şükela:  tümü | bugün
  • nostaljik eylemdir asla vazgeçmem.
    babamın ,erkek kardeşimin ve bir de sevdiğimin fotoğrafı hep durur cüzdanımda. telaşla cüzdanda bişi ararken gözgöze geliveririz bazen sevdicekle. kocaman gözlerini görünce günümün geri kalanının güzel geçeceğine inandığım bir totemim bile var hatta.
    daha sık görmek için pencereli cüzdan almaya yeltenirim hep ama bir türlü kısmet olmaz. kim bilir belki de totemimin temeli tesadüfen görmemdir.
    babamla kardeşceğizimin fotoğrafları da mütemadiyen özlediğimden ayrılmaz yanımdan. cünkü bilirim ki onlar da cüzdanlarında bi tek benim fotoğrafımı taşırlar.
  • bazen canı çok acıtan eylemdir.

    yaklaşık 1 yıl önce kaybettiğimiz canım dedemden geriye kalan eşyalardan biri de cüzdanıydı. açıp baktığımızda içerisinde 55 yıllık hayat arkadaşı babaanemin, çocuklarının ve biz torunlarının fotoğraflarını gördük. hayatı boyunca kalbine sığdırdıklarını bir de cüzdanında taşımış benim aslan dedem. nurlar içinde yatsın.
  • (bkz: ilk facebook)
  • yapmadığım eylem. sadece kendi fotoğrafımı taşıyorum o da lazım olursa diye. biyometrik. ruhsuz muyum ey sözlük??
  • resmi işlerde lazım olur zihniyetimden dolayı birkaç tane kendi fotoğrafım vardı, bir de lisede ve üniversitede kızlarla vedalaşırken al-ver yaptığımız anı olsun fotoğrafları... ha bir de dayımın cenazesinde yakamıza takmamız için dağıtılan fotoğraf vardı.

    yıllar sonra -11 sene falan- cüzdanımı değiştirdiğimde fotoğraflar eski kartlarla birlikte eski cüzdanda kaldı. eski kartların yerini yenileri aldı. yeni cüzdanımdaki fotoğraf boşluğunu ise arkadaşlarımın cüzdanlarına bakınca anladım. eşlere ait vesikalıklar vardı hep. hayatımdaki boşluğu cüzdanımdan fark ettim gibi bir şey oldu.

    birkaç gün sonra 10 kasım'da bir avm girişinde atatürk fotoğrafı uzattılar. almasam kendime kızardım, aldım ama ne yapacağımı bilemedim. atmak kutsalıma dokunmak gibi geldi ve sonra dedim ki çocukluğumdan beri sevdiğim, saydığım bu adam cüzdanımdaki o yere layıktı.

    cüzdanımı açtığım zamanlarda insanların önce kaşlarını çatıp gördüğünü anlamaya çalışmasını, kim olduğunu anlayınca da yüzlerinde gülümseme belirmesini seviyorum. atatürk gül'ü de seviyorum. (çocukluk defterlerimden birini bulduğumda her yerine atatürk gül yazdığımı görüp şaşırmıştım. şimdi düşününce kemal adını veren matematik öğretmenine özenmişim gibi geldi.)
  • yasitlarimin bir donem yaptiklari sevgi gosterisiydi. kisiler sevdiklerinin yakinlarinin fotograflari cuzdanlarina koyardi cunku ozlem cektigi anda hemen cikartip cuzdandaki fotografa bakiyordu. ozellikle benim cocuk oldugum donemlerde -7/10 yas- abilerimiz -20/23 yas- cuzdanlarinda sevdikleri kizin fotografini tasirlardi. o donemde universiteye giden abiler ise cuzdanlarinda hem sevdiklerinin hem ailesinin fotografini tasirdi. bahsettigim donemlerde cep telefonu yoktu anlayin iste.
    ilerleyen zamanda cuzdanda fotograf tasima furyasi azaldi eskisi kadar cok degildi. eviler eslerini, uzaktakiler ailelerinin fotografini tasiyordu.
    zamanla beraber teknoloji ilerledi gelisti boylece kisiler cuzdanlarinda fotograf tasimak yerine akilli telefonlarin ekran goruntusu olarak sevdiklerinin fotograflarini kullanmaya basladilar.
    simdi cuzdanda fotograf tasimayi birakin cogu kisi -ben dahil- cuzdan yerine kartvizitlik kullaniyor.
  • başıma gelen çok garip bir olayın, başlığı olabilir bu;

    geçtiğimiz haftalarda şehir dışına çalıştığım şirketin bir iş görüşmesi için gittik. getirisi oldukça büyük, aynı işi yapan tüm firmaların ağzını sulandıran cinsten. yapılacak projenin görselleri, teknik çizimleri, yapım süresi, talep edilen ücret vesaire derken uzun bir toplantı oldu. toplantıdaki rahat tavırlarım, samimiyetim işi verecek firma sahibinin ilgisini çok çekti. toplantıda masanın başında oturuyordu, sağ tarafında kendi mimarları, müdürü sıraya dizilmişken, hemen solunda ben ve firmamızın sahibi, müdürü. "bu işi size vereceğim" dedi birden bire sessizlik oldu odada, sonra sözüne devam etti benim gözlerimin içine bakarak. "cüzdanında sevdiklerinin fotoğrafını taşıyor musun" dedi. odadaki herkes afalladı, ben de dahil. o kadar uç nokta anlamsız bir soruydu ki biraz durup "evet" dedim. çıkardım cüzdanımı, oturduğum sandalyeye astığım montumun iç cebinden. fotoğraf konması için yapılan kısım oldukça doluydu ki gerçekten aile bireylerim, kaybettiğim amcam dahil gerçekten sevgi beslediğim insanların vesikalık fotoğrafları vardı. masaya bir kaçını koydum. yüzüme bakıp keyifle gülümsedi, şöyle dedi babacan bir tavırlar "cüzdanında hala fotoğraf taşıyan insana güvenmemek olmaz" dedi. ardından, projeyle ilgili başka sohbetler ve sözleşmeler imzalandı, işi aldık.

    uzaktan geldiğimizi bildikleri için, toplantıdan sonra bizi yemeğe davet ettiler. asansöre binip lobiye inerken, asansördeki sessizliği tekrar bozdu bizim babacan müşteri "sevgiyle yaşayan insanlar, işlerini de sevgiyle yaparlar. bak sevgi bazen bir fotoğraf olur, bazen türkü ama cüzdana giren en değerli şey o'dur"

    herkes eve mutlu döndü, bense 35'lik rakıyla. kazandıklarımı ve kaybettiklerimi aynı cüzdanda taşımanın yükünü hafifletmek öyle zor ki atlas olsam kaldıramam. roman karakteri gibi insanlar var, içinde yoğrulduğu hayatı sadece savaş olarak görmeyen, insanın ruhuna sevgiyle dokunmayı bilen. iyi/güvenilir insanı, kötüden ayırmak için sadece cüzdandaki fotoğrafa güvenecek kadar olgun olmak, hayatı koklamak ve baharın sadece çiçekten ibaret olmadığını görmek büyük farkındalık.
  • cüzdanım da bulunan 2 fotoğraf da askeri üniformalıdır.
    birincisi kara harp okulu üniformasıyla kardeşim ve askeri öğrenci rütbesi.

    ikincisi arkadaşın er kiyafetleriyle çekilmiş fotoğrafı ve üniformasından söktüğü piyade er neftesi.
  • neredeyse fotoğraf albümü taşırdım cüzdanımda. albümün yarısı "hanım canlısı koleksiyonu"ydu. neredeyse her çektiği vesikalık foto vardı sıpanın. 17 sene sürdü o koleksiyonu yaratmak. gel zaman git zaman boşandım, artık cüzdan rahat.
    bi kardeşimin fotosu kaldı bir olgun'un, bir de amcamın.
  • facebook'un ilk versiyonudur
hesabın var mı? giriş yap