şükela:  tümü | bugün
  • ataturk'un devletin yönetim şekliyle ilgili görüşlerini belirttiği ilkesi..
  • demokrasi kelimesi yerine kullanılan ilke
  • fransız republic geleneğinden miras aldığımız ve uygulamakta zorlandığımız yönetim biçimi.illaki demokratik olmak zorunda değildir.ama türkiye'deki cumhuriyetçi elityler bu ilkeyi demokrasiden önce görürler.ingiltere'nin cumhuriyet olmayıp iran'ın cumhuriyet olması onları etkilemez.
  • türkiye'de iktidarı "cumhura" lütfetmeyip onlar yerine her şeyin doğrusunu bilen, her daim malı götüren bir zümrenin tekelinde olmasını isteyenlerin, "hegemonya bahanesi" olarak kullandığı bir "laf"tır, cumhura rağmen cumhuriyetçilik olarak tecelli etmektedir.
  • gerek yapısal gerekse tarihsel anlamda, cumhuriyetçilik, diğer çağdaş siyasal düşüncelere nispeten daha nesnel bir karşılığı olan bir ideolojik duruştur. sözcük anlamı olarak, cumhurun tarafı olmak, yani halk yanında olmaktır, öte yandan bu durum batı dillerinde de benzer biçimlerde kullanılmaktadır. “republicanism” teriminde önemli olan public kavramına yapılan atıftır. sık bir kullanımla demokrasiyle eş olarak kullanılan cumhuriyetçilik terimi, aslında, demokrasi ile koşut olmasının yanı sıra çeşitli veçhelerde ondan farklılaşan veya daha somut şekilde ifade edilebilecek yönleri bulunan bir kavramdır. philip pettit bu anlamda cumhuriyetçilik için liberal özgürlük kavramı ile bir karşılaştırmaya gitmektedir. ona göre cumhuriyetçiliğin özgürlük anlayışı “tahakkümsüzlük olarak özgürlük”tür. bütün yurttaşlar birbirine eşit uzaklıkta ve yakınlıktadır. çoğunlukçuluk ya da bireycilikten ziyade nitelikli çoğulculuk asıl önemli alan kavramdır. aslında pettit’in kavramsallaştırması da genel itibariyle aynı yönde anlamlara tekabül etmektedir. somut anlamda seçilmiş bir parlamento rejimi çerçevesinde bütün toplumsal öznelerin siyasal inisiyatiflerinin somut politikalarını uygulanabilmesi veya daha kısa bir ifadeyle “halkın kendisini yönetecek güçleri seçmek adına etkin konumda olması” çerçevesinde cumhuriyetçilik düşüncesi tanımlanabilir. bütün bunların yanı sıra özellikle epistemolojik anlamda rasyonalizm ve belirli etik değerlere atıf yapmak da cumhuriyetçiliğin özellikleri arasında sayılabilir.
  • fransa da altıncısı geçekleşecek olan fikirsel oluşum.

    (bkz: altıncı cumhuriyet)
  • türk hukukunun grundnormudur.
    (bkz: hans kelsen)
  • " kemalizmin ilkelerinden "cumhuriyetçilik", bir anlamda milliyetçiliğin doğal sonucu gibi görülebilir. eğer egemenlik ulusa ait ise, ülkenin kimler tarafından hangi kurallara göre yönetileceği de ulus tarafından belirlenecek demektir. kemalist ideoloji içinde cumhuriyetçilik, giderek "demokrasi" ile bütünleşmekte, eşanlamlı hale gelmektedir. cumhuriyetçilik aynı zamanda, siyasal iktidarın dinsel kökenli olmaklan çıkması, laikleşmesi, siyasal rejimin çağdaşlaşması demektir. bu ilke, iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkmasıyla laiklik ilkesiyle, meşruluğun temelini halk desteğinin oluşturmasıyla da, halkçılık ilkesiyle yakından ilgilidir.

    mustafa kemal'e göre, "yeni türkiye devleti" bir halk devleti idi, halkın devleti idi. oysa geçmişteki devlet, bir "kişi devleti" idi, kişilerin devleti idi. cumhuriyet rejiminden ne anladığını ise şöyle açıklıyordu: "cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. ... milli egemenlik esasına dayanan memleketlerde siyasi partilerin var olması tabiidir. türkiye cumhuriyetinde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur." suna kili'nin de altını çizdiği gibi, kemalist cumhuriyetçilik anlayışı ulusçu, demokratik, özgürlükçü ve çoğulcuydu.

    cumhuriyet ile demokrasiyi ayrı düşünmeyen atamız, 1930'lar avrupasında neredeyse yaygın olarak görülen baskıcı rejimlerin hepsini de eleştirmiştir. faşist, komünist ya da mesleklerin temsiline dayalı korporatif sistemlerin türkiye açısından özenilir olmadıklarını vurgulamıştır. oysa o dönemde etrafındaki birçok kişi, özellikle faşist-nazist modelden etkilenmişlerdi.

    ulusal kurtuluş savaşı'nın bile, oldukça demokratik bir mecliste tartışılarak, zaman zaman sert biçimde eleştirilerek, denetlenerek yürütülmüş olması son derece önemli ve anlamlıdır. mustafa kemal bu tercihi yaparken, elbette ki harekete içte ve dışta belirli bir meşruluk kazandırmak umacıyla da hareket etmişti. ama kurtuluş savaşı sonrasında izlediği yol da, demokrasinin o'nun açısından bir temel tercih sorunu olduğunu ortaya koyuyordu. devrimin tehlikeye düşmesi nedeniyle, zaman zaman sert önlemlere başvurmak zorunda kaldığı zaman bunu doğal saymıyor, "onlar ancak başka önlemlerle önüne geçilemeyecek büyük tehlikeler karşısında kalındığı zaman, zorunlu olarak onaylanır" diyordu.

    "hiçbir totaliter rejim tasavvur edemeyiz ki, bir muhalefet yaratmak amacıyla kendiliğinden bir teşebbüste bulunsun" görüşünü savunan ergun özbudun'a katılmamak olanaksız. serbest fırka'nın kurulması aşamasında atatürk'ün fethi bey'e yazdığı mektuplarda şu satırlar vardı: "büyük millet meclisi'nde ve millet önünde millet işlerinin serbest olarak münakaşası ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düşüncelerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramaları benim gençliğimden beri aşık ve taraftar olduğum bir sistemdir." kendi partisi içinde en sert muhalefete bile hoşgörü gösteren atatürk, özgürlüklerin temel olduğu bir demokrasi anlayışına sahipti. özgürlük anlayışı ise, sadece başkasına zarar vermemek anlamında bir "negatif özgürlük" anlayışıyla da sınırlı değildi, insanın kendi yeteneklerini geliştirmesi anlamındaki bir çağdaş özgürlük anlayışını daha 1930'larda savunmaktaydı.

    atatürk'ün yaptığı ve yapmaya özen gösterdiği bazı şeyler var ki, günümüzün "katılmacı" demokrasi anlayışını daha o zamanlar, sezgileriyle benimsediğini düşündürmektedir. (bu açıdan, örneğin 12 eylül anayasası'nın demokrasi anlayışından çok daha ilerdedir): dünya'da ilk kez bir bayram çocuklara armağan edilmiş ve o vesile ile onlara, ülkenin gelecekteki sahipleri oldukları bilinci aşılanmaya çalışılmıştır. 23 nisan günleri çocukların, kentlerindeki önemli kamu görevlilerinin makamlarına oturmalarının, onların görevlerini geçici olarak devralmış gibi davranmalarının, bir oyun havasının ötesinde anlamı olduğu açıktır. belki gene ilk kez, bir önder, devrimini gençlere emanet etmiş ve onlardan, gerektiğinde ülkede siyasal iktidara sahip olanlara karşı çıkmalarını istemiş, 1924'te seçmen yaşını 18'e indirmiştir. daha o yönde hiçbir istek, hiçbir gereksinme yokken, türk kadınına siyasal hak ve özgürlüklerini -demokrasinin anayurdu sayılan bazı batı ülkelerinden önce- veren, kadının siyasal yaşamda ağırlık kazanmasına çaba gösteren de atatürk'tür.

    atatürk bununla da yetinmemiş, gerçekleştirdiği büyük "kültür devrimi" açısından önem taşıyan kurumların bağımsız ve demokratik bir yapıya sahip olmalarına özen göstermiştir. her şeyin devlet içinde ve devlet için olduğu faşizmin yükselme döneminde bile, türk dil ve tarih kurumları siyasal iktidardan bağımsız birer dernek olarak kurulmuş ve yaşamlarını sürdürmüşlerdir. atatürk onların parasal bağımsızlığını sağlayabilmek için, kendi mal varlığını sürekli bir destek olarak kullanmaktan çekinmemiştir. yurdu bir kültür ağı gibi saran 404 "halkevi" ile dört bin kadar "halkodası" da, kâğıt üzerinde tek partiye bağlı olmakla birlikte, büyük ölçüde bağımsız ve demokratik bir yapıya sahip kılınmışlardır. bunlar, "kitle örgütleri"nin kötü gözle görüldükleri 1980'lerin türkiye'sinde yarım yüzyıl önceki kemalist ideolojiyi yansıtan somut örneklerdir.

    mustafa kemal, demokrasinin her şeyden önce bir özgürlük sorunu olduğuna inanıyor ve şöyle diyordu: "irade ve egemenlik milletin tümüne aittir ve ait olmalıdır. demokrasi sosyal yardım veya iktisadi teşkilat sistemi değildir. demokrasi maddi refah meselesi de değildir. böyle bir nazariyat vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını uyutmayı amaçlar. bizim bildiğimiz demokrasi siyasidir. onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki muhakemesi sayesinde siyasi hürriyeti sağlamaktır. türk demokrasisi fransa ihtilalinin açtığı yolu takip etmiş, ama kendisine özgü niteliği ile gelişmiştir. zira her millet devrimini toplumsal ortamın baskı ve ihtiyacına göre (...) yapar. demokrasi prensibi, ulusal egemenlik pekline dönüşmüştür. bir ulusu oluşturan bireylerin o ulus içinde, her çeşit özgürlüğü, yaşamak özgürlüğü, çalışmak özgürlüğü, düşünce ve vicdan özgürlüğü güven altında bulunmalıdır.""
    ___
    ahmet taner kışlalı - siyasal sistemler- siyasal uzlaşma ve çatışma adlı kitaptan alıntıdır
    başı ve devamı için (bkz: kemalizm/#18267896)
    (bkz: milliyetçilik/#18267887)
    (bkz: cumhuriyetçilik/#18267834)
    (bkz: laiklik/#18267878)
    (bkz: devletçilik/#18267857)
    (bkz: halkçılık/#18267843)
    (bkz: devrimcilik/#18267848)
  • cumhuriyetçiliğe bulaşmış olan sol, ayrımcı islam düşmanlığı ve milliyetçiliği nedeniyle dünyanın her yerinde boka batıyor.

    http://www.marksist.org/…si-islamofobiyi-arttiracak