şükela:  tümü | bugün
  • atatürk: bir ulusun yeniden doğuşu kitabında bununla bağlantılı olarak şunlara yer verilir.

    atatürk toplumsal bir devrimin peşindeyken diğer kurucu arkadaşları bunun bir kendiliğinden gelişim şeklinde hemen değil de uzun süre (10 yıl gibi) içinde gerçekleşmesi gerektiğini düşünür. onlara göre zaten egemenlik kendilerinde olduğu için bırak topluma radikal değişiklikler yapmayalım yeni sistemi görsünler, diğer avrupa ülkelerinde olduğu gibi ihtiyaçlarına göre gerekli değişiklikler yapılsın derler. atatürk ise bence haklı olarak bu politik olgunluğa ulaşmalarının doğu kimliklerinden dolayı geri kalmışlıktan ve halifenin yüksek dini otoritesinden dolayı imkansız olduğunu düşünür.

    o kadar değişikliğin, devrimin yeniliğin olduğu bir yerde hala kubilay olayının yaşanmasıyla ilgili olarak da şu çıkarım yapılır.

    yüzyıllardır alenen kendini göstermese de bir şekilde hayatta kalmayı başarabilmiş orospu çocuğu cemaatler en ufak provakasyonla tekrar patlak verip halkı galeyana getirmeyi başarabiliyorlar. atatürk'ün dini reformları (bence buna diğer reformlar da dahil edilebilir) insanların hayatında organik olarak kendiliğinden can bulmadığı için, tepeden aşağıya yapay olarak indiği için benimsenemedi.

    özetin özeti:

    atatürk'ümüzün yapacak bir şeyi yoktu. halka bıraksa halk yapamıyor, tepeden aşağıya inince hazmedemiyorlar. iki ucu boklu değnek. bizim gibi rönesansı, dini reformu yaşayamamış toplumlarda ancak kısa süreli etki yapabildi bu devrimler. canım atamıza tekrar allah'tan rahmet diliyorum.

    ilgili yerlerin aslını aşağıda bulabilirsiniz.

    their differences now proved fundamental. kemal was embarking on a social revolution. rauf and his friends, at this stage, preferred social evolution. what need was there for hurry, for sudden and radical change? give the people time to settle down after their tenyear upheaval. give them security from brigandage and aid in recultivating their lands. let social reforms come gradually in response to their needs and demands. sovereignty was theirs. let them exercise it through their own representative institutions, as it was exercised in the democratic countries of europe. they had an honourable peace. let them now have two or three years of good government and after that decide, through a referendum, what kind of régime they would prefer. thus spoke the voice of the liberal turkish gentleman. kemal’s mind worked in a more practical way. to bring his country into line with the west he had set up a democratic system in which, on a longterm view, he believed. he stood by his occidental assembly. but it needed, on the shortterm view, a president exercising some degree of autocracy – a power which, though he would not himself have admitted it, was in character oriental. kemal knew his people too well to have any illusions as to their political maturity. they were still an oriental people culturally backward and temperamentally unfitted for the literal application of western democracy. they could not yet rule; they required to be ruled. the strong religious authority of the sultancaliph needed to be replaced by an
    equally strong secular authority; and this for the present only kemal himself, by his personal anipulation of parliament, could provide. rauf and the rest, by the integrity of their principles and the moderation of their outlook, threatened to undermine it and thus to prejudice that process of reform which no one else but he, as he saw it, had the foresight to plan and the capacity to execute. here was a struggle for power, with his friends as with his enemies which, in alliance with ısmet and fevzi – the two latecomers to the revolution – and his less scrupulous henchmen, must soon be fought out. ıt was a struggle between the forces of a liberal democracy, literally interpreted, and those of a democratic structure conditioned by oneparty government and personal rule.

    kubilay olayının anlatıldığı yerde yer alan şu paragraf da önemlidir.

    the riot showed that the brotherhoods, which had for centuries underlain not merely the religious but the social and political life of the country, had not been eliminated by a mere stroke of the assembly’s pen. because the people needed them, they still survived beneath the surface, ready to erupt at the least provocation. for `kemal’s religious reforms had not been allowed to grow organically, as new habits of life; they were ideas imposed artificially, from the top downwards.` a generation or more must elapse before the people could be awakened to the true meaning of the revolution which had been achieved in their name.
  • yanlış önerme. süreç henüz tamamlanmadı. çok başarılıdır, başarıya ulaşmaktadır ve hedefine varacaktır. zikzaklar, gel-gitler ve sancılar olması devrimlerin başarısız olarak nitelendirilmesini gerektirmez. atatürk, türk kadınını toplum yaşantısına kazandırmıştır. bunun geri dönüşü sosyolojik olarak imkansıza yakındır. zaten kendisi de bunu dile getirmiş ve bunun geri dönülmezliğinin cumhuriyet'in ve devrimlerin güvencesi olduğunu falih rıfkı atay'a belirtmiştir. dolayısı ile sakin olun arkadaşlar. afganistan, iran ve ırak'taki sosyolojik dönüşüm çabaları tamamlanamamış nafile yüzeysel hareketlerdir. biz onlarla aynı değiliz. türk kadını ve ekonominin lokomotifi modern tük insanı şu an bir buhran içerisinde ama bu da aşılacak zamanla.
  • haydan gelen huya gider. emeksiz kazanılan özgürlüklerin değerini toplum bilemedi, çünkü bu kazançlar için bedel ödemediler.
    ulu önder mustafa kemal atatürk, padişaha kul olan insan topluluğuna cumhuriyet'i bahşetti 94 yıl önce. ama o kulların torunları hâlâ kula kulluk olma peşinde.

    bir fransa'ya bak, demokratik haklara müdahale etmeye iktidar erkleri cesaret dahi edemezler. bizim topraklarımızda ise 12 eylül ve 17 nisan referandumları halkın çoğunluğu tarafından kabul edilebiliyor.
  • gerici gazali'nin döllediği yobazlıktan kaynaklıdır.
  • cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen, kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister.
  • halkın müslüman oluşudur.
  • bu çomar milletin ancak kafasina vura vura egitebilecegini anlayamamis ahmet altan, ali nesin gibi yumusak gotlu istanbul'un dogusuna gecmemis cakma aydinlar, liberaller yuzundendir. daha kenan evren'e, adnan menderes'e falan girmeye gerek yok. yalan mi len? tek derdi ev, arsa, mal, mulk olan, ekmek yapmayi bile bilmeyen, muslugun basina oturmus bir comarin kendi rizasiyla kalktigini hic gordun mu sen.
  • sadece adının cumhuriyet olması.

    yoksa halkın kendi kendini yönettiği yok. partiler kişileri belirler biz de takım tutar gibi parti tutar oy verir şehrimizin milletvekili kim onu bile bilmeyiz.
  • 1- mustafa kemal atatürk'ün erken ölmesi & sonrasında gelen ekip ve ekiplerin çapsızlığı
  • çok normaldir şaşılacak bir durum yoktur. çünkü fikri hazırlık evresi olmayan, süratle gerçekleştirilmiş (öyle olmak zaruriydi bunun kesinlikle eleştirilecek bir yanı yok) devrimlerdi.
    en basit haliyle ilkokul 3 hayat bilgisi dersinde anlatılan haliyle hatırlayın devrimlerin hikayesini.

    adam bir gün kastamonuya gidiyor fötr şapka tanıtıyor, bir gün geliyor okka arşın endaze kaldırıldı diyor, bir gün diyor artık bey hanım yok soyadı kanunu var diyor, bir gün yekten alfabeyi değiştiriyor. bu tıpkı çok aç olan birine ardı ardına yemek yedirmek gibi. hal böyle olunca devrimler havada kalıyor tamamen sindirilemiyor.
    adam sırf hatay meselesi için ömrünün sonunu heder ediyor.

    fransız devrimi denen şeyin öncülüne iyi bakmak lazım. halk bir günde öyle sokağa çıkmıyor. fikri hazırlık evreleri vardı. martin luther'in incili çevirmesi, ardından halk tarafından kilisenin endüljans ile günah silmesine tepkiler vb. örnekler çoğaltılabilir.

    özetle birtakım şeylerin gerçekleşmesi için halk tarfından iyice irdelenip, sorgulanması gerekir. bizim böyle bir zamanımız yoktu.