şükela:  tümü | bugün
  • tövbe etmenin unutmak oldugunu söyleyen sufi. gerekçesi sudur: cefadan sefaya geçtigin zaman cefani hatirlaman baslibasina bir cefadir.
  • mutasavvuf ehli arasında seyyidu't-taife (tasavvuf yolunun önderi) diye bilinir.
  • günlerden bir gün, bir topluluk, cüneyd-i bağdâdî’nin yanına gelerek:

    “rızkımızı nerede arayalım?” diye sordu.

    cüneyd:

    “rızkınızın nerede olduğunu biliyorsanız, gidin orada arayın!” diye cevap verdi.

    bunun üzerine:

    “yani rızkımızı allahu teâlâ’dan mı isteyelim?” dediler.

    cüneyd de bu kez:

    “eğer allah’ın rızkınızı unuttuğu kanaatinde iseniz, bunu o’na hatırlatın” diye karşılık verdi.

    bunun üzerine:

    “yani bir eve kapanıp tevekkül mü edelim?” dediler.

    cüneyd:

    “allah’ı tecrübe etmek şüpheciliktir” dedi.

    bunun üzerine:

    “peki çare ve tedbir nedir?” diye sordular.

    cüneyd şu cevabı verdi:

    çare çareyi terk etmektir.”

    alıntı: karakalem.net
  • önemli islam alimlerinden birisidir. evliya ve ilk mutasavviflarından biridir. allah aşkı konusunda söyleyecek çok fazla sözü olanlardandır:

    ''kendisine aşık olduğumu söyleyince sevgilim bana dedi ki yalan söylüyorsun. görüyorum ki kemiklerin etli. aşk dediğin kişinin kalbini eritir ve kalbi kalpteki zara yapıştır. kişiyi o derece soldurur ki, kendisine hitap edene cevap bile veremez. aşk kişiyi o kadar zayıf bir hale getirir ki, onda ağlayan ve niyazda bulunan bir gözbebeğinden başka bir şey kalmaz.''
  • evliyânın büyüklerindendir.

    '' tasavvufun ne olduğu sorulduğunda, şöyle cevap verdi: "tasavvuf on şeyi içerisine alan bir isimdir. birincisi, dünyâdan (lâzım olan) az bir mikdârı edinmek. ikincisi, kalbin allahü teâlâya güvenip dayanması. üçüncüsü, tâat olan allahü teâlânın beğendiği şeylere rağbet etmek. dördüncüsü, yediği içtiği ve kullandığı şeylerin helâlden olmasında titiz davranmak. beşincisi, kalbin allahü teâlâ ile meşgûl olması. altıncısı, gizli olarak allahü teâlâyı hatırlamak. yedincisi gerçek ihlâsa sâhib olmak. sekizincisi, şek ve şüpheden uzak, kat'î bir îmâna sâhib olmak. dokuzuncusu, tam bir teslimiyetle allahü teâlâya yönelmek. onuncusu, ihtiyaçlarını başkasından istemeyip, şikâyette bulunmamak. kimde bu on haslet bulunursa, tasavvuftan söz etmeye lâyıktır. yoksa yalancıdır."
  • hallac-ı mansur'un hocasıdır.
  • "sabır; yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmektir."
  • "tasavvuf, hakk’ın, seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir." demiştir.
  • bir gün kıraathanenin birinde havâceden geçinen birisi etrafına insanları toplamış konuşurmuş:

    üç kişi vardır ki bu dünya onların sayesinde ayakta durmaktadır: biri beyazıt'ta bostancı*, biri güneyde buğdaycı*, üçüncüsünü ise böyle uluorta söylemem uygun düşmez.

    hempâlarından biri kalkıp söz almış: efendim lütfen tevâzû etmeyiniz, şüphesiz üçüncüsü de sizsiniz! hoca tebessümünü bıyıkaltına saklayıp, takınmaya çalıştığı sitemkâr ifadeyle demiş ki: bıktım bu âriflerin dilinden, yanlarında gizli saklı bir şey demeye gelmiyor!

    tezkiye-i nefs kaydı: bu iki mübârek zâtın ismini zikrederken maksadımız yarım hocanın dinden ederken kullandığı metotlar ve yardımcı oyuncular konusunda bir örnek göstermektir, zülf-i yâre dokunacak bir kelâm etmek değil hâşâ. doğu kültürüne ait ortak bir atasözünün de dediği gibi: kelâmda mizah, yemekte tuz gibidir.

    el-mîzâhü fi'l kelâm
    ke'l milhi fi't-tâam
  • (bkz: big daddy)