şükela:  tümü | bugün
  • bir zhang yimou filmi imis. biraz buyu ve bir miktar hokkabazlik yardimiyla bir ingmar bergman filmi bile olabilir imis.

    pek bi renkli, pek bi guzel. gong li ise ayri guzel.
  • "da hong deng long gao gao gua" icün, cinli yönetmen zhang yimouya seytanin bacagini kirdiran, uluslararasi basari saglayan film diyebiliriz. basroldeki güzel insan gong li, zengin bir cinlinin 4. karisi olarak bir eve yerlesir. zengin cinli, her gece 4 karisindan birine gitmektedir, gidecegini beyan ettigi kadinin oturdugu yerde her gece kirmizi lantern(ler) (türkcesi nedir bilemiyorum, lambamsi bisey iste) yakilir. film sakin, yavas ama son derece görsel bir anlatim ile 4 kadin arasindaki ölümcül cekismeyi anlatmaktadir. bu acidan paralelligi tartisilamaz bir akrabasi icin (bkz: harem suare). güzel filmdir netekim de kelebek eki üslubuyla tanittigim icin özür diliyorum ben.
  • bir nev'i mavi sakal hikayesi. ozellikle, geceyi koca ile gecirecek esin ayagina masaj yapilirken cikan sesleri duymaya katlanamayan diger eslerin yasadigi ic sikintisi beni feci sekilde etkilemis, hatta isyana suruklemisti. ayrica bunlar bir yana, sadece zhang yimou'nun filmografisinde cok ozel bir yerde durmaz bu film. kanimca '90'li yillarin da en iyi filmlerinden birisidir. sinema sinema olali boyle bir renk kullanimini, boyle bir zerafeti ve gong li gibi ustun varliklari az gormustur. o nedenle kiymeti biline.
  • ayrica 1992 yilinda, istanbul film festivali cercevesinde kirmizi fener adiyla gosterilmistir.
  • zhang yimou cin ulusal balesi ile bu filmin balesini chen qigang'in muzigi ile sahneye koymus ve gectigimiz yil bir dunya turnesi gerceklestirmistir.
  • icinde yazari su tong'un su satirlarini barindiran mushtesem guzellikteki film:

    "good or bad, it's all playacting.
    if you act well, you can fool other people;
    if you do it badly, you can only fool yourself,
    and when you can't even fool yourself,
    you just can fool the ghosts."

    dunyada herhalde cok az sanatci bir hikayeyi zhang yimou gibi bu denli guzel anlatabilir*.
  • görüntüleri ve tasarımı müthiş, konusu ve öykünün anlatılışı açısından son derece sıradışı, leziz bir film. ingilizce ismi raise the red lantern.

    filmin sanat yönetmeni cao jiuping film hakkında şunları söylemiştir:

    ben çalışmalarımda güçlü bir gerçeklik duygusu yaratmayı seviyorum, bu yüzden de setleri stüdyodan çok dış mekanlarda kurmayı tercih ediyorum. film için doğru olduğunu düşündüğüm bir yer bulduğumda, bu yer tasarıma ilham kaynağı haline geliyor. boş stüdyoda durarak böyle ilham almam imkansız. raise the red lantern'i hazırlarken çin'in her tarafında izcilik yapıp yer bulmaya çalıştık. her ne kadar birkaç potansiyel yer bulmuş olsam da (ki aralarında, raise the red lantern için kullanmadığımız ama iki yıl sonra to live'deki kumarcının evi olarak kullandığımız bir yer de vardı) bunların hiçbiri beni pek mutlu etmemişti. pekin'e dönmek üzereyken birden shanxi'de bulunan taiyuan'ın dışındaki chou ailesi şatosu köyü'nün daha önce görmüş olduğum bir fotoğrafını hatırladım ve eve dönüş yolunda oraya uğramamızı önerdim. birbirine bağlı bahçeleriyle bu eski malikaneye varır varmaz doğru yeri bulduğumuzu biliyordum – altıncı hissim (bizimle keşif gezisine gelmemiş olan) zhang yimou'nun “işte bu” diyeceğini söylüyordu. bir zamanlar varlıklı bir ailenin sahibi olduğu malikane, ailenin devrim sırasında kapı dışarı edilmesiyle bir komünist parti okuluna dönüştürülmüştü ve bu yüzden bu kadar iyi durumdaydı. yapım tasarımcısı olarak benim görevim filmin geçtiği dönemin ayrıntılarını yeniden oluşturmaktı. ju dou'da olduğu gibi renkler önemli bir rol oynuyordu; kendi yaptığım fenerlerin kırmızısı ile diğer yerlerdeki nötr renkler arasında kontrast yarattım. karanlıkta asılı duran bu fenerlerin gerçekleşmekte olan trajedinin gerçek görgü tanıkları olduğu hissinin oluşmasını istedim.

    raise the red lantern'in öyküsünde fenerler vurgulanması gereken önemli bir ayrıntıydı; shanghai triad'da kapı aralıklarının ayrıntılarına odaklandık çünkü öykünün çoğu, genç köylü çocuk shuishengin gizemli olaylara açık kapılardan şahitlik etmesiyle anlatılıyordu. kapılar başka bir açıdan da önemli motiflerdi; karakterler ancak bu kapılardan geçerek shanghai yerlatının labirentlerinden çıkış yolunu bulabiliyorlardı. raise the red lantern, bir opera gibi oldukça stilize edilmiş bir filmdi. the story of qui ju yaklaşım açısından daha belgeseldi. filmin yaklaşık %50'si gizli kamera kullanılarak çekildi; kameraların qui ju'nun köyündeki her şeyi görme ihtimali olduğundan, köyün her ayrıntısını ince ince tamamlamamız gerekti. öyküde anlatılan köy yaşamının sadeliğini ve güzelliğini uyandırmak istedik. her zaman kostüm tasarımcısıyla yakın çalışırım; araştırmalarımızı birbirimize anlatır, film için yaptığımız eskiz çizimleri birbirimize gösteririz. genellikle kostüm malzemesinin ve renk seçimlerinin yapılmasına yardımcı olurum. bu filmdeki bütün tasarım öğeleri için önemlidir çünkü oyuncuların giydiği kostümler yakın çekimlerde ya da bir çekimin ön planında görünür. aynı zamanda görüntü yönetmeninin filmi aklında nasıl canlandırdığını anlamak için özel çaba harcarım. onun ne yapmak istediğini öğrendikten sonra ona kompozisyonlarına yardımcı olabilecek dekor malzemeleri sağlayarak onu şaşırtmayı severim – bu malzemelerin hepsini kullanmayacak olsa da (belki de daha tutumlu olmayı öğrenmem gerekiyordur).

    (yukarıdaki iki paragraf wunjo tarafından çevrilmiş olup türkiye eğitim sistemine bir aramağan olsundur, evet).
  • sinemada bilet alırken filmin orijinal ismini söylemeyi tercih edenler içi kabus gibi bir film olmuş olsa gerek:

    - hangi film için?
    + da hong deng long gao gao gua
    - güvenlik!
  • bir film nasıl okunur? eleştiriye konu edilecek şeyleri filmin kendisi mi sunar yoksa eleştirenin gözlemlediği görüngüler mi? yazarlar söz konusu olduğunda ortak bir uylaşım yaratma çabasının devreye girdiğini söyleyebilir miyiz peki? bunu düşünen sinema eleştirmenleri vardır muhakkak. ne de olsa godard, sinema eleştirmenlerinin sinemayı uzaktan var eden kutlu kimseler olduğunu söylüyor.

    da hong deng long gao gao gua; ismi zor kendisi bizzat şiir olan bu film nasıl okunur? allah'tan dilimizin ağusunu almasını dileyip deneyelim.

    sinema, gücünü insan ve o'na bağlı hikayelerden alır. (bu duruma 'maalesef ki' diyen bir hocam vardı)
    peki bu hikayeler nasıl anlatılmalıdır? bu büyük sinemacıların kendilerine her zaman sordukları soru olmuştur. zamanın ritmi, insan yüzü, nesne ayrıntıları, ses, oyunculukta yabancılaşma. ve daha nicesi diye uzatılabilecek, gücünü yalnızca sanatçının hayal gücünden alan yöntemler.

    burada durup, itiraf etmeyi yazıya başlarken tasarladığım şeyi söylemek istiyorum; söylediklerimin hiçbirinin bu filmle ilgisi yok! film bana o kadar çok şey düşündürüyor ki, zihnime ve kalbime musallat olan bu düşüncelere karşı koyamıyorum.

    filmin hak ettiğidir:

    sevdiğimiz şairden "medeniyet, kültürün ilerleyip kendi donukluğuna varmasıdır" cümlesini beş dakikalığına ödünç alıp bir şey söyleyebiliriz belki. sinema biraz da medeniyetlerin uzak coğrafyalardaki izdüşümlerini takip etmek için vardır. varlığını hala sürdürmekte olan medeniyetlerin serimlenmesiyle, çoktan tarihin dibine çekilmiş medeniyetlerin serimlenmesi arasında da fark vardır. en azından bana göre. bir medeniyeti oluşturmaya ha gayret koşan kültür parçacıklarını, medeniyetin bir yerine eklemlenip tarih boyunca o medeniyetin bir parçası olarak kalacağını fark ederek sırıtan adet topluluklarını tarihsel yolculukları esnasında izlemekten daha zevkli ne olabilir? -buradan sinema ve tarih ilişkisine geçilebilir ama yapmayalım-

    zhang yimou, kendi medeniyetini kamerasını ortadan ikiye bölüp yarısını sanat yönetmeni cao jiuping'e vererek gösteriyor bize. manzara ve renkler, insanın kaçınılmaz biçimde kendisiyle var ettiği hikayenin tamamlayıcılığına soyunuyor. öyle bir tamamlayış ki bu bizi, film boyunca güzellikle ölüm arasında kalan bir yerde hareketsiz bırakıyor.

    derken jenerik yazıları..