şükela:  tümü | bugün
  • e biz turkler bunu putrefaction'dan öte çürüme diye biliriz bilmesine de mor rengi yakıştığından mor'dan türevler üretmişsiz.

    bizim bir hareketimiz ya da doğal yollardan oluştuysa (bkz: morarma), (bkz: morarmak)
    dışarıdan birisi tarafından renk değişimine tabi kaldıysak da (bkz: moratmak) deriz.

    amma velakin detayları da vardır elbet o zaman (ara: morarm*)
  • gömülme veya tahnitleme işlemi yapılmamışsa kişi çürümeye başlar. çürüme ölümden itibaren 24-36 saatte olur. istisnaları vardır;
    -sabunlaşma(saponifikasyon) : ceset ıslak/nemli ortamda kalırsa, vücuttaki yağ dokusu değişiklik gösterir ve çürümeyi geciktirir.
    -mumyalaşma(mumifikasyon) : sıcak ve kuru iklimlerde ceset açıkta kalarak kurur. mikroplar üreyemediği için çürüme de önlenmiş olur.
    -salamuralaşma(maserasyon) : tuzlu ortamda veya kapalı sıvı ortamda kalma ile olur. genellikle öldükten sonra ana rahminde birkaç gün kalan bebeklerde(cenin) görülür.
  • çürüme sanki bir kendiliğindenlik değil, her hayatın kendine özgü devingenliğiyle ilgili bir sonuç ya da sebep ; balçığından kokusuz yeni 'ben'ler üretmek birnevi belki...
  • (bkz: curufinwe)*

    edit: bu entry, başlık türkçe karakterden ari biçimde curume halindeyken yazılmıştır.
  • (bkz: entropi)
  • (bkz: #31855603)
  • adli tıp çalışırken gelmedim. zaten bir şey üzerine çalışabilsem çürüme neden aklıma gelsin ki?

    rhea entrysinde ölümden 24-36 saat sonra başladığını yazmış yukarıda. öncesinde 3. saatte başlayıp 12. saatte maksimuma ulaşan rigor mortis olmak zorunda. ama çürüme için ölmenin şart olmadığı da bir ihtimal.

    kaskatı kaldığımız anlar olmuyor mu? sadece atp yokluğundan değil daha günlük anlamda kullandığımız enerjinin yokluğundan kaynaklanan bir duraklama/katılık; ölüm katılığı denilen seviyeyi de geçiyor. hayatta olmama şartı aranmamalı, dalından kopmayan meyveler de çürümüyor mu olduğu yerde?

    her günün birbirinin aynısı olduğunu dinlenme ihtiyacı duyunca fark etmem. periyodik aralıklarla buzdolabını açıp boş boş baktıktan sonra kapatmam çürüme sayılmalı. sonra o kadar boşluğun içinde daralıp iş olsun diye de değil ama buzdolabını düzenlemeye başlamam?

    buzdolabında çürüyen meyveleri attıktan sonra içime bakmaya yönelten, verimsiz geçen zamanların bıraktığı izler de livor mortis'im olsun.

    edit; kenarda dursun sonra toplarım derken yollamışım ya ben bunu.
    oysa doğumdan itibaren mi çürüyoruz yoksa belli bir yaş sınırı var mı? diye düşünüp ekleyeceklerim vardı. hoş sonuç değişmiyor; çürüme, entropi, yaşlanma, dalgınlık ya da her neyse...
  • yenilenmektir. yaşam formunda hiçbir şey kaybolmaz sadece evrilir ve dönüşür. belki de bu açıdan bakmalı hayata. her çürüyen madde bir yeniye dönüşüyorsa, buna mucizevi hayat döngüsü penceresinden bakmalıyız. buna sebep olan döngüyü dogma hikayelerinde aramaya devam eden insanlık ise, zihnen çürümekten asla kurtulamayacaktır.
  • dervişin neresi çürürse* orası konuşur. bu da kabul edilebilir bir iyiliktir.

    {rusbrock [jan van ruusbroec/john of ruusbroec] gömüleli beş yıl olmuştur; mezarından çıkarılır; bedeni hiç bozulmamış durumdadır, arıdır (elbette! yoksa öykü olmazdı); ama "yalnızca burunda bir küçük nokta vardı ki, hafif bir iz taşıyordu, çürümenin belirli bir izini."} roland barthes - fragments d'un discours amoureux

    ["bu yüzden sol", dorn'a göre, "tanrıdan sonra ilk gelen, her şeyin babası ve yaratıcısı şeklinde doğru isimlendirilmiştir çünkü varolan her şeyin tohumsal ve biçimsel erdemi onda gizlidir". bu güce kükürt denir. kükürt, en yakın bağları yeryüzündeki güneşle olan sıcak, şeytani bir yaşam ilkesidir; "merkezi ateş" veya "ignis gehennalis"tir (cehennem ateşi). bundan dolayı nigredo [karalık] ve putrefactio* [çürüme] ile yani ölümle örtüşen bir sol niger [kara güneş] vardır. civa gibi simyadaki sol da değişkendir.] carl gustav jung - aspects of the masculine

    (bkz: wabi sabi/@ibisile)
    (bkz: elli ikinci gece)
    (bkz: fethi kabir/@ibisile)