şükela:  tümü | bugün
  • ustunde amerikalinin sifir vizyonuyla haddi ve gereginden fazla yorum yaptigi bir adet enfes trier filmi. konusunu ozetlesem 15.30 yayin kusaginda yayinlanan ediz hun ve hulya kocyigit kastli bir film sanirsiniz, adam yerine koymazsiniz. ama konuyu fazla sallamayin, boyle klise sulu zirtlak bir konunun islenisine kitlenin derim.
  • bjork - ki kendisine kil olmayanimiz var midir bilemem?- dugme burunuyla, 8 yasindaki kiz cocugu ifadesiyle filmin ilk sahnesinde mideme kramplar girmesine sebebiyet verdi.kendisini sahnede izlerken, rol yaparken gordukce midem agzima gelmeye, ogurmeye basladim. sonra birden farkettim ki bunun bjorkle falan alakasi yok, basbayagi motion sickness denen hadiseye tabiyim.kamera ziiiv oraya ziiv buraya sallanirken, odak dagilip netlesirken, anladim ki filmi bu acidan devamli izlemek istifraya surukleyecek beni. 5 er dakika ara ile ara verip gozumu kapadim da kendime zor geldim.

    bjork tahmin ettigim cok ustunde bi oyunculuk sergilemis, ama bu demek degil ki benim tahminlerim cok yuksekti. bilakis kendisinden epsilon oyunculuk bekledigimden ne yapsa yaranir gorundu.

    ketrin denov ise kisaca "olmamis" idi. oyle aristokrat guzellige sahip mis gibi bi hatun fabrikada calisan kadin olabilir mi, oyle muazzam bi ifade agiz ve dis sagligiyla evye fabrikasinda calisilir mi? calisilmaz tabi
  • diger oyuncularin hepsi ayri ayri sahika idi, cok da ultra oyunculuga dayali bi anlatimi olmadigindan lars "cut/roll/cut/roll" von trier in, her kes mis gibi gorundu isin dogrusu.

    muzikal anlatimina getirdigi yeni vizyonu da cok tuttum, ama muzikal oldugu icin millet aglarken guldum durdum. muzikallerin mutluluk katsayisiyla ilgili ince bi done vardi, aman ya ne yapayim mesaji bu saatten sonra diyip almadim onu, gecti gitti.
  • david morse ilen bjork un angajmana girdigi bir sahne vardi ki, aklima kazindi caki iilen, pek guzeldi pek sahane idi, alkislayasim geldi.

    sinemadan cikan herkes agliyodu, sulu zirtlak idi, ama kaliteli sulu zirtlak idi.

    ben de bi ara bi jeff/salma dialogunda kaptirdim, ama sonra gecti.

    son sahneye dikkat, bi de sakin olaki bu filmi sinemada onde izlemeyin, aman ha.
  • her şey lars von trier'in björk'ün "oh so quiet" video klibini görmesiyle başlamış. (biliyordum biliyordum!) lars zaten bir müzikal yapma hevesindeymiş, björk'den müzikleri yapmasını istemiş. en sonunda björk'ün şarkılarını kimsenin daha iyi yorumlayamayacağına karar verilmiş.

    björk'ü hiç sevmem, hatta halinden tavrından tiksinirim. lars trier'in son filminde oynayacağını duyunca üzülmüş dertlenmiştim. oyunculuğu için iyiden çok "cunning" diyeceğim, kariyerindeki ilk ve son oyunculuk denemesi olmasını diliyorum. zaten o yarım burnu ve eskimo cücesi tipiyle başka bir karakteri de kolay kolay oynaması mümkün değil, ancak "selma" gibi kendisi için yaratılan bir karakteri oynayabilir.

    dalgaları aşmak'taki bess ve selma'nın idealistlikleri ve fedakarlıkları ile biribirlerine çok benzedikleri doğru. sinema dili arayışındaki trier sanki mükemmel konuyu da mı arıyordur? nope. breaking the waves, idiots ve dancer in the dark trier'e göre bir üçleme. filmlerin anlatımı ve içeriklerindeki kesişimler bu üçleme tezini doğrulamakta. trier sanki sinemanın dili konusunda tez hazırlıyor gibi, kalıpları zorlamakta, kamera (hikaye kameranın olduğu yerde geçmemektedir, kamera hikayenin olduğu yerdedir, dijital video kaydından 35 mm'ye aktarma söz konusudur, tripod da nedir?), ışık (doğal ışık en doğrusudur) ve hikaye melodrama, soğuk gerçekçilik ve fantastik arasında gidip gelmektedir. bunların hiçbiri trier'in buluşları olmayabilir, başka yönetmenler tarafından başka zamanlarda kullanılmış olabilir ama kendisini zaten kanıtlamış olan trier cesur ve farklı bir filmi bambaşka bir anlatımla sunmaktadır, izlemeseydim bir şeyler kaçıracaktım. benim için filmin melodramatik konusu anlatımından sonra gelmektedir.

    100 adet kamerayla çekilen müzikal sahneleri spektakülerdir. ayrıca film mükemmel başlamaktadır.
  • bende bjorkden pek hazzetmezlerdenim ama sinemada lars von trier imzası oldumu saygıda secdeye varılırmısh...bjorkun 5 şarkısını sayın deseniz bilemem hatta istanbulda konserinin olduğu gün sinemada blackout u izledim yamuldum pişman değilim der aha tam shuraya da gelir yazarım...fakat söz konusu bjorklu bir lars von trier filmi oldu mu hani çok da fifi diyemiyosun kimsede öyle demesin...

    neyse lars von trier sinemada dikkatli seyirci üzerinde kontrol yaratmayı fevkalade başarır bir yönetmen.bu kontrolüde rahatsız edici boyutlara vardırabiliyor(izlerken bayma sınırlarında dolaşabiliyorsun) ama genede filme hayran bırakıyor.filmde gediklerine oturmuş göndermelerini yapmış müzikal trajik bir hikaye anlatılsın,bjork selmayla performans yapsın,soğuk bir şiir havasında renklerle bezensin, handcam kullanılsın vs... breaking the waves de olduğu gibi sizi yoğun bir atmosfer sarmalasın...
    artı ne yazarsam yazayım gelinecek nokta lars von trierin çok iyi bir yönetmen olduğu olacaktır...

    kısa kes filmi sevdinmi derseniz hayır sevmedim ama gayet başarılıydı...
  • cannes'de aldigi altin palmiye ödülünü fazlasiyla hak eden enfes film.. bjork da kendini a$mi$, sonuç çok iyi olmu$
  • bjork'un patronunu oynayan muhtesem yaratık aynı zamanda big blue'da başrol oynayan şahıs idi halen adını öğrenemedim o ayrı...
  • sinema yazarlarının seçtiği yabancı filmler arasında 3.olmuş bu yüzden onat kutlar festivali adı altında beyoğlu sinemasında 2gün gösterilecek olan film
  • once salya sumuk olunan, ardindan "len herifler resmen beynimi kontrol edio" diye kizilan, ama ertesi gun gidip sound track i alinan, hos muzikli, bos mevzulu film.