şükela:  tümü | bugün
  • arthur rimbaud'dan bir alıntıyla başlıyor.

    "dayanılmaz olan tek şey, hiçbir şeyin dayanılmaz olmamasıdır."
  • karşıma, benden daha
    sessiz biri çıktığında, sesimi yükseltirim
    namussuz biri çıktığında, namus timsali kesilirim
    salak biri çıktığında, akıl veririm
    günahkar biri çıktığında, onu ayıplarım
    .....
    iyisi çıktığında, kaçarım
  • ya çok erkendir bunu duyduysan, ya da bir şeyler eksik kalmış.
  • --- spoiler ---

    gaza'nın yazdığı gücün gücü makalesi ve bu makalede bahsettiği spiral yönetim şeması mükemmeldir. müthiş bir demokrasi eleştirisidir.
    --- spoiler ---

    ayrıca çok rahatsız edicidir. okumadan bu başlığa gelen kişilere uyarım olsun. hakan günday, resmen sizi rahatsız etmek için uğraşmış. dayanması zor, ama dayanabilirseniz ödül büyük. 5 saatlik uçak yolculuğunda elimden bırakamadım.

    born to be wild
    raised to be civilized
    dead to be free
  • eşimle birbirimize bakıp gülümsüyorduk tatlı tatlı. üst dudağımızla, burnumuz arasındaki mesafe pek genişti o zamanlar, maymunlara benziyorduk. çok tatlıydık, tatlı tatlı. pek kıllıydık, yumuş yumuş. dişilerimiz ufak tefek, erkeklerimiz iri yarıydı o zamanlar. eşimle birbirimize bakıp gülümseyebiliyorduk hala çünkü ortalıkta çok fazla dişi veya erkek yoktu, eşlerimiz yerine tercih edebileceğimiz. tabii yine yapıyorduk ufak tefek çapkınlıklar ama nadir. ama ender. ama az. eşimle birbirimize bakıp gülümsüyorduk masum masum. maymun maymun.

    yazın ağaçların altında gölgelikti, yayılırdık. zaten sıcaklar şimdiki gibi sıcak da değildi. ozon henüz delinmemişti. sanayi manayi yoktu. fabrika bacalarından gökyüzünü delecek füzeler tütmüyordu. arabalar yoktu. 4x4'ler yoktu. o kadar da sıcak değildi zaten.

    soğuk? evet soğuktu kışın. pek bir soğuktu. telef olurduk. ne önemi var?! zaten telef olacaktık bir gün. ha 15 yaşında, ha 45?!

    tadını çıkarırdık kısa ömrün ve günü geldiğinde ölürdük: savaşta, kavgada, kazada, hastalıkta...

    soğuk ille de ölüm demek değildi. ateşi bulmuştuk. etrafında dönüyorduk. etrafında dans ediyorduk. üstünde hayvan çeviriyorduk. hayvan eti pek lezzetlidir. bizi de öldürüp yese birileri, ne farkeder?!

    kısacası güzel günlerdi. derdimiz tasamız yoktu. sürprizlerle karşılaşmazdık. pekala hayatımızın her anı sürprizdi, sonuçta ağacın arkasından kaplan bile çıkabilirdi ama sürprizlerin olacağı belli olduğu için genel olarak sürprizler sıradan hayatın bir parçasıydı. alışmıştık. hızlı yaşayıp, genç ölüyorduk. en azından insan gibi yaşıyorduk. insan gibi savaşıyorduk. insan gibi sevişiyorduk. insan gibi ölüyorduk.

    daha ''gelişmemiştik''.

    daha sonra 100 yıla yakın yaşamaya başladık ama insan gibi değil, lanetli, buruşuk, altına sıçan, muhtaç, gereksiz ve çöp gibi. pekala bunalıma girip intihar edenlerimiz de oluyordu ama intihar öyle kolay edilebilecek bir şey de değildi. üstelik insan gibi sevişemiyorduk da artık. tam sevişecek güce erişiyorduk, yaş ilerlemiş oluyordu, kuş ötmüyordu. kadınlar da menopoz oluyordu zaten. gençlere meylediyorduk ama sübyancılıktan müebbet dışlanmışlık yiyorduk. zaten dışlanmışlığı yemeseydik de gençler buruşuk bedenlerimizi pek sevmiyordu ve kırışık buruşuk avuçlarımızı yalıyorduk; parmaklarımızı emiyorduk, genç ve diri memeler dururken. öyle işte, anlayacağın pek bir çirkinleştik bu muasır medeniyetle birlikte. pek bir hantallaştık. kavgadan korkar olduk. erkek dediğin kaslı olur di mi? nerdeee? hak getire. hepimiz yağ bağlamıştık. yuvarlak adamlar olup çıkmıştık. böyle muasır medeniyeti sikeyim afedersin. mağara yok, mortgage var. koşmak yok, metal katiller - arabalar var. her gün trafik kazasında kaç kişi ölüyor sen biliyor musun? haa, yukarıda ne güzel genç ölüyorduk deyip, burada genç yaşlı demeden öldürüyor diye arabaya lanet okuyacak değilim. araba muasır medeniyetin laneti zaten: egzozuyla doğayı sikip attığı gibi; çarptığı, çarpıştığı zaman da insanı sikip atıyor, oleyyy!!!

    daha eski, daha güzel; daha yeni, daha çirkin. mi acaba? çünkü bu yaptığım ikiyüzlülük: 1. teknoloji gelişmese ben bunu nah yazar, sen beni nah kötülerdin!, 2. benim gibi embesiller nah görürdü 20 yaşını o devirde çünkü hak eden yaşardı, güçlü olan yaşardı ve ben bu göt ve bu göbekle yaşamayı hak ediyor olamazdım. yaaa.

    daha anlatacaklarım var:

    kimsenin uğramadığı bir başka başlık burası. yalnızız. keyfine bak. kimseye söyleme. bugün limon kimyon zorro okudum. limon, kadınları çok suçluyor sevişemediğimiz için. limon'a bayılsam da sevişemediğimiz için hemcinslerimi suçlamaktan yanayım ben. kusura bakma ama amışacam/sikişecem sonra da abim tarafından gebertilceksem, kız olsam ben de vermezdim. amarlar/sikerler öyle işi.

    açıkçası bir erkek sikmek yerine ammak kullanmamalı. amamaz ki?! ben seksist olmayayım diye yırtınıyor gibiyim ama yani nasıl amayım? amım olsa zaten sözlük'te ne işim vardı? bırak sözlük'ü, sanal aleme bile uğramazdım amına koyim. upsi. seksist küfür. kızlar amsın, ben sikmeye devam. zaten bi burda sikebiliyom, sikcem anasını. sikerim ha!

    dahası var:

    limon makyaja karşı. çünkü bu makyaj malzemeleri için hayvanları öldürüyorlarmış. yani limon'un birçok başka sebebi de var makyaja karşı olmak için ama esas nedeni hayvanların katledilmesi. düşündüm. haklı. sonra kendimi savunmaya başladım. ben, makyajsız kadın sevmiyorum. makyajsız kadın ile erkek arasında fark görmüyorum. insandan zaten tiksiniyorum, düşününce. deri, kemik, kan, damar, bağırsak, mide, bok - iğrenç!!! sadece bok değil, kan da, damar da. saydıklarımın hepsi iğrenç. kadınlarda da var bunlar ve ben kadınlar için ölüp bitiyorum. düşününce kadınlardan da tiksiniyorum. kendimden de. kafama patlayıcı bağlayıp, iğrenç, kırış kırış, nemli nemli, et ve kas yığını her ne boksa o beynimi havaya uçurmak istiyorum. düşünmeyeceğim, tamam. ama erkeğe benzeyen kadına ilgi duyamam. makyaj şart. siz benim kadar hastalıklı değilseniz, psikolojik sorunlarınız yoksa makyajsız da yapabilirsiniz sanırım ama ben makyajsız kadın görürsem yüzümü çeviririm. erkeklere de hiç bakmam zaten. çok yakışıklıysa farklı tabii. yeşil veya mavi gözler sıradan gelmiyor bana. kadının makyajıyla nasıl kandırıyorsam kendimi, yeşil ve mavi gözlerle de kandırabiliyorum kendimi. makyajı sevme nedenim de renkli gözlerle hemen hemen aynı: renkler! yeşil, mavi, kırmızı, pembe, bordo, mavi - oje, ruj, pudra, rimel... siyah da olur ama koyu olsun. bazen koyu olmasa da oluyor amk ya ne bileyim açıklayamayacağım ama makyajdan yanayım. balinaların nesli tükense dahi. hatta tükensin balinaların nesli amk!

    hepimizin nesli tükensin zaten! ne demek üremek? sikmişim üremesini! üremesin hiç kimse! ne bir insan, ne bir hayvan! üreyince ne oluyor? al işte ben doğuyorum! ki ben insanlığın yüz karası bile değilim. yani benden beterleri var! ve ona rağmen bok varmış gibi doğurmaya devam ediyorsunuz! hepiniz! insanlar da diğer hayvanlar da! hepsinin amına koyayım! doğuran, üreyen her şeyden nefret ediyorum ve hepinizin soyu kurusun inşallah! amen!

    daha tolstoyevski'nin felsefe setini okumayı bitiremedim. daha onu okuyacağım. bir gün.

    yarı türk yarı fransız bir adam var. tam bir mal. tam bir cahil. hem de zırından! maarri'ye cevap yazıyor: türkçeme niye taktın bilmem ne. ya bi siktir git. önce bir türkçe öğren. bitişik olması gereken da'yı ayrı yazmış, ayrı olması gerekeni bitişik. zaten belli ki türk olmayı eziklik olarak görüyorsun ki yarı fransız olduğunu not düşüyorsun. diğer yandan milliyetçisin. ben milliyetçi olsam senin gibilerle aynı safta olmamak için ideoloji mi değiştiririm. hah ideolojimi olacak işte o, ideoloji mi değil. götelek onu bile farketmedin dimi? dimi değil di mi! değil mi! değiletore! fantastique! amına koyayım senin!

    daha çok tiksindiklerim de var ama bu aralar bu ön planda. baktım adama küfredildikçe adam ilgi odağı olmanın haklı gururunu yaşıyor, bu mutluluğu ve gururu yaşatmamak için bu başlığa sıkıştırdım içimdekileri. ohh!

    daha kötü şeyler olacak. daha dur. daha bekle.

    bi daha, bi daha, bi daha - tövbe, tövbe, tövbe!

    bir daha söyle. seviyor musun? ben de seni, sevgilim.

    daha 17, 17, 17'ydin.

    daha oynayacaktım, öldüm.

    daha?

    daha yok.

    daha ne, daha?

    daha daha?
  • --- spoiler ---

    dünyayı defalarca uzaktan görmüştüm. belgesellerde. kapkaranlık bir uzay boşluğunun içinde, masmavi, yemyeşil, bembeyaz bir küre. kesinlikle anlaşılmıyordu üzerinde çocuk sikildiği.

    --- spoiler ---
  • sonsuz diye bir şey varsa olamaz bir zarftır.

    hiçbir şey sonsuzluk varken, daha yukarda, daha aşağıda, daha az, daha çok ve-sa-i-re olamaz.
  • bazen, bir cümlenin tüm yükünü tek başına sırtlanır da, ses etmez, daha.

    "bir gün daha geçti sessiz, renksiz, hareketsiz, neşesiz, sensiz..."
  • ozan doğulu ve yalın'ın ortak yapımı şarkı.

    eş dost hemen uyandı şu halime
    bi dolu bi boş çabamın istikbaline
    mahalle delikanlıları da destekte
    onlar bu gidişe muhalefet
    çat pat değil sular seller gibi
    okyanus oldum sen karaya deli
    dinleyenin söyleyene şu tavrı
    çok acıklı durdu maalesef
    döksem yollarına dünyaları
    gelmiş geçmiş en büyük aşkı
    canımın üstünde yerin var bekliyorum ooooof
    daha ne diyeyim aman ne diyeyim
    karşı dağların heybetinden mi gireyim
    ben ne bileyim ah ne diyeyim
    yakar o gülüşün kafa bırakmaz güzelim
    daha ne diyeyim aman ne diyeyim
    karşı dağların heybetinden mi gireyim
    ah ne diyeyim ben ne bileyim
    yakar o gülüşün kafa bırakmaz güzelim
    daha ne diyeyim aman ne diyeyim
    ah ne diyeyim ben ne bileyim
  • bitirmemek için ne kadar uğraştıysam da bitirdim kitabı. halbuki gayet güzel uyumuştum, ama olmadı, uykumdan uyandırdı beni. hakan günday, yine bize her şeyi tersten gösteriyor, insanlığımızdan utandırıyor, nefret ettiriyor, hadi bakalım yaşayın şimdi diyor. keşke demese ve iyi ki de diyor.

    ben çok seviyorum bu adamı, ergenmiş, ergenlerin tanrısıymış falan geçin bunları. adam içimizdeki karanlığı, yüzleşmekten imtina ettiğimiz şeyleri çat diye önümüze koyuyor. keşke koymasa ve iyi ki de koyuyor.

    --- spoiler ---

    en büyük zevkim, okuduğum kitaplardaki karakterlerle aramda benzerlikler bulmak, bağlantılar kurmak. ama bu sefer hiç zorlanmadım, gaza'ya ne kadar benzemiyorsam o kadar benziyorum çünkü.

    kendimi eve kapattığım günlerde bu kitabı okumuş olmam tesadüf mü, bu kitabı okuyabilmek için mi kendimi eve kapattım, yoksa kitabı okudukça mı evden çıkamaz oldum tam emin değilim. ama sonunda geldiğim nokta, sigara almak için bile dışarı çıkamamak oldu, şikayetçi değilim. gaza'nın deposu benim için önce evdeki odamdı, sonra yurt odası oldu, sonra da ev. onun üç tarafını çeviren cesetler, benim dört tarafımı çeviren duvarlar. ben de büyüdüğümde hep yalnız kalmak istemiştim, kaldım da, ama bunu isterken sonra ne yapacağımı bilmiyordum. hala da bilemiyorum, o yüzden hiçbir şey yapmıyorum.

    bundan birkaç yıl önce, elime herhangi birinin saçı değse, içten içe çığlık atabilecek kapasitedeydim. bu insanlarla temas meselesinin benim için nasıl bir sorun olduğunu kimseye anlatamadım hiçbir zaman, anlatamam da. hatırladığım veya bilincinde olduğum herhangi bir travma da geçirmedim aslında, sebeplerini bilmiyorum. ama kendi kendime yöntemler geliştirdim, doğru olduğunu iddia edemem fakat oldukça yararlı oldu benim için. neticede gaza'nın linçi varsa benim de kendi yöntemlerim var. artık tanımadığım insanları bile öpebiliyorum, kusma isteğimi kontrol etmekte de zorlanmıyorum. hatta sevdiğim insanlara istekle ve zevk alarak dokunmayı bile öğrendim. zor ve uzun bir süreç oldu ama kendimi geliştiriyorum hala, en zoru da bunu kimseye farkettirmemeye çalışmak. hem benim morfin sülfata da ihtiyacım yok, ilerde olmaz demiyorum ama etil alkol ve tütün legal uyuşturucular olarak işimi fazlasıyla görüyor.

    bunlara odaklanmaktan, kitapta görmem gereken diğer şeyleri görebildiğimden şüpheliyim, eğer kitap okurken cümlelerin altını çizme gibi bir alışkanlığım olsaydı, kitap karalamalardan geçilmezdi. neyse ki öyle bir alışkanlığım yok. kitabı da müthiş politik tespitler içeriyor diye övecek değilim, gerek yok çünkü.

    neyse işte, yine duvardan duvara vuruldum, gaza'yla birlikte cesetlerin arasına gömüldüm, gece uyuyamadım, kitabı okuduğum sürece peşimi bırakmayan baş ağrısı gözlerimi yaşarttı, ateşim düşmedi ama bütün bunlar bu kitabı en az 10 kere okumamı engelleyemez.

    sadece evden çıkıp da tekrar sosyal hayata nasıl karışacağımı ve normalmiş gibi davranacağımı hatırlamam gerek. yalnız okula giderim ama, o kadar boşvermedim henüz, o kadar da değil...

    --- spoiler ---

    bu da kitabı okuduğum sürece dinlediğim, dinlemediğim zamanlarda da kendi kendime söylediğim şarkı, alakası bence de yok ama;

    when it comes to acting up, i'm sure i could write the book.