• efendim, bu herkes için geçerli olan bir durum değil galiba. daha ziyade, "kitap okumak", "müzik dinlemek", "sinemaya gitmek" gibi standart hobileri çıkarınca dımdızlak kalan, yazacak bir şeyi olmayan yeni mezun gençlerin sorunudur. bu ara ulan "film izlemek" değil ha, "sinemaya gitmek". misal ben, sinemaya giderim öyle otururur, eve gelirim. neyse, çok zordur cv'nin hobi kısmına bir şeyler yazmak.

    tabi tersi durumlar da olmuyor değil.

    bir keresinde beni asla beni kabul etmeyecek, etseler bile benim reddedeceğim, hatta üstüne para verseler (salak!!!) çalışmayacağım bir şirkete iş görüşmesine gitmiştim. asıl amacım, insan kaynakları departmanında beklerkene, bisküvi ve kahveden nemalanmak, bir sigara patlatmak, sonrasında ise "biz yedik allah arttırsın sofrayı kuran kaldırsın" diyip, ortamdan fiti fiti uzaklaşmaktı. ama olmadı iki gözüm olmadı, kahretsin ki olmadı. kahvenin son yudumunu alırkene, herhangi bir yerde görseniz "aha bu gadın allahıma ik'da çalışıyor" diyeceğiniz tipte bir kadın, sizin tabirinizile gadın, ulan ne kaba adamlarsınız. neyse kadın geldi ve beni görüşmeye davet etti.

    tabi ben rahatım, nasıl olsa olmayacak diyorum içimden. sallıyorum da sallıyorum. hobi kısmına gelindiğinde ise coşmuştum arkadaşlar. 9 yaşında violensel çalmaktan girip, 15 yaşında kürek takımı ile şampiyonluk yaşamaktan çıkmıştım. ha bu ara küçük bir ayrıntı, yaşadığım şehirde, herhangi bir su birikintisi yok. bizimkisi biraz daha kazma kürek takımıydı anlayacağınız.

    artık duramazdım. elit bir ailenin zıpır çocuğu olmuştum gözlerinde. memur çocuklarını ezip, ekonomik olarak daha üst kesimden çocuklara "hay yaşa yavrum" çeken zihniyet karşısında hayatımın en rahat anlarını yaşıyordum. verdikçe veriştiriyordum.

    atmaya o kadar alışmıştım ki, kimse beni durduramıyordu. hırsla, şehvetle yalan söylüyordum. en sonunda, "broadway'de sahne almıştım" diyordum ki, şirketlerin özel güvenlik departmanıyla o anda, hastanelerin de nöroloji ve kişilik bozuklukları bölümüyle de iki saat sonra tanıştım.

    hobilerim: kitap yalamak, müzikmek (yanlış yazmadım), tiyatro sahnesinin tozlarını almak. bir de yeni doğduğumda annemler kontrbas çaldığımı söylüyorlar. tabi küçükken her şeye yatkın oluyor insan.
  • iki sebepten olabilir. ilk sebep kişinin pek hobisi olmamasıdır ki başlığın açılma amacı da bu sanıyorum. bir de benim gibi "hobi yazıyım ama saçma mı oluyor acaba bunu yazmasam mı" insanlarının yaşadığı zorlanmadır. zaten cv ye hobi yazmanın anlamsızlığı malumunuzdur, yani fotoğraf çeksem ne sualtı sporu yapsam ne masa başı işi için başvuruyorsam, hatta ne kadar az hobi o kadar iyidir böyle alımlarda özünde, sosyal adam dakka başı izin ister yok akşam kursum var bilmem neyim var der, haftasonu şehir dışındayım mesaiye kalamam der, der oğlu der. asosyal öyle mi yat burda evladım sabaha kadar çalış de yaşasın der. sonra bu da çok asosyal grup çalışması yapamıyo demek yok ama*.

    sadede gelirsek, mülakatta konusu açılmalıdır çok isteniyorsa hobi filan mevzuları, yazmak istemiyorum ne cv ye ne iş başvuru formuna, geriliyorum işte var mı ötesi.
  • üzerinde uzun uzun düşünmeden ata binmek yazılabilir.. ancak, müdür de at sevdalısı çıkar ve işe de kabul edilirseniz, artık hafta sonları nasıl kaytarırsınız onu bilemeyeceğim.. bahtınıza kalmış..
  • (bkz: hobilerim)
  • bunu aşmak için pek çok üniversitede de öğrenci toplulukları bulunmaktadır. vakti zamanında bunlara katıldıysanız hem cv'nize bunları ekleyebilir hem de hobi kısmında bunu destekleyebilirsiniz.
  • cv hazırlamayı fobiye çevirebilecek hadise. yalnız bunun tersi, cv'deki hobilerin bokunu çıkarmak daha tehlikeli kanaatindeyim. hobiler kısmına, karımla pişti oynamak yazanı görmüştüm. yatakta mı oynuyosunuz diyecektim. sonra ne kadar iğrençsin, ayrıca da formelsin dedim kendi kendime. sempatik işte, karısıyla pişti oynuyormuş. iyice sinirlendim, senin bir karın bile yok diye bağırdım kendime. o an kendime geldim tabi. ne karısı lan, ben kendim karıyım.