şükela:  tümü | bugün
  • 2011 yapımı bir film. imdb'de puanı 6.5.

    başrollerde greta gerwig, analeigh tipton var. adam brody ve gossip girl'deki louis (bkz: hugo becker) de başrol olmasa da epey görünüyor.

    film, üniversitede okuyan bir grup kızın dünyayı değiştirme hayalleriyle yaptıkları şeyleri, depresyonda ve intihara meyilli öğrencilere yardım etmeye çalışmalarını ve bir yandan kendi hayatlarındaki olaylarla başa çıkmalarını anlatıyor.

    bence izlenebilir.
  • korkunç bir film, korku filmi olmamasına rağmen.
  • kendini yeterince ifade edememiş, hikayesi havada kalmış film. izlenilemeyecek kadar kötü değil ama çokta bişey beklememek lazım.
  • whit stillman'ın 1998'de çıkardığı the last days of disco filminden 13 yıl sonra bizlere sunduğu 2011 yapımı absürd ve dumb karakterlerle dolu, ütopik komedi filmi. başrolde mumblecore türlerinin kraliçesi, noah baumbach 'ın da sevgilisi şirin kadın greta gerwig var.
    --- spoiler ---
    filmin başında üniversiteli (seven oaks) bir grup kız, kendilerinden ezik gördükleri üniversitelilere ve onların ellerinden tutup daha yükseğe çekmeye kendilerini adamış. yani kendileri daha yukarıda bir yerlerde.
    üniversiteye gelmiş ama hala bir gruba dahil olunca kendini güvende hisseden tipler. gossip girl'deki liseli upper eastside tayfası gibi ama buradakiler üniversiteli.

    filmin en başında yardıma ihtiyacı olduğunu düşündükleri bir kızı gözlerine kestiriyorlar. lily*. lily bir transfer student. daha ilk günlerde ona nasıl giyinmesi gerektiğini, ne tip erkeklerle date etmesi gerektiğini anlatıyorlar. partilere bile bu amaçla gidiyorlar: social work.
    hepsi güzel bluz, etek ya da elbise giyinip de geziyorlar ortalıkta. lily öyle pantolonlu ve paçozumsu görüntüsüyle rahatsızlık yaratıyor:
    violet wister: "clothes can be crucial for confidence and an overall sense of well-being."
    heather: "clothes don't have to be expensive."
    rose: "all you need is friends about the same size."
    şuna bak, bir de birinin cümlesini bir diğeri tamamlıyor.
    sonra yanlarından geçen çocukların kokusundan bile hepsi birden rahatsız oluyorlar.
    violet: "our aspirations are pretty basic. take a guy who hasn't realized his full potential or doesn't even have much and then help him realize it or find more."
    "sad sack": loser

    du* partisinde çocuğun biri kendini merdiven bariyerlerinden aşağı atıyor ve violette "that was intentional" diyor. burada fraternity'ye girmeye çalışan çocukların* , saçma hazinglerine bir örnek verilmiş sanırım.
    partide violet, "the course of human history"yi değiştirebilecek bir şey yapmayı planladığından bahsediyor: "such as starting a new dance craze." (sambola - tap-dance)
    priss: he used to gaze at me with such love in his eyes. know what ı mean?
    violet: no. no, ı've never actually seen that. (burada asıl loser'ın violet olduğu verilmeye başlanıyor.)

    aralarına yeni katılan lily, bunlara uyum sağlamaktan ziyade başta violet olmak üzere gruba karşı genelde eleştirel bir duruş sergiliyor ve violet başkalarına "arrogant" vs derken aslında kendisinin öyle olduğunu söylüyor. lily'nin bu tavırlarına violet ters cevaplar vermek yerine oldukça hoş bir olgunlukla karşılık veriyor; hatta grupta böyle birinin olmasının güzel olduğunu falan söylüyor. bu noktadan itibaren genelde grup olarak ama temelde violet'in düşüşe geçtiğini görüyoruz.
    sevgilisi tarafında terk edilen priss*, suicidal olması tehlikesi dolayısıyla dorm arkadaşı jimbo tarafından gruba rapor ediliyor. bu arada violet, aşırı dumb bir çocukla çıkıyor (frank). priss de bunlarla takılmaya başlayınca frank ile de arkadaş oluyorlar ve frank'in de gözleri, priss'in eski sevgilisi gibi mavi olduğu için priss buna doğru kayıyor ve violet ikisini öpüşürken yakalıyor (frank ve priss'in mazi gözler ile mavi görme konusundaki konuşmaları çok saçma ve hoştu :). violet, frank'i bayağı bayağı seviyormuş ki depresyona giriyor, ortadan kayboluyor. gittiği yerdeki diner'da metropolitan'dan tanıdığımız carolyn farina'nın küçük bir rolü var. filmde tanımadım kendisini, sonunda yazılarda görünce açıp tekrar baktım ve sonra bir yarım saat kadar hayatı tekrar sorguladım amk. kadınlar yaşlanınca neden bu kadar değişiyor? filmde taylor nichols'ın da kısa bir rolü var (profesör olarak) ama onu görür görmez tanıdım, gülümsedim, heyecanlandım da audrey rouget'yi tanımama imkan yoktu. her neyse.

    rick dewolf (daily complainer's editor): "before justice can be achieved, a complaint must be made. that is what we do and people don't like it a bit."
    rick, burada violet'i iyi bozuyor. (joseph conrad british diyor, rick de onu düzeltiyor, hayır o polish'ti diye.)
    tap-dancing'e refer ederek: it's moronic and barbaric.

    rose: "humility comes from within. if it's not there in the first place, where do you go to get it? i stopped looking a long time ago."

    debbie: you think ı'm going to kill myself and make you look bad?
    violet: ı'm worried that you'll kill yourself and make yourself look bad.
    bu tap-dance çalışırlarken freak'in kılığı (kısa kumaş şortu) ve yanındaki agresif depresif debbie'nin hafif gotik tarzı çok absürd :) bu arada kızlar kendi aralarında konuşurlarken freak'in durup "ne konuşuyorsunuz öyle pısır pısır" diye çemkirdiği yerde müziğin kendiliğinden durması ve "five, six, seven, eight" komutunun ardından kendiliğinden baştan başlaması, debbie karakterinin dans etmeden öyle dikilip durması çok saçma :) filmin en absürd sahnelerinden biri burası.

    violet (priss ile frank'i bastıktan sonra lily, hadi ama iyiden kurtuldun o morondan falan deyince): "the intelligence line is not an immutable barrier. love can cross it. you can love someone whose mental capacity is not large. i know. i have."
    >bu durumu anlatan bir kelime var mı acaba? sapyoseksüel'in zıttı gibi. moronsever.

    o akşam violet odaya gelmiyor. rose da onunla küçükken tanıştığı zamanları anlatıyor: aslında adı violet değil; emily tweeter, ailesi yazar, kendisi burslu. bir ara bir gezide aynı odada kalmışlar; emily'de ocd varmış meğer, temizlik takıntısı o zamandan kalma, her ocd'lide olduğu gibi onda da yaptığı şeyleri düzgünce yapmazsa ailesinin öleceğini düşünüyormuş ve işin garibi, gerçekten ölmüşler.
    rose: "the idea of being nice to weird and unpopular kids hadn't arrived then."

    violet, gittiği yerdeki ucuz otelde duş alırken keşfettiği sabunun kokusuyla hayata yeniden tutunuyor, onu alıp odasına götürüyor.

    violet (frank'in, birlikte olduğu zamanlara ait bıraktığı notu bulduğunda): now that mpst correspondence is electronic, it's very rare to be left anything by hand"
    bu adamın (stillman) el ile yazılan şeylere büyük önem verdiğini görüyoruz. daha önce de metropolitan'da tom'un serena'ya yazdığı mektupları serena'nın saklamayıp da audrey'e verdiğini öğrenen tom, "insanlar emek verip de özel bir şeyler yazdıklarında o yazılar saklanır" minvalinde bir şeyler söylüyordu.

    sonra cathar görüşüne göre procreative act yasak olduğu için (ki böyle bir şeyin kesinliği yokmuş normalde) normal yoldan (önden) ilişkiye girmeyi reddeden bir bakış açısı dolayısıyla anal seksi öneriyor fransız aksanlı xavier ama tam olarak söylemeden (yeni bir deneyim olacak senin için ama çok yavaş, çok dikkatli olacağım falan diyor.)

    okulda binanın balkonunda otururlarken charlie'yi görüyorlar. lily, charlie'nin strategic development'ta associate olarak çalıştığını söyleyince violet da kuzeni jay'in philedelphia'da aynı departmanda çalıştığını söylüyor. sonradan öğreniyoruz ki jay diye bir kuzeni bile yok. bunu insanlar arasında bir "kind of link" kurmak istediği zaman yapıyormuş. bunun gibi bir şeyi bir kere daha yapıyor daha sonra.
    violet çocuğa "sen de profesör ryan'ın edebiyat dersini alıyorsun eğitim fakültesinde değil mi?" diye ısrarla soruyor ama charlie kesinlikle kabul etmiyor. sonradan anlıyoruz ki çocuk 8 yıldır eğitim fakültesinden mezun olamamış. business man falan da değilmiş.
    violet orada çözüyor olayı hemen: "he's lying. i find that very attractive."
    bir sonraki edebiyat dersinde görüyor çocuğu ve ders çıkışında "charlie" diye arkasından gidiyor ama çocuğun adı aslında charlie bile değil fred'miş.

    fred ile violet kütüphanede buluştuklarında violet fred'e "are you... gay?" diye sorarken "gay" kelimesinden önce duraksıyor ve o kelimeyi daha sessizce söylüyor ama fred oldukça open ve rahat cevaplar veriyor. ve o arada lily'yi sorarak aslında gözünün onda olduğunu belli ediyor.

    bu arada a.l.a sahnesi geliyor. salı günü (ki xavier'in catharlarının da sabbath günü salı) toplantıları varmış. "gel seversin" diyor broşür dağıtan çocuk. a.l.a'in ne olduğunu bize göstermiyor film, sonrasında lily gidip ona xavier'e verip bak senin ilgini çeker dediğinde anlıyoruz ne olduğunu. bu arada xavier beni bu hedonistlerle nasıl bir tutarsın diye kafayı yiyor. burada xavier çok komik oynamış :) lily basıp gidiyor tabii, daha fazla aşağılanmaya tahammül edemiyor.
    o akşam "vahşi batı" temalı partide fred ile lily dans ediyorlar. partide dumb frank de var ve violet ile konuşmak istiyor. priss onu terk etmiş, frank arkasından atıp tutuyor: "bitch" diye :) asıl konuşmak istediği konu violet'te kalan "bean ball"u geri almakmış.
    bu arada thor, heather'ın yanına gidiyor ve ikisi arasında bitmek bilmeyen "hey"leşme sahnesi geliyor :)
    violet koşarak dışarı çıkıyor, fred arkasından koşuyor ve violet yine müthiş bir olgunlukla: "i'm sorry. lily's lovely. now she's free. go. i understand." diyor ve dönüp gidiyor.

    roman holidays sahnesi çok saçma ve çok güzeldi :) doar dorm'dan çıkanların vikingler kılıkları da onların kötü reputation'larına uygundu :)

    ardından roman frat'lerinin yasaklandığını görüyoruz gazete manşeti olarak.

    violet (lily'ye ithafen): "he [xavier] just used her body and not even the right side."
    3 kız, geniş kalçalı kadınların iyi insanlar olduğu genellemesi üzerinde konuşurlarken kapı çalıyor ve frank geliyor. bunların fraternity kapanınca yurtsuz kamışlar, kalacak yerleri yok, yer bulana kadar "suicide center"da kalabilir miyiz diye sormaya gelmiş. violet yine ve tabii ki kabul ediyor. yalnız lily'nin bunlarla kalması konusunda da, frank'in bu konusunda da diğer kızlara sormadan çat diye karar vermesi ve diğer kızların hiçbir objection göstermemesi ilginç (rose o arada bir "come on" expression'ı yapıyor ama bir şey söylemiyor). frank bu arada gelmişken bean ball'unu da alıyor.
    bu arada heather'a yavşıyor :) çıkarken görüştüğü biri var mı diye soruyor, violet da "i think there might be something between her and thor" diyor ve frank her zamanki "damn!" ifadesi ile cevap veriyor :)
    akşam yatarken heather, thor'un olayını anlatıyor: meğer bu küçükken ailesi "amanin bakın benim oğlum nasıl da zeki, nasıl da sınıf atladı" demek için anasınıfına göndermeden birinci sınıfa yollamışlar. insanlar renkleri kendiliğinden öğrenebilirler sanıyorlardı galiba diye anlatıyor. o yüzden bilmiyormuş renkleri.

    sonra o iki katlı eğitim binasından (robertson hall) öğrencilerin intihar ettiklerini konuştukları sahne geliyor (rose ile violet).
    violet'in orada kurduğu şu cümle önemli çünkü stillman buna takmış gibi: "this whole thing of a person meeting someone else first, it's so arbitrary. it's terrible and cruel." bunun gibi bir cümleyi barcelona filminde ted'in bir ara sevgilisi olan montserrat için aynı kadına aşık olan kuzeni fred sarf ediyordu (bir kadını sırf sen daha önce gördün diye ben mutlak mutluluğa erişme potansiyelimden vazgeçemem gibi bir cümle kuruyordu).

    çocuğun teki binadan atladıktan sonra rose:
    - isn't the ed school essentially a teacher's college?
    - yeah.
    - what concerns me is if they can't eve destroy themselves how are they going to teach america's youth?

    professor black ile olan sahnede dance craze ile ilgili yalan yanlış bilgiler veriyor violet, filmin sonunda yönetmen bunların doğrularını bir son not ile gösteriyor.

    sonra violet'in o muhteşem "transformative" sabunlarını kızlar güzelce zarflayıp doar dorm sakinlerine dağıtıyorlar.
    "dior dorm" konusunda violet: i adore optimism, even when it's completely absurd. perhaps especially, then."
    yalnız, çocuklar zarfları disc olarak kullanıyorlar ertesi gün dışarıda :)

    sambola dance craze günü:
    kimse gelmiyor :) violet'in morali bile bozulmuyor; o kadar hazırlandı bir de.

    lily, fred'e violet'in gerçek kimliğinden bahsettiğinde fred, ilkokulda aşık olduğu kız olduğunu sanıyor ama sonradan adını yanlış hatırladığını anlıyor.
    xavier geliyor masaya, böyle bitmemeliydi diyor.
    fred packenstacker: normally i'd be reluctant to comment on anyone's religion but...
    xavier: what?
    fred packenstacker: i'm sorry, i guess i'm a bit a of bigot, but i could never take seriously a religion that worships on tuesdays. all the major religions require worship on the weekend - friday, saturday or sunday. i find it just really laudatory that people should sacrifice their weekend to worship god.
    xavier: having the sabbath tuesday always seemed very bizarre to me. it's not right.

    lily sonunda violet'in doufi'a karşı bu tutkusunun kendi doofus'lığından kaynaklanıyor olabileceğini ima ediyor (sonra bu konuda özür dileyecek). o arada gökkuşağı çıkıyor ve thor koştura koştura robertson hall balkonuna gidip renkleri sayıyor müthiş bir excitement'la. çok güzel bir sahne. thor muazzam oynuyor.

    violet ile rose bahçede kitap okurken violet ona: "i miss my american friend" diyor. meğer rose'un british aksanı sadece rose orada 6 hafta geçirdiği içinmiş.

    filmin sonunda lily, violet'a: "what the world needs to work properly is a large mass of normal people. i would like to be one of those."

    film bir müzikal gibi bitiyor. bu sefer bir audience beklentisi yok ama, kendi kendilerine yapıyorlar şovu. violet ve fred öpüsüyorlar. en sonda da sambola şov var :)

    *insanları mutlu etmek / depresyondan çıkarmak için bir kahve ve donut; olmadı hoş kokulu bir sabun yeterlidir.
    *4'lü kızların isimleri hep çiçek isimler: violet, rose, lily ve heather.
    *filmde bilgisayar, cep telefonu yok ama dijital çağ göndermesi var. violet, frank'in eliyle yazdığı notu saklıyor artık pek kimse eliyle bir şey yazmıyor diye.
    *lily "frat boys"u greek house'dan sanınca violet, biz dün gece "du evindeydik, seven oaks hep roman-letter fraternity sistemine sahipti, hiç greek-letter olmadı" diyor, heather da "it's very different" diyor ama ikisinin farkını açıklamıyor. sadece bir iki kez "elitist" olduklarından bahsediliyor.
    *priss karakterini oynayan caitlin fitzgeraldmasters of sex dizisinden biliyorum (libby karakterini oynuyor) ancak burada tanıyamadım kadını, bunu bir yerden biliyorum dedim sadece, ne hale sokmuşlar.
    *filmdeki pek çok karaktere gıcık olabilirsiniz. ben mesela frank'in moronluğu haricinde o edalarına da gıcık oldum. bir de lily'ye en çok. en sevdiğim karakter ise thor oldu :) ne sevimli bir dumb o öyle. renkleri öğrendiğinde gökkuşağının renklerini saymak için milletin intihara kalkıştığı eğitim fakültesi balkonuna koşturduğundaki oyunculuğu muazzamdı. bir de heather'ı çok sevdim. o aşırı naifliği ve sevimli mimikleri ile çok cici bir karakter olmuş. iki sevimli birbirini buldu :)
    rose'un özeti: "playboy or operator type" :) film boyunca rose'un hiç sevgilisi olmuyor. en sondaki dansta freak ile bir şeyler olacak gibi ama.
    *bu filmde sosyal tema "din" ve "bir yerlere ait olma isteği" gibi duruyor.
    --- spoiler ---