şükela:  tümü | bugün
  • bugünkü radikal'in ilk sayfasında yer verdiği ilginç haber..

    yıllar önce; hakim devletin görüşüne uygun olarak yaptığı ilginç haberde nazım'ın bir fotoğrafını yayımlayan cumhuriyet, büyük şairimiz nazım'ın fotoğrafının altına `resmini teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün` diye yazmış...

    yani cumhuriyet yıllardır hiç değişmemiş..

    http://www.radikal.com.tr/…ler/2007/01/07/kapak.gif

    haberin tamamı şöyle:
    _____________

    doya doya yüzüne tükürsünler

    nâzım hikmet, şiirleri, yaşayış tarzı, ünü ve cesur aydın kimliğiyle 'sivri' bir örnekti.

    türkçenin büyük şairi nâzım hikmet, görüşleri nedeniyle bir zamanlar büyük nefret tertiplerinin hedefi olmuştu. 1951 yılında cumhuriyet gazetesinde yayımlanan fotoğrafının altına `resmini teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün` diye yazılmıştı.

    fikir özgürlüğü, yazarların sanatçıların düşüncelerini rahatça söyleyebilmeleri kime sorsanız gerekli ve önemli bir şeydir. 'ama bir yere kadar!'. zaman ve coğrafyaya göre değişen özgürlüğün önündeki bu sınır, türkiye'de hep çok dar bir alanı çevreliyor olmalı ki, yakın tarihimiz 'büyük ve suçlu' yazarlarla dolu.

    türkçenin en büyük şairlerinden nâzım hikmet bu durumun en bilinen örneği. kendi kuşağından bir çok şair gibi, hakim devlet görüşüne uygun olmayan görüşleri nedeniyle binbir belaya maruz kalmıştı.

    ileride çok okunacak, büyük saygı duyulacak bir şair olsa bile. nâzım hikmet devleti eleştiriyor, zengin ile yoksul arasındaki uçuruma dikkat çekiyordu; hayatı, yaşayış tarzı, ünü, cesareti ve aydın kimliğiyle sivri bir örnekti. yalnız fikirleriyle değil, şiirleri ve radikal, put kıran anlayışıyla da nâzım her zaman kıskançlıkların boy hedefiydi. elbette yazara sanatçıya saygı duyulması gerekirdi ama o da haddini bilmeliydi!

    nitekim nâzım, ömrünün önemli bir kısmını hapiste geçirdi. sonra dayanamadı, türkiye'den ayrıldı. onun ayrılmasını olumlu görenler oldu; nâzım'a dayanamayanlar bunu büyük bir mutlulukla karşıladı. tıpkı daha sonra da bu ülkeden 'kaçıracakları' başka birçok isim için olduğu gibi...

    tertip ve çarpıtmaların hedefi
    nâzım hikmet, türkiye'yi terk edip sovyetler birliği'nde yaşamaya başladıktan sonra aleyhindeki nefret tertipleri ve yalan kampanyaları daha da güçlendi, bir daha ülkesine dönemedi.

    bu tertipler ve çarpıtmalardan biri bugün konumuz. 70'lerden itibaren nâzım hikmet'i cesaretle savunan gazetelerden biri olan cumhuriyet, dönemin 'resmi görüşüne' uygun bir haber yaptı 1951 yılında: nihayet resmi de geldi! nâzım'ın sovyet yazarlar birliği genel sekreteri fadeyev ile çekilmiş resminin altında şunlar yazıyordu:
    "kendi tabiri ile stalin'in yarattığı nâzım hikmet, moskova'ya varınca hepimizin nefretle okuduğumuz mahud beyanatı verdi. kızıl propaganda plağa aldırdığı bu demeçten bol bol istifade etmeğe çalıştı. nihayet onlar da rahat ettiler, biz de rahata kavuştuk, derken bu sefer resim faslı başladı. sovyetler, nâzım hikmet'in moskova'da aldırdıkları boy boy, şekil şekil resimlerini bütün dünya fotoğraf ajanslarına dağıtmaya başlamışlardır. yukarıda gördüğünüz resim, bunlardan biridir. bu fotoğrafı sütunlarımıza geçirirken şair eşrefin abdülhamide yaptığı tavsiye aklımıza geliyor. bu tavsiye "resmini teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün" mealindedir. biz de yukarıdaki resmi nâzım hesabına aynı gaye ile basmış bulunuyoruz."

    sabahattin ali de muhalifti. bugün herkes onu öyküleri romanları, şiirleriyle hatırlıyor, bir de 'derin' bir cinayete kurban gitmesiyle.

    ömrü boyu başı dertten kurtulmayan sabahattin ali de 'kaçmaya' karar vermişti. ama bulgaristan sınırında hâlâ tam aydınlanamayan bir cinayete kurban gitti. dönemin gazeteleri bu cinayeti bile bir 'komünist komplo' olarak vermişlerdi. vatan gazetesi, haberi sabahattin ali'nin 'bir komünist şebekeye mensup ali ertekin' tarafından öldürüldüğünü yazıyordu. ali ertekin'in nasıl bir şebekeye mensup olduğu hala tartışılır...

    bugün tüm türkiye'nin sevgilisi olan yazar yaşar kemal de az çekmedi 'muhalif' olmaktan. hatta yakın zamana kadar durum böyleydi. bir zamanlar bazıları 'solcu' olduğu için uğraştılar yaşar kemal'le... sonra özgürlüklerden yana olduğu, kürtlerin gördüğü baskıya karşı çıktığı için. bugün yaşar kemal'e sözüm ona dostluk gösterenler çok değil 12 yıl önce ona ateş püskürmüştü.

    ocak 1995'te alman der spiegel dergisinde çıkan 'zulmün artsın' başlıklı yazısı nedeniyle hem dgm'lik oldu, hem de kendisi gibi düşünmeyenlerin hedefi. hürriyet gazetesi, 11 ocak'ta yayımladığı bir soruşturmada 'yaşar kemal'e tepki' başlığını atmıştı. üst başlıkta 'ünlü yazarı sadece orhan pamuk destekleyip haklı bulduğunu söyledi' deniyordu.

    başbakan tansu çiller, içişleri bakanı nahit menteşe'nin de görüşlerinin yer aldığı haberde bedri baykam "türkiye'yi bölmeye çalışanlar var" diyordu. diğer görüşler ise şöyle sıralanıyordu: demirtaş ceyhun, "cumhuriyet'e böyle saldırması doğru değil"; hulki aktunç, "yaşar kemal'in özgürlükçü düşüncelerine ana çizgileriyle katılmamak mümkün değil. ama cumhuriyet dönemini bir bütün olarak vahşet dönemi gibi görmesi, bence çok tartışmalıdır."; attilâ ilhan, "yaşar kemal bir tavır koymuş, sorumluluğu da ona ait."; şükran kurdakul, "dün ve bugüne ilişkin yargılarında emperyalizm olgusunu göz ardı etmesini hayretle karşıladım. bu durum yaşar'ı haklılığı doğru savunamayan bir dava vekili düzeyine getirmiş."

    yazar, müzisyen fark etmez
    sadece yazarlar değil tabii 'muhalif' olmaktan, 'konuşmaktan', 'haddini aşmaktan' dolayı saldırıya uğrayan. müzisyen ahmet kaya da bu ülkeden kaçmak zorunda bırakılmıştı. üstelik ona ilk taşı, kendisini ödül vermek için kürsüye çıkaran magazin gazetecileri attı. attıkları da taş değil, çataldı. 80'lerin baskı dolu ortamında biraz yılgınlık, biraz isyan barındıran şarkılarıyla parlayan ahmet kaya, sekiz yıl önce 1999 yılında 'kürtçe klip çekeceğini' söyleyince, aleyhine açılan kampanyaların da etkisiyle ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. yurtdışındaki konserlerinde pkk'yı desteklediği söylendi, aleyhinde açılan davaların bazılarından hüküm giydi ve daha bu davalar bitmemişken 2000 yılında almanya'da öldü.

    nâzım'ın çilesi: ölümünden sonra da sürüyor...

    nâzım hikmet, 1925 yılından itibaren aleyhinde açılan davalarla hep uğraşmak durumunda kaldı. 12 yıl hapis yattı, ülkesini terk etti. nâzım'ın ölüsü bile türkiye'ye dönemiyor

    nâzım hikmet'in sakıncalı görüldüğü yıllarda usta şairin sevenlerini onun yaşam hikâyesini rus yazar radi fiş'in 'nâzım'ın çilesi' yapıtından öğrendiler. bu kitabın ismi yıllar içinde nâzım'ın hayat hikâyesini özetler bir mahiyete ulaştı. nâzım için yaşam biraz da çile demekti. nâzım, yaşamının her döneminde kendi ülkesindeki muktedirlerin tutuklamalar, saldırılar ve iftiralarıyla karşı karşıya kaldı. ve yersiz yurtsuz bir yazar olarak öldüğünde bedeni kendi topraklarından çok uzaklara gömüldü. nâzım, genç yaşlarda komünizmi benimsedi ve düşünceleri adına mücadele etmekten hiç çekinmedi. bu, ona epey pahalıya mal olacaktı. 4 mart 1925'te meclis'ten hükümete büyük yetkiler veren takrir-i sükûn kanunu'nu çıktı. dönemin tüm muhalif dergileri kapatılarak sorumluları tutuklandı.

    bu yasanın çıkmasının ardından nâzım 1925 haziran'ında izmir'den istanbul'a ve oradan da moskova'ya gitti. 1925'ten itibaren şiirleri ve yazıları nedeniyle birçok kere yargılandı. 28 eylül 1927'de istanbul'da dağıtılan bildiriler, asılan afişler yüzünden açılan bir davada, yeni kurulduğu saptanan gizli bir komünist partisine üyelik suçlamasıyla, sovyetler birliği'nde olan hikmet gıyaben yargılanıp üç
    ay hapse mahkûm edildi.

    1938'de orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı. istanbul, ankara, çankırı ve bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi.

    ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 temmuz 1951 tarihinde bakanlar kurulu tarafından türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. sovyetler birliği'nde moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da,
    eşi vera ile moskova'ya yerleşti.

    türkiye dışında geçirdiği yıllarda bulgaristan, macaristan, fransa, havana, mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı. usta şairliğiyle dünya çapıda tanındı.

    ancak memleket hasreti hiç bitmedi. aradan yıllar geçti, nâzım'ın şiirleri milliyetçi parti liderlerinden büyük işadamlarına kadar birçok kesim figür tarafından okundu, şairliği iktidar partileri tarafından bile kabul gördü.

    ama yine de devlet nâzım'a olan tavrını değiştirmedi ve anadolu'da bir köy mezarlığını ve bir çınar ağacını ona fazla gördü...
    (kültür sanat)

    radikal'in ilk sayfası ve cumhuriyet'in o meşhur sayısının fotoğrafı için: http://www.radikal.com.tr/…dex.php?tarih=07/01/2007

    haber linki:http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=209371
  • aynı zamanda orhan pamukun kendini nazım hikmetle bir tuttugunu da göstermiştir bu haber.
  • orhan pamuk'un cumhuriyet gazetesi için bir zamanlar kürtlerle dizi röportajlar yaptığını da hatırlatmıştır. (bkz: madalyonun ters yüzü)
  • zamanında hitler'i öven yazılar da yayınlamış bir gazeteden beklenebilecek bir tavır.

    ne diyordu nazım fotoğrafının altında, hatırlayalım:
    " ...bu fotoğrafı ( nazım hikmet'in fotoğrafı ) sütunlarımıza geçirirken şair eşref'in abdülhamid'e yaptığı tavsiye aklımıza geliyor. bu tavsiye "resmini teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün" mealindedir. biz de yukarıdaki resmi, nâzım hesabına aynı gaye ile basmış bulunuyoruz."

    breh breh breh... sanatın içine tükürenlerden hiç bir farkları yokmuş...

    cumhuriyet açıklama yapmış dün ve: "geçmişi bırakın, bugüne bakın!" demiş...

    çok doğru ama cumhuriyet bu tavsiyesinin tam tersini yapıyor
    ve dünkü tavrını, "hedefi değişmiş" şekilde,
    bugün başka "hainlere!" karşı aynen sürdürüyor...

    insanların geçmişlerini didik didik edip;

    değişemezsiniz!

    gelişemezsiniz!,

    eskiden neyseniz,şimdi de osunuz!

    tarzında haberler yapmaya devam ediyor...

    bari pişman olup,
    bi özeleştiri yapsalar da 80'lerdeki saygın yerlerini tekrar kazansalar...
  • hurriyet gazetesi'nin, 2 mayıs 1977 baş sayfasındaki provakatörler başlığını gördükten sonra da düşündüğüm, zamanında memleket insanlarına ne yalanlar söylenmiş düşüncesi üzerinden, bugünün gazetelerinin haber yorumları üzerine kuşkuyla yaklaşmama yardımcı olan orhan pamuk vurgusu. çok önemli olmuştur bu vurgu, zira cumhuriyet'i, hele eski cumhuriyet'i solcu sananlara ufaktan bir ayar yapılmıştır.
  • "cumhuriyet gazetesi ise o dönem dp'ye yakın bir çizgideydi."

    http://twshot.com/3tyq
  • kendini aydın zanneden cahil lümpenlere tekrar tekrar hatırlatılması gereken haber.
  • mezkur gazete bugünlerde "nazım hikmet'in rusya'daki yaşamının bilinmeyenleri" başlıklı bir yazı dizisi yayınlıyor.

    tükürdüğünü yalamak deyimi, nadiren cumhuriyet'in nazım hikmet'le imtihanı raddesinde somut bir karşılık bulmuştur muhtemelen.