şükela:  tümü | bugün
  • ilhan selçuk'un düşünüyorum öyleyse vurun adlı kitabındaki iki sayfalık denemesi. dalkavuk ve soytarı arasındaki farkları anlatır.

    benim yazıdan anladığım soytarı yeri geldiğinde krala parmak atabilecek kişidir. soytarıysa, kral başka birinden kazayla parmak yerse '-ahh; sanırım o parmağı ben yedim siz değil hünkarım' diyen kişidir.

    işte o ilhan selçuk'un o yazısı.

    dalkavuk doğu'nun ürünüdür, soytarı batı'nın...

    her ikisi de eski çağlardan beri kurumsallaşmıştır.

    kralın soytarısı sarayda özel yeri olan bir kişiliktir, tahtın yamacına konmuştur, protokolün hem içinde dirhem dışında...

    bir bakarsın ki soylu törenlerin en görkemli dakikasında soytarı yerde yatıp yuvarlanmaya başlamış, prenslerin, düklerin, baronların, kontların, nazırların, rektörlerin, kardinallerin kırmızı bayram balonu gibi şişirilmiş ciddiyetlerini sivri yergileriyle delerek ortalığı birbirine katmış, öfkeleri, kahkahaları, fısıltıları, kaygıları soytarılığın sarmalına dolayıp saray halısı gibi salona yayıvermiş.

    soytarı "evet efendimci" değildir.

    kimi zaman efendisini bile mizahın gergefinde iğneleme yetkilerini benliğinde duyabilir. batı dünyasının hoşgörü kuyusundan çıkrıkla çekebildiği kadarınca yergilerini bağlı bulunduğu egemenin yüzüne karşı söyleyebilir.

    böyle durumlarda kralın suratı asılır bir an, ama aldırmaz görünür.

    -canım bir soytarının söylediğinin soytarılıktan gayrı ne anlamı olabilir ki?..

    soytarı, zanaatının koşullarında, kişilere ve olaylara yönelik yergileri gülmeceye dönüştürüp taşı gediğine koymasını bilen kişidir.

    egemenlik güçlü halktan değil tanrı'dan kaynaklanan kralların saraylarında cins ev köpekleri gibi cins soytarıların bulunduğunu tarihler yazarlar. öyle bir av köpeğidir ki soytarı, kralın çevresindeki soyluları kokularından tanıyıp gülünç yanlarını ortaya çıkarır, alayla karışık, şakayla barışık biçimde vurgular.

    dalkavuk doğu'ya özgüdür.

    ne iğnesi vardır dalkavuğun ne yergisi ne de eleştirisi... dalkavuğun görevi ya "evet efendim" ya da "sepet efendim "le bağlanır.

    osmanlı tarihinde bol bol dalkavukluk vardır da, soytarılığa ilişkin kurumsallık oluşamamıştır. çünkü soytarılık batı tarihinin hoşgörü geleneğiyle bağdaşır, dalkavukluk doğu tarihinin küt kafalı egemenlerine yaraşır.

    soytarı balonları iğneler.

    dalkavuk balonları şişirir.

    ne olursa olsun, ister bir yüksek makamda otursun, ister bir yargı kurumunda bulunsun, ister bilim adamı kılığına bürünsün, ister kalem erbabından sayılsın dalkavuğun soytarıdan besbeter olduğunu tarihler yazarlar.

    çünkü soytarının zaman zaman efendisini uyardığı görülmüştür de dalkavuğun şişirdiği balonlara tutunarak yükselmek kimseye nasip olmamıştır.

    hey gidi dalkavuk...

    sana soytarı bile denemez, çünkü soytarılık senin için rütbe sayılır. sen dalkavukluk için belini kırıp ikiye katlanırken, senin görüntüne bile katlanmak ne büyük acı..
  • "batı’da rönesans döneminde en olgun aşamasına ulaşan saray soytarısının muadili osmanlı sarayında dalkavuktur. şu farkla ki soytarı, doğrudan doğruya kralla alay edebilir, dalga geçebilir. böylece iktidarın yüzüne karşı nükte ya da bugünkü dille söylersek espriler yapıp hem onu hem de çevredekileri güldüren soytarı, toplumda bir tür eleştirel emniyet supabı işlevi görür."