şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ted hughes'un sylvia plath ile ilgili 1998 yılında yazdığı tamamen otobiyografik olan bir şiir; nergisler. çevirisini de yapmış bulunmaktayım. buyrun:

    nergisler:

    hatırlar mısın nergisleri nasıl topladığımızı?
    kimse hatırlamıyor ama ben hatırlıyorum.
    kızın gelmişti kucak dolusuyla, hevesli ve mutlu,
    yardım ediyordu hasata. o unuttu.
    seni bile anımsamıyor. ve biz onları sattık.
    saygısızlık gibi geliyor kulağa ama biz onları sattık.
    çok mu fakirdik? yaşlı stoneman, bakkal,
    patron bakışlı, tansiyonu şalgama dönük morlaşan
    (son şansıydı bu onun,
    ölecekti sencileyin bir sonraki büyük donda),
    ikna etti bizi. her baharda
    hep aldı onları, düzinesi yedi kuruştan,
    ‘bir ev geleneği’.

    aslında, hala daha emin değildik sahip olmayı istediğimizden
    herhangi bir şeye. genellikle açtık
    herşeyi bir kazanca dönüştürmeye.
    hala göçebe-hala yabancı
    kendi mülkümüzün tümüne. nergisler
    ikinci dereceden yaldızıydı tapu senetlerinin,
    sahipsiz definelerin. sadece geldiler,
    ve sürdürdüler gelmeyi.
    çimenlikten değil de cennetten düşercesine.
    hayatlarımız hala daha bir akındı kendi iyi şansımızın üzerine.
    biliyorduk sonsuza değin yaşayacağımızı. öğrenmemiştik
    gelip geçici bakışının sonsuzluğun
    nergisler olduğunu. hiç özdeştiremedik
    düğünsel uçuşunu az rastlanır ephemera’nın-
    kendi günlerimizle!

    sandık ki onlar beklenmedik bir yardım.
    tahmin edemedik son bir kutsama olduklarını.
    sattık onları böylece. onları satmaya çabaladık
    sanki görevliymişcesine başka bir kimsenin
    çiçek bahçesinde. eğilirdin ona
    o nisan yağmurunun altında- senin son nisanın.
    eğilirdik orada beraberce, yumuşak feryatları arasında
    itilip kakılmış saplarının, ıslak darbeler sarsardı
    kızsı dans giysilerini-
    taze çıkmış gelinböcekleri, nemli ve dayanıksız,
    açılmışlardı çok erkenden.

    kırılgan ışıklarını yığdık bir marangoz sırasına,
    dağıttık yaprakları düzinelerin arasına-
    buruşmuş kılıç yapraklar, eğilip bükülme, zorlu hava, çinko-gümüş kaplama-
    destekledik toy saplarını kova suyuyla,
    yayvan, etli saplarını,
    ve sattık onları, demedi yedi kuruştan.

    rüzgar yaraları, sancılar koyu topraktan,
    kokusuz madenleriyle,
    yalazlı arınışı derin mezarın taşsı soğukluğundan
    buzun nefesi varmışcasına-

    sattık onları, soldurmak için.
    ekin sıklaştı bizim onu seyrekleştiremeyeceğimiz denli bir hızla.
    sonunda, yorulduk
    ve düğün hediyemiz makası kaybettik.

    her mart tekrar yukarı çıktıklarında
    aynı soğanlardan, aynı
    bebek çığlıkları erimiş karda.
    müziğe erken balerinler, titrekler
    kurak rüzgarlarında senenin.
    o aynı kabarışında belleğin, çırpınarak
    geri dönüyorlar senin oradaki eğilişini unutmak için
    gerisinde bir karanlık nisan’ın yağmurlu perdelerinin,
    saplarını kırpan.

    ama bir yerlerde anımsıyor makasın. neredeyse orada.
    burada bir yerde, ağzı tamamen açık,
    nisan’dan nisan’a
    çökmekte derinlere
    çimenliğin ortasından- bir çapa, pastan bir haç.
  • (bkz: the daffodils)
  • sopor aeternusun dead lovers sarabande face two albümünün son şarkısıdır....
  • ingiltere'de baharlarin vazgecilmezidir.
    (bkz: nergis)
  • malia'da bunların sarısından vardır. (bkz: yellow daffodils)
  • tame impala'nın kevin parker'ı ile mark ronson'ın işbirliği leziz şarkı. hala bu kadar güzel şarkıların yapılabiliyor olmasına ve hala neden bu şarkıyla ilgili tek bir entry dahi girilmediğine şaşırıyor ve sizi bu şahane şeyle başbaşa bırakıyorum.

    http://youtu.be/-owklf2hlp0
  • bir şarkı ancak bu kadar güzel zortuldayabilir.
    (bkz: mark ronson)
    (bkz: kevin parker)
  • https://www.youtube.com/watch?v=h0dax7dalq4 coverını orijinalinden daha iyi buluyorum.