şükela:  tümü | bugün
  • mö. 7. yüzyılın sonlarına doğru doğmuş olduğu sanılan lao tzu'nın yapıtı olan (olduğu sanılan, lao tzu da yaşadığı düşünülen..), "anlam ve yaşam betiği" olarak türkçeye çevirebileceğimiz eser.
    tao'nun izinde bir yaşam sürmenin, sadeleşmenin, azalırken* çoğalmanın özünü anlatan bir kitap. bu nedenle, metnin kendisi hakkında bir şeyler yazmaktan çok, kitabın batı dillerindeki serüvenine değinelim: batı dillerinden ilk almancaya (1910'da richard wilhelm tarfaından), ardından ingilizceye çevrilmiştir. türkçeye yapılan ilk çevirisi 1946'da dr. muhaddere nabi özerdim tarafından, muhtemelen (klasik çince olan aslından değil) wilhelm'in almanca çevirisinden yapılmıştır.
    murat alpar tarafından ağustos 1997'de tamamlanmış olan ve iyi şeyler'den basılmış olan çeviri (ki son kısmı her bölümün açıklaması niteliğindedir) ideefix*'te bulunmaktadır.
  • http://www.chinapage.com/gnl.html adresinden online okunabilen yazıt
  • lao tzu nun yazmis oldugu sanilan kitap. (bkz: lao tse)
  • - kırılmamak için bükül, düz olmak için eğril, dolmak için boşal, parçalan ki yenilen. az şeye sahip olanlar çoğa kavuşabilirler.çok şeyi olanların zihni karışır.
    tao te ching - yol ve erdem kitabi - söz ve can kitabı. yol yayınlarindan da bulabilirsiniz.
  • murat alpar'ın çevirisinden alıntılar:

    2
    güzele güzel derse herkes,
    çirkin de önceden saptanmış olur.
    iyiye iyi derse herkes
    iyi olmayan da önceden saptanmış olur.
    çünkü varlık ile yokluk birbirini doğurur.
    ağır ile hafif birbirini bütünler.
    uzun ile kısa birbirini biçimlendirir.
    yüksek ile derin birbirine dönüşür.
    önce ile sonra birbirini izler.

    gerçeğe ermiş kişi de öyledir:
    eyleme geçmeksizin etkisini sürdürür.
    konuşmadan öğretmeği uygular.
    bütün varlıklar ortaya çıkar,
    onların hiçbirinden
    kendini uzak tutmaz.
    üretir, ama kendinin kılmaz.
    etkilidir, ama herşeyi elinden çıkarır.
    iş yapılıp bittiğinde,
    artık onun üzerinde durmaz.
    hiç yalnız kalmaması da
    hiçbir şeyin üzerinde durmadığı içindir.

    7
    gök bengidir, yer kalıcıdır.
    bengi ve kalıcıdır onlar:
    çünkü kendileri için yaşamazlar.
    sürekli yaşayabilmelerinin nedeni budur.

    gerçeğe ermiş kişi de öyledir:
    kendini önemsemez,
    ben'i artar.
    kendinden vazgeçer,
    ben'i korunur.
    kendisi için bir şey istemez;
    bu yüzden değil midir
    özünün bir bütün olması?

    8
    en yüce iyilik su gibidir.
    suyun iyiliği,
    bütün varlıklara yararlı olmasındadır.
    su, küçümsediğimiz yerlerde yaşar;
    bu yüzden de tao'ya benzer.
    konutta iyilik, kendini konumda gösterir.
    düşünmede iyilik, kendini derinlikte gösterir.
    vermede iyilik, kendini sevgide gösterir.
    konuşmada iyilik, kendini doğrulukta gösterir.
    yönetmede iyilik, kendini düzende gösterir.
    çalışmada iyilik, kendini yetenekte gösterir.
    devinimde iyilik, kendini uygun hızda gösterir.
    kendini öne sürmeyen,
    kusursuzluğunu sürdürür.

    11
    araba tekerleğinin göbeğine otuz parmak bağlıdır:
    tekerleği kullanışlı kılan bu parmaklar arasındaki boşluklardır.
    kili yoğurur içini oyar çömlek yaparsın:
    çömleği kullanışlı kılan içindeki boşluktur.
    oda, kapı ile pencere boşlukları bırakılarak yapılır:
    odayı kullanışlı kılan bu boşluklardır.

    onun için: varolan senin olur,
    kullanışlı kılansa varolmayandır.

    12
    beş rengin beşi de gözü kör eder.
    beş ses perdesinin beşi de kulağı sağır eder.
    beş tür tadın beşi de damağı zedeler.
    bir şeyin ardından koşmak yüreği delirtir.
    az bulunan, değerli nesneler insana yolunu şaşırtır.

    onun için gerçeğe ermiş kişi,
    gözüne değil, gövdesine gereken şeyler için çalışır.
    öbürünü iter, bunu alır.

    22
    yarım bütünleşecek.
    eğri doğrulacak.
    boş dolacak.
    eski yenileşecek.
    elinde az olana verilecek.
    elinde çok olandan alınacak.

    gerçeğe ermiş kişi şöyle davranır:
    bir'i içine alıp
    acuna örnek olur.
    parlaklık dilemez,
    onun için aydınlığa kavuşur.
    kendisi için hiçbir şey istemez,
    onun için göz kamaştırır.
    övgüde gözü yoktur,
    onun için yaptığı işi bitirir.
    üstünlük taslamaz,
    onun için yüceltilir.
    çünkü kavga etmeyenle
    kimse kavga edemez.
    eskilerin 'yarım bütünleşecek' sözü
    gerçekten de boş bir söz değildir.
    gerçek bütünlük bu sözde özetlenmiştir.

    24
    ayak parmakları üzerinde dikilen,
    yere sağlam basamaz.
    bacakları açık ayakta duran,
    ileriye gidemez.
    parlaklık dileyen,
    aydınlanamaz.
    önemli kişi olmak isteyen,
    göz kamaştıramaz.
    kendini öven,
    işini yapıp bitiremez.
    üstünlük taslayan
    yücelemez.
    tao için, mutfak artığı,
    ya da azmış yara gibidir o.
    bütün yaratıklar tüksinir ondan.
    onun içindir ki: tao'su olan,
    böyleleriyle oyalanmaz.

    26
    ağır, hafifin köküdür.
    dinginlik, denetmenidir tedirginliğin.

    gerçeğe ermiş kişi de öyledir:
    ağır yükü ile
    dolaşır durur gün boyunca.
    övgüler kucak açsa bile ona,
    mutludur o, yalnızlığında.
    hele ülkede hakansan, kişiliğinde
    nasıl küçümseyebilirsin ki acunu!
    acunu küçümsemekle kökünü,
    çalkantılarla, üstünlüğünü yitirir insan.

    27
    iyi bir gezgin ardında iz bırakmaz.
    iyi bir konuşmacı bir savı çürütme gereği duymaz.
    iyi bir aritmetikçiye çörkü gerekmez.
    iyi bir nöbetçiye ne açkı gerekir ne kilit:
    çünkü onun koruduğu yere kimse giremez.
    iyi bir ciltçiye ne iplik gerekir ne şerit,
    ama onun yaptığı cildi kimse sökemez.
    gerçeğe ermiş kişi
    başkalarını nasıl kurtaracağını bildiği için,
    aşağılık insan yoktur onun gözünde.
    nesneleri de nasıl kurtaracağını bildiği için,
    değersiz nesne de yoktur onun gözünde.
    'aydınlıkta yaşamak' demektir bu.
    böylece iyiler iyi-olmayanların öğretmeni,
    iyi olmayanlar ise iyilerin öğrence konusudur.
    öğretmenlerine değer vermeyen,
    konusunu sevmeyen bir kişinin
    bilgisi olsa bile tutumu yanlıştır.
    işte budur büyük giz.

    29
    acunu ele geçirip kullanmak:
    gördüm ki, olacak iş değil bu.
    acun, el sürülmemesi gereken
    tinsel bir varlık.
    sarılmak isteyen yitirir,
    el süren yok eder onu.
    bir bakarsın önde her şey,
    bir bakarsın geride.
    bir bakarsın sıcak,
    bir bakarsın soğuk.
    bir bakarsın güçlü,
    bir bakarsın cılız.
    bir bakarsın tepede,
    bir bakarsın devrilmiş.
    onun içindir ki:
    çok gergin, çok fazla, çok iri olandan
    uzak durur gerçeğe ermiş kişi.

    34
    büyük tao taşmaktadır:
    sağa da taşabilir, sola da.
    varoluşlarını ona borçludur bütün varlıklar:
    kendini hiçbir varlıktan uzak tutmaz o.
    yapılıp bitmiş işi kendinin kılmaz.
    bütün varlıkları giydirip besler,
    ama önütlük taslamaz onlara.
    yaygara koparmadığı için
    'küçük' diyebilirsin ona.
    bütün varlıkların önütüdür o,
    ama varlıklar bunu bilmeden
    ona bağlı oldukları için
    'büyük' de diyebilirsin ona.

    gerçeğe ermiş kişi de öyledir:
    kendisini büyük göstermez;
    onun için, büyük işler başarır.

    35
    o büyük ilk-görüntüye sıkıca sarılırsan,
    acun, hiç bozulmadan,
    kendisi gelir sana:
    dinginlik, eşitlik, mutluluk içinde.

    ezgi ile çekicilik:
    gezgini yolundan alıkoyabilir bunlar.
    tao ağızdan dışarı akar:
    yumuşak ve tatsız.
    bakarsın ona, özelliği olan hiçbir şey göremezsin.
    dinlersin onu, özelliği olan hiçbir şey duyamazsın.
    davranışını uydurursun ona, sonunu bulamazsın.

    43
    yeryüzündeki en yumuşak şey,
    yeryüzündeki en sert şeyi geride bırakır.
    en küçük çatlağı olmayan şeyin bile
    içine sızar yokluk.
    bundan anlarsın eyleme geçmemenin değerini.
    sözcük kullanmadan öğretmeyi,
    eyleme geçmemenin değerini
    çok az kişi kavrar yeryüzünde.

    49
    gerçeğe ermiş kişinin kendi yüreği yoktur;
    kamunun yüreğini kendi yüreği yapar o.
    "iyilere karşı iyiyim,
    iyi olmayanlara karşı da iyiyim,
    çünkü yaşam iyiliktir.
    bağlılığı olanlara da olmayanlara da
    bağlılığım var benim
    çünkü yaşam bağlılıktır."
    gerçeğe ermiş kişi,
    çok durgun bir yaşam sürer acunda.
    insanlar arar onu, sözlerini şaşarak dinlerler;
    o ise kendi çocuğu sayar bütün insanları.

    55
    yaşam'ın bütünlüğüne sıkıca sarılan
    yeni doğmuş bir çocuk gibidir:
    zehirli yılanlar onu sokmaz.
    leş yiyen hayvanlar ona dokunmaz.
    yırtıcı kuşlar onu avlamaz.
    kemikleri güçsüz, kasları yumuşaktır onun,
    ama bir nesneyi sıkıca kavrayabilir.
    kadını erkeği bilmez daha,
    ama kanı fıkır fıkır kaynar,
    çünkü tohum bolluğu vardır onda.
    bütün gün cıyak cıyak ağlayabilir,
    gene de sesi boğuklaşmaz,
    çünkü erinç bolluğu vardır onda.
    erinci bilmek: bengi olmak demektir.
    bengiliği bilmek:
    aydınlıkta olmak demektir.
    yaşamı çoğaltmaya mutluluk denir.
    gücü isteğe uygulamaya güçlülük denir.
    varlıklar, güçlenince yaşlanmaya başlarlar;
    çünkü bu karşı-tao'dur:
    karşı-tao sona yakındır.

    56
    bilen konuşmaz.
    konuşan bilmez.
    hem ağzını, hem kapılarını
    kapalı tutmalı insan;
    sağgörüyü köreltmeli;
    karışık düşüncelerini dağıtıp
    ışığını azaltmalı;
    yeryüzüne bağlılığı
    herkesinki gibi olmalı.
    tao ile gizli ortaklık demektir bu.
    tao ile ortaklık edeni
    ne sevgi etkiler ne sevgisizlik,
    ne kazanmak etkiler ne yitirmek,
    ne ululuk etkiler ne alçaklık.
    onun için: yeryüzündeki en ulu kişidir o.

    63
    eylemsiz kişinin uğraşı
    hiçbir şeyle uğraşmamaktır.
    böyle bir kişi tadı olmayanda tad bulur:
    küçükte büyüğü, azda çoğu görür;
    yağılığa yaşam'la karşılık verir.
    güç olanı, kolayken tasarla!
    büyük olanı, küçükken başar!
    yeryüzünde ağır olan her şey başlangıçta hafif,
    büyük olan herş ey başlangıçta küçüktür.

    onun için: gerçeğe ermiş kişi
    büyük bir şey yapmaz,
    bu yüzden büyük işler başarır.
    kolayca söz veren
    sözünde durmaz.
    hiçbir şeyi önemsemeyen
    büyük güçlüklerle karşılaşır.
    onun için: gerçeğe ermiş kişi
    güçlükleri göz önüne alırsa
    hiç güçlükle karşılaşmaz.

    64
    durgun olan, kolayca kavranabilir.
    daha ortaya çıkmamış olan,
    kolayca düşünülebilir.
    gevrekliğini daha yitirmemiş olan,
    kolayca kırılabilir.
    küçüklüğünü daha yitirmemiş olan,
    kolayca ortalığa saçılabilir.
    daha ortada olmayan üstüne
    çalışman gerekir.
    karışıklığa daha düşmemiş olanı
    düzene koymalı insan.
    gövdesi bir kulaç kalınlıkta bir ağaç,
    kıl gibi ince bir yapraktan gelişir.
    dokuz katlı bir kulenin yapımı,
    küçük bir toprak yığını ile başlar.
    ayakların ucundan başlar,
    bin millik bir yolculuk.
    eyleme geçen yıkar.
    sıkı tutan yitirir.

    gerçeğe ermiş kişi,
    eyleme kalkışmadığı için hiçbir şeyi yıkmaz;
    sıkı tutmadığı için, hiçbir şeyi yitirmez.
    insan, işini yürütür de,
    tam bitirecekken bozar.
    başlangıcın olduğu denli bitirişin de
    üzerine titresen,
    hiçbir şey bozulmaz.

    gerçeğe ermiş kişi'nin tutumu şudur:
    ister ki, istekleri olmasın.
    elde edilmesi güç nesnelerde gözü yoktur.
    öğrenmemeği öğrenir.
    çoğunluğu yanından geçtiğine sırtını döner.
    böylece, varlıkların doğal gidişine yardım eder;
    eyleme yeltenmez.

    66
    irmaklar ile denizler derelerin hakanıdır,
    çünkü kendilerini nasıl altta tutacaklarını bilirler.
    onun için, derelerin hakanıdır onlar.

    gerçeğe ermiş kişi de öyledir:
    insanlardan yüksekte olmak isterse,
    konuşmada kendini onların altında tutar.
    insanların önünde olmak isterse,
    kendini geride tutar.
    üstelik:
    yüksek yerde yaşar,
    ama kimseye yük olmaz.
    baş köşeye oturur,
    ama kimseyi incitmez.
    üstelik:
    bütün acun onu ilerletmek ister
    ve hiç azalmaz bu istek.
    kendisi kavga etmediği için,
    kimse onunla kavga edemez.

    70
    hem anlamak kolaydır benim sözlerimi
    hem uygulamak.
    ne var ki hiç kimse anlayıp
    uygulamıyor onları.
    sözcüklerin bir atası,
    işlerin bir yapımcısı vardır.
    bunu anlamadıkları için,
    beni de anlamıyorlar.
    benim gerçek değerim
    ender anlaşılır olmamdır.
    onun için: gerçeğe ermiş kişi'nin
    sırtında aba vardır ama yüreğinde cevher.

    72
    insanlar korkulması gerekenden korkamadığında
    büyük yılgı ortaya çıkar.
    konutlarını dar yapma insanların,
    yaşamlarını sıkıcı duruma getirme
    ki darlık içinde yaşamasınlar
    ve yaşamları sıkıcı olmasın.

    gerçeğe ermiş kişi şöyle davranır:
    kendini tanır ama ışımak istemez.
    kendini sever ama ün ardında koşmaz.
    öbürünü iter, bunu alır.

    73
    ataklıkla yüreklilik gösteren
    yok olur.
    döleklikle yüreklilik gösteren
    sağ kalır.
    bu ikisinden biri yarar getirir
    biri zarar.
    ama niçin nefret eder gök insandan?
    bunu kim bilebilir ki!

    gök'ün tao'su kavga etmez,
    ama utku kazanmak için
    gereken yeteneği vardır.
    gerçeğe ermiş kişi de öyledir:
    güçlükleri görür.
    konuşmaz,
    ama doğru yanıtı bulur.
    hiçbir şeye el etmez
    ama herşey ona kendiliğinden gelir.
    dingindir,
    ama tasarlamada yetkindir.
    gök'ün ağının gözleri geniştir,
    ama hiçbir şey dışarı düşmez.

    76
    insan yaşama katıldığında
    yumuşak ve güçsüz,
    öldüğünde ise
    sert ve güçlüdür.
    bitkiler yaşama katıldıklarında
    yumuşak ve körpe,
    öldüklerinde ise
    kuru ve serttirler.
    onun için: sert ile güçlü ölümün,
    yumuşak ile güçsüz ise
    yaşamın yoldaşlarıdır.

    bu yüzdendir ki pusatlar
    güçlüyken utku kazanmaz.
    ağaç sağlamken kesilir.
    güçlü ile büyük altta,
    güçsüz ile yumuşak üsttedir.

    81
    doğru sözler güzel değildir;
    güzel sözler doğru değildir.
    yetenek kandırmaz;
    kandırma yetenekli değildir.
    bilge bilgili değildir;
    bilgin bilge değildir.
    gerçeğe ermiş kişi iyelik istemez.
    başkaları için ne denli çok şey yaparsa,
    iyeliği o denli artar.
    başkalarına ne denli çok şey verirse,
    o denli çok şey kendisinin olur.
    gök'ün tao'su 'zarar vermeden ilerletmek'tir;
    gerçeğe ermiş kişi'nin tao'su,
    kavga etmeden etkili olmaktır.
  • 4. tao dipsiz kuyusu

    tao'nun doğasında
    biteviye kullanılsa da,
    kendini sürekli yenilemek var.
    ne taşmak, ne de tam boşalmak...
    içindekilerin bir kadehten
    dökülmesi gibi toprağa...

    bu yüzdendir ki,
    tao enerjisi harcamakla suçlanamaz.
    henüz benliğini tam dolduramamış olanları
    kaynağı sonsuz ana sütüyle besler.
    enerjinin bir parçası olabilmeleri için
    hep yanıbaşlarında bekler.
    gereğinden fazla zorlarsan,
    en müthiş bıçak bile körleşecek.
    en iyi şekilde su verilmiş çelikten kılıçlar da,
    kayalar karşısında parçalanıp gidecek.
    kesmeye kalkarsan yüreğin iplerini,
    yürek bile yalancı kesilecek.
    çaresizlik ona aslında hiçbir işe yaramayan,
    akordsuz yalanlar söyletecek.

    işinin ehli kılıç ustalarının
    tecrübeyle biledikleri
    keskin kılıçlar gibi,
    bilgelik de akılla birleşip
    sağduyulu zekayı ışıldatacak.
    sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak,
    çözümsüz görünen bütün sorunlar da
    bir bir çözülecek.

    hepimiz birlik ve beraberlik içinde yaşayabiliriz
    aklı selim önderlerle beraber.
    hangimiz varlığımızın
    bizden daha parlak bir kardeşin gölgesinde
    farkına varmak isteriz ki...

    sadece kazanca yönelik değil,
    anlamak ve anlatmak için çalışanlar
    farkındalığa varacak.
    tao bir sır olmaktan çıkacak.

    *
  • 5. niyetsiz akış (iyi kötü) *

    tabiat kasıtlı hareket etmez,
    bu yüzden de cömert olması * beklenemeyeceği gibi,
    hiçbir varlığa karşı bir kötü niyetinden de söz edilemez.

    bu bağlamda tao da aynen tabiat gibidir;
    desek de,
    aslında
    tabiat tao'nun takipçisidir.

    bilge kişinin insanca edimlerinde bile
    kasıt aranmaz bu nedenle.
    böylesine bir bilinçle hareket etmesinde
    ahlakçılık gözetmeyen kaygısız bir yanı vardır.

    bilge; sukunetini korur.
    sözler ya da düşüncelerden etkilenmez onun huzuru,
    hele ki yapmacıklı davranışlar, uzağından bile geçemez...
    aynen dostlarına davrandığı gibi,
    içinden geldiği gibidir tüm davranışları da.

    tutkudan arınmanın yoludur bu bilge için,
    enerjiyi de biriktirmenin.

    *
  • 6. tamamlanmak

    zihin de en az
    korunaklı ve doğurgan bir vadi kadar
    sakin ve derin.

    enerji ve sükunetin
    her ikisi de şekilsiz geçtikleri gibi
    duyusuz ya da akıl olmadan da bulunabilir ya,
    oysa her ikisi de,
    çevresiz gelir doğadan...

    akıl meditatif durumda
    varoluşta farklılaşmaktan vazgeçmeye başlar.
    olsa da olmasa da...
    olabileceğinden ya da dönüşemeyeceğinden vaz geçer.
    ne kadar da hoş bu
    çünkü
    farklı olmaktansa
    bir olmak çok daha keyifli.
    *
  • ilk kelime tao diye yazılsa da dao diye okunur, duyurulur.