şükela:  tümü | bugün
  • oğuzhan demirci'nin şu şekilde açıkladığı 1 saat 19 dakika 30 saniyelik şarkı

    murat yılmazyıldırım’dan dinleyiciye önemli bir not:

    ‘’cümbüş – ü alem’i dinlerken bir tiyatro eseri seyredermişçesine ya da bir sinema filmi izlermişçesine hiç ara vermeden, gözlerinizi kapayıp kendinizi bir düş serabının ortasında bulmuş gibi tek bir zaman içinde duraksız ve sabırla dinleyin. başkalaşmanın ve farkına varmanın ancak ve ancak o zaman gerçekliği içinde olacaksınız. sonsuz sevgilerimle...’’

    düşlerin ressamı’nın da albüm kapağında belirttiği gibi cümbüş-ü alem’de tam bir tiyatro oyununun içinde buluyorsunuz kendinizi. albümdeki bütün konukların en etkileyici performanslarını sergilediği parçayı algılayabilmek için dikkatle takip etmeli ve kendinizi vermelisiniz. 80 dakikalık bu ziyafette murat yılmazyıldırım kendini suretlere bölerek ölümsüzleştiriyor adeta. şarkının girişini murat yılmazyıldırım’ın babası, çok saygıdeğer rusuhi yılmazyıldırım kendi bestesi olan ‘’hasret acısı ile yanıyorum’’ adlı türk sanat müziği eseri ile yapıyor ve sonrasında adım adım kendinizi bütün suretlerin yarattığı karakterlerin etkisi altında buluyorsunuz. köksal engür’ün insanı içine çeken anlatımları, okan bayülgen’in efsunlu yorumları, cem adrian ve ecem minar’ın özgün vokalleri, utku ünal’ın ruhunu kattığı davul solosu, sürekli değişen ve çeşitlenen enstrumanlar ve tabi ki ‘asıl suret’ murat yılmazyıldırım tam anlamıyla bir renk ve ses cümbüşü sunuyor bizlere. içine girdiğinizde asla çıkmak istemeyeceğiniz bir müzik şöleni, asla bitmesini istemeyeceğiniz, bittiğinde ise kendinizi derin bir boşlukta hissedeceğiniz...

    canımız, abimiz, babamız, her şeyimiz düşlerin ressamı, bu çetrefilli hayatta bizlere sevginin ışığını sunduğu için şükranlarımı sunmayı bir borç bilirim. ve yine her zaman söylediğim gibi, önünde saygı ve sevgiyle eğiliyorum...

    saygılarımla,
  • iksir içtim değiştim albümünün son perdesi.
    taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyorum,
    toprağa tutulmuş dallarından
    yağmurun gıdıklayan serinliğiyle değişiyorum,
    kurak kuytularımda sabahlarken
    son perdeden düşüyor gölgeler yeni bir hayatın başlangıcına
    güneş entarimi kuşanıyorum,
    boşalan zamanın doldurulmamış kutularında yürürken
    bir elimde terazi diğer elimde ecel,
    senin için başlatıyorum
    bu meçhul tarihin son yolculuğunu.
  • murat yılmazyıldırım'ın ölümsüz eserlerinden biri. sözlerini okumak isteyenler için;

    bir kapı açıldı ışıklar bahçesinden ağır ağır doğruldum oturduğum yerden itici bir gücün çekim alanı içindeyim. abartılı bir söylencenin merkezine doğru çekilmekteyim.

    hasret acısı ile yanıyorum yanıyorum
    sen benim herşeyimdin herşeyimsin sen benim sen benim
    senden başka hiçbirşey görmez oldu görmez oldu görmez oldu gözlerim
    seni ben ne kadar çok sevmiştim
    neler yaptım nelere katlandım senin için
    senden başka hiçbirşey görmez oldu görmez oldu görmez oldu gözlerim

    (ben rusuhi ve meryem oğlu düşlerin ressamı olarak bu iki güzeller güzeli varlıktan dünyaya geldim. beşer hayata dair yaşlanmayan bir aşkın anlatıldığı bu şarkının ışığından geçip cümbüş ü alemin ebediyetine doğru yol alıyorum şimdi suretlerimle birlikte)

    (taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyorum toprağa tutulmuş dallarından yağmurun gıdıklayan serinliğiyle değişiyorum kurak kuytularımda sabahlarken son perdeden düşüyor gölgeler yeni bir hayatın başlangıcına güneş entarimi kuşanıyorum boşalan zamanın doldurulmamış kutularında yürürken bir elimde terazi diğer elimde ecel senin için başlatıyorum bu meçhul tarihin son yolculuğunu...)

    -cem adrian vers.
    geçip gider zaman aşk bahçemizde sevgi yoluna girerim sende çözülürken
    güneş beni aya kilitledi ruhuma sahne koydum geçmişe yol alırken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    -murat yılmazyıldırım vers.
    yağmurlu zaman yar olup düşümüze sevgiden sevgiye açarım sen perdelerimi
    güneş seni ayda mühürledi ruhuna ışık tuttum geçmişi güllere karşılarken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    -cem adrian & murat yılmazyıldırım
    yorulur zaman kızgın çöl kuyularında sevgi ezele doğar seni yudumlarken
    güneş bizi gülen acı eyledi ruhlar adına eridi geçmişin mumları yanarken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (akıyor damlalar halinde nur çöllerine yerleşmiş aşkın el değmemiş matemsi gözyaşları)

    dertli bir göçerim ben gezerim kurak çayırlarda cennete bakar gözüm senden uzaklaşırken
    güneş zamanı kuşatılmaz eyledi canlar toprağına uzandım seni dilime örerken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (ben sendeki izi sürüyorum, seni bendeki kıyamete götürecek olana ulaşmak için)

    and olsun şölenim dilimdeki tevekküle and ettim ben bana verilenleri gönüller atölyesinde
    şahidim oldu gölgelerim dışımdaki karanlığa kervan yürür durur içimde büyüyen aydınlığa

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyorum toprağa tutulmuş dallarından yağmurun gıdıklayan serinliğiyle sende değişiyorsun kurak kuytularında sabahlarken son perdeden düşüyor gölgesiz gölgeler yeni bir hayatın başlangıcına güneş entarimi çıkartıyorum doldurulan zamanın boşaltılmış kutularında koşarken bir elimde terazi diğer elimde ecel bu kez sen benim için başlatıyorsun bu meçhul tarihin son yolculuğunu kader masasında bağdaş kurup otururken...)

    -ecem minar vers.
    özgür oldum mavi aşkı kovalarken zehir yuttum hep acıda harmanlanırken
    gece beni sende filizledi filiz vermek için nice ömürler tüketti

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    -murat yılmazyıldırım vers.
    sonundan başladım alfabenin a noktasına ulaştım seçkin bir aşık gibi gözyaşlarıyla savaştım
    salıncağa bindim rüzgar olup sana geldim sallandım durdum içimide aynalarda şekillendim

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (gölgeler geçiyor ayak izlerimin üzerinden onu bana getiren, beni sana götüren, seni ötekine sürükleyen, ötekini bir sonrakine, bir sonrakini bir sonrakine, bir sonrakini tekrar ona ve ordan görünmeyendeki hükümdara eriştiren)

    -ecem minar & murat yılmazyıldırım
    vurgun yedi gözlerim yazılmamış dizelerde
    sel gibi taştım hüzünlerden önüne nice sırlar serdim
    sürgündeki ağaç kuzgundum ben uykularımda yaşadım bu savaşı
    yapışkan bir hüzündü kalbimde büyüttüğüm dökülüyordu çatallı yollarıma

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (akıyor yine damlalar halinde serap göllerine taşınmış olan el değmemiş matemsi gözyaşlarım)

    izlenmemiş filmlerin oyuncusuydun bütün zamanlara
    kölesi olduğum acılarda öterdi gelecekteki kanarya
    aşıklar makamına mürekkepler akıttım
    salına salına geldin yanıma akıbetimden kaçarken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (sen bendeki izi sürüyorsun, beni sendeki kıyamete götürecek olana ulaşmak için)

    kahramanım ben hiç yorulmadan biçerim başakları tarlalarda topladım nimetler için şükrederim cemâle aşk hırkasını giydiririm yolu sevgiden geçenlere

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyoruz toprağa tutunmuş dallarından yağmurun gıdıklayan serinliğiyle değişiyoruz ikimizde kurak kuytularında sabahlarken son perdeden düşüyor gölgesiz gölgeler yeni bir hayatın daha başlangıcına güneş entarimizi bir kuşanıp bir çıkartıyoruz yok olan zamanın adlandırılmamış kutularında uyurken bir elimde terazi diğer elimde ecel dünya için başlatıyoruz bu meçhul tarihin son yolculuğunu kader masasında bağdaş kurup otururken...)

    sonsuz şarkılar verdik bilinmez alemlere hiç farkına varmadılar
    sözcüklerle boğuşurken ummansı bir silkilişti benimkisi
    kıyametin resmini çizdim kara kaplı defterlere harfler kayar gider ve hüzünler yaprağına olunmadık şeyler olur ve kaderci başımın üstünde fıtrat yolu hazin bir sayfadır akmaktadır ömür mahşerdeki resitale

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (huzurlu bir keyif çatıyorum gölgelerimle birlikte iki kelebek konuyor yanaklarımdaki ay ışıgının üzerine biri yaşam diğeri ölüm kelebeği uyanıyorum gerçeğin dışındaki bir beşiğin ipeksi örtüsünde serpiştirilmiş mutluluk repliklerini gülücükler atarak izlerken uyanıyorum tıpkı gökyüzünün yaramaz güneşi gibi)

    bu şehirde ne ben nede sen çocuklar gibi oynayamayız mutluluk sahnesinde bulunup yaşlanırken
    girdap gibi içine çeker bizi şu kadınsı deniz oyun orda canlar eskitiriz dünyayı arşınlarken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (akıyor bu kez okyanuslar halinde çile uykularında yol alan el değmemiş matemsi gözyaşlarım)

    acı destek diledim paylaştım son lokmamı geride kalan son bir nefesti dinledim o ilk şarkıyı
    ruhu aşkın beden halidir dedim kimseye dinletemedim arzın merkezine seyahat ettim bütün insanlık kanatlandı

    (biz gizdeki izi sürüyoruz gizi bizdeki kıyamete götürecek olana ulaşmak için)

    senaryomu sonuna ekledim alın yazımı kalemimin ucu ah tükendi çektim kılımdan kılıcımı
    destan yazdım hep söylenceler ışığında yaktım kandiller saçan başımdaki gümüş çanaktan

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (taçlandırılmış bir ömrün yapraklarını düşürüyorlar toprağa tutunmuş dallarından yağmurun gıdıklayan serinliğiyle onlarda değişiyorlar kurak kuytularında sabahlarken son perdeden düşüyor yine gölgesiz gölgeler yeni bir hayatın daha başlangıcına tutunarak bizden aldıkları güneş entarilerini onlarda bir kuşanıp bir çıkartıyorlar geri gelmiş ve yenilenmiş zamanın adlandırılmamış kutularında uyurken bir ellerinde terazi diğer ellerinde ecel ahiret için başlatıyorlar bizim gibi bu meçhul tarihin son yolculuğunu kader masalarında bağdaş kurup otururlarken...)

    neredeydi gönlüm yar olmaktan yana yana yana yaktım makber ocağını aşka ulaşmak için
    zalimin sözündeydi ihanet güzel rüyalarıma kendi kendime sordum son soruyu gökkubeye yükselmek için
    devran döndü gecenin bitiminde yıldız kolyeleri yaptım seraptaki güzelliğe
    sema yatağımda rengarenk uykular tattım perilerin gölgesinde el üstünde taşındım

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    düşman kalır hep siyahla beyaz beyazın çilesi çoktur hakikatten yana
    aşk denizine acının demirini attım kokladım gene toz rüzgarları kalbimi kollarına bağladım

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (herşey bir cümbüş ü alemmiş ve herşey bir cümbüş ü alem tufanı içinde gidip gelen uyanışlar serüveniymiş)

    akıyor son kez kainat selleri halinde diriliş uykularına geçen
    el değmemiş matemsi ve rüzgar kokulu gözyaşlarımız
    güller bahçesindeki o ebedi ve ezeli düş duvarını

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (ben bendeki sendeki, bizdeki, gizdeki ve onlardaki izi sürüyorum ölümü kurtuluş anına ulaştırmak ve hak kitabını gönül defterine yazdırmak için)

    turnam uçar sıla ovalarında yar aşkından geçerim gönüllere örtünürken
    mevlam beni sende kilitledi ruhuma yuman kattın acıya idam olurken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    şaşkın bakar turnam olanlara aşktan aşka girerim gönüller penceresinde
    mevlam seni bana mühürledi ruhuna kapı açtım acıyı öpüp kucaklarken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (aynalar hüzün duvarını çoktan yıkmışlar kendi vücutlarında ve ağlayan bebekler var hala dışarıda dışarda siz dışarda perde kulaklarında müjdeci bir fısıltı fısıltı fısıltı gelip geçmektedir bizlere görünen şu muhteşem renkli kader)

    kaybolur turnam derin uykularda aşk ateşe döner gönüllerde konaklarken
    mevlam bizi sevgili kul eyledi ruhlar alemine çıktık acıda yanıp tutuşurken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    deli bir aşığım ben seyrederim şu alemi divana uğrar yolum gönül saraylarında
    mevlam turnamı görünmez eyledi alemler sofrasına oturdum seni kaderime yazarken

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    (beni gönüller deryasında dinleyin bütün kapılar oraya doğru açılacak ve şu beşer alemin yedi kat gölgesi cümbüş olup sarıcak ruhunuzun kirletilmiş tualini beni kıyametten önce farkedin çünkü ben sizler için örtünüyorum bu karanlık gezegenin zalim örtüsünü gözlerimi bataklıklara kapatarak çünkü ben şu kainatın son deli dahisiyim)

    (elim yazar ben söylerim ebedi aşk için gönlümü cümbüş eylerim sözde patlar gülün tomurcuğu toprağa düşer göz defterlerim üzüm salkımları gibi uykularım uykunun içinden taşmaktayım)

    (misketlerim yuvarlanıyor yokuş aşşağı kekik kokulu bir tepenin üstünden dünya küçücük moleküllere ayrılmış zıplayıp gidiyor destansı ve büyülü bir özgürlükle günahsız kimliğine)

    (ey kör bakanlar yaradılışın getirdiği mutlak güce tevekkül edin ve ebedi aşkın ahirete uzanacak olan yollarında dimdik ilerleyin ışık kalbin aynasına yazacak cennetin kutsal rakamını ve mevlam buyur edecek tek bir rengin etrafında kardeşçe ve sınırsız bir sevgi seliyle toplanıp avuç açacak olanları dahi bir gezginim ben zülcelalin aşkına yağıyorum gönül bahçenize gözlerimden akan ahiret yağmurlarıyla ve ben gizlerdeki izi sürüyorum sizleri bendeki kıyamete götürecek olana ulaşmak ve onu saçlarımdan sarkan tül yapraklarına asıp doğacak olan güneşe yüzümü dönmek için ve son kez söylüyorum konuklarımla birlikte veda öncesi ateş gibi çoğalıp büyüyen şu cümbüş-ü alemi)

    dünya kazan sevda kepçe ölmek gibisi yok varlıktan geçince
    hayat yalan ahiret iğne varmak gibisi yok yokluktan gelince

    bu satıra kadar okuyup şimdi de dinlemek istiyorum diyenlere aşağıdaki link hediyem olsun.

    cümbüş-ü alem'e gider.
  • karanlık ve sessiz bir odada gözlerinizi kapatın.

    müziği açın, kendinizden geçeceksiniz.

    (bkz: murat yılmazyıldırım)

    (bkz: iksir içtim değiştim)