünkü ülkemiz artık kocaman bir tımarhane. toplumsal yapının temelleri dinamitlendi ve o yıkıntılar arasında kendini savunmaya çalışan bir kısım azınlık bizleriz. burada bazı arkadaşlar bence yanlış olan bir çıkarım yapmışlar; "ekşide çok konuşuldu" diye bu film bu kadar izlenmiş. geçiniz bunları, eğer ekşinin o seviyede gücü olsaydı bundan önce yaşanan seçimlerde toplumu etkileyecek politik kararların alınmasına neden olurdu. birileri seçilmezdi başımıza. o nedenle bu filmin "sözde" başarısını da salt ekşiye bağlamak büyük hata çünkü ne yaparsanız yapın bu filmi izleyecek ve beğenecek yüzbinler potansiyel olarak yetiştirildi bu ülkede.

    gençlerimiz amaçsız, hedefsiz. önlerine konan şeyler de aslında bir hedef, amaç veya anlam ifade etmiyor. şu anda boğaziçi üniversitesine giren adam da konya necmettin erbakan üniversitesine giren adam da aynı şeyi düşünüyor. okulu bitirip uluslararası bir şirkete girmek, deli gibi pazarlama yapıp bonusları toplamak. eee nerede hayat kalitesi nerede insanın hayatının bir amacının olması? hayat sadece eve son çıkan elektronik cihazları toplamak, her yaz deniz güneş kum yapıp yeri geldiğinde uzakdoğuya arınmaya gitmek veya en sevdiğiniz beyaz şarabı yudumlarken o kişinin elini tutup 250 metrekarelik akıllı evinizin deniz gören balkonunda mehtabı izlemek mi?

    yoksa hayat, gecenin köründe durup dururken "ya ben şu kitabı hele bir çevireyim, ben okudum ama başkaları da kasmayıp türkçesini okusun" demek, sokakta evladınızla yürürken bir anda çocuğunuzun eline bir parça ekmek tutuşturup "hadi at bakalım bunu kuşlara onların da karnını doyuralım" deyip kirli güvercinleri beslemek, önünden geçtiğiniz dükkandaki son model arabaya bakıp iç geçirirken eşinizle gözgöze gelip sessizce "ya boşver, bak kızımız/oğlumuz büyüyor, o parayı ufaklığın eğitimine harcarız" diyerek tek söz etmeden anlaştıktan sonra tıklım tıkış belediye otobüsü veya metro ile 100 metrekare evinize dönüp akşam kararını verdiğiniz çevirinin başına oturmak mı?

    çocukları düzgün yetiştirin, kendinizi düzgün yetiştirin lütfen. eğer bunu yaparsanız ortalıkta ne cumali ceber gibi çöp filmler olur ne de sizi baskılayan politik bir ortam oluşur.

    edit-büdüt: 2. satırdaki başlık önerisi, resmi sözlük başlık formuna dönüştürüldü.

    ekşişeyler editi: bir-iki noktalama, eksik harf, boşluk hatası ve anlam kayması düzeltildi.

    ekşişeyler editi-2: @detone simitci enrty başında doğru bir sınıflandırma yapmadığımı belirtti. kendisinin verdiği bilgiye göre çekilen eser üzerindeki her türlü hak aslında yapımcıya devrediliyor ve aslında yapımcı tüm eserin tek sahibi/üzerinde söz hakkı olanı gibi bir pozisyona geçiyor. oynayan, senarist vs. bu noktadan sonra haklarını yapımcıya devrettiğinden aslında yapımcının ne derse olduğu bir aşamaya geçiliyor. bununla birlikte sanırım başlangıçta anlatmak istediğimi biraz daha detaylı yazabilirdim, yazının genelinde aslında yapımcıya yönelik bir eleştiri getirmeye çalışmıştım ama sanırım biraz flu kaldığından @detone simitci'nin editini yazmam entry'yi mantık olarak sağlamlaştıracak. kendisinin bilgilendirmesini buraya eklemeye söz verdiğim için bu düzeltmeyi yapıyorum.
  • insanların çoğunun gerizekalı olması. bak bu konu çok net ve açık.
  • sanatçısı nihat doğan, siyaset bilimcisi tuğçe kazaz, sporcusu arda turan olan bir ülkede recep ivedik ve cumali ceber'in prim yapması normal.

    fragmandan anladığım kadarıyla film, ulusal bir kanalda yayınlanacak olsa küfürlerden, iğrenç sahnelerden dolayı filmin 1/3'ü sansürlenecek. küfür samimiyet olarak görülüyor ülkede, ne kadar çok küfür ederseniz o kadar halktan biri sayılıyorsunuz. bazen 90'a oturan küfürler var, çok da komik olur; örnek ama sen attığın adımda küfür, hakaret edersen, ortalığa sıçarsan mide bulandırıcı olursun. insanlar da böyle filmleri neden izliyor diye eleştirilir. kızmaca, bozulmaca yok.

    bizim halk senaryosu basit, anlaşılır, komik filmleri izler. küfür olsun, hakaret olsun yeter. anlamak için belli bir birikim gerektiren esprilerin olduğu, her sahnede bir göndermenin olduğu filmler yeterince tutmaz. sıkıcı bulunur. film düşündürmesin sadece güldürsün. nasıl güldürürse güldürsün önemli değil;
    -baştan sona küfür.
    -iğrenç bel altı espriler.
    -doğallık adı altında kamusal alanda fizyolojik ihtiyaçları gidermeler.
    -tokat, yumruk atıp, şiddet uygulamalar.
    -kelimeleri ezip bükmeler.
    -kaş, bıyık, sakal belirginliği.
    yukarıdaki maddelerden en az dördü filminizde varsa; yerli pazara gönül rahatlığıyla girebilirsiniz.

    siz milyonlarca dolarlık bütçeyle, işin ustası tarafından 1.5-2 yılda çekilen hollywood filmlerini ufak hatalarından dolayı eleştirsiniz. ceber ve ivedik'in hitap kitlesi 1.5-2 saat eğlensin yeter havasındadır. aamir khan'ın pk filmi din tüccarlarını mizahi dille eleştiren, felsefi filmdir. recep ivedik'i kahkaha atarak izlemiş arkadaşıma önerdim, "uykum geldi lan" dönüşü aldım. işte bizim ülkede böyle film tutmaz. merhum usta kemal sunal'ın baştan sona eleştiri dolu, siyasi, sosyolojik mesajlar veren filmi kibar feyzo mu yoksa hiçbir siyasi mesajı, göndermesi olmayan tosun paşa filmi mi daha çok seviliyor? "faşo ağa" tabiriyle faşizm kelimesini gençler ilk olarak bu filmde öğrendi. tosun paşa ise iki aile arasındaki çekişmeyi anlatır. (bana kemal sunal filmi olsun yeter, senaryolarını ezbere bilmeme rağmen oturur izlerim)

    not1; ceber ya da ivedik için komik film gibi iddiam yok ama insanlar gülmek için izliyor, para, vakit, zevk onların, beni ırgalamaz.

    not2; kemal sunal ile ceber veya ivedik isimlerini aynı entryde kullandığım için özür dilerim.
  • barbar içgüdülerimizle de alakalı olduğunu düşünüyorum.

    medeni, gelişmiş ve bunun nihai sonucu olarak saygılı ve duyarlı bir insana dönüşüp toplumun bir parçası olan insanla tamamen ters davranış sergiliyor recep ivedik ve cumali ceber benzeri karakterler.

    son yıllarda devletin zirvesinin durmadan pompaladığı içi boş özgüven ve "biz en iyisiyiz bizi çekemiyorlar" düşüncesini artık toplumun ciddi bir kesimi maalesef kabullendi. bunun sonucunda da karşısındakini anlama ihtiyacı gütmeyen, daima haklı olduğunu düşünerek karşısındakini ezen insan tiplemesinde de insanlar olmak istediği(idol olarak görmesinden kastım "ben recep ivedik gibi olmak istiyorum" ifadesi değil; ben de onun gibi rahat ve karşımdakinden daima üstün olacağım hissidir) tipi gördü.

    türk insanın şu anda geldiği durumu anlatıyor bu filmlerin ana karakterleri. bunlar sanat filmi değil, toplum neyse bu filmler de odur. nasıl eski sağ ile şu anki sağ fikir olarak ciddi değişimler geçirdiyse insanımız da değişti. tabii maalesef olumsuz yönde.
  • film gösterime girmeden, tam tamına bir ay önce bahsetmiş olduğum nedendir.

    "bu filme gidenin aklı yok, yok izlenmez, yok efendim tutmaz." diyenlere; (bkz: #69335407).

    --- spoiler ---

    bazılarımızın türkiye'de yaşamalarına rağmen fransız riviera'sının cannes şehri sakinleri gibi tavır takınıp hakkında yanıldıkları, gayet de çatır çatır izlenecek olan filmdir.

    evet, eminim ki bu film sağlam gişe hasılatı yapacaktır.

    neden mi?

    çünkü halkımızın büyük bir bölümü son dönemlerde kalitesizliğini göstermek üzere adeta kıyasıya bir yarış içindedir. ve bu yarış içindeki halk bu filme de desteğini esirgemeyecektir. youtube'a şahıs hakkında biraz göz gezdirdiğinizde halkın zaten bu adama desteğini hiç esirgememiş olduğunu görebilirsiniz.

    bu filmin hangi cesaretle çekildiği çok açık...

    başlığı görmemle birlikte kim ola ki bu cumali ceber deyip youtube'ta arattım. karşıma çıkan videoların izlenme sayılarını (807 bin, 685 bin, 1 milyon, 3.9 milyon, 1.4 milyon, 835 bin, 2.5 milyon, 2.4 milyon, 2.6 milyon, 3.8 milyon, 501 bin, 1.5 milyon, 2.6 milyon, 725 bin, 689 bin) görünce şaşırmadım desem yalan olur.

    bu sayıları ister çarpın, ister bölün, isterseniz kıvırıp götünüze sokun, yapacağınız herhangi bir işlem gerçeği değiştirmeyecektir. adam zaten bu filmin kısalarıyla belli bir köşeyi kapmış, bu yüzden filminin de izlenmeme şansı yok.

    gerçek şu ki; her şeyde olduğu gibi mizahın da ucuzunun peşindeyiz. ucuzculuğa alıştırıldık. fukarayız bunu anlayın artık. sadece maddi değil manevi olarak da fakirleştik. bu yüzden hiç merak etmeyin, kalitesizlikten geberdiğimiz için bu film de hak ettiğinden çok daha fazla izlenecektir. hatta seneye recep ivedik vs. cumali ceber diye bir film çekerlerse hiç şaşırmayın.

    --- spoiler ---

    cumali ceber'ler, recep ivedik'ler bu toplumun büyük bir parçasının gerçek yüzüdür. gerçek aptallık; toplumunu hala tanıyamayıp bu filme gidenleri eleştirmektir. böyle vasat filmlere gidenleri eleştireceğimize biraz kendimizi eleştirmeyi, çuvaldızı kendimize batırmayı öğrenmeliyiz.

    içinizde hassiktir diyenler olabilir fakat cumali ceber toplumsal olarak vardığımız genel seviyedir. yüzümüze ayna tutulması hoşumuza gitmediği için, yüzümüze değil aynaya bok atmaktan başka bir şey yapmıyoruz. biz bu seviyesizliği cumali ceber'e kin kusarak aşamayız.
  • merağıma yenik düşüp fragmanını izledim dahasında bu bir karektermiş yutupta vineleri var. özetle tü allah senin belanı versin tokat + ağzına sıçarım, oraya buraya sıçarım. bu kadar basit ve sığ olamaz. film kim bilir nasıldır. hayır adamın kendisi zaten oldukçasevimsiz ve haz etmediğim bir tip. yarattığı karekter ayrı bir öğe. gönlüm isterdi ki aykut elmas bu tarz bir şey yapsaydı. gidip izlerdim adam seviyeli ve espiri kalitesi yerinde biriydi. bu öyle mi ?

    bi insan osurmaya sıçmaya vb niye güler başlıca bir tez konusu olabilir ülkemizde.
  • "halkin olabilecek en igrenc portresi olan bir karakter elit, okumus, zengin beyaz turklere agzinin payini veriyor" masturbasyonudur.

    recep ivedik'in de tutma sebebi aynen budur. order from chaos'un harika entrysi icin sizi soyle alalim: (bkz: #66430738) oncelikle.

    bu tip filmleri izleyen kesim de tam olarak bundan hoslanmaktadir. cunku icten ice beyaz turklere karsi duydugu ezikligi bir sekilde bir yerde atabilmelidir, bunu da en iyi sinemada izlerken yapar.

    arkadas arasinda da osuruk esprisi yapar, ya da asagilanacagindan korkarak yapmaz; ama sinemada bunu yapan karakteri gorunce kendisinin dogru yolda oldugunu dusunur.

    amerikan/avrupali kitlede son donemde cikan "temsil" olayi var mesela: guclu yazilmis kadin karakterlerin oldugu, her milletten/irktan ve cinsel yonelimden insanlarin oynadigi filmler istiyor insanlar.

    mesela siyahi bir gay kadin ekrandaki herkes heteroseksuel beyaz erkek olunca kendisini toplumdan dislanmis, oldugu sey yanlismis gibi hisseder cunku. tam olarak ayni sey bizim sinemamizdaki varos akimi icin de gecerlidir.

    bir de su var: bu filmi izleyen insanlarin cogu recep ivedik ya da cumali ceber'in gercek versiyonun yolda gorse kaldirim ve istikamet degistirir, zira bu adamlar igrenc insanlardir. ama bu igrenclikle ust tabaka elitlerin keyfini bozduklari zaman sonuna kadar desteklenirler.

    evinin adresini bilen kuryeci, eli yuzu duzgun bir kizin telefonunu siparisten sonra alip mesaj atinca, kizin paniklemesine herkes "doktor olsa verirdi, tipsiz/fakir diye taciz diyor" demiyor mu sabahtan aksama sahan ve halil soyletmez gomulen eksi sozluk'te?

    ahan da birebir ayni sey.

    dusmanimin dusmani dostumdur mantalitesi. "para verip ekmek aldirmam, ama o elitistlere gununu gosterdi ya helal olsun" mantigi.

    iste bu yuzden cok izleniyor.
  • kara para aklama olabilir mi? yani baska ihtimal veremiyorum

    not: her hangi bir bilgiye dayali itham degildir. sadece tahmin. daha dogrusu umarim öyledir.
  • %50 yi zor tutuyoruz.