şükela:  tümü | bugün
  • aamir khan'ın 2015 eylülde çekimlere başlanacağı söylenen filmi. filmin bazı sahnelerinin türkiye'de çekileceği duyuruldu. bir baba ve iki kızının hikayesini anlatıyor genel hatlarıyla. sabırsızlıkla bekliyoruz.
  • 2 saat 49 dakikalık bir aamir khan filmi. 23 aralık 2016 da vizyonda.
  • ki & ka, sultan ve fan'dan sonra bu filmin de türkiye'de vizyona girmesini bekliyorum sabırsızlıkla. yapın bir güzellik be, hadi.
  • 2016 aralık'ta vizyona giren harika bir film. aamir khan demek zaten kalite demek. türkiye'de de vizyona girdi film. ancak vatandaşımız dangal yerine cumali ceber'in sıçmasını izlemeye gitti.

    filmin konusunu uzun uzun yazdılar zaten.
  • sosyal mesajı yine bol bir film geliyor. memlekette de vizyona girer umarım. böyle bir düşünce varsa da eş zamanlı olmalı ki hazır da filmi çevirmek işin neredeyse profesyonelleşmiş kişiler var. daha önce ki gibi aylar sonra film vizyona girerse gişe başarısı da bu oranda düşecektir.

    yanlış hatırlamıyorsam sultan eş zamanlı vizyondaydı. box office'den takip ettiğime göre malesef çokta gişe yapamadı. hint sineması neden sinemalarımıza gelmiyor diye ağlaşan tayfanın niyetlerinde samimi olması gerek. ayrıca birkaç filmle de dağıtım şirketlerinin bu izleyici kitlesi balonmuş dememesi, milyonlarca kişi için de yepyeni bir kültürle tanışma şansında ısrar etmesi gerek ki bu uzun vadede kendilerinin de yararına olacaktır.
  • ister istemez sultan'la kıyasıya yarıştırılacak ve ister istemez aamir khan'ın bu konuda galip geleceği film. neden mi? kendimce türk sineması dersinden aldığım notlarımla bir yorum getirmeye çalışayım. zira doğrudan alakalı olduğuna inanıyorum.

    türk sinemasının golden age dönemlerinde ne yapsa seyricinin gözü kapalı bağrına bastığı bir takım aktörler var hepimizin de bildiği üzere, sadri alışıklar kemal sunallar gibi. (golden age'den kastım 60'lar ve 70'ler.) bu insanlar jön olmadığı gibi saygınlıkları jönlerden daha bakidir. bir takım ortak paydada buluşurlar. halkın içinden gelme, halkın sesi olma, dürüstlük, adillik, küçük bir dünyada mutlu olma anlayışı, mütevazi bir dünya algısı, etrafında gelişen trajedileri mizahi açıdan değerlendirme vs... gibi. türk sineması olarak, kültürümüzün benimsediği en yaygın genre'ımız komedi olduğu için, romans, melodram olarak bilinenler bile ağırlıklı komedi olduğu için, bizde mizahi bir damarla üretilmiştir bu tarz halk kahramanları. seksenlerde darbeyle birlikte tükenen türk sineması doksaların sonuyla brezilya dizilerinin türkleştirilmiş televizyon dizileriyle günler günleri kovalamış fakat halk kahramanlarımız, o büyük aktörlerimiz kalbimizde koca bir boşluk olarak yerini almış... bugün çok büyük bir dizi sektörümüz var ama elemanların hepisi birer jön. bir halk kahramanımız, bir kemal sunal'ımız yok. halk kahramanı olmak siyasi bir ideolojiye tabi olmak değil bu arada, herhangi biri olmanın tevazusunu omuzlarında taşımak. üstelik bugün değişen sosyal değerlerimiz ve türkiyedeki politik yapı nedeniyle o eskileri tut yapıştır yapmak da hemen hemen imkansız.

    işte bu bizim geçmişimizden ufak bir anektod. sonuç olarak kahramana açız. sonunda geldiğimiz ikibinonlar'da 3 idiots salgınıyla aamir khan diye bir adamı tanımaya başladı insanımız. yukarıdaki halk kahramanı formülüne oldukça uyuyordu, hemde günümüz değerlerince harmanlanmış, jön özellikleri eklenmiş upgraded haliydi. master boyuttu yani, üstün insan idi. türkiyedeki dönüşen politik yapının gerekliliklerine uyan bir muhafazakar eğilimlilik de taşıyordu. patladı. vatana ve millete hayırlı uğurlu oldu.

    doğruyu söylemek gerekirse çok uzun zamandan beri takip ettiğim hint sinemasının neden türkiye'de patlamadığına anlam vermekte güçlük çekiyordum. türk sanat müziği ve halk müziğinin radyolarda yasaklanmasıyla arap kanallarını bulup ümmü gülsüm'lere saran, demokrat parti 'garplık elden gidiyor vahey' diye çıldırıp yerli film üretimi teşvikini arttırmadan evvel deli gibi mısır ve hint filmleri ithal eden bir ülkenin yeni nesili nasıl olur da damarlarında bu kültürün filizlerini hissetmiyordu? sorunca hepiniz arabeski seviyosunuz yeaa. e neden hala amerigan popu, amerigan filmisi, yerli brezilya dizileri galip geliyordu. efenim ben batı kültürü emperyalizmi vik vikçilerinden değilim. inci gibi işlenip yapılan propagandanın, sağlam manipülasyonun önünde şapkamı çıkarır, saygıyla eğilirim. kötü film çekmek bile sandığınızdan çok daha zordur, bu adamlar iyisini en tesirli olacak halde çekiyorsa allah benim belamı versin ben ne yapayım. anlamadığım tek şey bütün bunların da ötesinde bir hissiyat, manevi bir kan bağını insanların hissetmiyor oluşuydu. tri idiots sonrası türeyen nesil ile iyi anlaşamasam da, onları bu bağıyla yüzleşebilen insanlar olarak görüyorum. alt gelirli, muhafazakar ailelerin aşağılık kompleksi yaşamamış çocukları olarak görüyordum. gelin lan sizi bir öpeyim...

    neyse çok hikaye anlattım, sadade geleceğim. aamir khan'ın böyle bir boşluğu hafiften doldurduğuna inanıyorum. aamir khan, melodram ve komedi genre'ındaki filmlerin yeni nesil halk kahramanısı. ve ortaya çıktığı bir numero özellik ney? bana kalırsa tevazu. bir halk kahramanı herhangi biri olmanın tevazusunu her daim taşımalıdır diyorsak ve diğer halk kahramanı olma potansiyelindekilerle mukayese edersek bu. aamir khan tevazusuyla sıyrılan bir celebrety kişisi. hali, tavrı, konuşmalarından, yapımlarındaki karakterlerin temel özelliklerine kadar. mesela başarıyı çok takıntı haline getirmiş bir karakteri bile canlandırıyorsa, bu karakterin 'ben başardım' demek için değil, bir şey uğruna, bir şey adına başarmış olmak gibi özellikleri vardır. fazla tevazunun kibirle olan ilişkisine girmeyeceğim, benim de kendimce fikirlerim var... fakat yukarıda belirttiğim durum aamir khan'ın bir aktör olarak hem screen persona'sında, hemde medyada yaygın olarak bilinen karakterinde ortaya çıkan özellikleri ifade etmeye yöneliktir.

    şimdi salman khan'ın sultan'ı. bana kalırsa masala türünün en başarılı örneklerinden biriydi. son zamanlarda memlekette başka bir varsiyonla türüyen, tartışmalara yol açan ya da kökleri daha güçlenen, bir araç olarak kullanılan bir takım ideolojiler var. feminizm ve milliyetçilik gibi veya bu ikisinin kendi çapında aynı potada eritilmesi gibi... feminizm nasıl bir feminizm? son derece kültürel bir feminizm (bu nasıl bir tanım oldu bilmiyorum kültürün kendi kendine kadın haklarını ve cinsler arası eşitliği yorumlamaya çalışmasında çıkan sonuç diyeyim) , bunu baştan söylemek gerek... yani bir kadın kadınların da güreşçi olabileceği davasıyla her şeyinden vazgeçer ama hamile kalınca işi gücü bırakır. bir kız çocuğu, kültürel olarak erkek çocuğunu tanımlayan fiziksel özelliklere büründüğü takdirde seyirciye 'kız ve oğlan evlatlarının arasında herhangi bir farkın olmaması' hususunda yedirilebilir hale gelebiliyor. efem bu da kori soslu feminizm. maalesef bizim buralarda, heleki anaakım sinemada anca bu kadarı yiyor... eminim ki bu filmleri yazan adamlar daha başka bakmak isterlerdi meselelere, fakat her kültürün belli bir standartları var. ve o standartlar şak diye değişmiyor. sonracığıma milliyetçilik... hint sineması'nda milliyetçilik oldu hep, zira hindistan'ın doğumuyla sinemasının da doğumu neredeyse eş zamanlıdır. akrandır, beraber büyümüştür bu iki şey. bir millet, devlet olma bilinci ve sinema aynı adımları attılar ve beraber öğrendiler kendilerine has olmayı, var oluşlarını, birliklerini. fakat bu bugün hiç bu kadar hardcore versiyonunda değildi, o günün sinemadaki milliyetçiliği bugün başka bir boyutta. eskilerdeki milliyetçilikte film genellikle insanına biz olmayı, bir olmayı, bu kültürlerle bir vefa ve gönül bağı içerisinde var olmayı empoze etmeye gayret ederken bugünki milliyetçilikte adını hep bir yerde geçirmeyi, bayrağını bir yerde dalgalandırmayı, ondan bundan ve şundan daha iyi, daha önde olmayı gösteren epik hikayelere dönüşmeye başladı. eleştirmiyorum, şu daha iyiydi, böyle daha güzeldi gibi düşüncelerle yaklaşmıyorum, olanı yadırgamıyorum bu arada. sadece kendimce gözlemlerimi aktarıyorum, anlattığım hiçbir şeyde eğri/doğru ilişkisi yoktur.

    şimdi iki filmde de bu iki ideoloji belli bir şekilde güdülecek, güdüldü. dangal'ı bilmiyorum ama tahmin ediyorum.
    iki filmde de birbirlerinden üstün gelmesini sağlayacak iki değişken var. biri kahramanları, ikincisi de bu ideolojileri nasıl yorumladıkları. salman khan sultan'da gördüğümüz kadarıyla halk kahramanının önemli özelliği olan tevazudan yana pek oynamamış. filmi bir arkadaşımla izlemiştim ve çıkışta 'film klişe fakat çok güzel. ama adamı sevmedim.' dedi içimdeki fangirlin çirkin bir şekilde zuhur edip kendisini 'niye??' 'neden??' gibi bir takım tacizlere maruz bırakınca da şöyle bir yanıt aldım ''ya adam çok 'ben böyleyim' 'ben yaparım' 'ben şöyleyim'ciydi. şarkıların sözlerini de sevmedim 'vay efendim sen aslansın, kralsın, bu memleketin kaplanısın' saçmaydı yani'' dedi. yani şekil a da görüldüğü üzere arkadaşımız filmdeki milliyetçilik level'ını ve adamın kendine duyduğu aşırı özgüvenini sevmemiş gibi gözüküyor. fakat ben de filmin bu meselesini sevmiştim zaten, 'kibirle özgüven arasında kapkalın bir çizgi oluşunun' filminin kelamının çok ciddi bir kısmını oluşturmasıydı. beğenmediğim part da feminizmin lafla yapılan bir feminizm olmasıydı. şimdi bu bir salman khan filmi, adamın screen personası kıran döken maço, muhafazakar, kabadayı bir karakterin varyasyonları üzerine dönüp duruyor. sen salman khan filminde femizim kasmak zorunda değilsin ki? bırak adamı vursun kırsın adam dövsün, esas kız da yanında ''aman tanrım!!'' çığlıkları atsın. ben salman khan filminden bunu bekliyorum akdşlr bşka bi şey istemiyırum. hayır madem niyet ettin, o feminizmin hakkını vereceksin arkadaş. o ''kadınlar da güreşçi olur!'' diye mücadele eden kızı evinin karısı çocuklarının anasına çevirdin. ne anladım bu işten...

    dangal'ın bu kıyasta kahramanının tevazuluğu, milliyetçilik ve feminizm yorumu üzerinden galip geleceğine eminim. sultan'da karakter (brace yourself, spoiler is coming) her ne kadar çocuğunun anısına oluşturmak istediği kan bankası uğruna savaşsa da romans motivasyonu daha ön plana çıkıyor. davası aşkı oluyor, üstelik karakterin introduce edildiği kısımda güdülen milliyetçilik 'toprağına ölürüm hindistanım' değil, 'sen bu toprakların seyit onbaşışısın yiğidim aslanım sultan' frekansında. ülke araç, herifin şahsi galibiyeti amaç. burada ise karakter dimdirekt 'ülkeme altın madalya kazandırmak istedim olmadı şimdi de çocuklarım yapsın istiyorum. zira kimin aldığı önemli değil, ülkemin almış olması önemli' ideolojisinde introduce edilmiş. hem tadında milliyetçilik, hem de tevazuluk is approved. ne olursa olsun sultan'daki falsolu feminizm kadar kötü bir feminist tavırla yaklaşamayacağından bu konuda da galip gelecektir. trailerdaki son vuruş diyaloğundan da kafamıza çakıldığı üzere. dediğim gibi yine de bu 'kızlarımızın oğlanlardan ne farkı var?' sorusu sanki değerlerine yönelik değil de son derece fiziklerine yönelik bir soru gibi. yani kızlar shalwar kameezleriyle ip oynarken gelmiyor da bu ifade, saçlar erkek traşı edilip, kültürel olarak erkeklerle eşleştirilmiş kıyafetlerle donatılınca çark ediyo babanın aklına. bilemiyorum altan... bilemiyorum... neyseki sultan'daki gibi abuk bir durum olmayacağı için şükrediyorum. ha bu arada 'kadın çocuğunu aldırsın ve derhal altın madalyonu alsın cnms' gibi bir yaklaşımım yok. ben senaryoyu yazan adamın o kadının karşısında ''çocuk'' gibi ''analık'' gibi bir yığın kültürel anlamla paket halinde gelen bir durumu conflict olarak çıkarmasını eleştiriyorum. kültürel değerlerle çatıştırarak dönüştürmüş kadını bildiğin, femizimi lafla yapmış derken bunu kastetmiştim.

    fakat ben bütün bu kıyasta mary kom filmini anmadan edemeyeceğim. mary kom, globally seks sembolü olan priyanka chopra tarafından canlandırıldı. ve bu filmdeki kadın karakteri hiçbir şeyinden ödün vermeyen bir karakterdi. aşık da olan, anne de olan, anaya babaya karşı da gelen, evden kaçıp antreman da yapan, antremandaki erkeklerin ıslıklarına karşılık ıslık çalan, dövüşen, mücadele eden, emek veren bir kadındı. yani kadın olması ve bir erkek kadar değerli olması yetkili merciilerce (baba gibi) onaylanmadan, kendi hakkını, adaletini ve değerini kendi üreten, kendi cümle alemin kafasına kakan bir kadındı. şimdi böyle bir film bu kadar sükse yapmaz iken bu iki filmdeki femizim temalarını tartışıyor ve tartışacak oluşumuz beni yoruyor. bunu da belirtmezsem içimde kalır.

    ps: ha ideolojisinden bağımsız olarak, sultan çok temiz çekilmiş, yönetmenin maharetlerini konuşturduğu bir filmdi. mary kom biraz tv filmi estetiğinde kalıyordu, çok özenli bir iş değildi. dangal'da neyle karşılaşacağımı bilemiyorum. demek istediğim, filmleri film oluşlarıyla değil politik olarak durdukları yerle ele almaya çalıştım yukarıdaki tüm tantanada.
  • 23 aralık'ta vizyona girecek aamir khan filmi. bu film için 35 kilo almış. zayıf haliyle gençlik çekimlerini yapmışlar, kilo alınca da yaşlılık çekimlerini.

    dangal 'güreşçi' demekmiş ve gerçek bir hayat hikayesinden uyarlamaymış.

    diğer filmleri kadar güzel olacağından hiç şüphem yok. sabırsızlıkla beklemedeyiz.
  • türkiye'de vizyona girebilmesi için bir yıldır uğraşılan filmdir. gelinen noktada türkiyeli dağıtımcı firma filmi getirebilmek için somut adımlar atmış ve hindistan'dan da olumlu dönüşler olmuştur ancak denk geldiği haftanın yoğun vizyon takviminden kaynaklı kendine gösterim için salon bulamamaktadır.

    23 aralık'ta hindistan'da vizyona girecek filmin türkiye'de de aynı anda vizyona girebilmesi için yapılabilecek tek şey herkesin bölgesindeki sinema salonunu arayıp filmi sormasıdır. çünkü sinema salonlarının taşıdığı önyargıyı ancak talep yıkabilir. bu noktada salon dağıtımcı firmadan filmi talep eder ve film gösterime girer. evvelinde vizyona giren sultan ve fan yoğun bir döneme denk gelmediğinden böyle bir sorun yaşamamıştır ancak dangal'ın bu sorunu aşabilmesinin tek yolu artık izlemek isteyen seyirciden geçmektedir.
  • aamir khan dangal filmi icin once kilo almis (97 kg, %38 yag orani). sonra da tekrar fit hale gelmistir. (yag orani %9.67)

    degisimin hikayesi icin
    fat to fit

    sarkisi icin
    dangal

    ayrica
    (bkz: fit2fat2fit)