şükela:  tümü | bugün
  • bir zamanlar bbc'de çalışan babası islam kültürüyle ilgili araştırma yaptığından orta doğu'da o yer senin bu yer benim gezmişler. 8 yaşındayken 3 aylığına türkiye'ye taşınmışlar.dindar olmayan ailesi ve babasınn bu araştırmaları sebebiyle hristiyanlığa müslümanlıktan daha yakın değilmiş kendisi. ayrıca okuduğum bir röportajında islamın önümüzdeki 20 yıl içerisinde avrupa'da hritiyanlıktan da yaygın bir din haline geleceğini söylüyordu. garip insan vesselam (bkz: çok seviyorum)
  • nedense yaptığı işlerin farklılığını düşününce şizofrenmiş gibi geliyor.

    blur'un son albümünde döktürmüştür. plastic beach'de de döktürmüştür. hem blur'un son albümünde reunion yapıp döktürmek hem de side project'te asıl mevzuusu 'bloody thirsty bastard' lıkken 'nigga'larla hakkıyla takılmak zor olsa gerek.

    ha bi de arada fötr şapka, ceket ve siyah beyaz pozlu grup kurdu... solo olarak da thom yorke gibi gözsüz müzik yaptı diyebiliriz.

    think thank'tan daha çok sevdiğim blur albümleri arada olur, ama think thank'tan daha iyi bir blur albümü yapmasını modest mouse ve pixies'in reunion larından sonra, yani bir araya gelenlerin iyi işler yapabileceğini beklemiyordum.

    çok sevdim damon'cuğum son işini hasılı.. coxon'da değil keramet sende.
  • gorillaz adli proje grubunda yaptigi vokallerle yetenegini bir kez daha gostermi$ olan insan. oyle bi seviyorum ki, oyle bi...
  • kendisi, afrika 'ya yardım amaçlı olan bir konserler dizinde *, afrikalı grupların yer almamasını, önceliğin anglo-saxon gruplara verilmesini eleştirmiştir.

    http://news.bbc.co.uk/…ertainment/music/4079644.stm
  • 27-28 yaşlarındaki halinin defalarca kopyalanıp, dünyanın çeşitli yerlerine* serpiştirilmesini istediğim adam.
  • aslında nerden baksanız benim için bir thom yorke'dur
  • culture show'da doğup büyüdüğü londra'yı anlattı. ben kendisini west london'dan sanıyordum ama adamımız baya east london'da doğmuş. sonrasında olmuş ne olduysa... almış sırtına gitarını "biz burda eskiden top oynardık", "ehe burası da ilk defa org çaldığım kilise" falan diye anlattı. solo albümü çok daha içe dönük bir çalışma olmuş ve her şarkıda bunun etkilerini görmek mümkün. everyday robots'u zaten çok sevdim daha ilk dinleyişimde ama albümün bu kadar otobiyografik olduğunu bilmiyordum açıkçası. ilkgençliğimizin kahramanları olan damon gibi adamlar, noel gallagher, thom yorke falan, ne güzel yaşlandılar diye düşünmeden edemiyorum. hepsi yine kendi yolunda ilerliyorlar birbirlerinden farklılar ama sen iyi ki aşırı dozdan ölmedin be damon. ya da bono gibi yeniyetme rock star egosuyla hala gökdelen tepesinde konser vermiyorsun. canlı da görebilseydim iyiydi ama kısfmet.
  • bu kadar projeden projeye atlayan bi insan olarak hepsinde de ortalamanın üstünde eser vermesinden ötürü -ki neredeyse hepsinde bi tepeyi gören eserler var- feci şekilde takdiri hakediyor. herkesin yapacağı iş değil. kıçından yetenek akanlardan mı yoksa çok çalışanlardan mı onu bilemedim bak ama her türlü kurtarıyor işi.
  • gelsin yanima bana ingilizce biseyler soylesin* ben dinleyim dedigim muzik adami.(bkz: ingiliz aksanini sevdiren insanlar)
    ayrica bu adamin o kadar guzel yuzu vardir ve o guzel yuzunde oyle bir burnu vardir ki boyle* . bir burun nasil seksi olabilir bilemiyorum ama bu adamin burnu seksidir iste.*