şükela:  tümü | bugün
  • pek sevemediğim şehir. gidecek arkadaşlara yardım amacıyla kısa süreli gözlemlerimi aktarayım.

    ilk olarak şehrin havaalanını göreceğiniz için zaten senegal ve dakar hakkındaki düşünceleriniz daha ülkeye ilk ayak bastığınız anda şekillenmeye başlayacak. hatta biraz daha ileri gideyim, eğer istanbul'dan thy ile yolculuğa başlarsanız sizinle beraber seyehat eden senegalli kardeşlerimizin tavırlarından ülkeyi epey bir analiz etme fırsatınız olacak.

    afrika'daki bir çok şehir gibi bu şehirde de belirli bir standardın üzerinde yaşamak çok pahalı. gideyim düzgün bi cafe'de bir şeyler içeyim ya da adam akıllı yemeklerin olduğu bir restoranda yemek yiyeyim dediğiniz anda ne demek istediğimi zaten anlayacaksınız. ortalama bir öğle yemeği 30-35 euro civarında tutuyor. ama biraz daha halkın arasına karışıp daha uygun bir şeyler yemek isterseniz o da türkiye'dekinden çok daha uygun gelecektir. tabi bunun bazı dezavantajları var. beyaz olmanın verdiği dezavantajla gezdiğiniz her yerde size zengin piçi gözüyle bakılacak. malesef adamlarda böyle bir mantık oturmuş. beyaz=zengin gibi görüyorlar. bunun için de dolandırılma riskiniz her zaman olacaktır. gitmeden önce alacağım her şey için pazarlık yapmam tembihlenmişti bana. ben de öyle yaptım. arkadaşlarım için hediyelik eşya almak için girdiğim bir mağazada beğendiğim bir tamtam(darbukanın yandan yemişi) için satıcı önce 15000cfa(senegal para birimi) istedi. merci(köpek gibi fransızcam vardır) dedim ve arkamı döndüm. yapılan uzun görüşmeler neticesinde tamtamın yanında bir tanede ağaçtan oyma zürafa biblosunu 4000 cfa'ya aldım. bu örneği adamlardaki pazarlık anlayışını gözler önüne sermek için verdim. dışardan yemek dışında alacağınız her şey için pazarlık yapın. öyle ki taksilerde taksimetre benzeri bir teknoloji olmadığı için taksilerle pazarlık yapıp binin. sonra gideceğiniz yerde bir şok yaşama riskiniz çok fazla. "x'e ne kadara götürürsün kanki?" diye sorduktan sonra söylediği fiyatın yarısı civarında bir fiyata anlaşmaya çalışın. denedim %100 çalışıyor.

    şehir'de bir de büyükelçiliğimiz mevcut. semt olarak adını hatırlayamasam da şehirdeki diğer ülkelerin de büyükelçiliklerinin bulunduğu nispeten nezih bir mevkiinde olduğunu biliyorum.

    şehirde gezip görülecek bir kaç yer mevcut. afrika'nın doğuşunu simgeleyen bir heykel, eski bir fener bir de köle ticaretinin başlangıç noktası olarak kabul edilen bir ada. aklımda kalanlar bunlar. tam bir turist ruhuyla gezemediğim için ayrıntılar konusunda biraz zayıf kaldım.

    flag diye bir biraları var ve sanırım senegal'in yerel birası (bu bilgi garsondan alındığı için hatalı olma olasılığı da mevcut, ayrıca internette belçika birası olduğunua dair bir kaç yalan yanlış bilgi de var). denemeye değer bulduğumu söyleyebilirim. bunun dışında şehirde balıkçılık önemli bir geçim kaynağı olduğundan denebileceğiniz envai çeşit balık var. bunlardan aklımda kalan trimf ya da benzer bir isme sahip bir balık oldu. lezetli. özellikle tavada olanı.

    şimdilik eyyorlamam bu kadar. iyi yolculuklar.

    edit : balığın adı thiof'muş. uyarı için noluo lan'a teşekkürler.
  • bir adet türk büyükelçiliği, thy bürosu, tika ofisi ve çok sayıda türk okulu barındıran, batı afrika'nın en önemli kentidir. okul sayısı sanırım altı. groupe yavuz selim scolaire diye geçiyor nur cemaatinin okulları. bir okul da thies diye bir şehirde bulunuyor.

    büyükelçilik ile tika ofisleri yakın sayılır. ikisi de fann mermoz adlı semtte. büyükelçilik ana cadde olan corniche (bildiğimiz kordonboyu) üzerinde değil, corniche'e dik bir sokak üstünde israil büyükelçiliği ile dipdibe. tika bürosu ise corniche üzerinde. zaten türk bayrağını gören büyükelçilik sanıyormuş.

    dakar senegal'in en büyük şehri olduğu gibi, turistik olarak görülmesi gereken en önemli destinasyonu da. gerçi tarihi iki yüz yıl öncesine dayanıyor. kolonyal dönemden önce burada yaşayan lamu kabilesi burada köylerde yaşarmış. o nedenle dakar'da herhangi bir prehistorik yapı bulamazsınız.

    dakar'a turistik amaçla gideceklere tavsiyem şudur:

    gorée adası ve pembe göl (lac rose/lac rethba) mutlaka görülmesi gereken yerler gibi gösterilse de aslında öyle aman aman olayı olmayan yerler. yine de gorée daha iyidir. görülmesinde fayda var. adaya giden feribot limanının orada bir balık restoranı var; adını unuttum ama bir lübnanlının. orada güzel thiof denen bir balıktan yiyebilirsiniz.

    pembe göl'ün kendisinde fazla bir olay yok ama işte biraz fotoğraf çekip daha sonra okyanusa gidilebilir hemen yakında. dalgalar öyle kuvvetli ki bir türk'ün bir gün boyunca topallamasına sebep olmuştu.

    dakar'da benim şahsi tavsiyem corniche boyunca yürümeniz; spor yapanlarla beraber plajda aerobik yapıp hindistancevizi satanlardan bir iki tane hindistancevizi alıp yemeniz. ya suyu ya da eti oluyor hindistancevizinin. sulu isterseniz eti olmuyor, etlinin de suyu az oluyor. eğer sulu istiyorsanız beaucoup de l'eau, yok etli istiyorsanız chair ya da dur demeniz lazım. 250-300 frank'a satılıyor her biri.

    eğer canınız batılı tarzda avm isterse yine corniche üstünde, radisson blu otelinin yanındaki sea plaza en önemli seçenek. ama burası dakar standartlarının çok üstünde bir yer. fiyatlar da öyle. fakat daha geçen gün burada bulunan bir tuvaleti mum ışığı aydınlatıyordu. mum ışığında etmenin romantik olacağını düşündüklerinden değil; elektrik kesintisi günlük bir olay olduğu için. umut sarıkaya "montla sıç" değil de "mum ışığında sıç" demeliymiş.

    bu durum zaten senegal'i özetliyor. bir iki güzel iş var ama altyapı sıfır. yapılan güzellikler de gözükmüyor.

    gelelim yiyeceklere:

    ben thieboudienne (çebucen) adlı senegal yemeğini tavsiye ederim. balık, pirinç, lahana, demirhindi, manyok, havuç, patlıcan filan var; kendileri elle yiyor ama size bir yerlerden çatal kaşık bulacaklardır eminim.

    bunun dışında senegal yemeklerinde pek iş yok ama thioff denen balık güzel. bulmuşken dakar'da bol bol balık yiyin.

    restoran olarak caesar denen yerde iyi pizza var. aslında dakar'da istanbul'dakinden fazla çin ve uzakdoğu restoranı bulunuyor. arayana mekan bol dakar'da.

    son olarak, eğer doğa olayına meraklıysanız üç tavsiye:

    dakar'da bulunan cape manuel denen yere sabah erken, gün ışımadan gidin. fotoğrafçılık için cazip bir yer.

    bandia denen yerde mini safari yapın.

    eğer gerçek safari istiyorsanız ülkenin güneydoğusundan bulunan niokola koba parına gidin. ama bu hayli zorlu bir iş olacak; haberiniz olsun.
  • afrika'nin en buyuk sehirlerinden biri. tozlu, kirli, moloz dolu sokaklari, mucize eseri calisan eski taksi ve dolmuslari, hava kirliligi, insana yapisan saticilari, ic burkan fakir dilenci cocuklari ile ucuncu dunya neymis, biz neymisiz, avrupa-amerika neymis sorunsalina perspektif kazandiran sehir.

    butun bunlarin yanisira, cok yardimci ve sicak insanlari, sahane restoranlari, konforlu otelleri, supersonik gece yasami, guzel plajlari ile icine dalip ciktiginizda, hep bi daha dalmak istediginiz bir alem.
  • belli bir standardın üzerinde yaşamanın inanılmaz pahalı olduğu, bir tarafta çılgın bir gece hayatı göz kırparken diğer tarafta fakirliğin cirit attığı bir garip batı afrika şehri.

    batı afrika'nın en çok tercih edilen limanı da bu şehirdedir.

    --

    yıllar sonra gelen ek: ayıptır söylemesi dünden beri dakar'dayım, gerçi ayıp olacak da bir şey yok, saint-germain'e taşınıp da sanat galerilerinde fink atıyor değilim -henüz- neticede. lakin az önce sözlüğe bir bakayım dedim ne yazılmış dakar'la ilgili diye, bakmaz olaydım. dün ilk defa geldiğim, öncesinde hakkında en ufak fikrim olmayan dakar hakkında beş yıl önce entry girmişim ciddi ciddi. bir de havalı ki sormayın, belli bir standardın üstünde yaşamanın pahalı olması, göz kırpan çılgın gece hayatı. hayır anlıyorum, götümden entry uydurmuşum da, neden böyle bir şey yapmışım onu anlamadım, hele ki bunu neden dakar üzerine yapmışım onu hiç anlamadım. bu vesileyle yanıltmış olduğum takipçi kitlemden özür diliyor, bundan sonra hakkında en ufak fikrim olmayan konular hakkında atıp tutmak suretiyle entry girmeyeceğime söz veriyorum. bir garip batı afrika şehriymiş.. neresi garip lan, ne güzel şehir işte. tövbe tövbe.
  • ingilizcenize güvenerek gidebileceğiniz şehirlerden biri kesinlikle değildir. halkı ya senegalese ya da fransızca konuşmaktadır. yerel sanatçıların ürettiği ilginç resimler ve tablolar kelepir edinilebilir; tabi çok turistik davranmazsanız. en güzel barlarından biri, nirvana'dır.
  • dakar'da 8 ay kalmış biri olarak çok şey söyleyebilirim. uzun uzun anlatmaktansa özet olarak biz bu ülkenin gelişmişlik seviyesinin çok üstündeyiz. ama hangi konularda, malumunuz kredi kartları yemek çeşitliği, teknolojiyi kullanma(!) vs vs. bunlar son derece boş şeylermiş onu hissettim, asıl onlar bizden üst seviyedelermiş, neden mi? çünkü bir anne yolun ortasında çocuğumu emzirirken kimse rahatsız etmiyor, bir kadın yolda yürürken öldürülmüyor, adamların hiç birinde para hırsı yok, fakirler ama hırslı değiller.
    fransızca dili resmi dilleri ama asıl dilleriyle kendi aralarında konuşuyorlar, volof ırkının dili olan volofça, %90'ı müslüman ülke ama şehrin ortasındaki devasal katolik kilisesinde ibadet yapanları taciz etmiyorlar.

    senegal asıllı lübnanlı sayısı sayıca az değil ve zengin, restorantların geneli kendilerinin elinde, zengin işi arabalar da onlarda ve avrupalılarda, zaten avrupalı turistleri ve orada emekliliğini geçiren fransızları bolca görebilirsiniz. haa bir de üniversite okumaya gelen çeşitli ülkelerden gençleri.(neden orası? sorusuna cevap bulamadım)

    ülkede, sıtma hastalığı, diğer afrika ülkelerinde olduğu gibi grip gibi. ilacın fiyatı bizim paramızla 17 tl civarlarında, fakat halklar fakir geneli doktora gidemiyor, ya yerleşimlere çok uzak ya da yol parası yok, yani ilaç alacak paraları yok bile demiyorum! ve her sene on binlerce insan sıtmadan diğer adıyla 'maleria'dan ölür.

    insanı sıcak kanlı, samimi! bizimki gibi riyakar demek istemedim, gerçekten samimi! müslüman insanlar ama baskıcılıkla göstermelik ibadet etmekten bahsetmiyorum.

    12 ay boyu sıcak bir memleket, gidecekseniz yemek tavsiyem sadece balık olur, mideniz ve bünyenize zarar da vermez, enfes bir balık zevkiniz olur.
  • gittiğim diğer afrika şehirlerine nazaran daha güvenli gibi duran, "ilee de goree" denen " köle ada'sının ziyaret edilebileceği senegal'in başkenti. johannesburg ya da cape town ya da, douala gibi şehirlerdeki bazı siyahi kardeşlerimiz gibi düşman gözlerle, rahatsız edici gözlere denk gelmedim pek, tabii ki, açık renkli tene sahip olunca, "yürüyen dolar" muamelesi görmeniz kaçınılmaz. eğer ki "lac rose" denen "pembe göl" e gelirseniz, buranın pembeyle alakası olmadığını, bildiğiniz tuz gölü olduğunu görüp hayal kırıklığına uğrasanız da, kiralayabileceğiniz atv'lerle, atlas okyanus'unun dibindeki sahillerde mükemmel fotoğraflar çekebilirsiniz. yine okyanus kıyısında, avrupa havası yakalayan yerleşimler varken, içeri doğru girdikçe, sefaletin, acziyetin, tipik afrika fakirliğinin farkına varıyorsunuz. ama geneli itibariyle gözlemlediğim, insanlarının güzel olduğu ve mutlu olduğu ya da mutlu görünmeye çalışıyorlardı. işiniz düşer ya da çalışmaya gidersiniz filan, "burada ne yapılır" demeyin, sahil kenarında güzel bir yerde deniz ürünleri tüketin.
  • bu sehir benim gozumde her yonuyle bir cennet
    bir cok yerin tersine insanlar da bu gercegin farkinda

    seyahatim sirasinda, turk insaat firmalarinin calisanlarindan yerli insanlara kadar herkesle muhabbet etme sansi buldum, cok guzel baliklar yedim ve sehrin en pis yerinden en guzel otellerine kadar tamamini gordum.

    fransizca biliyorsaniz ve biraz da paraniz varsa bu sehirde konyadan, adanadan daha rahat hareket edebilirsiniz

    edit: geçen ay tekrar gitmem gerekti, gerçekten özlemişim, neredeyse bir başkadır benim memleketim diye gezecektim sokaklarında,

    en son gittiğimde magnet almayayım ben buraya tekrar gelirim demiştim, şimdi yine almadım :)
  • çikolata tenlerin benbeyaz dişlerle buluşması ve sıcak, samimi gülümseyişler..hemen her çeşit mutfağın tatlarını buluşturması da ayrı bir güzellik. dün sahilde gördüğüm ilginç bir şey de balon balığı oldu. kirpiye benzeyen bu balığın dişleri de oldukça keskin kimine göre zehirli kimine göre olmasa da ben uzaktan bakmayı yeğledim. evet burası bir balık cenneti eğer sabahın beşinde bile suşi yiyebilirim diyenlerdenseniz burayı görün mutlaka. köle adası, pembe gölü ziyaret ve sonrasında köylere doğru bir safari turu da ilginizi çekebilir.