şükela:  tümü | bugün
  • dalkavuk olma durumu...
    fakat eski devirlerde krallar, sultanlar filan, dalkavuklarına özel dalkavukluk liyakatnamesi çıkarırlarmış. liyakatnameyi almayanlar profesyonel dalkavuk olamazlarmış. şahın padişahın filan mührü olmadan (bkz: mühür) dalkavuk, dalkavukluk meslek erbabı olamazmış..
  • kıta avrupası bölgesinde soytarı statüsünde görülen bir iş kolu. ab uyum yasalari nezdinde pozisyonu atlanmaması gereken önemli bir maddedir.
  • ''kadinlarin dalkavukluk etme biciminin erkeklerinkinden farkli oldugu dikkatimi cekti. erkeklerinki gurursuzluk gibi bir sey, kadinlarinkiyse sefkat kiligina giriyor. kadinin bedeni zerafetle yaltaklanma nesnesinin uzerine egilir, yumusak ses tonu, hatta fiziksel kirilganligi kadinin dalkavukluguna uygunluk, bir mesruiyet boyutu katar.''**
  • osmanlı zamanlarından kalma bir meslek. bu meslek eskiden nizamnameleri, olan bir esnaf kuruluşuydu. dalkavuklar kendilerine yapılan her türlü hakarete her küfre ya da fiziksel saldırıya dayanmakla görevliydi. bunun karşılığında yaptıkları şey için para alırlardı.
    bir dönemlerde atılan her tokatın fiyatı 30 para, ellerin ve ayakların arkadan bağlanması 40 para, merdivenlerdn yuvarlama ücreti 180 para idi. dalkavuğu kullanan kişi muhtemel bir sakatlık ya da ölüm durumunda gerekli masrafları ödemekle yükümlüydü.
  • "dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün kazandırdığı faydadan daha fazla olursa o ülke batar." diyor kuvvetler ayrılığı prensibinin mimarı montesquieu. ne zaman batacağını da söyleyip bizleri düşünme, analiz, sentez, sonuçlara ulaşma ve gereken tedbirleri alma çabalarından kurtarsaydı ya.
  • ingilizcesi için (bkz: sycophantic)
  • tanzimat’tan evvelki devirde, bugünkü mecazi anlamı ile dalkavuklar mevcut olmakla beraber, onlardan tamamen ayrı, kelimenin basit lügat anlamına göre isim almış loncası ile kahyası ile ve efradı ile, işleri kibarları ve zenginleri ve onların konaklarındaki, meclislerindeki kimseleri eğlendirmek olan bir ‘dalkavuk esnafı’ var idi.

    ekrem okutan

    sunuş: okuyacağınız yazı, ekrem okutan’ın “dalkavukluk / tarihsel perspektif, siyaset ve basın” adlı kitabından alınmıştır (genç mephisto kitabevi, mayıs 2005). okutan, aktardığımız bölümü, tarihçi reşat ekrem koçu’nun koçu yayınları’ndan çıkan “istanbul ansiklopedisi” (1971) adlı eserinden derlemiş. bugün ak saray’a girip çıkan aydın ve sanatçı bozuntularının yanında osmanlı saraylarında meslek icra eden dalkavuklar çok temiz ve dürüst kalıyorlar.

    osmanlı imparatorluğu dağılma ve gücünü kaybetme süreciyle birlikte, yönetim sisteminde de zaaflar yaşamaya başladı. kuşkusuz bu zaaf, dalkavuklar için bulunmaz bir fırsattı.
    böylece mevcut dalkavukların (yönetimin türlü türlü kademelerinde görev yapan ancak mesleki olarak adlandırılmayan, kendini gizlemiş, tavır ve davranışlarıyla dalkavuk olarak hareket edenlerin yanı sıra ısmarlama dalkavukların, bazı şair vb kişilerin) ve dalkavukluğu meslek olarak yapanların yönetenlerin üzerindeki etkileri de o oranda artmış oluyordu.
    dalkavukluğun bir meslek olarak yapılmasından bahisle ünlü tarihçi reşat ekrem koçu eserinden dalkavukluğu şöyle tanımlamıştır:
    “dilimizde bugün mecazi manada bir tiynet, ruh haletini belirten isim olarak kullanıyoruz; kendi çıkarı, menfaati için bir zengine, veya devlet kapusunda yüksek mevki sahibine yardakçılıkta bulunan adam, uşaktan aşağı ve hatta şerefsiz, haysiyetsiz köleden zelil bir tiptir; bütün insani meziyet ve faziletlerden soyunmuş dalkavuk, bugünkü anlamda hacı yatmaz gibidir; para kaynağı yahut timsalin önünde eğilir, el, etek, ayak öper, ama her zaman menfaatini sağlar, maddi sıkıntı çekmemek anlamında ayakta durur; ayağını öptüğü kimse imkan ve kudretini kaybedince de hemen yeni efendilerinin huzurunda zilletle eğilir ve asla tereddüt etmeyerek düşen efendisinin aleyhinde bulunur.
    “dalkavuğu tokatlayıp kovabilmek çok zordur. ülkeler fethetmiş serdarlar, cihangirler, tahtlar, saltanatlar devirmiş inkilabcılar bile nabızlarına göre şerbet vermesini bilen dalkavukluğu da beslemiştir.” (1)

    dalkavukluk esnafı
    koçu, tanzimat’tan önceki dönemlerde mevcut dalkavukların yanı sıra bu işi meslek olarak yapan bir dalkavuk esnafının varlığını da işaret etmiştir.
    “toplum hayatımızda tanzimat’tan evvelki devirde, bugünkü mecazi anlamı ile dalkavuklar mevcut olmakla beraber, onlardan tamamen ayrı, kelimenin basit lügat anlamına göre isim almış loncası ile kahyası ile ve efradı ile, işleri kibarları ve zenginleri ve onların konaklarındaki, meclislerindeki kimseleri eğlendirmek olan bir ‘dalkavuk esnafı’ var idi.
    “tanzimat’tan önce başa ya külah, ya kavuk giyilirdi. külahı, külahın çeşidini ayak takımı ile esnaf ve asker ocaklarında efrad giyerdi. külahın üzerine, işlerinin, mesleklerinin alameti farikası olarak beyaz dülbent, yahut renkli çember sararlardı; bazı gençlerle bilhassa asker dalkülah olurdu, yani külahlarını, üzerine herhangi bir şey sarmadan giyerlerdi.
    “kavuk ise tüccarın, memurun, kibarın, ricalin ulemanın serpuşu idi ve kavuk istisnasız üzerine mutlaka bir şey sarılan serpuş idi.
    “işleri, meslekleri başkalarını eğlendirmek olan dalkavuk esnafına zelil adamlar kabul edilmişti ve onlara serpuş olarak ayak takımının ve eşrafın ve askerin serpuşu olan külah giydirme imkanı bulunamamıştı; zira, külahlarına ne sararlarsa sarsınlar, yahut dalkülah da olsalar muhakkak esnaf veya askerle karıştırılacaklardı. kavuk ise daima üzerine bir şey sarılarak giyilen serpuş olduğu için o zelil adamlara serpuş olarak kavuk seçildi ve toplum içinde derhal seçilmemeleri için de ‘dalkavuk’ olmaları, yani kavuklarına hiçbir şey sarmamaları emrolundu, bu suretle kendileri de alameti farikaları olan serpuşlarına nispetle ‘dalkavuk’ adını aldılar.
    “dalkavuk esnafı, zamanımızın mecazi anlamla isim almış dalkavukları yanında yedi zemzemle yıkanmış biçarelerdi; tekrar ediyoruz, başkalarını türlü yollardan eğlendirmeyi alenen iş, meslek edinmişlerdi. nizamnameleri vardı ve iş hizmet karşılığı alacakları ücretin narhları vardı. hürriyetlerin alabildiğine kısıldığı mutlakiyet-i mutlaka devrinde, yazın yalısına ve kışın konağına kapanmak zorunda olan devletliler için dalkavuk kullanmak bir ihtiyaçtı.”
    koçu, topkapı sarayı müzesi’nde bulunan 1. mahmut devrine ait, ancak kime yazıldığı belli olmayan dilekçeyle dalkavuk esnafının varlığını ispat ediyor:
    “birinci sultan mahmut devrine ait olup kime hitap ettiği belli olmayan bu vesika bir dilekçedir; bugünkü dilimize çevirdiğim sureti şudur:
    “devletli, inayetli, merhametli efendim
    “kimsesiz dalkavuk kullarınızın arzuhalidir
    “her sene ramazanı şerif geldiğinde istanbul’da, davetli, davetsiz iftarlara gideriz. ulemanın, ricalin, devletin vesair büyüklerin mevki sahiplerinin sofralarında çeşitli nefis yemekler, türlü türlü reçeller, süzme aşureler, şerbetler, tavuk göğüsleri, elmaspareler, helvalar, kaymaklı baklavalar, ekmek kadayıfları, hoşaflar yer içeriz, üstüne göbek tütünü ve kahve ile ikram görürüz. lakin içimizde bazı terbiyesizler bulunup edebe uymayan hareket ve tavırları ile velinimetimiz efendilerimizi gücendirmekte, zararı da hepimize dokunmaktadır. dalkavukluk sağlam bir nizama bağlanmazsa cümlemizin açlıktan öleceğimiz aşikardır. kadim nizam ve kanuna göre yeniden bir nizama bağlanmamızı, içimizden uygunsuzlarını tard edilmesini, tavır ve hareketleri hepimizin makbulü olan şakir ağa’nın cümlemize kahya tayin olunmasını ve memuriyetini bildiren bir kıt’a ruhsatname ihsan buyurulmasını niyaz ederiz. emir ve ferman devleti inayetli efendim sultanım hazretlerinindir. imza: dalkavuk kulları”
    bu dilekçe dikkatle okunmuş ve altına şu şayanı dikkat satırlar yazılmıştır:
    “dalkavuklar kibar ve rical huzurlarına girdiklerinde etek öperler. oturacakları yer, trahzan yanındaki küçük minderlerdir. vazifeleri, hane sahibi olan zatın mizaç ve tabiatına uygun şekilde konuşmak, zikri müstekreh tabirlerden ve küfürlerden gayetle sakınmaktır. hane sahibi ne söylerse fevkalade yardakçılıkla tasdik edecekler ve asla aykırısında söz söylemeyeceklerdir. verilen paranın çokluğu ile meslektaşları arasında övünülmeyecektir.”

    dalkavukluk tarifesi
    bu vesikaya bir de dalkavukluk narhı eklenmiştir, hem gülünç hem hazindir.
    – dalkavuğun burnuna fiske vurma (fiske başına): 20 para
    – başına kabak vurma, bir seferine: 20 para
    – yüzüne tokat atma, tokat başına: 30 para
    – oturduğu minderden ve seden aşağı yuvarlama, latife başına: 30 para
    – yüzüne mürekkep veya kömür sürme: 37 para
    – ellerini ve ayaklarını domuztopu bağlama: 40 para
  • bir çeşit lavukluk. fani ve tarihin sınavından geçmemiş kullara aşırı yamanma durumu.
  • çıkarı olan kişinin götü ile kendi götü arasındaki mesafeyi 1 metreden az tutmaktır.

    birinin aniden gidip bir başkasına yapıştığını görürseniz, bilin ki orada bir enayilik dönüyor.