şükela:  tümü | bugün
  • hasta raporu yani. ama hiçbir hastane, hastaya rapor verirken buna çürük raporu demez, kimse de sivil hayatta hasta birinden bahsederken çürük raporu almış demez. fakat raporun sonucu askerlik yapmamak olunca "çürük" demiş. işe yaramaz yani, nasıl militarist bir bakış, ne aşağılık bir tanımlama bu böyle!
  • öyle bir rapor ki, çürük raporu alacağınız gün gibi aşikar olmasına rağmen (elleri olmayan birini gördüm mesela, 4 gün gelip gitti hastaneye) sizi adeta süründürürler bu raporu vermeden.

    askerlik böyle bir yer, eğer "sağlamım" diyorsanız, bunu kanıtlamaya gerek bile duymuyorlar, istediğiniz belgeyi verip sizi eve yolluyorlar, daha sonra askere çağırmak üzere.

    yok eğer "engelliyim" diyorsanız, kaybediyorsunuz. zaten engellisiniz, kendi başınıza hastaneye bile gidememeniz çok doğal. buna rağmen bu raporu vermek için sizi günlerce hastaneye çağırırlar, utanmadan bir de işlemlerinizi yavaşlatırlar.

    halbuki bir insanın "sağlam" olduğunu kanıtlaması, "çürük" olduğunu kanıtlamasından daha zor. sağlam olanlar 1001 tetkike tabi olacakları yerde, bacağı olmayan, 150 kg olan, daha evvelden engelli raporu olanlar, bütün bu fiziksel engeller yetmiyormuş gibi günlerce hastanelerde süründürülüyorlar. yani sistem tam ters bir şekilde işliyor. normalde bir fiziksel engellinin bu "formalite" işlerini çabucak halletmesi gereken sistem, engelliyi süründürürken, sağlamı kayırıyor.
  • almak için günlerdir uğraştığım ve kendi yaşadıklarım dışında da hakkında türlü türlü acayip hikaye duyduğum rapordur.

    doğuştan gelen yapısal bozukluklarım (skolyoz, böbrek fonksiyonları sorunları) ve sonradan olma sorunlarım -bebekliğimde geçirdiğim menenjit sebebiyle bir gözümünün görmemesi ve bir kulağımın duymaması- (bkz: beyni yanmak) sebebiyle beni askere almak istemeyebileceklerini düşünmüştüm. ki küçükken asker olmak isteyip de askeri lise sınavlarına da bu sağlık sorunları yüzünden girememiştim.

    askerlikle ilgili işlemleri pek tabii askerlik şubenizde takibe başlıyorsunuz. ben de ataşehir ilçesinde oturan bir adam olarak, gerekli belgelerle 20 kasım 2013'te üsküdarda bulunan şubeme gittim. arada sırada önünden geçtiğim bu şubede her zaman gördüğüm uzun sıradan o gün eser yoktu. kendimi şanslı hissederek içeriye girdim. müracat biriminden aldığım bir formu (sağlık, eğitim vb. bilgileri sorgulayan bir doküman) doldurdum. bir sıra numarası alarak işlemlerimi yapacak memurların bulunduğu kata çıktım. bekleme odası olarak kullanılan ve ntvspor'un açık olduğu odaya girdiğimde saat 10:00 idi. sürekli gidip gelen bilgisayar sistemleri sebebiyle önümde 4 kişi olmasına rağmen yaklaşık bir buçuk saat sonra sıram geldi ve memurun yanına gittim. böyle bir ortamdan beklenmeyecek kadar kibar ve açıklama yapmayı seven bir hanımefendi ile karşılaştım. evet, yine şanslıydım.

    bana bir belge vererek, aile hekimime gidip sağlık raporu almamı söyledi. dolayısıyla üsküdardan otobüsle 40 dakika kadar süren evimin bulunduğu mekana doğru yolculuk ettim ve aile hekimimi buldum. kendisine durumumu anlatıp, beni askeri hastaneye sevk etmesini rica ettim. doktorum, benim dahiliye, ortopedi, göz ve kulak-burun-boğaz (kbb) birimlerine sevk edilmemin uygun olduğuna dair bir rapor yazdı. doktorun tavırlarından aslında aile hekimlerinin de çürük raporu yazabileceği izlenimini edinsem de, türk silahlı kuvvetlerinin kendisinden başka kimseye güvenmediğine emin bir şekilde askeri hastaneye sevk edilmek üzere askeri şubeme geri döndüm. saat 15:00'i bulmuştu. tekrar sıra alıp bekledim. bu sefer sadece 45 dakikada memurun yanına gitmeyi başardım. doktorun raporunu uzatıp, beni gata'ya sevk eden kağıdı aldım.

    hiçbir şeyden habersiz bir masum olarak 15:45'te hastanenin kapısından girdim. o gün içinde muayene olamayacağımı tahmin ediyordum. ama bilgi almak için gitmiştim. ilk olarak ortopedide muayene olmaya karar vererek oraya gittim. gişedeki memura, hangi amaçla geldiğimi söyledim. saat 16:00'da muayenelerin bittiğini, yarın sabah erken bir saatte orada olmamı söyledi. hastane 08:30'da açılıyordu. o zaman 08:00'de hastanede olsam yeterdi.

    ertesi sabah 08:00'de ortopedi birimindeydim. sıra yine oldukça azdı. "allah'ım sana geliyorum. çok şanslıyım!" diye düşündüm yine. akşamki memur 08:30'da geldi ve kendisine tekrar durumumu açıkladım. bana "aaa, siz er polikliniğine gideceksiniz" diyerek yeri tarif etti. oysa ki, dün açık bir şekilde amacımı anlatmıştım ve bana ortopedi birimine gelmemi söylemişti. "amaan, neyse..." deyip tarif ettiği yere gittim.

    er polikliniği denilen, ve diğer hastane binalarından oldukça dandik görünen binaya ulaştığımda yoğun bir kalabalıkla karşılaştım. bir karmaşa vardı. orada insanların belgelerini toplayan bir adama belgelerimi vererek sıraya girdim. meğersem orası dahiliye biriminin sırasıymış. fark etmez, oraya da muayene olacaktım sonuçta.

    belgelerimi verdiğim adamın söylediğine göre 20. sıradaydım. anlaşılan uzun bir bekleyiş olacaktı. etraftaki insanlar rapor almaya çalışma maceralarını anlatmaya başladılar. kimisi 2 haftadır, kimisi 3 haftadır gelip gidiyordu. muayene olmak ayrı dert, test yaptırmak ayrı dertti. test yaptırabilirsen, sonucu birkaç gün sonra çıktığında doktora test sonucunu göstermek için tekrar sıraya girmek gerekiyordu. belki de doktor ikinci bir test istiyordu filan... ayrıca dahiliye birimindeki doktorlardan biri izindeydi. er polikliniğinde muayene yapan doktor sık sık ana polikliniğe çağrılıyordu. böyle olduğunda ise gün boyunca ortada muayene olacak bir doktor bulunmayabiliyordu. yani saat 06:00'da gelip sıraya girmek bile yetmeyebiliyordu işlerini halletmen için. bunları duydukça huzursuz olmaya başlamıştım. çünkü buraya işten izin alarak geliyordum.

    bu arada aynı katta bulunan kbb ve göz polikliniklerini takip etmeye başladım. kbb'de ne hemşire vardı, ne de doktor. insanlar bekliyordu fakat saat 10:00 olmasına rağmen gelen giden yoktu. gözde ise işler hızlı ilerliyor gibi görünüyordu. çok fazla kalabalık olmayan sıra hızla ilerliyordu. belki de dahiliyenin yerine gözde muayene olmalıydım. böyle düşünerek, dahiliye hemşiresinden aynı anda iki bölümde sıraya girmenin mümkün olup olmadığını öğrenmeye karar verdim. içeriye girip adımı söyledim ve sormak istediğimi sordum. hemşire benim belgelerimi buldu. zaten size bugün sıra gelmez, önce göz ve kbb'yi halledin deyip belgelerimi bana teslim etti. kendisine teşekkür ederek göz tarafında sıraya girmek üzere göz hemşiresine başvurdum. şöyle bir belgelerime baktı, "sizde ortopedi, kbb ve dahiliye birimleri de var. biz, en sonda yazıyoruz. önce ortopediyi halledin." dedi. oldukça anlamsız bir mantıktı. kağıtta önce ne yazdığı neden önemli olsundu ki. burada sıranın daha hızlı ilerlediğini söyleyip, eğer uygunsa ilk muayenemi göz birimininde olmak istediğimi anlattım. "ama öğleden sonraya kalma ihtimaliniz var. gelip, başka birimin sırası daha hızlı ilerliyor diye, sevki bizden almak isteyemezsiniz." dedi. yani tek bir sevkle birden fazla birime başvuramıyordunuz. önce bir birimde sıranın size gelmesi gerekiyordu. sıranın hızını düşünürsek, göz hala iyi bir karar gibi duruyordu. "tamam" deyip, kağıtlarımı teslim ettim ve sıra numaramı aldım. koridorda sıramın gelmesini beklemeye başladım. bu arada da kbb'yi takip ediyordum. 10:30 gibi kbb hemşiresi geldi. orada sıraya giren insanların belgelerini toplamaya başladı. 15 dakika sonra doktor gelince, zaten dahiliyeye göre çok uzun olmayan sıradan insanları çağırmaya başladılar. gözde sıramın gelmesine daha çok vardı. acaba bir punduna getirip, kbb'de de sıraya girebilir miydim. kbb hemşiresine, sevkimin göz'de olduğunu ama kbb'de de muayene olacağımdan sıraya girmek istediğimi söyledim. oldukça ters bir şekilde, "sevki görmeden sıraya sokamıyoruz" dedi. birkaç başka soru soran kişiyi de tersledikten sonra içeriye girdi. gerçekten sinirli bir ablamızdı kendisi. göz'deki hemşireyi de kızdırma riskine girmek istemediğimden paşa paşa sıramın gelmesini beklemeye karar verdim.

    11:40 gibi sıram geldi ve içeri girdim. ben içeri girerken, içerideki bir başka kişinin muayenesi sürmekteydi. birçok insanın askerlikten kaçmaya çalıştığını biliyordum. hem de çok aptalca yöntemlerle. içerideki göz doktoru da bundan şikayet ediyordu. muayene ettiği kişinin göz ölçümünü yapmış ve bu adamın ne kadar gördüğünü biliyordu. adama duvardaki harfleri okutmaya çalışıyordu doktor. fakat adam inatla göremediğini iddia ediyor ve harfleri okumamakta ısrar ediyordu. doktor çıldırmak üzereydi. "okusana, okusana oğlum." deyip duruyordu. ama karşı taraftan "göremiyorum doktor bey, göremiyorum komutanım" cümlelerinden başka birşey duyulmuyordu. türk filmi gibi... "aman allahım, göremiyorum doktor bey!!!" doktor en sonunda sıkılıp bir test istedi ve adamı başından savdı ve benim belgelerimi eline aldı. yüzüme bile bakmadan, "bir şikayetin var mı?" diye sordu. bir gözümün görmediğini söyledim. bir önceki adamın yaptıklarından dolayı sinirli olan doktor, "bana da hep görmeyenler denk geliyor nedense..." diye söylendi. ben de küçükken geçirdiğim menenjit sebebiyle görme ve duyma hücrelerimin etkilendiğini anlattım. "hımm." deyip beni koltuğa oturttu. ölçümlerini ve muayenelerini yaptı uzun uzun. onlar için ilgi çekici bir vakaydım. gerçekten görmüyordum ve ilginç bir sebebim vardı. iki test istedi. birini hemen yaptırabileceğimi, diğerini ise test yapılan birim kapandıysa başka bir gün yaptırabileceğimi söyledi. istediği testleri yazıp kaşelediği not kağıdını ve sevk belgelerini bana verdi. ben de elimdeki sevk belgesini kbb hemşiresine verip, oradan sıra numarası aldıktan sonra doktorun beni yönlendirdiği astsubayları yakalamak üzere göz polikliniğine gittim koştura koştura. testlerimden bir tanesini 14:30'da yaptırabilecektim. diğerinde ise, test birimi kapanmıştı. haftanın üç günü sadece öğleden önce çalışıyordu bu birim, diğer günlerde ise tüm gün çalışıyordu. o gün 21 kasım'dı ve astsubay, o test biriminin tüm gün çalıştığı bir gün olan 26 kasım salı günü gelip testi yaptırabileceğimi söyledi. "astsubaya, yarın gelemez miyim?" diye sordum. "yarın burada işin mi var?" diye sordu. tabii ki vardı. daha bir sürü muayene olacaktım. astsubay ertesi gün saat 11:00'de gelip testi yaptırabileceğimi söyledi. bu durumda, ilk söylediği tarihi neye göre söylemişti ki? kafadan öylesine birşeyler söylemişti. "tamam, o zaman gelirim" desem, işim ne kadar da sarkacaktı.

    saat 12:00 olmuştu. saat 14:30'daki testimin zamanını ve kbb'deki sıramın gelmesini beklemek üzere hastanenin bahçesinde beklemeye başladım. 13:30 olduğunda kbb'nin önünde yerimi aldım. öğle arasının başlangıcından beri bir buçuk saat geçmişti. ama ne hemşire, ne doktor ortalıktalıktaydı. 14:15 gibi geldiklerinde tam 2 saat 15 dakikadır öğle arasındaydılar. yavaş yavaş hastaları almaya başladılar. benimse, 14:30'daki testimin zamanı gelmişti. koşturarak göz polikliniğine gittim. testi yapacak astsubayı buldum. kafama bir takım alıcılar taktılar. bilgisayar ekranında oluşan ve göz yoran şekilleri takip etmemi istediler. 10 dakika boyunca her iki gözüm için de ölçüm yaptılar. test sonucunu ise hemen verdiler. ben de sonucumu alıp hızla kbb'ye geri döndüm. artık göz için ertesi gün işime devam edebileceğime göre kbb'yi takip etmem yeterdi o gün için. saat 15:30'da sıram geldi. içeriye girip doktora menenjit sebebiyle duymayan kulağımdan bahsettim ve önceki yıllardan kalma test belgelerini gösterdim kendisine. şöyle bir baktı ama tabii ki bu belgelere güvenmiyordu. bir işitme testi istedi. bu sefer de kbb'nin ana kliniğine gittim. test sıramın gelmesini beklemeye başladım. 15:55'te içeriye girdim. oldukça saçma bir yöntemle test yaptılar. kulağına gönderdikleri sesi duyduğunda bir butona basıp duyduğunu belirtiyordun. dolayısıyla yalan söyleme ihtimalin vardı. onlar da bunun farkında olduğundan, senin tetiklemediğin bir başka test yaptılar. ölçüm sonuçlarını hemen verdiler. saat 16:15'te kbb doktoruna gittiğimde aslında muayene saati bitmişti. (16:00'da bitiyor.) fakat içeriye girdiğimde doktoru telefonundan oyun oynarken buldum. test sonuçlarımı gösterdim. şöyle bir baktı ve bilgisayardan bir çıktı aldı. imzaladı ve bana kbb polikliniğinden başka bir test için tarih almamı söyledi. belgede, bana x tarihine test randevusu verildiğini ve o tarihte yeni bir sevk alıp tekrar hastaneye başvurmam gerektiğini yazıyordu. ben de test tarihimi almak üzere kbb'ye gittim. tarih 22 aralık'tı. bir ay sonrası. eh, en azından o tarihe kadar kbb'de işim bitmişti. “bakalım yarın göz'de neler olacak” ve “erken gitsem de dahiliye’de muayene olabilsem” diye düşünerek evime gittim.

    22 kasım cuma sabahı 05:00’te uyanıp hızla hazırlandım ve evden çıktım. amacım en kısa zamanda hastaneye ulaşıp dahiliye’de sıraya girmekti. hastaneye ulaştığımda saat 06:00 idi. beş dakika sonra ise er polikliniği’ne ulaştım. ama benden önce gelenler vardı. o gün sekizinci sıradaydım. gün içinde muayene olmayı başarabilirdim. saat 08:30’a doğru doktor ve hemşire beraber geldiler. doktor erken gelmişti ve muayene hızla başlayabildi. çok sevindim. “saat 11’deki göz testime kadar muayene olabilirim belki” diye düşündüm. bir süre sonra kamuflajlı askerler polikliniğe doluşmaya başladılar. silah altındaki on kadar asker dahiliyeye muayene olmaya gelmişti. silah altındaki askerlerin muayene önceliği olduğundan benim 8 olan sıram, bir anda 18’e gerilemişti. muhtemelen gün sonuna doğru ancak muayeneye girebilirdim. 09:30’da kapının önünde bir dalgalanma başladı. doktor kapının önüne çıktı ve ismini okuduklarının kendisini takip etmesini istedi. yeni gelen on askerin adını okuduktan sonra, bu kişilerin önüne düştü ve er polikliniğini terk etti. hemşire dışarı çıkarak doktorun esas poliklinikten çağrıldığını ve öğleden sonraya kadar olmayacağını açıkladığında bir isyan başladı. insanlar saat 06:00’dan beri bekliyordu ve doktor bir anda gidiyordu. 14:00’te tekrar gelecek doktor, 16:00’ya kadar kaç kişiyi muayene edebilirdi ki. günlerdir gelip gidenler, doktora sadece test sonuçlarını göstermek için sabahın köründe hastaneye gelenler, günlerdir doktoru göreceğim diye çabalamaktan yorulanlar hemşireye isyan ediyordu. ama hemşirenin yapacak birşeyi yoktu. hemşire oldukça iyi niyetli, tatlı bir insandı. fakat zor durumda kalan oydu. muayene odasına onlarca insan doluştuk ve tepkimizi dile getirdik. insanları ikna etmeye çalışıyordu. birimdeki doktor eksikliğinden, bizi muayene edecek doktorun ne kadar yoğun çalıştığından bahsediyordu. ama bir türlü sakinleşemiyorduk. insanları tek tek yatıştırıp, öğleden sonrası için sıra numarası vereceğini söyleyerek bizi odadan çıkarmayı başardı. tek tek hepimize sıra numarası verdi. fakat verilen sıra numaralarının bir kısmına, o iki saatlik zamanda sıra gelmesi olanaksızdı. ertesi gün ise sıra numaraları sıfırlanıyordu. yani tekrar sabahın köründe gelmek gerekiyordu. sırada geride kalan kişiler küfrede küfrede oradan ayrıldılar. doktorun gitmesinden isyanın bitmesi sıra numaralarımızı almamıza kadar 1.5 saate yakın zaman geçmişti ve saat 11:00’e geliyordu. ben de gün içinde dahiliyede muayene olmayı umduğum sıra numaram elimde, göz testimi yaptırmak üzere test mekanına gidecektim.

    gitmeden ortopedi’ye uğrayıp sıraya girmeyi düşündüm. ortopedi er polikliniği farklı bir binadaydı. birime ulaştığımda önünde dahiliye’de olduğu gibi yoğun bir sıra olduğunu gördüm. bekleyenlere nereden sıra aldığımızı sordum. yine muayene odasındaki hemşireden sıra alınıyordu. fakat saat 10:00’dan sonra sıra numarası verilemiyordu. yani buradaki işim ertesi güne kalmıştı. tam da beklediğim gibiydi.

    hiç sinirlenmeden, göz testinin yapılacağı birime gittim. testi yapacak astsubay o gün test biriminin öğleye kadar çalıştığını söylüyordu. fakat gittiğimde, test biriminin çalışmadığını gördüm. 10 kadar kişiye saat 11:00’de gelmeleri gerektiği söylenmişti. acaba test nasıl birşeydi? saat 12:00’ye kadar 10 kişinin testi bitirilebilir miydi? bu arada zaman geçiyordu. saat 11:15 olmuştu ve astsubay yeni gelmişti. saat 11:30’da ancak hastaları almaya başlamıştı. iyice huzursuz olmuştum ki, testin yaklaşık 3 dakika sürdüğünü anladım. yani 12:00’ye kadar yetişecektik. sonuçları da hemen veriyorlardı. 11:55’te test sonucumu alıp koşturarak göz biriminde beni muayene eden doktorun yanına gittim. öğleden önce yakalayabilirsem belki gün içinde göz’deki işlerimi bitirebilirdim. doktorun yanına gittim ve şans eseri öğle yemeğine gitmeden önce test sonuçlarına baktığı son hasta olabildim. sonuçlarıma baktıktan sonra, beni uzman doktora göstermek istediğini söyledi. saat 13:30-14:00 gibi göz biriminin ana polikliniğinde olmamı söyledi ve belgelerimi benden aldı. ben de 13:30’u beklemek üzere yine hastanenin bahçesindeki yerime kuruldum.

    zaman geldiğinde çağrıldığım yere gittim ve beklemeye başladım. tabii ki 13:30-14:00 demek, 14:15-14:30 demekti. 14:25 gibi doktor geldi ve hastalar bir güruh halinde doktorun çevresini sardı. belirli bir sıra yoktu, yalnızca doktorun elinde belgeler vardı ve buna göre insanları çağıracaktı. bunu anlattıktan sonra muayene odasına girdi. kapı açıktı ve doktoru görebiliyorduk. dakikalar geçiyordu, fakat doktor bir türlü kimseyi çağırmıyordu. zaten doktorda bir gariplik de vardı. kafası bir dünya bir şekilde, suratı kıpkırmızı bilgisayar ekranına bakıyordu. en sonunda dışarıya seslendi, “gözüne damla damla damlatmadığımız kimse var mı?” bahsedilen damla, göz bebeğini büyüterek kişinin yakını görememesine sebep oluyordu. bana bu damla bir önceki muayenemde damlatılmıştı. o an yakını görebiliyordum. elimi kaldırdım. doktor da beni yanına çağırdı. doktor o göz damlasından kendisine de mi damlatmıştı bilmiyorum ama yakını göremiyordu. benden elindeki belgelerdeki kimlik numaralarını okumamı istedi. ben okudukça numaraları bilgisayara giriyor ve hastalarla ilgili bilgileri kontrol ediyordu. bu sırada hastanede eğitim gören intern doktorlardan biri odaya girdi ve doktora bu işi daha kısa bir yoldan halledebileceğini gösterdi. beni dışarıya gönderirlerken, içeriye uzman dedikleri yüzbaşı girdi. yüzbaşı ve beni ilk muayene eden üst teğmen bizleri tekrar muayene edecek ve intern’e eğitim verecek, bir yandan da bizimle ilgili son kararı vereceklerdi. yavaş yavaş hastaları çağırmaya başladılar. bu arada saat 15:15’i bulmuştu. belli ki, kendilerine ilginç gelen vakaları öne alıyorlardı. aslında en son benim muayene olmam gerekiyordu, çünkü doktorun test sonuçlarına baktığı ve belgesini uzmana gösterilmek üzere sıraya soktuğu son kişi bendim. fakat, ben de ilginç vakaları öne alma kararı sayesinde oldukça öne geçmiştim. içeriye girdim ve beni muayene eden doktor diğerlerine durumumu anlattı. aralarında geçen latince bir tartışmanın ardından yüzbaşı ve intern beni detaylıca muayene ettiler. muayenem bittikten sonra üstteğmen bilgisayardan bir çıktı aldı, “heyet’ten sıra numarası alman gerek” dedi. beni de büyük bir üzüntü kapladı. çünkü sabah ortopedi birimine uğradığımda heyetin olduğu yerdeki kalabalıktan zor geçmiştim. muhtemelen işim yine sarkacaktı. fakat oraya gittiğimde sabahki kalabalıktan hiç eser olmadığını gördüm. benden başka kimse yoktu. memura belgelerimi verdim. memur bilgilerimi bilgisayara girdi, parmak izimi aldı ve bana bir fiş verdi. tekrar göz polikliniğine gidip heyet günü almamı söyledi. göz polikliniğine gidip beni muayene eden doktora fişi teslim ettim. bana “pazartesi gününden itibaren bizim sekreterliği ara, onlar sana gün verecekler.” dedi ve bana bir telefon numarası verdi. tam çıkacaktım ki, aklıma geldi. acaba heyetten rapor alabilecek miydim? diğer birimlerdeki muayene süreçlerini devam ettirmem gerekir miydi? doktora sorduğumda, askerliğe elverişli olmadığımı söyledi. yani heyet bana “çürük raporu” verecekti. bir birimden rapor almak ise, askere gitmemek için yeterliydi. nasıl sevindim anlatamam. daha fazla sıkıntı çekmeyecektim.

    herşeye rağmen dahiliye birimine uğradım. sıram geçmediyse muayene olurum diye düşünüyordum. fakat gittiğimde numaratörün benim sıramdan üç kişi sonraki numarada durduğunu fark ettim. içerideki anlayışlı hemşireye durumu anlattım, fakat tabii ki sırayı kaçırdığım için beni muayeneye almayacaklardı. amaaan, çok da umrumdaydı. göz’den heyet raporu alacaktım bir kere ben...

    böylece 25 kasım pazartesi günü verilen telefon numarasını heyet günü almak için aradım. saat 10:00’a kadar ulaşamadım. ulaştığımda ise, belgemin daha kendilerine ulaşmadığını ve 15:30 gibi aramamı söylediler. 15:30 gibi aradığımda yine belgem onlara ulaşmamıştı. heyet pazartesi, çarşamba ve cuma günleri toplanıyordu. salı günü tekrar aramamı söylediler. salı sabah ve öğleden sonra aradığımda hala belgem onlara ulaşmamıştı. işi hızlandırmak adına doktora ulaşmayı denedim. doktorun dahili numarasından kendisine ulaştım ve durumu anlattım. şaşırtıcı bir anlayışla, çok yoğun olduklarını, cuma günkü heyete ancak girebileceğimi ve perşembe 15:30 gibi sekreterliği aramamı söyledi. cuma gününe kalmıştım. fakat cuma günü benim iş yerinde bir toplantım vardı. yine de perşembe günü bahsedilen saatte sekreterliği aradım. yine belgem onlara ulaşmamıştı. belgemin ulaşması gereken yer, bulunduğu yerden yaklaşık 50 adım uzaktaydı. fakat beş günde bu 50 adım gidilememişti. neyse, sonuçta gelecek haftaya kaldım diye düşünerek işin peşini bıraktım. cuma gününü güzel toplantıma ayırdım ve ertesi haftayı beklemeye başladım.

    bugün 2 aralık pazartesi. az önce sekreterliği aradım. fakat hala belgemin onlara ulaşmadığını söylediler. ben de doktora ulaştım ve durumu anlattım. beni hatırladı. “senin raporunu yazdım ben galiba. sekretere sordun mu?” dedi. ben de sorduğumu söyleyince, “tamam bir yarım saat sonra ara, seni bugün heyete alabiliriz belki. olmazsa çarşamba’ya kalırsın.” dedi.

    tabii ki, benim bugün veya çarşamba işim mi var, çalışıyor muyum umursamıyorlardı. ama en azından bir şekilde işimi halletmeye çalıştıklarını görüyordum. buna minnettar olmalıydım. bakalım yarım saat sonra neler olacak, rapor alma maceram nasıl ilerleyecek?..

    3 aralık 2013 editi:

    dün doktoru tekrar aradım ve beni apar topar heyete girmek üzere hastane çağırdılar. 13:30’da hastaneye gittim. 150 kadar kişi heyete girmeyi bekliyordu. normalde heyet deyince insanın aklına ön raporun ardından yapılan bir muayene ile diğer doktorların görüşünün alınması ve son raporun oluşturulması geliyor. fakat, o kadar çok kişi bekliyordu ki böyle bir muayene yapmaya imkan yoktu.
    insanlar isim sırasına göre içeriye çağırılıyor. 10-15 kişi hep beraber içeriye giriyorsunuz. zaten bildiğiniz rapor sonucu size okunuyor. parmak iziniz alınıyor ve dışarıya çıkartılıyorsunuz. saat 15:30 gibi sonucunuzun yazılı olduğu raporu almak için beklemeniz gerekiyor. yani aslında günler önce ilgili birimde muayene olduğunuzda işiniz bitirilebilirdi. fiziksel olarak sizin orada olmanızın heyet raporu almanıza da bir etkisi yok. ama biz beklemeyi ve bürokrasiyi çok seviyoruz.

    neyse 15:30 olduğunda raporumu almıştım. optik atrofi sebebiyle askerliğe elverişli bulunmamıştım. bunu askerlik şubeme vermem gerekiyordu. mesai saati içinde işimi bitirebilmek için bir taksiye atladım ve şubeme gittim. sıra numarası aldım ve beklemeye başladım. neyse ki sıra çok uzun değildi. 15 dakika içinde sıra bana geldi. ne kadar şanslıydım ki, daha önceki işlemlerimi yapan pozitif memura denk gelmiştim. hemen belgelerimi hazırladı ve personel teğmen’i ve albay’ına imzalatmamı istedi. teğmen’i bir süre beklesem de, imzaları alıp memura geri gittim. bana raporumun iki fotokopisini verdi. bir de başka bir kağıt... kağıtta “aşağıda kimliği yazılı yükümlünün, askerlik işlemleri yönünden bir sakıncası yoktur.” ve “muafiyet nedeni: askerliğe elverişli değildir” yazıyordu. işte günlerdir almak için süründüğüm belgeyi almıştım. artık tsk ile bir ilişkim kalmamıştı.

    ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz. kiminiz askerliği kutsal bir görev olarak görebilir. ama ben böyle görmüyorum. en iyi ihtimalle aylarımı angarya ve saçma işlerle geçirme, daha kötü ihtimalle silah altında birini öldürme veya ölme ihtimalim kalmadı. umarım profesyonel askerliğe geçeriz de, kimse askere gitmek zorunda kalmaz.

    ayrıca askeri bürokrasiye lanet olsun. gata’dan sağlık raporu almaya çalışan arkadaşların da şansı açık, sabrı çok olsun...
  • insana verilen değer adında gizli; "çürük." bahsedilen bir insan değil domates sanki. çocukluğumdan beri tanıdığım bir eleman var. o yaşlardan beri gözler ileri derecede bozuk. bildiğin otobüs camları gibi gözlük takar. kendisi koyu milliyetçi, mhp'li falan bir adam. bu kastı, zorladı, bir şekilde askere gitti; sonra bunu 1 aya kalmadan çürüğe çıkarıp eve yollamışlar. adam nasıl üzülüyor. çocukluğundan gelen bir rahatsızlıktan dolayı kendisini "çürük" olarak niteleyen bir kuruma ömrünün bir buçuk yılını verememek bir adamı bu kadar üzüyorsa, o ülkede sistematik bir beyin yıkama işlemi distopik düzeylere çıkmış demektir.

    ama herkesin kendi bileceği iş tabii ki. senin cinsel yöneliminden dolayı "pembe" tezkere verip aşağılamaya çalışan, kilondan, engelinden, sağlığından dolayı "çürüğe" çıkaran, okuluna gitmek istesen mutlaka bir sağlık sorunu, yara izi, dövme mövme bulup geri çeviren ama zorunlu hizmete gelince bu "sorunları" pek umursamayan bir kurumu canı gönülden sevebilirsin. ben de bdsm seviyorum mesela, zevk meselesi. fakat bilimum yerde "askeriyeyi sevmemek" bir suçmuş, ayıpmış gibi davranan tipleri gördüğüm zaman cevap bile veremiyorum. böyle bir kurumu sevmemek bana o kadar normal geliyor ki "cezaevine girmeyi nasıl istemezsin lan" diyen birine karşı ne kadar kifayetsizsem, bu tosunlara karşı da o kadar kifayetsiz kalıyorum.
  • askerliğe dair her şeyden nefret eden biri olarak benim için bütün diploma ve sertifikalarımdan daha değerli olan belge. bazen çerçeveletip duvara asmayı düşünmüyor değilim ama çok mu ayıp olur acaba?
  • çürük raporu için, ''bedelli askerlik'' diye bir tanım yapacak olsam, çok da sırıtmaz diye düşünüyorum. hatta on numara da bi tanım olur bence. evet, adam çürük raporu alıp askerlikten yırtmış ama düşündün mü acaba ne acılar çekmiş, ne bedeller ödemiş de adamı askerliğe elverişli bulmayıp muaf tutmuşlar? çekilen bu acıların yekûnü, bence en kallavisinden bedeldir benim saygıdeğer arkadaşım...

    aslında her şey askerlik şubesinde elime tutuşturulan formdaki ''daha önce ameliyat oldunuz mu?'' sorusuna ''evet'' dememle başladı. ''elinizde, geçirdiğiniz operasyona ilişkin raporlarınız var mı?'' diyordu bir sonraki soruda da. ''var'' dedim. benimle ilgilenen memur, geçirdiğim operasyonun sorun teşkil edip etmeyeceğine askeri tabiplerin karar vereceğini, lakin askeri tabiplere muayene olabilmemin öncesinde aile hekimime uğrayıp asker hastanesine sevk almam gerektiğini anlattı. aile hekimime, geçirdiğim bisiklet kazasında sağımı solumu güzelce kırdığımı, kırıkların düzeltilmesi adına 2.5 saatlik bir operasyon geçirdiğimi anlattım. operasyonda neler yapıldığına ilişkin sakladığım tüm raporlarımı ve röntgenlerimi gösterdim. aile hekimim geçen 5 dakikanın ardından asker hastanesine sevkimi uygun gördü. (o gün o saatlerde, bir ay sonrasında elime çürük raporu alacağım aklımın ucundan dahi geçmiyor bak. %1 ihtimal vermiyorum çünkü kazadan sonra kişisel gayretimle ve maddi olanaklarla, özellikle de yaptığım sporla olağanüstü toparlandım. halen günde ortalama 40 km bisiklete biniyorum.) aile hekiminden aldığım sevki, askerlik şubesine götürdüm. orada saman kağıttan yapılmış koyu renkli bir zarf verdiler elime. zımbalı bir zarf bu. açmamam gerekiyormuş. açarsam geçersiz sayılırmış. zarfı asker hastanesindeki görevli kimseler açmalıymış.

    sabah 09:30 gibi haydarpaşa gata'daydım. meğersem çok daha erken gelip, o gün muayene olabilecek 40 kişilik listeye adımı yazmam gerekiyormuş. evet sabahın köründe gidiyorsun ve kimse yokken orada masa üstüne bırakılmış listeye adını yazıyorsun. görece geç kaldığım için o sabahki gidişim hiç ama hiç işe yaramadı. ertesi gün ise 07:15'te oradaydım. listeye 22. kişi olarak adımı yazdırabilmiştim. mesai 08:30'da başlayacaktı. koridorda hastalardan ve hastabakıcılardan başka kimsecikler yoktu. diğer yedek subay aday adayları ile sohbet muhabbet derken iki saat çabucak geçiverdi. 09:30 gibi hemşire hanıma ne zaman muayene olabileceğimi sordum. ''öğle molasından sonraki ilk hastasın sen'' demez mi? sabahın 09:30'u ve ben teee 13:30'da muayene olacağım. hastaneden çıkıp kadıköy'e gittik oradan arkadaşlarla.

    saat 13:40. neyse girdim içeri. pırıl pırıl bir doktor var karşımda. bembeyaz önlüklü fit ve yakışıklı bir doktor. derdimi anlatayazmıştım ki kendisi aile hekimimin tuttuğu notu yüzüme okudu. ''evet'' dedim. hiç vakit kaybetmeden ''röntgen çektir gel tekrar'' dedi. röntgen çekildi. röntgen gören tabip, röntgenin yorumlanması adına röntgenimi evrak bürosuna bırakmamı ve iki gün sonra bıraktığım yerden alıp yanına gelmemi istedi. bu iki gün zarfında bi tabip yarbay röntgenimin raporunu yazıp raporu tsk'nın bilgisayar sistemine girmiş. iki gün sonrası röntgenimi alıp tekrar doktora gittim. başka bir askeri tabip vardı ve o da beni muayene etti. bu, daha detaylı bir muayene idi. ikinci* tabip, nihai kararın bir üst tabip tarafından verileceğini* söyleyip 12:00'de kendisiyle beraber yukarıya çıkacağımızı, kapı önünde mesai bitimini beklemem gerektiğini söyledi. 12:00'de bekleyen 3 arkadaş yukarı çıktık tabiple. bizi kapısında ''dersane'' yazan bir sınıfa aldılar. o sırada ikinci tabip cep telefonu marifetiyle eriştiği hocasını durumlarımızın karara bağlanması adına yanına çağırdı. geçen 15 dakikanın ardından içeri giren uzman tabip, gerekli incelemeleri takiben operasyon geçirdiğim tarihi sordu. operasyon izimi görmek istedi. bir kitabın sayfalarını yokladı uzun uzun. oradaki maddelere baktı ve ve ve nihayetinde (hangi sebepten ötürü çürük aldığımı belirten) kodu, röntgen filmimin kapağına yazıverdi. rakam ve harflerden oluşan 5 karakterli bir kodtu bu. uzman* doktorun kararının ardından muayenemi yapan ikinci doktor, rapor tutulması için beni ''nöbetçi doktor odası''na götürdü. kaza sebebi, kazada vücudun aldığı hasar ve operasyonun niteliksel adını falan bilgisayardaki ilgili kısma tıbbi bir jargonla aktarıverdi. bu arada bazı kağıtlara imza atmam istendi. attım. sonra kocaman bir defter getirildi. ki o defter hayatımda gördüğüm en büyük defter idi sanırım. oradaki boşluklara da bu detaylar yazıldı. ad soyad, ıvır zıvır... ''gel şuraya hem sol elin hem de sağ elin baş parmaklarıyla parmak bas'' dendi ve o kallavi deftere parmak bastım. ''sonuç ne olacak acaba doktor bey?'' diye oldukça çekingen bir tavırla sordum. ''senin çürük alma ihtimalin var ama öncesinde sağlık kurulu'na çıkacaksın'' dedi. tabip, verdiği kağıtla önce sekretere uğramamızı istedi.

    sekreterin elimize tutuşturduğu bir sürü kağıdı ilgili yerlere imzalattık; teslim etmemiz gereken yerlere teslim ettik falan... sonra yine yeniden bölüm sekreterine uğradık. tam 11 gün sonraya gün verdi. bir imza için 11 gün. 11 gün sonra geldim. bu sefer de ertesi sabaha randevu verdi. dediği saatte yanında olduğumda, tc kimlik numaramı bilgisayara girerek işlemlerimdeki aşamayı kontrol ettiğinde, ''sana çürük vereceğiz'' dedi. o an bünyemde feci bir rahatlama oldu. işin kötüsü, sevindiğimi de belli edemiyorum. hafif hafif üzülüyormuş gibi de yapıyorum. oturduğun sandalyeden fırlayıp 9/8 göbek atasın geliyor ama nerdeeeee! zira insan sağlık kurulu'nda son anda bir pürüz çıkmasından da endişe ediyor. ''ya bi aksilik çıkarsa?'' sorusu serde dolaşıp duruyor. tam coşamıyorsun da son ana dek.

    sekreter hanım saat 10:00 gibi hocanın geleceğini, hemen oracıkta röntgenlerimize, evraklarımıza bakacağını söyledi. etti mi sana dördüncü tabip. (abi ne zaman sonuç alacağız? bıktım yemin ederim oraya git, buraya git. şunu şuraya imzalat, bunu buraya imzalat.) neyse ki tabip binbaşı geldi odaya, sırayla alıyor hastaları. benim kazamı bilgisayar ekranından okudu ve ''nasıl yani bisiklet kazası mı bu?'' dedi; ben de akıcı ve ilgi çekici bir üslupla, fazla da uzatmayarak kazayı anlattım. ''işte geçirdiğin o kaza senin askerlik yapmana mâni sesege'' dedi üzgün bir ses tonuyla. benim üzülebileceğimi falan düşünüyor zahir. üzülür müyüm hiç! şemmamme oynamamak için zor tutuyorum kendimi. allaaaaah!!!

    öğlen 13:30'da da klinik şefinin yani profesörün odasına çıkarıldık. (oldu mu sana beşinci tabip?) hakkımızda verilen kararların doğruluğu, evraklar üzerinden kontrol ediyor. bizler odanın dışında bekliyoruz. onun da geçirdiğim ameliyatın önemini onamasından sonra heyet'e çıkmaya hak kazandık. evet, artık o herkesin sözünü ettiği 10-15 kişilk heyetin önüne çıkacak ve 1 aylık koşuşturmacamızın neticesini alacaktık. yarın sabah 09:00'da sağlık kurulu'nun orada olun; 13:30 gibi de işiniz biter dedi sekreter hanım. bu arada o sekreter, hayatımda gördüğüm en agresif kadındı. stres ve yoğun iş temposu kadını resmen delirtmiş, verem olmanın eşiğine getirmişti. azarlar gibi konuşmasına gereken cevabı veririz aslında vermesine de, işimiz onunla. köprüden geçiyoruz. köprüden geçene kadar... o kadına bayağı beddua ettim bak yalan yok.

    askeri tabipler mi? harikulade insanlar. içeri girdiğinizde ''buyrun oturun lütfen'' demeleri, kısa zamanda çok hastayla ilgilenme gayretleri, mütevazı tavırları diğerlerini bilmem de benim çok hoşuma gitti. gerçekten askeri tabiplerden boş yere çekinmişim. gurur duydum inanın her biriyle. ama işte o sekreter bizi mahvetti. fazla yaşamaz zaten o. bu üzüntünün bu stresin içinde boğulur gider.

    cuma saat 09:50. 80-100 kişi isimlerimizin okunmasını bekliyoruz. saat 10:03. beş kişi beş kişi isimler okunuyor hoparlör sisteminden, ismi okunanlar doktor heyetinin önüne çıkmak için kapısında asker bekleyen kapıdan içeri giriyor. dikkatle dinliyoruz okunan isimleri. ''sesege!'' denildi, elimde kimliğimle daldım içeri. anaaaaa! harbiden de 15-20 tane doktor, u şeklindeki bir masanın etrafına dizilmiş nihai raporları onaylıyor. bu başlıkta yazıldığı gibiymiş sahiden de. neyse adım soyadım içeride de okundu. ''evet benim'' dedim. ''askerliğe elverişli değildir'' dedi en başta oturan tabip. tanrım sen büyüksün. tanrım seni çok ama çok seviyorum. ne kadar şükretsem sana azdır.

    sağ ve sol baş parmaklarımla önüme uzatılan kağıdın altına parmak bastım. ''çıkabilirsin'' dedi doktor. raporlar 11:30'da dağıtılacağı söylenmişti günün sabahında. 11:30'da doktorun biri elindeki kağıtlarla ''gelin arkadaşlar'' dedi bizi koridordan alıp bahçeye çıkardı. ismi okunan raporunu alıp gidiyordu. askerliğe elverişli değildir raporumu en sonunda almıştım. askerlikten yırtmış olmanın mutluluğuyla sohbet ede ede ve bir daha da girmemek üzere çıktık haydarpaşa gata'nın ön kapısından. bir arkadaşım hatıra kalsın diye videomuzu bile çekmiş.

    https://vine.co/v/o5mq1wxfhv5
  • verilene kadar ilgili şahsın anasından emdiği sütün burnundan getirildiği rapor türüdür.

    benim gittiğim askeri hastanede, bu konuda anlatılan türlü türlü hikayelerin aksine sağlık sorunum yok dediğinizde yüzünüze bile bakmadan sağlam mührünü vuruyorlardı kağıda ama falanca sorunum var dediğinizde bilin ki macera yeni başlıyor.

    m.s. 1993

    boğaziçi hayallerine kapılan lazpalle anadolu üniversitesi'nden kaydını sildirmiş mutlu mesut evinin yolunu tutmuştur, lakin karakoldan kaçak olduğuna dair celpnamenin de aynı evin yolunu tuttuğundan bihaberdir. mevcut durum karşısında yusuf yusuf moduna giren kahramanımız, bu işten sıyrılamazsa askerlik sonrası tahsilin neredeyse hayal olduğunu bildiğinden kara kara düşünmektedir. bu aşamada devreye giren anne, oğluna geçirmiş olduğu tüberküloz hastalığını muayene esnasında askeri makamlara bildirmesini salık verir. lazpalle ise, o sıralar bildiğin sırım gibi delikanlı olduğunun farkındadır, haftada iki üç gün halı sahada maç yapmakta, bununla da yetinmeyip üstüne mahalle parkı basket şenliklerine dahil olmaktadır.

    tüberküloz geçirdiğimi bildirmemin akabinde elime uzun bir muayene kağıdı tutuşturdular. istanbul'da ne kadar askeri hastane varsa hepsini ziyaret ettim. gözlemlerimi maddeler halinde sıralayacak olursak,

    - gözle görülür bir sorun olmadığından doktorların hepsi istisnasız olarak askerden yırtmaya çalışan vatandaş muamelesi yapıyorlar

    - askerliği kaldıramadığı için hava değişimi almış bir sürü elemana denk geldim hatta bir tanesi filmleri değişmemiz için para teklif edecek kadar ileri gitmişti

    - her muayene vs. öncesinde kimlikler toplanıp sıra size geldiğinde hızlı ve hatasız bir şekilde kimliğinizdeki bilgilerle ilgili soruları cevaplamanız bekleniyordu.

    - kapıda duran emir erleri ile ilgili düşüncelerimi gg ne olur ne olmaz diye yazmıyorum.

    muayenelerim yaklaşık bir ay sürünce bu işte bir iş var sanırım benim askerliği erteleyecekler diye düşünmeye başlamıştım. kurul günü geldiğinde benden önce oldukça kilolu bir eleman girdi, tartıldı falanca ay sonra tekrar gelsin kararı verilip gönderildi.

    daha sonra benim adım okundu

    şimdi ne etki bırakır bilemem ama o yaşlardaki lazpalle'ye domal sikeceğiz deseler

    - hemen komutanım!

    diyeceğim bir ortam vardı.

    devasa bir salon, upuzun ay şeklinde bir masa ve arkasında askeri doktorlar.

    salonun ortasındaki devasa bir çapa resmi üzerinde durmamı söylediler.

    lazpalle!

    askerliğe elverişli değildir!

    on saniye içinde her şey olup bitmişti. ben tekrar muayene gibi bir karar beklerken bu karar karşısında kendimi sanki eksik yarım bir adam gibi hissetmiştim.

    o an aklımdan gitmeyen bir sahne ise sırada bekleyen diğer elemanların gözlerindeki hayranlık, gıpta ve kıskançlık karışımı bakışlardı.

    işin komik olan yanı ise bu kadar süreçten sonra lise mezunlarının 3 sene tecil hakkı olduğunu öğrenmiş olmamdı.

    edit: tarih düzeltme
  • askerliği sırasında anasından emdiği süt burnundan gelmiş tüm zat-ı şahaneler, sizin çürük raporu alıp askerlikten yırtmış olmanıza bozulur. resmen deli olurlar. kendisi sürüm sürüm sürünmüş ya, istiyor ki sen de sürün, sen de rezil ol. bırakın konuştuğunuz taksiciyi kırtasiyeciyi, arkadaş çevrenizden bile muafiyet almanıza ifrit olanlar olur. kudursunlar amk!

    herkesin bildiği tek bir şey vardır: o da, çürük raporu almanın oldukça zor olduğudur. bilirler ki para ve torpil geçmez. rica ile alınacak bir şey zinhar değildir.
  • ankilozan spondilit ve ailevi akdeniz ateşi hastası olarak 2 yıl boyunca belirli dönemlerde sürüklenip, eziyet çekerek, uğraşa uğraşa aldığım rapor. bunu "askere gidemedim..." "bize ters.." gibi düşüncelerle almayan adamlara gerçekten akıl sır erdiremiyorum. gitmediğim için çok huzurluyum. hele o askeri hastanelerde zavallı, kimsesiz, cahil erlere yapılanları gördükçe gerçekten insan bunu almak için daha bi kasıyor. sabah 6 - akşam 7 gibi saatler arasında periyodik olarak 2 hafta boyunca uğraştırdılar. sistem bunu gerektiriyor çünkü. toplasan 5 kişinin muayene edilmesi 7 saat falan sürdüyor. sabah 6 da gelip hiçbir şey yapamadan akşam 7 de döndüğüm de oldu. sıra bile gelmedi. hepsi çok değerli komutanlarımız sayesinde oldu. orada 6 saattir bekleyen adam insan değilmiş gibi sikik teğmen bile gelip önünüze geçebiliyor. çünkü orası askeriye. komutan eşlerinden bahsetmedim bile henüz dikkat ettiysen. türlü türlü ruh hastası askerlerle, doktorlarla iletişime geçtim. yüzbinmilyon baloncuk testler yapıldı. radyasyon verdiler lan vücuduma daha ne yapacaklar. aldım. çürük olmak ya da olmamak önemli değil de siz ayakta 4 saat askeri heyete girmek için içerideki paşaların baklava ve çaylarını bitirmelerini her tarafınızda envai çeşit hastalıklı adamla beklerken, 1 telefonla milletvekili çocuklarının işlerinin hastaneye gelmeden halledildiğini görmek koyuyor.
  • testis kanseri tanısı konup, çocuk sahibi olanlara da verilen rapor.