şükela:  tümü | bugün
  • hazırladıkları kitapçıkta tam olarak bu ismi vermişler.

    dün habertürk'te bir başdanışman vardı hukukçu, şükrü karatepe. dinledikçe güldüm.

    bu sistem kabul olursa daha ne büyük komediler çıkacak onu anladım.

    bir kere değişikliği hazırlayanlar da bilmiyor ne olduğunu. önü arkası hiç düşünülmemiş, hesaplanmamış.

    mesela başkan yardımcısı ve bakan sayıları belli değil. yani kimin ne iş yapacağını bırakın, ne iş olduğuna bile cumhurbaşkanı karar verecek. yetkisiz seçilmişler meclisinin yanına, yetkili atanmışlar meclisi kurulabilir.

    bürokrasiyi bırakın hızlandırmayı, öyle bir karmaşık hale getirecek ki, hükümet kurulduktan 10 sene sonra ancak başlar iş yapmaya.

    daha neler neler.

    ülke için ciddi sınav.
  • (bkz: kelle paça)
  • kimin ve neresinden uydurduğu belli olmayan sistem...

    https://mobile.twitter.com/…atus/834439734256664576
  • bu nasıl bir isim lan hakkaten. hani bişey götünden salla deseler ancak bu çıkar.

    neyse yakında babayı alınca görürler sistemi hükümeti.
  • (bkz: #66756062)
  • ülkenin başına şaibeli bir referandumla getirilen "hükümet sistemi". en son yazacağımı en başta yazayım; bana öyle geliyor ki bu istemin eceli, sistemi başımıza musallat eden akp'nin elinden olacak. hem de nispeten yakın bir gelecekte.

    neden?

    sağda solda okuyor, izliyorum; savunmaya çalışanlar savunamıyorlar. savunamıyorlar çünkü daha yedi ay önce hararetle getirilmesini savundukları ve nihayet hile hurdayla getirdikleri sistemeden haberleri yok. yok çünkü zaten sistemi icat edenlerin de icat ettikleri sistemden haberleri yoktu. şimdi birileri şeytanın avukatlığını yapıp, "ya şöyle olursa" diye çeşitli seçim olasıklarını bunların önlerine koydukları zaman, bunlar öyle kalakalıyorlar. misal birisi çıkıp diyor ki, cumhurbaşkanı %50.01 ile seçildi, partisi de %30 aldı ne olacak?". cevap "olmaz öyle şey.". " e yerel seçimlerinde oluyor ama?". "bu belediye seçimi değil o yüzden olmaz ." ." peki nasıl olmayacak?" . "cumhurbaşkanının partisi mutlaka birinci çıkar.". "tamam işte belediyede olmayabiliyor bu." . "olmaz" başka cevap yok. çünkü bu kadar basit olasılıkları bile zahmet edip düşünmemişler. çünkü onların yerine herzamanki gibi başkaları düşündü; bunlar da yedi ay önce önlerine ne konulduysa içine dışına bakmadan istikrar mistikrar diye allayıp pullayarak onu hararetle savundular. şimdi işin boklukları yavaş yavaş kendini göstermeye başladı tabi. e bunlar da yavaş yavaş kurtlanmaya başladılar. altı ay içinde uyum yasaları çıkacak diyorlardı. hani nerde uyum yasaları? yok. her adayın pusulusunda partisin amblemide bulunsun vesaire gibi mini çakallıklar peşine de düşmeye başladılar. artık %50 de yetmiyor, o da hunharca kullanılan devlet imkanlarına, yandaş medyaya ve sadi güven efendiye rağmen ucu ucuna yakalanabiliyor; üstelik şimdi bi de ortada ekonomik kriz var. yapılan her hukuksuzluk ekonomik sorunları beraberinde getiriyor ve giren akp'nin pembe ekönömi tablolarıyla beraber hepimize giriyor. dolyaısıyla öyle asarım keserim ben seçimi de tanımam filan demeleri pek mümkün değil. derlerse akonomi daha da beter olur, biryerden sonra büyük resim, küresel komplo masalları da insanları kesmez; pat iktidardan düşerler. tabi düşerlerse zamanında çevirdikleri dolapların hesabı sorulur. o yüzden kıvranmaya başladılar. yok reyis zamanında %52 almıştı ( ekmel kazığı yüzünden katılım oranı düşük olan seçim), yok 2002 beyannamesine döneceğiz, yok biz aslında atatürk'ü de çok severiz, yok opera binası da açarız, yok iki sene önce "sen işine bak hoca!" diye kürsüden fırçalamaya kalkıştığımız ilber ortaylı'ya ödül de veririz... filan falan.

    yani işin gittiği yer belli. %50'yi geçtiler, geçtiler. geçseler bile durum kritik. ortada uyum yasaları yok; geçiş kaçınılmaz olarak mevcut krizin üstüne kendi krizlerini yaratacak. muhalefet partilerinin seçim vaadleri arasında parlamenter sisteme dönüş var. muhaleftin ortak bir aday üzerinde uzlaşıp, ikinci turda sistemi kilitlemesi olası. düşünzenize, akp %49 almış; cumhurbaşkanlığı ikinci tura kalmış; muhalifler parlameter sisteme dönüş vaadeden muhalif bir adayı ikinci turda cumhurbaşkanı seçti. n'oldu? reyis sandıktan birinci çıkan partinin genelbaşkanı; ama milletvekili bile değil. zamanında başkanlık ssistemini deneriz, olmuyorsa parlamenter sisteme döneriz diyorlardı.
    gidişat o ki dönecekler.

    abdülkadir'leri, rasim ozan'ları, cem'leri, nahgehan'ları hatta canımıza yettici nilhanları bir de parlamenter demokrasiyi överken görmek de ne eğlenceli olur.
  • birlikteliği arkaplana itip, bireyselliği önplana çıkaran sistem. kısaca belirtmek gerekirse saçmadır, ancak biraz değinmek gerekiyor diye düşünüyorum.

    şimdi. öncelikli olarak belirtilmesi gereken şey, demokrasinin eğitimli bireylerin oluşturduğu bir toplumda düzgün işleyeceği gerçeği. geri kalmış veya alt yapısı olmayan bir toplumda demokrasi, sivrilen zekaların ya da art niyetli kimselerin işine yarayan bir sakatlıktan öteye gidemez, gitmedi de.

    bu gerçeğin acı bir getirisi olarak, tek bir adamın peşinden gitmenin popülerliği son derece normaldir. bilgiye ulaşmanın çok basit olduğu bir çağda, aklın akıldan üstün olması durumunu kombinleyip kullanmak, toplumu başarıya götüren formüldür. yani ne demek istiyorum sevgili romalı, bir insan on insandan akıllı değildir. on çift göz bir çift gözden daha iyi ve daha net görür, detayları kaçırmaz.

    benim açımdan olması gereken, zıt görüşlerin birlikte çalışabilirliğidir. bu konuda sağlanan bir başarı ekonomiden tutun eğitime, sağlıktan tutun hukuka, kısacası her şeye yansır.

    bu sikimsonik cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de bu anlattıklarımın tam tersini işleten bir kurallar bütünüdür aslında.

    olması gereken; mecliste farklı görüşlerin birbiriyle çalışması iken, olacak olan; meclisin gücünün ve etki alanının azaltılması,

    olması gereken; cumhurbaşkanı’nın toplumu temsil eden bir yapı konumunda kalması iken, olacak olan; cumhurbaşkanı’nın toplumun bir kesimini temsil edip diğerini sindirecek bir yapıya (partili cumhurbaşkanı) dönüşmesi,

    olması gereken; bakanlar kurulunun sistematik ve verimli çalışması iken, olacak olan; başkan’ın kendi inisiyatifine göre başkan yardımcılarını atayacak olması,

    olması gereken; birden fazla partinin bir araya gelerek koalisyonla ülkeyi yönetebilmesi iken, olacak olan; mecliste bir ya da iki partinin olması, onların da iktidarı ve muhalefeti oluşturması gibi maddelerdir.

    bu açıdan iyi parti’nin yarattığı etkinin yaratılması güzel bir örnek teşkil etmekte bana göre. zaten iyi parti’ye oy verecek olmamın sebebi de bu; farklı görüşten insanların, farklı çalışan ve inanan beyinlerin, farklı hisseden kalplerin bir araya gelmesi.

    eskiden enver paşa’yı anlamazdım. niçin almanya hayranlığı var bu adamda? diye sorardım. araştırdıkça ve öğrendikçe gördüm ki; almanya bütün bu çok çeşitliliğe rağmen bütün alanlarda (evet. tekrar ediyorum, bütün alanlarda) başarılı olmuş tek ülke. eyaletlerle yönetiliyorlar, hemen hemen her eyaletin başında koalisyon hükümeti var ve bütün bu bölünmüşlüğe rağmen harikulade çalışan bir makine görüntüsü vermekteler.

    kısaca belirtmek gerekirse, tek bir şahsın kapasitesine değil, sırt sırta vermiş, birbirini sayan, seven ve inanan gönüllere gönül vermek gerek...
  • ortada böyle bir sistemin olmadığını dün anladık. seçime 2 gün kala, rte eline bazı renkli çizimler almış tv kanalında bu sistemi tanıtıyor. oturmuş, kendi ihtiyacına göre bir fikir üretmiş, bunu da kağıda çiziktirmiş, konuşuyor. ben seçilirsem böyle yöneteceğim diyor. öyleyse, diğer adaylardan biri seçilirse başka bir şekilde yönetme imkanı var demektir. onlar da kağıda bir iki eskiz çalışması yapıp, ben de böyle yöneteceğim diyebilir.

    o halde, bu sistem, her gelenin kendi keyfine göre bir kara kalem çalışması yaparak yönetebilme ihtimalinin olduğu bir sistemdir. bunun adı sistemsizliktir. liderin keyfiyetine bağlı değişiklik gösteren yönetim şeklidir.

    bu bir sistem değildir. sistem olarak kabul edilmesi için, en azından, referanduma sunulmadan önce, üzerinde "tüm partilerin hemfikir olduğu" temel kuralların tbmm tarafından hazırlanması gerekirdi. bu aşamadan sonra halkoyuna sunulması gerekirdi. yapıldı mı? hayır. bırakın bunu yapmayı, referandum sonrası uyum yasaları bile çıkartılmadı. 24 haziran 2018 tarihinde seçimi kim kazanırsa kazansın, en azından belli bir süre, bu garabet yöntemle yönetileceğimiz aşikardır. bakalım başımıza ne işler gelecek, hep birlikte göreceğiz.