şükela:  tümü | bugün
  • (çürümek) saglamligini, dayanikliligini yitirmek.
    (bkz: bertilmek)
    (bkz: curuk)
  • bir ruh hali.

    çürümek içten başlar. iç dediğim burada yürek oluyor. önce yürek yüklüğün en altında kalmış eşya gibi sıkışmaya başlar, yıllarca biriken eskilerin ağırlığı bir anda çöker. uzun süredir gözyaşlarını içeri akıtmaktan nemlenen kalp çürümeye başlar. ben hüzün diyeyim, sen sıkıntı de, anneannem karabasan desin, arkalardan birisi afagan diye seslensin, öbürüsü hayır hafakan olacak diye düzeltsin. daha ne kadar karanlık duygu ismi varsa hepsini sayalım.. tüm bunlar halaya durup insanın içine doluşur. elin kolun bağlı, kafayı öne eğip geçmesini beklersin. arada ofh diyip yüzünü avcunun içine koyarsın, bir sigara yakarsın, bacak bacak üstüne atarsın, filme gidersin, tatlı yersin, belki içersin. ama hepsi nafile tabii, bir kez çürüme başlamıştır. şu anlattığım belki insanın en aciz halidir.

    zamanla çürüme izleri dışarıdan görünür hale gelir. saçlar parlaklığını yitirir ama bu çok önemli değil bunu geçelim. gözlerin feri söner, bakışlar hep yerlerde dolanır. sözlerden zehir damlar. duyanı çok incitir, acı verir. bu halini farkeden kişi, çürüğünü kimseye bulaştırmamak için susar, gözlerini kaçırır, yolunu değiştirir, evine saklanır. uyuyup bu kabusa son vermek ister. yorganın altında da işkence bitmeyince yeryüzünden sessizce silinebilmek en kuvvetli dileği olur.

    yorganın altında ayaklarını kıvırmış, ortadan ikiye kesilmiş solucan gibi kıvranan biçarenin tek dermanı sevilmektir. tüm zehirli sözlere, uğursuz bakışlara, saatlerce susmalara bir tek hakikatle sevenler katlanabilir. şu yorganın altındakini seven birisi varsa ona sesleniyorum. dostu, sevgilisi, annesi, ebesi her kimsen.. hemen dondurma kepçesini kap ve ona koş. yüreğinin çürüklerini özenle sıyırıp, top yapıp atman lazım. açılan boşluğa da gani gani sevgi şefkat kondurmak da icap eder. sonra tut elinden gezdir onu. denize baksın, kuşlara baksın, su birikintilerine gözü dalsın, bankta omzunda uyusun. gör bak yavaş yavaş yüzü gülmeye başlayacak. bir gün bir bakacaksın o da sana, veya daha güzeli, bir başkasına derman olmuş, yüreğini ısıtmış, çürümekten kurtarmış. böyle böyle hepimiz içimizdeki kurtlu, pis kokulu, çamur deryasından kurtulacağız. çok inanıyorum ben buna.
  • herhangi bi aktivitede bulunmak, bişeylerle uraşmak varken, boş boş durup sıkılmak, zamanı boşa harcamak ya da istenmeyen bi aktivitede veya yerde bulunup daral gelmesi durumları
  • bezmek,baymak,uyuşukluk yapmak,oluruna bırakmak,monoton gidişata dur bile diyememe hali.
  • doyumsuz bir bedri rahmi eyüboğlu şiiridir ve şöyledir:

    "her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
    hatıralar bile
    o hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
    o hatıralar ki tüyden hafif
    gök mavisinden duru
    etten kemikten uzaktırlar
    o hatıralar ki
    bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
    gel demeden gelir
    git demeden giderler
    nur topu gibi açıldıkları olur bazan
    sonra sızım sızım sızlarlar
    her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
    birbiri içinde
    birbiri peşi sıra
    bir tad dudakta
    bir ses kulakta
    sen toprakta çürürsün canım kardeşim
    ben ayakta"
  • bir sessizlik,
    kokusuz,
    güneş doğuyor,
    batıyor sonra,
    bir sessizlik,
    kokusuz,
    buruşuyor sonra beyin
    o zaman,
    haber veriyor,
    çürüyorsun
    yavaş yavaş,
    çürümek?
    hiç fark etmedim,
    bir dolap yetiştirin
    buzlu olanından,
    dondursun derinden,
    dolaplar geciktirir sade,
    çürümüşe ne fayda!
  • bir toplumun yılgınlıklarını kanıksamasıdır.
  • - çürümek süreğendir.

    - çürüyen insanda görülen ilk belirti ise durağanlıktır.

    *

    - çürümek, varamamaktır. durağanlığın süreğenliğidir.

    - çürümek geç kalmamaktır, ve erken gelmemek. ama yine de, zamanında ulaşamamak.

    - "çürümek de yaşamaktır." (s. beckett)

    - çürümek, hayallerden vazgeçmektir. isteyerek değil, farkında dahi olmadan. hayallerinin bir önemi kalmaması demektir.

    - çürümek, hiçbir eylemde bulunmadan bir şeyler olmasını beklemektir. aslında beklemek bile değildir, yalnızca durmaktır. sonrasında da kalmaktır.

    *

    - çürümek, yanlışa, haksıza, zalime eskisi gibi baş kaldıracak gücü kendinde bulamamaktır. ses çıkarılacak yerde sessiz kalmak, görmezden gelmektir. en kötüsü- yanlışı görememektir.

    - çürümek, savunacak ideası kalmamak demektir. bir şeyi savunmaya ihtiyacı dahi olmamak.

    *

    - çürümek, içinde bir şeylerin değişeceği inancının yok olmasıdır. hiçbir şeyin iyiye ya da kötüye gitmeyeceğini düşünmeye başlamaktır.

    - çürümek, tüm sivri duyguların törpülenmesidir.

    - çürümek, kör olmak da değil, görememek.

    - çürümek, hayatın sevilen yanlarını kaybetmek ve bunu fark etmemektir. tüm yanlar kaybolunca içinde yaşadığınız artık dikdörtgen bile değil, çemberdir.

    - çürümek çemberde köşe aramaktır. köşe asla bulunmaz ve bu durum çürüyene asla garip gelmez.

    - çürümenin özünde kabullenmek, garipsememek, önemsememek ve sonunda vazgeçmek vardır.

    - vazgeçmek çürüyeni bu döngüden kurtaracaktır. ne var ki, çürüyen durağandır, eyleme geçmeyi akıl edemez.

    *

    - insan yaralar, zaman çürütür.

    - çürüyemeyecek şey yoktur. hisler çürür, bellek çürür, vicdan ve sonunda ruh çürür. hepsi zamana bağlıdır yalnızca.

    - meyve olgunlaştıktan sonra çürümeye başlar, insan da öyle.

    - "beş yaş insanın en olgun çağıdır sonra çürüme başlar." (a. canıgüz)

    *

    - "sen toprakta çürürsün canım kardeşim, ben ayakta.." (b.r. eyüboğlu)

    - "nerede tükettin ömrünü? bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet – geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. iz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?" (cioran)
  • çürümek; yapmak isteyip de, "yapmak gerek" dedğiniz herşeyin biriktiği yanınızdır.
    diğer yanınız ise mecburiyetler.
  • ecevit 1977 kasım'ında niğde'ye gidiyor, miting yapmaya. işte ecevit'in forsunun hala parladığı zamanlar, şehir şehir geziyor miting miting gürlüyor. ki o zamanlar miting yapmak şimdiki gibi değil, kürsüde konuşanla aşağıda dinleyer arasıda daha yakın bir irtibat var. neyse miting başlıyor, ecevit konuşmaya başlayacak ama bizimkiler ortalığı inletiyor tek yol devrim diye diye. ecevit selam diyor, karşıdan tek yol devrim! geliyor, ortanın solu diyor yine tek yol devrim, demirel diyor, erbakan diyor halk tek yol devrim diye slogan atıyor.. biz nereye geldik diyor ecevit sonunda ama sinirleniyor bir ara, "tek yol devrim değil, devrim değil tek yol oy oy! ben oy istemeye geldim siz devrim diyorsunuz" diyor. şimdi neden bunu anlattın derseniz, yanlış anlaşılmasın sosyalist hareketin daha yeni yeni üzerinden attığı 30 yıllık yenilgisini ecevit'e falan bağlayacak değilim, ama bülent ecevit'in çürümesi de biraz o zaman başlar demek isterim. ister siyasette, ister gündelik hayatta, ister kişisel ilişkilerde insanın canlı, değişken ve devrimci olanla bağını koparıp atmaya çalıştığı zaman genellikle çürümeye başladığı andır da demek isterim. koparırsan ölürsün, muktedire bağlanırsan, oksijen diye diye derinde yatana değil yüzeydekine bağlanırsan çürürsün. nitekim sağımız solumuz çürük dolu.

    ha bir de çürümek aslında batı dillerinde neyin, nerede, nasıl çürüdüğüne bağlı olarak bir kaç farklı kelime ya da kelime grubuyla karşılanıyor. en çok hangisini seviyorum diye şimdi baktım almancanın şimahteninden çok faulen'i ve modern'i çok güzel ama en sevdiğim yunancası eksasteno, insanı yaşam sonrasına gönderiveriyor. bizim çürümenin yanına eklenen bozulmak ve kokuşmak gibi meselenin çevresinden dolaşan ve her türküye giden eğlencelerimiz de var ama çürümeyi bir fiil olarak pek tanımıyoruz. bizde çürüyeni görebilmek, çürümeyi anlayabilmek için canlı olanı, yaşıyorum diye bağıranı, kıpır kıpır dolaşanı, tek yol devrim diyeni de görmek, duymak gerekiyor da yoksa çürükler arasından çürük beğen, kokuşanlar arasından en az kokanı bulsan ne fayda, onu diyorum.