şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: körling)
  • 2010 | kanada | 92 dk | dram
    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯
    denis cote'nin yazıp yönettiği, kanada'nın buz gibi bir coğrafyasında geçen, bir baba-kız ilişkisi. beni kendisine çeken de bu oldu zaten. yok, baba-kız ilişkisi değil, zemheri ayazı. iflah olmaz bir kışsever olarak bu tür kar-kış-kıyamet filmlerine bayılırım. kar olsun, tipi olsun, kar yüzüme öpücükler kondursun, ama ısırmasın. bak bıyığım buz tutsun, üşüyeyim ben. ama sonra sıcacık bir eşikten geçeyim.

    kendilerini toplumdan mümkün olduğunca soyutlayan bir baba-kızın hikayesini anlatıyor film. kendilerini soyutlayan kişi baba aslında. kızınki edilgen bir durum daha çok. biraz sorunlu bir ilişki yani. böyle olunca da kızda bastırılmış bir sosyalleşme ihtiyacı doğuyor. baba, işi gereği birkaç insan yüzü görse de, kızın o şansı da yok. haliyle bir süre sonra daha farklı arkadaşlıklar kurmaya başlıyor.

    babanın hiç değilse işi gücü var ama çalıştığı yerlerden biri olan bowling salonu da ayrı bir ömür törpüsü. görüp görebileceğiniz en ruhsuz bowling salonu. onlar nasıl lobut, onlar nasıl top, o nasıl bir mimari, onlar nasıl renkler? kuzeyin iklimi, havası, kasveti bir tarafa; insan sadece şu salonda bir müddet kalsa bedenini lobutlara fırlatarak intihar etmek ister. düştüğü yerden kalkmaz ve ölmeyi bekler.

    babayla kız böyle de, anneden ne haber? anneden haberimiz yok. hapiste ziyaret ettikleri bir kadın var ama onun anne olup olmadığından emin değilim. "ne biçim film izliyorsun?" diyebilirsiniz, haklısınız da. film izlerken çok çabuk dikkatim dağılır. bu yüzden dikkatimi dağıtan ne varsa sıyrılmaya çalışırım onlardan. bu sürekli gözümün önünde duran bir saat de olabilir, inadına gözüme lazer tutuyormuş gibi parlayan, televizyonun on/off ışığı da. ama burada dikkatten kaçma gibi bir durum söz konusu değil. sanırım. sadece bilmiyoruz. belki annesi, belki babasının eşi veya sevgilisi. filmde bilmediğimiz, ucu açık çok şey var zaten. bu yönü de en az kar-kış kadar kendine çekti beni. bu tür belirsizliklere benim kadar sıcak bakmıyorsanız sizi sinir de edebilir tabii.

    babayı oynayan emmanuel bilodeau'da bağımsız severlerin çok ilgisini çekecek bir yüz var. bunda adrien brody burnunun da etkisi olabilir. yeteneğini sadece burnuna bağlamak da istemem. bu tür filmlerin ruhuna çok iyi gidecek bir yüz ifadesi ve vücut dili var. keza kızında da.

    küçük kız da en az onun kadar müthiş. "kimyaları çok iyi tutmuş, mükemmel bir baba kız olmuşlar." demiştim ki, kapanış jeneriğinde aynı soyadlı iki oyuncuyu en başta görüp, "yoksa?" diye baktığımda, bizim babayla kızın gerçekten de öyle olduğunu öğrendim. gerçekten baba-kız olmaları bir avantaj gibi görülebilir belki ama bana kalırsa yakınlığının olmadığı bir oyuncuyla -hele ki bir de profesyonelse- oynamak çok daha kolaydır. bu daha çok imkanlar -ya da imkansızlıklar- nedeniyle tercih edilmiş bir şey sanki. nuri bilge ceylan'ın erken dönem filmlerinde ana-baba, akraba kim varsa oynatması gibi.

    baba ve kızın beraber müzik dinledikleri sahnelere bayıldım. zaten iki sahne. ikincisinde kız dans da ediyor üstelik. çok dans sahnesi gördüm bu kadar etkileyicisini çok az gördüm. baba hep aynı pozisyonda. bu da babayla kızın, bahsettiğim o etken-edilgen durumunun verdiği ruh halinden kaynaklı zaten.

    filmin ismi neden curling? evet, birkaç sahne nedeniyle, ekşi sözlüğün de milli sporu olan körlingle ilgisi var filmin ama bir yandan da "buz üstünde kaya kaya gidiyoruz" filmi aslında. ya da "yuvarlanıp gidiyoruz işte" filmi. ama körling taşı bu, bowling topu gibi yuvarlanarak gitmez ki, kendi ekseninde çok hafif dönerek bıraktığın gibi gider. tamam, "hafiften dönerek dosdoğru gidiyoruz filmi" olsun o zaman. ama asıl önemli olan dönmek veya yuvarlanmak değil, zeminin kayganlığı akıllım. bazen yanındakiler deli gibi fırçalar, sırf sen biraz da olsa kendine bir yön ver diye. bazen onu da yapan olmaz, kazandığın ilk momentumla gidersin. bazen buzda gittiğini bile fark etmezsin. sen normal gittiğini düşünsen bile gizli buzlanma var hiç ummadığın yerlerde. hani köprülerde veya viyadüklerde belki beklersin koca koca uyarı tabelalarından dolayı ama hiç tahmin etmediğin bir yerde çıkıverir bazen karşına. o vakit gizli değil, sinsi buzlanma olmalı bunun adı.

    çok sevdiğim bir film oldu curling. böyle dingin filmleri çok severim ama bazen daha da seviyor insan. sevmesi zor bir film aslında. yoksa o yüzden mi seviyorum bilmiyorum ama insanın bunu kendine itiraf etmesi, sonra da kendine inanması zor. ben sevdim ama siz yine de güvenmeyin bana. sevmeyin siz hatta.
  • her spora, oyuna saygısı olan ve bunları detaylıca inceleyen biri olarak, varlığına anlam veremediğim acayiplik. evet üstün meziyet gerektiriyor, boru değil.

    ama biz küçükken sırayı belirlemek için bilyeyi çizgiye düşürmeye çalışırdık. illa ki yapacaksanız, alın bilyelerinizi, kurun takımınızı, çizgiye en yakın atanınız kazansın anasını satayım.
  • 1988'den beri bugünü bekliyordum sonunda gerçekleşti. düşünüyorum da ne kadar hızlı gelişen bir ülkeyiz.

    "3289 sayılı spor genel müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkında kanunun ek-9 uncu maddesi uyarınca başbakanlık makamının 08/03/2017 tarihli ve 03 sayılı olurları ile özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip ve bağımsız statüde türkiye curling federasyonu kurulmasına karar verilmiştir."