şükela:  tümü | bugün
  • chp'nin, 15 temmuz darbesini araştırmak için kurulan darbe komisyonu raporuna karşı sunduğu muhalefet şerhidir.

    bu şerh şu açıdan önemli. chp muhalefet şerhinde akp-cemaat ilişkisini, akp'nin cemaati 2002-2014 yılları arasında nasıl palazlandırdığını açık açık anlatmış.

    938 sayfalık darbe komisyonu raporunun tamamına kısım kısım şuradan ulaşılabilir:
    1. kısım
    2. kısım
    3. kısım
    4. kısım
    5. kısım
    6. kısım
    7. kısım
    8. kısım
    9. kısım
    10. kısım
    11. kısım
    12. kısım
    13. kısım

    chp'nin bu rapora sunduğu 313 sayfalık muhalefet şerhine ise buradan ulaşılabilir.

    yukarıda da dediğim gibi, bu muhalefet şerhi akp-cemaat ilişkisinin devlet kayıtlarına girmesi açısından çok ama çok önemli. bundan 20-30 sene sonra bu belge akp'nin bugün cemaate nasıl yol verdiğini o günün insanlarına anlatacak yegane belge olacak. ve bugün "kandırıldık" diyenler, işte o gün bu şerhte yazan her şey için hesap verecekler.

    aşağıda, rapordan önemli kısımları vurgulayacağım. yazı çok uzun olacak. ama okumanızı da şiddetle öneririm.

    *** *** *** *** ***

    komisyon toplantılarında davetli konukların akp-fetullah gülen cemaati arasındaki ilişkiye ilişkin açıklamaları

    komisyonda akp’nin ortaya çıkmasını istemediği iki önemli konu bulunmaktaydı;
    birincisi, 15 temmuz’a giden yolda akp hükümetinin en hafif deyimle “ihmali” sonucunda onca insanın hayatını kaybetmesi, yaralanması ve sakat kalması,
    ikincisi de, darbeci “zümre”nin türkiye’nin ekonomik yapısına ve devlet teşkilatına sızmasında akp’nin oynadığı “yardım ve yataklık” rolü.

    hilmi özkök (toplantı no: 5 / 19 ekim 2016)
    hilmi özkök’ün konuşmasındaki en önemli husus şüphesiz 2004 mgk tavsiye kararı ve kararın uygulanmaması meselesiydi. özkök, 25 ağustos 2004 tarihli mgk toplantısında fetullah gülen örgütünü gündeme askerlerin getirdiğini belirterek şunları ifade etmiştir:
    “…dedik ki: ‘bu örgüt çok büyük bir imkân kabiliyete kavuştu. imkan kabiliyet yıllar içerisinde oluşur ama niyet bir gecede değişir.’ aynen böyle söyledik. dedik ki: ‘bir icra planı yapılsın, bu iş takip edilsin.’ … sonra bunu biz de izledik ne yapılıyor diye ama açıkça söyleyeyim, pek fazla bir şey de yapıldığını görmedik. yine biz her toplantıda irticanın ve bu örgütlerin tehlikesine dikkat çeken konuşmaları -millî güvenlik kurulunda kuvvet komutanları da var biliyorsunuz, kara, deniz, hava, jandarma ve ben- her zaman dile getirdik. duyduklarımızı elimizden geldiği kadar yaptık ama dediğim gibi kaynağa nüfuz etmemiz bizim mümkün olmadı.”

    dönemin başbakanlık müsteşarı ömer dinçer’in aralık 2015’te yayınlanan “türkiye'de değişim yapmak neden bu kadar zor?” adlı kitabında (sayfa 123-124) mgk tavsiye kararının hükümet kanadı eliyle nasıl “savsaklandığı” şu ifadelerle anlatılıyor:
    “mgk, 28 şubat kararları ve buna bağlı stratejilerin uygulanmasını titizlikle takip ediyordu. bu çabaları pekiştirmek ve daha da derinleştirmek için ağustos ayında yeni bir hamle daha yaptı. ak parti iktidarını reform çabalarından uzaklaştırmak ve köşeye sıkıştırmak amacıyla fetullah gülen cemaatine yönelik yeni bir mücadele planını devreye sokmak istedi. mgk 24 ağustos 2004 tarihinde yaptığı toplantıda, '24 haziran 2004 tarihli mgk toplantısının ana gündem maddelerinden biri olan 'türkiye'deki nurculuk faaliyetleri ve fetullah gülen' konusu gündeme gelmiş, yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması uygun görülmüş ve bu konudaki tavsiye kararının hükümete bildirilmesi...' şeklinde bir karar verdi.”
    “tavsiye kararı başbakanlığa bildirildikten sonra konuyu başbakanımıza açtım ve gelen yazıyı 'dosyasına' kaldırmaya karar verdik. bu karar metni bakanlar kurulu'nda imzaya açılmadı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadı. mgk'nın 1997 yılında irticayla mücadele kararında yapılan hata burada tekrarlanmamıştı. konudan mgk toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı ve onları endişeye sevk edecek bir sonucun doğmamasına özen gösterildi. bütün toplumsal ve siyasi riski hükümet adına sayın başbakanımız, hukuki riski ise ben üstlenmiştim. darbe söylentileriyle büyük bir baskı altında olsak da bize güvenen insanları sıkıntıya sokacak bir adım atmamıştık. nitekim ülkede bütün vatandaşlarımız rahatça ve huzur içinde günlük hayatlarına devam etme imkanı buldu. hükümet kapalı kapılar ardında kendisine yöneltilen baskılara dağ gibi göğüs germişti. bu tavrın bir bedeli vardı. bu bedel, ergenekon çetesinin tuzakları ve merkez medyanın karalama çabalarıyla ödendi.”

    darbe girişimi olmadan iki buçuk yıl önce ve 15-25 aralık 2013’ün hemen sonrasında akp’nin bu karar konusunda gereğini yapmamayı marifet saydığı, chp aydın milletvekili m. lütfi baydar’ın 06/12/2013 tarihli soru önergesine (7/35485 esas) ve chp istanbul milletvekili m. sezgin tanrıkulu’nun 26/12/2013 tarihli (7/36502 esas) soru önergesine hükümetin verdiği cevapta sabitti. hükümet adına başbakan yardımcısı emrullah işler’in imzası ile 31/12/2013 ve 20/01/2014’te verilen aynı içerikli cevaplarda ise sadece şu ifadeler yer almaktaydı: “önergede bahsedilen konu, milli güvenlik kurulu’nun gündemine hükümetimiz tarafından getirilmemiştir. ayrıca söz konusu milli güvenlik kurulu kararını hayata geçirme yönünde hükümetimiz döneminde herhangi bir bakanlar kurulu kararı alınmamıştır, herhangi bir adım atılmamıştır.

    türk ordusuna kumpas davalarının ve 15 temmuz darbe girişiminin yaşandığı bir türkiye’de, 2004 mgk tavsiye kararı hakkında “gündeme hükümetimiz getirmedi” ve bu yüzden sahip çıkarak gereğini yapmadı demek, çok büyük bir suçun itirafından başka bir şey değildir.

    ilker başbuğ (3 kasım 2016 / toplantı no: 12)
    - “genelkurmay başkanı olduğum dönemde başbakan’a ‘bugün bize yarın size’ dedim. bana, ‘komutanım siz bunları çok büyütüyorsunuz’ dedi. büyütüyoruz çünkü çok ciddi bir tehlike.”
    - “hakim kadir kayan kozmik odada arama yapmak için geldi. ‘sayın başbakan’a anlatalım, izin verirse ararsınız’ dedim. başbakana bu aramaya müsaade edersek, ülke güvenliği açısından mahsurları çıkabilir dedik. sonuç alamadık ve arama yapıldı. 25 aralık 2009’da başladı, 20 ocak 2010’da bitti. hakim oradan belge çıkaramaz. zaten çoğu dijital veriler. kadir kayan da belge çıkartmadı, müsaade etmedik. hakim kod kelimeler yazdı, onun karşılığını aradı. çuval çuval belge çıktı diyorlar, yalan. hakimin baktığı dokümanların hepsini genelkurmay’da bir kasaya kilitledik ve dışarı çıkarmadık. o belgeleri 16 mart 2013’te savcı mustafa bilgili istedi ve verildi. genelkurmay’dan çıktı ve tübitak yetkililerine kadar gitti belgeler.”
    2002-2007 akp, cemaatin bürokrasisine dayanmıştır. bu dönemde tsk ile çatışma sürecine girmemiştir. 2007 türk siyasi tarihinde bir dönüm noktasıdır. bundan sonra siyasi iktidar fetullah gülen cemaati ile tam ittifak haline girdi ve tsk’ya yönelik komplolara destek oldu.

    emre taner (9 kasım 2016 / toplantı no: 14)
    komisyon toplantıları ilerledikçe, akp’nin bütün uyarılara rağmen devleti cemaate nasıl teslim ettiği bir bir ortaya dökülmeye devam etmiştir. yani, fetö’yü kazıdıkça altından akp çıkmıştır. akp açısından foyasını meydana çıkarma anlamında bardağı taşıran son damla eski mit müsteşarı emre taner’in kritik uyarılarına rağmen, bu zümreye karşı önlem almak bir yana önlerinin daha da açıldığını ifade etmesi olmuştur. komisyon toplantısına gelen chp istanbul milletvekili ilhan cihaner’in sorusu üzerine emre taner’in verdiği cevap çok çarpıcıdır:

    ilhan cihaner (istanbul) – evet, tamam, çok kısaltarak soruyorum.
    şimdi, türkiye'de kıyamet kopuyor, genelkurmay başkanları dinleniyor, yüksek yargıçlar dinleniyor. tekrar vurguluyorum, sizin de baştan kumpas olduğunu, kurgu olduğunu bildiğiniz birtakım süreçler yürüyor ki bir aşamadan sonra mit’i de içine alan birtakım kumpaslar yürüyor ve o ana kadar ne bu usulsüz dinlemeler ne bu kumpaslarla ilgili olarak kamuoyunda, daha doğrusu kamu gücünü kullanan kurumlarda, siyasi iktidarda böyle bir algı yok. işte, “yargısal süreci bekleyelim.” falan filan deniliyor.
    siz, bunu, dönemin bağlı olduğunuz başbakanına “burada bir kumpas var.” diye söylediniz mi?
    emre taner – “kumpas” tabirini kullandığımızı, yani o şekilde netleşmiş bir…
    ilhan cihaner (istanbul) – örneğin erzincan olayını anlattınız mı?
    emre taner – tabii.
    erzincan olayını biraz da fazla şiddetli anlattım, sonra beni ilgili bakanlar sayın başbakana şikâyet ettiler “üzerimize yürüdü.” diye.
    ilhan cihaner (istanbul) – hangi bakanlar?
    emre taner – yani bu işle ilgilenen bakanlar diyelim.
    mustafa sezgin tanrıkulu (istanbul) – adalet bakanı ve benzeri…
    emre taner – yani mesela onun gibi.
    şimdi, şöyle ifade ediyorum: erzincan olayı fevkalade vahim bir olaydır. servis denendi, servisin reaksiyonları denendi, ne yapabilir, nasıl karşı koyabilir, bizim refleksimizi ölçmeye çalıştılar ve muvaffak oldular, hiçbir şey yapamadık çünkü. arkasından 7 şubatta kapının ağzına gelip götürdüler.
    ben o zaman söyledim, “sayın başbakan, bundan sonraki adres sizsiniz, benim.” dedim. “bunlar oraya gelecekler, erzincan’da bu olay kalmayacak.dedim. evet, kendileri kabul ettiler bunu ve önlem alınacağı ifade edildi, üstüne varılacağı ifade edildi, ama erzincan olayı, bırakın yargı incelesin, baksın, görsün, gerçek çıksın ortaya tarzında da arkadaşlarımız için bir kanaat serdedildi, budur. yani size hak veriyorum, ama karşılık alamadık fazla miktarda, doğrusu budur.

    15 temmuz darbe girişimi ve öncesi
    raporun amacı, (i) akp iktidarlarının, koalisyon ortağı fetullah gülen cemaatinin, askeri darbe yapabilecek güç ve kadroya ulaşmasındaki hukuki ve siyasi sorumluluğunu, diğer siyasi parti ve liderlere yayarak ortadan kaldırmak; (ii) devlette giriştiği siyasal islâmcı tarikat ve cemaat kadrolaşmasını, diğer tarikat ve cemaatler iyi, fetullah gülen cemaati kötü algısı yaratarak daha da yoğunlaştırmak ve (iii) 15 temmuz’un yarattığı endişeye dayalı korku ve gerilimi tırmandırıp, “güçlü devlet” talebini yaygınlaştırarak cumhur-başkanlık adındaki dikta rejimine payanda yapmaktır.

    fetullah gülen cemaatinin kuruluş dönemi ve gelişme süreci
    tarihi olaylar bize göstermiştir ki dini (islami) değerleri siyasete alet edenlerin lâik cumhuriyet karşıtlığının nedeni islâm’ın emrettiklerini yerine getirememeleri veya islâm’ı istedikleri gibi yaşayamamaları değildir. tam tersine islâm tarihinin en bağnaz, en kapalı ve en katı yorum ve nakilcilerinden türettikleri ideolojik yaklaşımlar temelinde, farklı islâmi yorumlar ve farklı yaşam biçimlerini yok ederek, herkesi kendi islâm anlayışlarını kabul ettirme ve kendi yaşam biçimlerini dayatma fanatizmi yatmaktadır.

    dini siyasallaştıranların önemli bir amacı da halkı kaderine razı olmanın ve itiraz etmemenin dini bir hareket tarzı olarak inandırmak istemeleridir. bir akp milletvekilinin 17 aralık yolsuzluk soruşturması kamuoyunun gündemine düştüğünde bunu “bireyin günah işleme özgürlüğü” olarak açıklaması tesadüf değildir. bu yaklaşımla eğer devlet başkanı adil yönetmez, halka zulmeder, bütçeyi (beytülmal) yağmalar, yandaşlarına yağmalatır, halkı yoksullaştırır, emaneti ehline vermez, yönetici kadroları akrabaları arasında paylaştırır, gereken önlemleri almayıp insanların ölümüne neden olursa bu takdiri ilahi ve insanların kaderidir. hesabını öbür dünya’da allah’a verecektir. dolayısıyla devlet başkanına ölene kadar boyun eğmek, yani “ulü’l emr”e itaat etmek gerekir. suudi arabistan, katar ve birleşik arap emirliklerinde olduğu gibi bu yüzyılda da hanedanlıklara katlanılacak ve “ulü’l emr”e, yani despota itaat edilecektir.

    fetullah gülen de hayatının her aşamasında dini siyasi güç elde etmek ve ekonomik menfaat sağlamak için kullanmaktan kaçınmamıştır. 15 temmuz darbe girişiminden sonra ortaya çıkan gerçek fetö’nün ekonomik ve siyasi gücünün ulaştığı boyutu göstermesi açısından önemlidir.

    fetullah gülen’in içindeki şiddet eğilimi hayatının her aşamasında olmuş ve bunu dışa vurmaktan kaçınmamıştır. erzurum’da verdiği bir vaazda “yazıklar olsun size! sizin dininizle peygamberinizle alay edecekler, siz de kuzu kuzu oturup, burada beni dinleyeceksiniz. onlar ecdadımızın aziz ruhuyla eğlenecekler, siz de müslüman geçineceksiniz” gibi sözlerle halkı kışkırtarak bir sinemayı bilerek yağmalatması; latif erdoğan’a verdiği söyleşide 1960 ihtilali günlerinde sarf ettiği söylenen “sen bir silah tedarik et. birer de bomba. bu meclisi bu adamların başına uçurmazsam bana da bilmem ne demesinler.” ve “kafamda sabotaj yapmak vardı. genelkurmayı havaya uçurmak, bu adamlardan ne olursa olsun intikam almak istiyordum…” gibi ifadeler 15 temmuz hain darbe girişiminde meclisin bombalanması, halkımızın üzerine haince ve acımasızca bomba ve mermiler yağdırılmasının arkasındaki zihniyeti ortaya koymaktadır.

    ilk ışık evini, finansmanı ilim yayma cemiyeti’nden olmak üzere 1968’de izmir tepecik’te kurmuştur. bundan sonra da izmir’in farklı semtlerinden, sadece öğrencilerin kullanımına açık evler satın alınmaya başlanmış, bu evlerde lise ve üniversitelerde okuyan yoksul köylü çocuklara 5-6 kişilik gruplar halinde öncelikle risale-i nur dersleri temelinde dini bir öğretim verilmiştir. evlerin masrafları gülen’in görevlendirdiği evden sorumlu bir kişi tarafından karşılanmıştır.

    fetullah gülen, 1968 yazında 70 gençle izmir buca’da çamlık alanda bir kamp kurmaya karar vermiş, finansmanını ise, ilginç şekilde ticaretin yoğun olduğu istanbul ve izmir yerine ankara’dan temin etmiştir. kamplarda asker disiplinli nesil yetiştirilirken ruhani zevklerin de önünün tıkanmamasına özen gösterilmiştir. bu, insan aklının bütünüyle devre dışı bırakılmasıdır.

    izmir’de nur toplantısı yapıldığına dair gelen bir şikayet üzerine mart 1971’de yapılan soruşturmanın derinleştirilmesi üzerine fetullah gülen aleyhinde, devletin düzenini dini esaslara uydurmak amacıyla propaganda yapmak suçlamasıyla izmir sıkıyönetim komutanlığı askeri mahkemesinde dava açılmıştır. dava sonucunda gülen 3 yıl ağır hapis cezası, bir yıl sinop’ta sürgün ve 3 yıl süreyle devlet memurluğuna dönememe cezası almıştır. bu davadan kendisini kurtaracak bir mülki idare amiri bulamayınca yargılama sürerken 6.5 ay da hapis yatmış ancak karar temyiz edilmiş ve askeri yargıtay kararı fetullah gülen lehine bozmuştur. 1974’de çıkarılan af kanunu’yla da dava düşmüştür.

    fetullah gülen, yargılanmasına ve ceza da almasına rağmen korunmaya devam edilmiştir. normalde memuriyet hakkını kaybetmesi gerekirken, 1973’de balıkesir’in edremit ilçesine ataması yapılmış, hatta kanuna aykırı biçimde edremit’te görevliyken izmir’de ikamet etmeye devam etmiştir. bu dönemde sadece cuma günleri vaaz vermek üzere izmir’den edremit’e günübirlik gitmiştir. eylül 1974’de tekrar izmir merkez vaizliğine, ağustos 1976’da ise izmir bornova vaizliğine atanan gülen, 1976’da izmir’de “altın nesil” konferansını vermiştir. bornova merkez camiinde 1976-1980 arasında verdiği vaazlar, konuşmaları ve sohbetleri kasetlere kaydedilerek yurdun her tarafına dağıtılmış, böylelikle izmir ve çevresi dışında da tanınması sağlanmıştır. 1978’de türkiye öğretmenler vakfını kurmuş, 1979 başında da haftalık sızıntı dergisi yayın hayatına başlamıştır.

    12 eylül darbesinin gerçek sahibi olan batı ittifakı, sovyetleri çevrelemeyi öngören “yeşil kuşak” projesi bağlamında türkiye’ye “ılımlı islam” modelini uygun görmüştür. ılımlı islam modelinin türkiye versiyonu, aydınlar ocağı tarafından “türk-islam sentezi” adıyla daha 1973’lerde geliştirilmiştir. 12 eylül darbesini yapan türk ordusunun kendilerini atatürkçü olarak niteleyen generalleri, aydınlar ocağı kadrolarını devletin kilit görevlerine getirmede hiçbir beis görmemiş ve “türk-islam sentezi”ni atatürkçülük adına devletin resmi ideolojisi haline getirmişlerdir.

    türk–islam sentezi, türklüğü islâm ile özdeşleştirerek islâm içinde eriten ve giderek selefilik temelinde siyasal islâm’a indirgeyen “ümmet”çi bir ideolojidir. tarikat ve cemaatlerle uzlaşan 12 eylül rejiminin anap iktidarları ile sürmesi, türk-islam sentezi ideolojisinin devlete yerleşmesi yanında, tarikat ve cemaatler temelinde toplumun derinliklerine nüfuz ederek genişlemesine yol açacak süreçleri de başlatmıştır.

    fetullah gülen, 12 eylül darbesinden bir hafta önce darbeden haberdar edilmiş ve 5 eylül 1980’de doktor raporu alarak görevinden ayrılmıştır. koalisyon ortağı akp ile 2007’den itibaren “demokrasinin üzerindeki askeri vesayeti kaldırıyoruz” görüntüsü altında orduya kumpas kuran fetullah gülen, sızıntı dergisinin ekim 1980 sayısında yazdığı başyazıda darbeyi şöyle selamlamıştır: “… ve işte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, hızır gibi imdadımıza yetişen mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.” selam duruyordu, çünkü 12 eylül darbecileri, chp iktidarının önünü kesmişti. nurcuların bir diğer lideri mehmet kırkıncı ise kenan evren’e 4 nisan 1982’de yazdığı mektupta, gençlerin sol düşüncelere kaymaması için devletin dine ve ahlaka önem vermesi tavsiyesinde bulunmuş ve okullara zorunlu din dersi konulmasını önermiştir. 12 eylül darbecileri, önerisini anayasa maddesi haline getirmiştir.

    12 eylül darbesinden önce hazırlanan gözaltına alınacak kişiler listesinde fetullah gülen’in de adının bulunmasına ve 12 eylül’den sonra hakkında arama kararı çıkarılmasına rağmen, hakkında 12 eylül’den önce başlatılmış bulunan istihbarat çalışmalarının durdurulmasının, arşiv bilgilerinin rafa kaldırılmasının ve adli takibata uğramamasının yanında, arandığı dönem içinde faaliyetlerini artırarak devam ettirmiş ve hatta askeri birlikler içinde asker ziyaretleri gerçekleştirmiştir (veren, 2016:30; keleş, 2016:45).

    mehmet keçeciler’in anlatımına göre, açık açık “biz bu memlekete şeriatı getireceğiz.” diyen nurcular’ı ve fetullah gülen’i 12 eylül yönetimi de anap da desteklemiş; fetullah gülen de anap’a rey vermiştir (gönültaş: 2014: 49-55). arananlar listesinde olan fetullah gülen, anap teşkilat başkanı mehmet keçeciler ile başbakan turgut özal’ın devreye girip fetullah gülen’e tutuklanmama güvencesi verilmesiyle 1986’da teslim olmuş ve izmir başsavcılığı tarafından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştır (gönültaş, 2014:57). böylece takibattan hukuken de kurtularak faaliyetlerini daha açıktan yürütme imkanına kavuşturulmuştur.

    bu dönemde fetullah gülen cemaati’nin önünü açan yasal düzenlemeler yapılmıştır. bunlardan ilki, 12 eylül cuntasının 16.6.1983 tarihli ve 2843 sayılı kanunla, özel ilköğretim ve özel ortaöğretim okulu açmanın önündeki yasal engeli kaldırması olmuştur. devamında anap hükümeti, 11.7.1984 tarihli ve 3035 sayılı kanunla, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri ve vakıflara, özel ilk ve ortaöğretim okulları yanında okul öncesi eğitim, kurs, dershane, öğrenci etüt merkezi ve benzeri kurumlar açma izni vermiştir. fetullah gülen izmir bozyaka’da 1977’de faaliyete başlattığı öğrenci yurdunu, 1983’de yamanlar kolejine dönüştürmüş ve böylece cemaat ilk okuluna kavuşmuştur. bunu aynı yıl istanbul’da açtığı fatih koleji izlemiştir. devamında yurdun her tarafında ilk ve orta öğretim okulları, öğrenci yurtları, üniversiteye hazırlık dershaneleri ve ışık evleri açmaya başlamıştır. keçeciler’in anlatımına göre, turgut özal, fetullah gülen’in okullarına destek vermiş ve okul izninin çıkması, kamulaştırma ve imar sorunlarının çözülmesinde cemaate bizzat keçeciler yardım etmiştir (gönültaş: 2014: 54-55). 1980’lerin sonlarına gelindiğinde türkiye’nin her ilinde dershanesi; üniversite, fakülte ve yüksekokul olan il ve ilçelerde öğrenci yurdu ve ışık evleri; büyük illerde kolejleri bulunuyordu. 1996’da fatih üniversitesi’ni de açarak, yurtları, ışık evleri ve dershaneleriyle ilköğretimden üniversiteye uzanan eğitim imparatorluğunu kurmuştur.

    ikinci düzenleme emniyet teşkilatına ilişkin olmuştur. 28.11.2984 tarihli ve 3087 sayılı kanunla emniyet teşkilatına orta ve üst kademe amir ve yönetici yetiştirmek üzere polis akademisi kurulmuş; akademi öğrencilerinin %75’inin polis kolejlerinden ve %25’inin lise ve dengi okul mezunlarından alınması; üniversite mezunlarından akademiye girmek isteyenlerin bir yıllık özel eğitime tabi tutulması öngörülmüştür. polis vazife ve salahiyetleri kanununa 16.6.1985 tarihli ve 3233 sayılı kanunla eklenen ek 7. maddeyle ise polise, ülke genelinde istihbarat faaliyetlerinde bulunma ve devletin diğer istihbarat örgütleriyle işbirliği yapma yetkisi verilerek askerlerin kontrolündeki mit’in karşısına emniyet istihbarat dikilmiştir.

    “türk-islâm sentezi”nin devletin resmi ideolojisi haline getirilmesiyle, türkiye’nin devlet eliyle siyasal islâm ideolojisine teslim edilme süreci başlatılmış ve bu süreçte devletin bütün aygıtları seferber edilmiştir. bununla birlikte, kullanılan ana aygıt milli eğitim ve içişleri ile adalet bakanlıkları olmuştur. 12 eylül rejiminin milli eğitim bakanı emekli general hasan sağlam’dır. hasan sağlam, 1986 yılından itibaren ölene kadar kesintisiz 16 yıl ilim yayma cemiyetinin başkanlığını yürütmüştür. anap hükümetlerinin milli eğitim bakanları ise vehbi dinçerler, metin emiroğlu ve hasan celal güzel şeklinde devam etmiştir. metin emiroğlu gibi nakşibendi olan vehbi dinçerler, “milli tarih” ve “milli kültür” ibarelerinin arkasına gizlediği “ümmet” anlayışıyla müfredatı siyasal islam ideolojisi temelinde değiştirerek, “evrim teorisi”ni müfredattan çıkarmıştır. aydınlar ocağı kökenli hasan celal güzel ise kendinden öncekilerin uygulamalarını devam ettiren klasik bir türk-islam sentezcidir. nakşibendi tarikatı mensuplarına ait olan ve nakşibendiler eliyle uygulanan “türk-islam sentezi” ideolojisinden, tüm tarikat ve cemaatler yararlanmakla birlikte, asıl yararlanan fetullah gülen cemaati olmuştur. çünkü diğerleri devlette yer edinerek toplumu dönüştürmeyi hedeflerken, o stratejisini daha baştan, yetiştirdiği müritlerini devlet kadrolarına yerleştirerek, devleti içten ele geçirmek üzerine kurmuştur.

    tarikat ve cemaatlerin batı’ya gittikçe etkilerinin azalması, batı’ya gidildikçe yoksulluğun azalmasındandır. yoksulluk, siyasal islâm ideolojisine taban oluşturmaktadır. tarikat ve cemaatler, yoksul kesimlerin çocukları için rekabet etmekte ve bu alana dışarıdan birilerinin girmesine verdikleri cevap ise ölçüsüzlük derecesinde sert olabilmektedir. çağdaş yaşamı destekleme derneği ile çağdaş eğitim vakfı’nın ergenekon davası ile ilişkilendirilerek kovuşturulmasının temelinde, cemaat ve tarikatların mürit adayları olarak gördükleri kır ve kent yoksullarının çocuklarının, modern yaşamcılarca koruma altına alınmasına duyulan tepki yatmaktadır. akp iktidarlarının yeni öğrenci yurtları açarak, bu istismar alanına son vermek yerine, kamu idarelerinin yaptığı yurtları dahi aile vakfına dönüştürülen türgev’e devretmesinin temelinde de yoksulluğu sömürerek siyasal islâmcı nesiller yetiştirme amacı yatmaktadır.

    siyasal islâm’ın yükselişi yansımasını, kurulmasına nakşibendi iskenderpaşa cemaati’nin ön ayak olduğu refah partisi (rp)’nin oylarındaki inanılmaz sıçramalarda bulmuştur. 1987 genel seçimlerinde %7,20 oy alan rp, 1989 yerel seçimlerinde oyunu il genel meclisinde %9,80’e taşımıştır. 1991 genel seçimlerine, %10 seçim barajı nedeniyle milliyetçi çalışma partisi (mçp) ve “yeniden milli mücadeleciler’in ıslahatçı demokrasi partisi (ıdp) ittifakıyla giren rp, %16,87 oranında oy almıştır. asıl sıçramayı 1994 yerel seçimlerinde yapmıştır. 1989’dan 1994’e kadar ki beş senelik süreçte oyları, iki katından da fazla artarak %19,13’e fırlamış ve aralarında istanbul, ankara, diyarbakır ve erzurum’un da bulunduğu 28 ilde belediye başkanlığını kazanmıştır. 1995 genel seçimlerinde ise merkez sağ partileri geride bırakarak %21,38 oy oranıyla seçimin birincisi olmuştur.

    rp’nin yükselişine merkez sağın çöküşü ve “türk-islâm sentezi”nin milliyetçi damarını temsil ettiği ileri sürülen mhp’nin, %10 seçim barajına takılması eşlik etmiştir.

    cumhuriyete ve temel niteliklerine saldırı
    cumhuriyete ve temel niteliklerine kumpasın yasal altyapısı
    12 mart faşizmi’nin “balyoz harekatı” varsa, akp faşizminin de tetikçi olarak kullandığı cemaat ile birlikte kotardığı ergenekon, balyoz darbe planı, amirallere suikast, erzincan, poyrazköy, irtica ile mücadele eylem planı, askeri casusluk ve fuhuş, kck, çhd gibi düşman hukukunun uygulandığı davaları var.

    “askeri vesayeti kaldırıyoruz” görüntüsü altında yürütülen ve toplumsal muhalefet odaklarını sindirerek pasifize etmenin ve ordu’da kadrolaşarak “milli ordu”yu vahhabi suudi rejiminin peşine takabilmek için kadro boşaltmanın yanında, yoksul ailelerin zeki çocuklarını siyasal islam ideolojisine devşirme yolunda engel olarak gördükleri çydd, çev ve istek vakfı’nın şahsında türkan saylan, gülseven yaşer ve bedrettin dalan’a uzanan “kumpas” davalarında, “ben bu davaların savcısıyım.” saldırganlığından, “17-25 aralık yolsuzluk soruşturmaları”nın sahiciliği karşısında “milli orduya kumpas kurdular.” savunmasına geçilmek zorunda kalınmıştır.

    “milli orduya kumpas kurdular.” ifadesini, başbakan erdoğan’ın siyasi başdanışmanı ve akp ankara milletvekili yalçın akdoğan star gazetesindeki köşesinde 24 aralık 2013 tarihinde yazdı. milli orduya kumpas kurulduğunu yazanlar, iktidardaydılar, şimdilerde kumpası seyretmekle kaldıklarını ifade etseler de kumpasın yasal altyapısını hazırlamanın da ötesinde, bizatihi kumpas sürecinin içinde yer aldılar ve süreci yönettiler.

    kumpasların yasal altyapısının oluşturulması
    17/25 aralık öncesi
    yeni ceza kanunu
    akp iktidarları, kumpasın yasal altyapısını oluşturma sürecine daha 2003 gibi erken bir tarihte başladı.
    21.10.2003 – 12.05.2004 tarihleri arasında -chp’li iki üyenin tüm itirazlarına rağmen- yeni bir ceza kanunu tasarısı hazırlandı. tamamıyla ve her açıdan yeni olan tasarı, adalet komisyonunda kabul edilerek raporu 14.07.2004 tarihinde tbmm başkanlığına sunuldu ve tbmm genel kurulunda 14.09.2004-26.09.2004 tarihleri arasında görüşülerek 5237 sayılı türk ceza kanunu adıyla yasalaştı.

    tbmm başkanlığına sunulan 502 maddeli tasarıdan, 101 maddesi doğrudan, 8 maddesi infaz kanununda ve 1 maddesi de çocuklarla ilgili kanunda değerlendirmek üzere toplam 110 madde tamamen çıkarılmış; 46 maddesi ise diğer maddelere fıkra ve bent şeklinde eklenmiş; kalanlarının bir kısmı ise suçun unsurları ve tipikliği değiştirilerek kurallaştırılmıştır. böylece ortaya bambaşka bir ceza yasası çıkmıştır.

    akp tasarısından alt komisyon tarafından çıkarılan maddeler içinde;
    - 193 ncü maddesindeki, ne suretle olursa olsun, rızası olmaksızın bir kişinin sözleri veya resimleri kullanılarak gerçekleştirilen montajları yayınlama;

    - 228 nci maddesindeki, demirci ve çilingirlerin, ayrım yapmaksızın isteyene maymuncuk satması veya vermesi ya da balmumu kalıbı ve benzeri maddelerle basılmış ve ölçüsü alınmış örnekler üzerinde kullanılacağı yerin sahibi veya vekili dışındakilere her türlü anahtar imal etmesi ile kilit ve benzeri şeyleri açması;

    - 277 nci maddesindeki, gerçek mühür ve onaylayıcı ve belgeleyici alet ve araçları ele geçirerek bunları kendisi veya başkasının yararına veya başkalarının zararına kullanma;

    - 287 nci maddesindeki, resmi belgelerin aslında, özet ve suretlerinde veya düzenlenmesinde ya da beyanında sahtecilik suçuna iştirak etmeksizin sahte belgeyi kullanma veya başka surette yarar sağlama;

    - 289 ncu maddesindeki, kimlik belgelerini, şahadetnameleri, beyannameleri, zabıtanın teftiş ve kontrolüne tabi defterleri, iyi hal ve yoksulluk belgelerini taklit veya bu tür vesikaları tahrif etme veya hakkı olanlardan başkalarına verme ya da bunları bilerek kullanma;

    - 295 nci maddesindeki, kanunun cürüm saydığı bir yayını, içeriğini onaylamadığını belirtse dahi herhangi bir iletişim aracı ile nakletme;

    - 370 nci maddesindeki, devlet kuvvetlerine karşı cürüm işleyen örgütlerin elemanlarını bilerek, belli giriş kapılarından başka yerlerden ülkeye sokma veya ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakletme;

    - 371 nci maddesindeki, devlet kuvvetlerine karşı cürümlerden birinin işlendiğini veya işleneceğini öğrenmiş olup da, kabul edilebilecek bir neden olmaksızın yetkili makamlara haber vermeme;

    - 407 nci maddesindeki, rüşvete aracılık etme;

    - 440 ncı maddesindeki, her ne suretle olursa olsun yalan tanıklık veya gerçeğe aykırı bilirkişilik ya da tercümanlık yaptırmak üzere, tanık veya bilirkişi veya tercüman bularak yalan tanıklık yaptırma, gerçeğe aykırı bilirkişi raporu düzenletme veya belge ve vesikaları aslına aykırı tercüme ettirme;

    suçları gibi türkiye’nin akp’li tarihiyle özdeşleşen kriminolojik vakıalar da yer almıştır.

    somutlaştırmak gerekirse, tüm bu süreçte, ergenekon davasından tutuklu avukat/gazi üsteğmen serdar öztürk’ün savunmasında ve yaptığı suç duyurularında suç eşyasının (irtica ile mücadele eylem planı) bürosuna gizlice girilerek konulduğu, albay dursun çiçek’in imzasının makine ile atıldığı ve balyoz davasındaki suçlama konusu 11 ve 17 nolu cd’ler üzerindeki yazıların general süha tanyeri’nin el yazması notlarından makine ile taşındığı iddiaları; kanunun suç saydığı yayınların medyada ve elektronik ortamlarda pervasızca yayınlanması; sahte belgeler kullanarak yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar; deniz feneri davasında kişilerin kimlik bilgilerinin ele geçirilerek yardım yapılmış gibi gösterilmesi; cihatçı ışid teröristlerinin suriye-türkiye sınırını ve türkiye topraklarını yol geçen hanına çevirmeleri; oda tv davasında virüslü e-maillerle bilgisayarlara yüklenen dijital suç belgeleri; emniyetin/adliyenin elinde olan özel hayatlara ilişkin dinleme kayıtlarının önce medyada yayınlanarak kişiler linç edildikten sonra iddianamelerde yer alması; özel görevli mahkemelerde görülen davalarda gerçeğe aykırı bilirkişi raporu ile yalan tanıklıkların ayyuka çıkması; medyada gerçekmiş gibi yayınlanan sahte belgeler temelinde kamuoyunun yönlendirilerek siyasi çıkar sağlanması ve daha bir çok olay göz önüne alındığında, akp tasarısından çıkarılan suçlar ile akp türkiye’sinde yaşanan kriminolojik olaylar arasında rastlantıyla açıklanması imkansız eşleşmelerin olduğu görülüyor. bu durum, siyasi iktidarın yeni ceza kanununu cemaatle birlikte uygulamaya konulacak demokrasiye kumpas projesinin altyapısını oluşturmak üzere daha 2004’de kotarmış olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

    özel görevli mahkemelerin kurulması
    devlet güvenlik mahkemeleri (dgm) kaldırılırken, yerlerine dgm’leri mumla aratacak olan özel görevli ağır ceza mahkemeleri kurulması öngörüldü. dahası, devlet güvenlik mahkemelerinin görevlerinin tamamı özel görevli ağır ceza mahkemelerine verilmekle kalınmadı; bunlara 4422 sayılı kanun kapsamındaki suçlar da eklendi. böylece 4422 sayılı kanun kapsamındaki suçlar, 2001 sonundan itibaren olağan mahkemelerde yargılanırken, 2004 ortasında tekrar olağanüstü mahkemelerde yargılanır hale getirildi.

    özel görevli savcılar, adi bir suç olan ve işlendiyse bile olağan mahkemelerde yargılanması gereken “şike”de silahlı örgüt bulmayı başarmanın yanında, izmir’deki tarımsal üretici kooperatifinden ihalesiz olarak istanbul büyükşehir belediyesi mandalina alır, sanatçı konserlerini tüm belediyeler ihalesiz yapar ve bu tür ihtiyaçları karşılamanın başka da yasal yolu yok iken, aynı şeyleri izmir büyükşehir belediyesi yapınca belediye başkanından hizmetlisine kadar belediye teşkilatındaki hiyerarşik kadro unvanlarından silahlı çete yaratmayı ve 5216 sayılı büyükşehir belediye kanunuyla kurulan belediye teşkilatında 657 sayılı kanuna göre çalışanları “çıkar amaçlı silahlı örgüt kurma ve üye olma” suçlamasıyla özel görevli mahkemede yargılatmayı becerebildiler.

    iktidar ideolojisinde yeni hsyk, yeni yargıtay, yeni danıştay ve yeni anayasa mahkemesi
    12 eylül 2010 referandumunun en veciz sözünü fethullah gülen söyledi. gülen, “imkân olsa mezardakileri bile kaldırarak referandumda evet oyu kullandırmak lazım” dedi. laik yargının tasfiyesinin demokrasiyi güçlendireceğine inanan liberaller, liberal solcular ve hatta bazı sosyalistler, “yetmez, ama evet” sloganı eşliğinde siyasal islamcı akp-cemaat koalisyonunun değirmenine su taşımayı halka “demokratlık” olarak yutturmaya kalkıştılar.

    referandum sonrasında yeni hsyk, yeni yargıtay, yeni danıştay ve yeni anayasa mahkememiz oldu.

    hsyk seçimlerini adalet bakanlığı’nın desteklediği liste kazandı. yeni hsyk yargıtay’a 160, danıştay’a ise 51 yeni üye atadı. bu atamayla birlikte ortaya “blok oy”lu yargıtay ve danıştay çıktı.

    yeni atanan üyelerle ele geçirilen danıştay ve yargıtay’ın başkanlık seçimlerini “blok oylar” ile iktidarın desteklediği adayların kazanmasını, başbakan yardımcısı bülent arınç, “kurban olduğum allah, verdikçe veriyor.” diye selamladı.

    17-25 aralık sonrası
    adli kolluk yönetmeliği’nin değiştirilmesi
    17-25 aralık yolsuzluk soruşturmalarına akp’nin ilk tepkisi adli kolluk yönetmeliğini değiştirmek oldu. 21 aralık 2013 günlü resmi gazetede yayınlanan değişiklikle kolluğa, cumhuriyet savcısı adına gizli yürütülen soruşturmalarda mülki amire derhal bilgi verme zorunluluğu getirilerek, yürüyen soruşturmalar akamete uğratılmak istendi. hsyk’nın 15 üyesi değişiklikleri eleştiren bildiri yayımlayınca, başbakan erdoğan üyeleri suç işlemekle suçladı.

    hsyk kanununun değiştirilmesi ve iktidar emrinde yepyeni hsyk
    kanunla, hsyk genel kuruluna tanınmış yetkiler adalet bakanına verildi; üyelerin daireler arasında dağılımını hsyk genel kurulundan alarak adalet bakanının kişiliğinde şahsileştirildi ve hsyk’daki genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, teftiş kurulu başkanı ve yardımcıları ile müfettişler, tetkik hakimleri ve idari personelin görevlerine kanunla son verilip, yerlerine atama yapma yetkisi adalet bakanının yetkisine alındı.

    kumpaslar başlıyor
    a- ergenekon operasyonları
    tutuklama dalgaları
    seçimlerden on gün önce bir ihbar üzerine 12 temmuz 2007’de ümraniye’de bir gecekondunun çatı arasında 27 el bombasının bulunduğu ve bombaların emekli astsubay oktay yıldırım’a ait olduğu medyaya yansımıştı. seçimlerden daha beş gün geçmişti ki 27 temmuz 2007’de daha sonra gelen gözaltı ve tutuklamalar serisi nedeniyle birinci dalga olarak adlandırılan tutuklamalar başladı. başta el bombalarının sahibi olduğu iddia edilen oktay yıldırım olmak üzere emekli yüzbaşı muzaffer tekin, emekli astsubay mahmut öztürk, emekli binbaşı fikret emek, emekli yüzbaşı gazi güder, yeraltı dünyasından sedat peker, siyasi ekonomik sosyal araştırmalar ve strateji geliştirme merkezi başkanı ismail yıldız, kuvvai milliye derneği genel başkanı bekir öztürk, ülkücü hareketin eski liderlerinden vatansever kuvvetler güç birliği derneği başkanı taner ünal, hrant dink’in öldürülmesini planladığı ileri sürülen yasin hayal’in avukatı fuat turgut ve daha birçok kişi gözaltına alındı. operasyonun adı “ergenekon operasyonu” olarak konulmuştu ve bazıları suça da bulaşmış farklı kişilerin bir araya getirilmesinden, sovyetlerin çökmesinden sonra nato üyesi avrupa ülkelerinde kısmen ortaya çıkarılan ve türkiye’de de özellikle susurluk kazasından sonra çokça tartışılan kontrgerilla yapılanmasına benziyordu.

    ancak şöylesine hayati bir sorun vardı ki, ergenekon operasyonunun daha baştan ölü doğmasına yol açmıştı. çatı aralığında 27 el bombasının bulunduğunun iddia edildiği 12 haziran 2007 gününe ait polisin olay yeri kamera çekimi görüntülerinden; (i) olay yerinin gecekondunun çatı aralığı değil, polis merkezi olduğu ve daha da önemlisi (ii) polislerin kendi aralarındaki görüşmelerde bir polisin “soruşturma ergenekon olduğu zaman … hakimini de savcısını da” dediği duyuluyordu. daha bombanın bulunduğu anda soruşturma yapılmadan adı da konulmuştu. bu kayıt tabi ki çok sonraları ergenekon davasının dosyaları arasından çıkacaktı.

    bir ay sonra yapılan ikinci dalga operasyonda yazar ergun poyraz ve akın birdal suikastında adı geçen “yeşil” kod adlı mahmut yıldırım’ın adamı olduğu söylenen mete yalazangil tutuklandı.

    21 ocak 2008’de üçüncü dalga operasyon geldi. aralarında emekli tuğgeneral veli küçük, emekli kur. albay mehmet fikri karadağ, avukat kemal kerinçsiz, gazeteci yazar gülay kömürcü, yeraltı dünyasından susurluk kazası hükümlüsü sami hoştan ve “drej ali” lakaplı ali yasak ile türk ortodoks patrikhanesi basın sözcüsü sevgi erenerol'un da aralarında bulunduğu 31 kişi gözaltına alındı.

    operasyonun 4. dalgası 21 şubat 2008 tarihinde yapıldı. istanbul üniversitesi adli tıp enstitüsü'nden doç. dr. ümit sayın, sakarya üniversitesi’nden prof. dr. emin gürses, emekli astsubay orhan tunç, kuyumcu hayrettin ertekin, gazeteci vedat yenerer, noel baba barış konseyi derneği başkanı muammer karabulut gözaltına alındı.

    operasyonunu 5. dalgasında işçi partisi genel başkanı doğu perinçek, eski istanbul üniversitesi rektörü prof. dr. kemal alemdaroğlu ve cumhuriyet gazetesi yazarı ve imtiyaz sahibi ilhan selçuk'un da aralarında bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı. ulusal kanal'da arama yapıldı.

    bunun hemen devamında yapılan 6. dalga operasyonla ato başkanı sinan aygün, atatürkçü düşünce derneği (add) genel başkanı eski jandarma genel komutanı emekli org. şener eruygur, emekli orgeneral hurşit tolon ile cumhuriyet gazetesi ankara temsilcisi mustafa balbay gözaltına alındı.

    operasyon tüm türkiye'ye yayıldı. istanbul cumhuriyet savcılığı'nın talebi üzerine adana'da bulunan özel yetkili 8. ağır ceza mahkemesi, 26 kişi hakkında yakalama emri çıkarttı. kararın ardından konya'da 13, istanbul'da 5, kocaeli'nde 6, elazığ ve mersin'de birer kişi gözaltına alınırken, operasyonun istanbul ayağında polisler, istanbul üniversitesi orman fakültesi emekli öğretim üyesi, eski orman mühendisleri odası başkanı ve işçi partisi milletvekili adayı prof. dr. uçkun geray ile işçi partisi yöneticilerinden nurhan gökdemir'i gözaltına aldı. bu dalgada eski ülkü ocakları istanbul il başkanı levent temiz, “sisi” lakaplı seyhan soylu ve sanatçı nurseli idiz de gözaltına alınmıştı.

    operasyonun 8. dalgasının hedefi tamamen askerlerdi. farklı 5 ilde eşzamanlı gerçekleşen operasyonlarda orduda görevli 15 subay gözaltına alındı.

    operasyonun 9. dalgasında gazeteci tuncay özkan, esenyurt eski belediye başkanı gürbüz çapan ve eski organize suçlar şube müdürü adil serdar saçan tutuklandı.

    10. dalga operasyonda milli güvenlik kurulu (mgk) eski genel sekreteri emekli orgeneral tuncer kılınç ile eski özel harekat daire başkanvekili ibrahim şahin, istanbul büyükşehir belediyesi eski başkanı ve yeditepe üniversitesi mütevelli heyeti başkanı bedrettin dalan'ın oğlu barış dalan ve bedrettin dalan'ın şoförü çoşkun umur’un da aralarında bulunduğu biri kadın 13 kişi gözaltına alındı. yargıtay eski başsavcısı sabih kanadoğlu’nun evinde arama yapıldı.

    sonraki dalga operasyonda türk metal sendikası genel başkanı mustafa özbek, araştırmacı erhan göksel ve elazığ özel harekat şube müdürünün de aralarında bulunduğu 40 kişi gözaltına alındı.

    ergenekon soruşturmasının 12. dalgasının hedefi bilim dünyası ve rektörler oldu. başkent üniversitesi rektörü prof. dr. mehmet haberal, atatürkçü düşünce derneği (add) genel başkanvekili ve uludağ üniversitesi eski rektörü prof. dr. mustafa yurtkuran, ondokuz mayıs üniversitesi (omü) eski rektörü prof. dr. ferit bernay, inönü üniversitesi eski rektörü fatih hilmioğlu, yök eski başkanı kemal gürüz, prof. dr. yalçın küçük’ün evlerinde yapılan aramadan sonra gözaltına alındılar; kanser hastası olan ve ağır bir tedavi süreci yaşayan çağdaş yaşamı destekleme derneği (çydd) genel başkanı prof. dr. türkan saylan’ın evi arandı.

    iddianameler serisi
    istanbul cumhuriyet savcıları zekeriya öz, mehmet ali pekgüzel ve nihat taşkın tarafından hazırlanan 46’sı tutuklu 86 sanık hakkında hazırlanan 2 bin 455 sayfalık birinci ergenekon iddianamesi, gönderildiği istanbul 13. ağır ceza mahkemesinin başkanı köksal şengül ve üye hakimleri hasan hüseyin özese ve sedat sami haşıloğlu’ndan oluşan heyeti tarafından 25 temmuz 2008’de kabul edildi. yargılama, silivri ceza ve infaz kurulu yerleşkesinde oluşturulan duruşma salonunda 20 ekim 2008’de başladı.

    ikinci ergenekon iddianamesi 13. ağır ceza mahkemesi tarafından 25 mart 2009’da kabul edildi.

    üçüncü ergenekon iddianamesi, 13. ağır ceza mahkemesi tarafından 5 ağustos 2009’da kabul edildi.

    dördüncü ergenekon iddianamesinin konusu emekliye sevk edilen dz. kur. alb. dursun çiçek ile gazi üsteğmen av. serdar öztürk’ün sanığı olduğu “irtica ile mücadele eylem planı”na ilişkindi ve 20 ekim 2011’de kabul edildi.

    beşinci ergenekon iddianamesi, genelkurmay bilgi destek dairesince yürütülen internet sitelerine ilişkin internet andıcını konu alan ve aralarında emekliye sevk edilen org. hasan ığsız, yaş üyesi org. nusret taşdeler, emekliye sevk edilen korgeneraller mehmet eröz ve ismail hakkı pekin ile tümgeneraller hıfzı çubukçu ve mustafa bakıcı’nın da bulunduğu 22 asker hakkında düzenlenmişti. istanbul 13. ağır ceza mahkemesi 29 temmuz 2011’de iddianamenin kabul edilmesine ve davanın “irtica ile mücadele eylem planı” davasıyla birleştirilmesine karar verdi.

    bu dava genelkurmay başkanı ve geleceğin başkan adaylarını belirleme davasıydı. hasan ığsız’ın yerine necdet özel’in genelkurmay başkanı olması, bu davayla sağlanmanın yanında nusret taşdeler ve ismail hakkı pekin’in dava kapsamına alınıp emekliye sevk edilmeleri ile de hulusi akar’ın genelkurmay başkanı olmasının önü açılmıştı. ayrıca, sanıkların savunmalarına ve dosyadaki belgelere dayanarak mahkeme heyeti 30 aralık 2011’de eski genelkurmay başkanı emekli or. ilker başbuğ hakkında suç duyurusunda bulundu ve savcılık tarafından ifadesi alınarak mahkemeye sevk edilen ilker başbuğ 6 ocak 2012’de tutuklanarak cezaevine bu dava kapsamında gönderildi.

    birleştirilen davalar serisi
    danıştay saldırısı davası
    cumhuriyet gazetesine bombalı saldırı davası
    zirve yayınevi katliamı davası
    ikinci ve üçüncü ergenekon davalarının önce kendi aralarında sonra birinci davayla birleştirilmesi
    irtica ile mücadele eylem planı ve internet andıcı davaları
    poyrazköy davası ile birleştirilen davalar

    b- balyoz davası
    toplum tsk’ya yönelik ergenekon, poyrazköy, amirallere suikast, ıslak imza, kafes eylem planı, askeri casusluk ve şantaj davalarıyla abandone edilmişken, 20 ocak 2010 tarihli taraf gazetesi “fatih camii bombalanacaktı” manşetiyle çıktı. yan haber ise “darbenin adı balyoz” şeklindeydi. gazetenin ilk sayfasına ek olarak tam üç sayfası mehmet baransu, yasemin çongar ve yıldıray oğur imzalı “balyoz darbe planı” haberine ayrılmıştı. herkes şoka girdi.

    21 ocak 2010 tarihindeki manşeti ise, “ikiyüzbin kişiye tutuklama” şeklindeydi. aynı gün balyoz darbe planı haberleri, zaman, bugün, yeni şafak, star, sabah, radikal gazetelerinin manşetlerindeydi ve gazete internet sitelerine 5-7 mart 2003 tarihinde yapılan plan seminerindeki ses kayıtları da düştü. ses kayıtlarını dinleyenler, “acaba?” demeye başladı.

    samanyolu tv’de haber öylesine şevk, heyecan ve şehvet içinde sunuluyordu ki izleyenler 9 kasım 1998’deki galatasaray-neuchatel maçının radyodan naklen yayınını dinliyormuş hissine kapılıyordu. gazete ve televizyon haberleri bıktırırcasına sürdürüldü ve oluşturulan “toplumsal algı” pekiştirildi.

    akp iktidarının kumpaslara verdiği siyasi destek, kumpasları fiilen yürütmeye dönüşüyor
    ben bu davaların savcısıyımdiyen iktidarın hukuk tanımazlığı
    başbakan recep tayyip erdoğan’ın 16 temmuz 2008’de verdiği cevap ise şöyle oldu:
    milletimiz bunu yakından takip ediyor, değerlendirmesini de buna göre yapıyor. çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş bunlar çok önemli. biz kendimize hiçbir vasıf tayin etmemişken bize de savcılık görevini sağ olsun onlar veriyor. bu da güzel bir şey. niye savcı millet adına vardır, iddia makamı millet adına ordadır, biz de millet adına evet hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım.”

    ergenekon savcısı zekeriya öz’e zırhlı 600s mercedes tahsis etmek
    ergenekon savcısı zekeriya öz’e ise önce 1992 model ford marka zırhlı araç tahsis edilmiş; aracını beğenmeyip, değiştirilmesini talep edince istanbul emniyet müdürlüğü 2008 başında 2008 model (sıfır km) camları zırhlı renault megan resmi aracı tahsis etmiş; aracının tam zırhlı olması talebi karşılanamayınca da devreye başbakanlık girmiş; başbakan recep tayyip erdoğan’ın talimatıyla içişleri bakanlığına ait olan ve 2002 yılında polis vakfı kaynakları kullanılarak 305 bin euro’ya alınan başbakanlığa tahsisli tam zırhlı mercedes 600s model makam aracı tahsis edilmiştir.

    kumpasın sonuçları
    akp yüksek yargıyı cemaate teslim etti
    12 eylül 2010’da halkoylamasına sunulan anayasa değişikliğinin tek bir amacı vardı; o amaç da cemaatin kadrolaşmasını yüksek yargıya taşımaktı.

    referandum sonrası yapılan hsyk seçimlerini beklendikleri üzere cemaatin listesi kazandı. hsyk üzerinden yargıtay ve danıştay’a yapılan toplu üye atamalarıyla yargıtay ve danıştay, yargıtay ve danıştay ile cumhurbaşkanı üzerinden de anayasa mahkemesinde kadrolaşma tamamlandı.
    cemaatin kadrolaşmasının yüksek yargıda da tamamlanması sonrasında türkiye’de hak hukuk ve adalet ortadan kalkarak bir düşman ceza hukuku süreci başladı ve ileride akp yargısının da kullanacağı bir düşman ceza hukuku geleneği yaratıldı.

    kumpas tasfiyeleri ile ordu’da cemaate kadro açıldı
    23 temmuz 2010 tarihinde 10. ağır ceza mahkemesi aralarında emekli oramiral özden örnek, emekli orgeneral halil ibrahim fırtına ve emekli orgeneral ergin saygun'un da bulunduğu 102 sanık hakkında yakalama kararı çıkardı ki bunların 26’sı muvazzaf general ve amirallerden oluşmuştu. tek amacı vardı: istenmeyen kişilerin yaş’a girip terfi almalarını engellemek. istanbul 11. ağır ceza mahkemesi sanıklar hakkındaki yakalama kararına yapılan itirazları 6 ağustos’ta oy çokluğu ile kabul etti.

    yakalama emri kaldırılmış olsa da haklarında yakalama emri çıkarıldığı gerekçesiyle 26 muvazzaf general ve amiralden terfi sırası gelen korgeneral nejat bek, koramiral mehmet otuzbiroğlu, tümgeneral salim erkal bektaş, tümgeneral ahmet yavuz, tümgeneral gürbüz kaya, tümgeneral ihsan balabanlı, tümgeneral abdullah dalay, tümgeneral halil helvacıoğlu, tuğamiral abdullah gavremoğlu ve tuğamiral ahmet türkmen ve tuğgeneral ali aydın `başbakan ve cumhurbaşkanının ısrarlı talepleri sonucunda` terfi ettirilmeyerek emekliye sevk edildi.

    aynı şurada, 1. ordu komutanı org. hasan ığsız’ın askeri geleneklere göre kara kuvvetleri komutanlığı’na atanması ve genelkurmay başkanı olmasının önünün açılması gerekiyordu. ancak, ergenekon savcıları org. hasan ığsız’ı yaş’tan hemen önce “internet andıcı davası” kapsamında ifadeye çağırdılar. başbakan erdoğan, ifadeye çağrılmasını gerekçe göstererek org. ığsız’ın kara kuvvetleri komutanlığı’na atanmasına karşı çıkarak toplantıyı terk etti. kendisine gönderilen yaş kararını imzalamaması üzerine de kriz çıktı. araya cumhurbaşkanı abdullah gül girdi ve toplu istifanın düşünüldüğü bir ortamda genelkurmay başkanını ikna etti. böylece orgeneral ışık koşaner sonrasının genelkurmay başkanı emekliye sevk edilirken, 15 temmuz kontrollü darbe girişimi sonrasında generalliğe terfi ettirdiği cemaatçiler için “onlara hakkımı helal etmiyorum.” diyen org. necdet özel’in genelkurmay başkanı olmasının önü açılmış oldu.

    2011 yaş toplantıları daha başlamadan krize dönüştü ve genelkurmay başkanı org. ışık koşaner ile 2011 yaş’ıyla jandarma genel komutanlığına atanan org. necdet özel dışında üç kuvvet komutanının istifasıyla sonuçlandı.

    koşaner ve kuvvet komutanları kumpas mağdurları org. saldıray berk ve org. aslan güner ile internet andıcı davasında hemen yaş öncesi haklarında yakalama kararı çıkarılan 7 general ve 22 komutan ile diğer davalarda tutuklu bulunanların terfilerinin yapılmasına imkan sağlamak üzere yasa değişikliği yapılmasını iktidardan ısrarla istemelerine rağmen, iktidar buna yanaşmadı.

    boşaltılan kadrolara cemaatçiler yerleştirilerek darbe yapabilecek güce kavuşmaları sağlandı
    2011 yaş kararlarıyla:
    kara kuvvetlerinde;
    korgeneral rütbesine terfi ettirilen 5 tümgeneralden 1’i (%20),
    tümgeneral rütbesine terfi ettirilen 11 tuğgeneralden 3’ü (%27),
    tuğgeneral rütbesine terfi ettirilen 22 albaydan 3’ü (%14),
    deniz kuvvetlerinde;
    tuğamiralliğe terfi ettirilen 7 albaydan 5’i (%72),
    hava kuvvetlerinde;
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 10 albaydan 6’sı (%60),

    2012 yaş kararlarıyla:
    kara kuvvetlerinde;
    korgeneralliğe terfi ettirilen 5 tümgeneralden 2’si (%40),
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 12 tuğgeneralden 4’ü (%33.3),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 23 albaydan 9’u (%39),
    deniz kuvvetlerinde;
    tuğamiralliğe terfi ettirilen 8 albaydan 5’i (62.5),
    hava kuvvetlerinde;
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 3 tuğgeneralden 1’i (%33.3)
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 9 albaydan 5'i (%56),
    jandarma genel komutanlığında;
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 2 tuğgeneralden 1’i (%50),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 4 albaydan 2’si (%50),

    2013 yaş kararlarıyla:
    kara kuvvetlerinde;
    korgeneralliğe terfi ettirilen 5 tümgeneralden 2’si (%40),
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 11 tuğgeneralden 3’ü (%27,3),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 25 albaydan 17’si (%68),
    deniz kuvvetlerinde;
    tümamiralliğe terfi ettirilen 4 tuğamiralden 1’i (%25),
    tuğamiralliğe terfi ettirilen 8 albaydan 7’si (%87.5),
    hava kuvvetlerinde;
    orgeneralliğe terfi ettirilen 1 korgeneralin 1’i (%100),
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 4 tuğgeneralden 2’si (%50),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 9 albaydan 4’ü (%45),
    jandarma genel komutanlığında:
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 4 albaydan 2’si (%50),

    2014 yaş kararlarıyla:
    kara kuvvetlerinde;
    orgeneralliğe terfi ettirilen 3 korgeneralden 1’i (%33.3)
    korgeneralliğe terfi ettirilen 5 tümgeneralden 2’si (%40),
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 11 tuğgeneralden 5’i (%46),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 21 albaydan 13’ü (%62),
    deniz kuvvetlerinde;
    tümamiralliğe terfi ettirilen 3 tuğamiralden 2’si (%66,7),
    tuğamiralliğe terfi ettirilen 8 albaydan 5’i (%62.5),
    hava kuvvetlerinde;
    korgeneralliğe terfi ettirilen 2 tümgeneralden 1’i (%50),
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 5 tuğgeneralin tamamı (%100),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 10 albayın 6’sı (%60),
    jandarma genel komutanlığında;
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 5 albayın 4’ü (%80),

    2015 yaş kararlarıyla:
    kara kuvvetlerinde;
    korgeneralliğe terfi ettirilen 6 tümgeneralin 2’si,
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 9 tuğgeneralin 2’si (%23),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 26 albayın 22’si (%85),
    deniz kuvvetlerinde;
    tümamiralliğe terfi ettirilen 4 tuğamiralin 2’si (%50),
    tuğamiralliğe terfi ettirilen 7 albayın 5’i (%72),
    hava kuvvetlerinde;
    tümgeneralliğe terfi ettirilen 4 tuğgeneralin tamamı (%100),
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 9 albayın 1’i (%11),
    jandarma genel komutanlığında;
    tuğgeneralliğe terfi ettirilen 4 albaydan 1’i (%25),

    15 temmuz kontrollü darbe girişimine katıldıkları (fetö üyesi oldukları) gerekçesiyle tutuklanmıştır.

    bu hazin tablo;
    ordunun geleneksel terfi sistemi altüst edilerek necdet özel ve hulusi akar’ın genelkurmay başkanı olmasını sağlamanın, bu kadrolaşmada büyük rol oynadığını;

    siyasi iktidarın esas aldığı 17/25 yolsuzluk operasyonlarından sonra kadrolaşmanın artarak devam ettiğini;

    tüm bunların sorumlusunun siyasi iktidar, necdet özel ve hulusi akar olduğunu;

    açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır.

    hakimlik ve savcılık mesleği
    fetö sebebiyle ihraç edilenlerin hangi yılda atamalarının yapıldığını gösterir tablo:
    https://i.hizliresim.com/wqaaay.png
    1980 ile 2002 (2002 dahil) arasındaki 23 yılda hakim-savcılık mesleğine alınan toplam 7672 hakim-savcıdan, 1210’u hsyk kararnameleriyle fetö üyesi oldukları gerekçesiyle meslekten ihraç edilmişlerdir. ihraç edilenlerin oranı %15,77’dir.

    akp’nin iktidarda olduğu 2003 ile 2016 yılları arasındaki 13 yılda ise mesleğe alınan toplam 8794 hakim-savcıdan, 3029’u hsyk kararnameleri ile fetö üyesi oldukları gerekçesiyle meslekten ihraç edilmişlerdir. ihraç edilenlerin oranı % 34,44’tür.

    atama kararnamelerine ilişkin daha ayrıntılı bir tablo şu şekildedir:
    2005 yılında 20.07.2005/62 sayılı kararname ile atanan 47 idari yargı hakiminden 40’ı (%85,11),
    2006 yılında 3.10.2006/835-843 sayılı kararname ile atanan 140 idari yargı hakiminden 94’ü (%67,14),
    2007 yılında 27.4.2007/419 sayılı kararname ile atanan 183 idari yargı hakiminden 114’ü (62,30),
    2009 yılında 27.10.2009/518 sayılı kararname ile atanan 96 idari yargı hakiminden 50’si (%52,08),
    2011 yılında 10.5.2011 tarihli kararname ile atanan 52 idari yargı hakiminden 34’ü (%65,38),
    2012 yılında 13.9.2012/2334 sayılı kararname ile atanan 28 idari yargı hakiminden 27’si (%96,43),
    2013 yılında 17.7.2013/1432 sayılı kararname ile atanan 45 idari yargı hakiminden 42’si (%93.33),
    2013 yılında 17.7.2013/1432-3-4 sayılı kararname ile atanan 44 idari yargı hakiminden 42’si (%95,45),
    2013 yılında 17.7.2013/1432-3-4 sayılı kararname ile atanan 323 adli yargı hakim-savcıdan 171’i (%52,94),
    2013 yılında 22.8.2013/1563 sayılı kararname ile atanan 145 adli yargı hakim-savcıdan 77’si (%53,10),

    mesleklerinden ihraç edilmişlerdir.

    diğer yandan iktidarın milat olarak kabul ettiği 17/25 aralık sonrasındaki ihraç oranları bile 1980-2002 ortalamasının üzerindedir.

    15 temmuz darbe girişimi
    darbe öncesi darbenin sinyal ve uyarıları
    türkiye gazetesi yazarı fuat uğur’un 24 mart 2016, 2 nisan 2016 ve 21 nisan 2016 tarihli yazıları
    türkiye gazetesi yazarı fuat uğur’un 24 mart 2016 tarihli “gülen’in yeşil cübbesinin sırrı” başlıklı yazısı

    türkiye gazetesi yazarı fuat uğur’un 2 nisan 2016 tarihli “cemaatin hususileri ankara’da toplandı” başlıklı yazısı

    türkiye gazetesi yazarı fuat uğur’un 21 nisan 2016 tarihli “cemaatçi askerlere son uyarı: tavuk ‘tar’da sayılır!” başlıklı yazısı

    türkiye gazetesi yazarı fuat uğur yazılarında bu bilgileri eski cemaat üyesi ümit akdemir’den aldığını yazmıştır. fuat uğur 24 mart 2016 tarihinden itibaren yazdığı bu üç yazıda özetle aşağıda yer alan bilgileri paylaşmıştır.
    1- fetullah gülen’in 2016 yılında halife ilan edilmek istediğini
    2- fetullah gülen’in yeşil (haki) renkli cübbe ile verdiği gizli mesajla darbe talimatı verdiğini
    3- cemaatin önde gelen isimlerinin ankara’da toplanarak hücre halinde örgütlenen cemaatçi subayları birleştirmeye çalıştığını
    4- cemaatçi subayların darbe konusunda isteksiz olduğu ve deşifre edilmekle tehdit edildiklerini
    5- darbe öncesi terör öğütleri kullanılarak bir kaos ortamının yaratılacağı
    6- cemaatin tsk’nın özellikle istihbarat, personel ve bilgi işlem birimlerinde çok etkin olduğunu
    7- devletin ve ordunun komuta kademesinin bütün gelişmelerden haberdar olduğu ve cemaat mensuplarının darbe girişimini bildiklerini ve beklediklerini
    8- darbe girişimi olur olmaz kendilerini deşifre edilen darbecilerin devlet tarafından ağır biçimde cezalandırılacağı
    bilgilerini darbeden yaklaşık 3 ay önce kamu oyuyla paylaşmıştır. fuat uğur’un 24 mart 2016, 2 nisan 20016 ve 21 nisan 2016 tarihli yazılarıyla kamuoyuyla paylaştığı yukarıda belirtilen bilgiler muhalefet şerhimizin “darbenin planlanması” başlığı altında yer alan bilgilerden anlaşılacağı üzere 15 temmuz darbe girişimi ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir.

    cemaat mensuplarının sosyal medya üzerinden bazı paylaşımları
    cemaate yakınlığıyla bilinen ve kapatılma sonrası internet üzerinden yayın yapan özgürlük zamanı televizyon kanalında yayınlanan bir programda pr. dr. osman özsoy “bu süreç bitti” “herşey tv ekranlarında söylenmez” “çok güzel günler geliyor. hizmet hareketinde arkadaşları çok yoğun günler bekliyor”
    “profesör olacağıma bir albay olsaydım daha fazla hizmetim olurdu” beyanları gelecek darbenin şifrelerini taşıdığı şüphesi uyandırmıştır.
    kumpas davalarında sahte belgeleri hazırlayarak yüzlerce insanın hayatını karartan tuncay opçin 14 temmuz 2016 tarihinde twitter hesabında “yatakta basacak şafakta asacaklar” mesajını paylaşmıştır.

    15 temmuz öncesi darbe planlaması
    ankara cumhuriyet başsavcılığının anayasal düzene karşı işlenen suçlar soruşturma bürosu tarafından hazırlanan 2016/103583 soruşturma no.lu (akıncı) iddianamesinin darbeye hazırlık faaliyetleri başlığı altında anlatıldığı üzere örgüt kurucusu ve yöneticileri tarafından 1 kasım 2015 seçim sonuçlarının kesinleşmesinin akabinde darbeye teşebbüs faaliyetlerini organize edecek kişiler belirlenmiştir.

    darbenin hazırlık aşaması, yapılan toplantılar, komisyona kurum ve kişilerden darbe sonrasında gelen bilgilendirme yazılarıyla birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sorular akıllara gelmektedir:
    soru adil öksüz akp hükümetlerinin 2008 yılındaki içişleri bakanı ve adalet bakanı tarafından bilinmesine rağmen neden takip edilmemiştir? eski emniyet müdürü hanefi avcı 2008 yılında adil öksüz’ün kim olduğunu (dönemin istanbul ve ankara cumhuriyet savcılarının yanı sıra) o dönemde görev yapan içişleri ve adalet bakanlarına anlattığını açıklamıştır.
    soru ilahiyat fakültesi öğretim görevlisi adil öksüz 17/12/2013’ten sonra bile, 13/7/2016 tarihine kadar 12 kez abd’ye gitmiş ve toplamda 111 gün abd’de kalmıştır. adil öksüz’ün bu seyahat trafiği mit’in dikkatini çekmemiş midir?
    soru fetullah gülen’in türkiye’den gelen cemaat mensuplarıyla abd’deki konutunda görüştüğü, zorunlu olmadıkça konutundan ayrılmadığı daha önce basına yansıyan haberlerden bilinmektedir. fetullah gülen’in abd’deki konutu mit tarafından izlenmiş midir?
    soru gülen’in konutu izlendiyse, 27/12/2015 tarihinden sonrası sıklıkla gülen’e gelip giden ve darbe hazırlıklarını yürüten sivil ve askeri personelin tespit edilememe nedeni nedir?
    soru mit’in komisyona gönderdiği 22/5/2017 tarihli yazıda; 17/12/ 2013 ile 15/7/2016 tarihleri arasında mit müsteşarlığında 181 personel hakkında işlem yapıldığı, bunlardan 81’inin pasif göreve alındığı, bağımsız teşkilat ünitelerinin sorumluları arasında darbecilerin bulunmaması sayesinde de darbecilerin mit’e yönelik saldırılarının başarısızlıkla sonuçlandığı ifade edilmektedir. mit 17/12/2013 tarihinden önce de, yani gülen cemaati fetö/pdy olmadan önce de bu cemaati takip etmiş midir?
    soru mit’in komisyonu muhatap bahse konu yazısında fetö/pdy’nin devlete karşı ilk komplosunun 7/2/2012 tarihinde mit müsteşarının ifadeye çağrılması olduğu belirtilmektedir. 7/2/2012 tarihinden 17/12/2013 tarihine kadar teşkilatta fetullahçı mit mensubu bulunmakta mıdır? eğer varsa bunlar kaç kişidir ve haklarında 7/2/2012 tarihinde sonra nasıl bir işlem yapılmıştır?
    soru mit 7/2/2012 tarihinden sonra hükümete cemaatle ilgili uyarıda bulunmuş mudur?
    soru mit, 2004 yılı milli güvenlik kurulunun hükümete tavsiye kararından sonra gülen cemaatini kesintisiz olarak izlemiş midir? mit’in gülen cemaatini izleme faaliyeti kesintiye uğramışsa bunun nedeni nedir?
    soru 27/12/2015 - 15/07/2016 tarihleri arasında türk silahlı kuvvetlerinin çeşitli birimlerinden darbe hazırlıklarına katıldığı savcılıklarca tespit edilen subaylardan hakkında cemaat ve/veya fetö üyeliği şüphesiyle daha önce soruşturma açılan kimse var mıdır?
    soru mit, cumhurbaşkanı, başbakan ve genelkurmay başkanına fetö/pdy örgütü faaliyetleri ile ilgili olarak darbe girişiminden önce en son hangi tarihte bilgi vermiştir?
    soru darbe gününe yaklaşıldıkça özellikle jet üslerinden kalkan uçaklarla aylık uçuş planlamasında olmayan uçuşların sonradan izin alınarak gerçekleştirildiği görülmektedir. 15 temmuz öncesinde yaşandığı şekliyle, aylık hazırlanan uçuş planlarında bir değişiklik olduğunda kuvvet komutanlığı bunu anlık olarak görüp, uçuşun yasal olup olmadığını takip etme şansına sahip midir? bunun bir çapraz kontrol mekanizması var mıdır?
    soru genelkurmay başkanlığına fetö mensubu askerlerle ile ilgili olarak en son hangi tarihte istihbarat raporu gelmiştir?
    soru 2014-2015-2016 yaş toplantıları öncesinde mit, genelkurmay başkanlığına terfisi gelen subaylar hakkında istihbarat raporu göndermiş midir? sözkonusu yaş kararlarıyla, mit’in olumsuz olarak değerlendirdiği isimlerden terfi ettirilmiş subay var mıdır?
    soru mit müsteşarlığının emniyet genel müdürlüğü ve tsk içinde istihbarat toplamasına izin vermeyen mevzuatın değiştirilmesi için daha önce bir girişimde bulunulmuş mudur?
    soru mit komisyona gönderdiği 22/5/2017 tarihli yazıda; fetullah gülen’in oturma izni almasına cıa yetkililerinin yardımcı olduğundan bahsederek fetö/pdy örgütünün yabancı istihbarat servisleriyle ilişkisine işaret etmektedir. mit, fetullah gülen’in cıa bağlantısını 17/12/2013 tarihinde mi öğrenmiştir? bu tarihten önce gülen cemaati ve fetullah gülen’in yabancı istihbarat servisleri ile ilişkisinin olup olmadığı bilinmemekte midir?
    soru genelkurmay başkanı org. hulusi akar, komisyona gönderdiği yazıda; fetö ile mücadelede genelkurmay olarak neler yapıldığı sorusuna cevap olarak devletin örgüte karşı sürdürdüğü mücadeleye paralele biçimde tsk’nın da benzer bir mücadeleyi hassasiyetle yürüttüğünü, bunlara ilave olarak yapılan çalışmaların kuvvet komutanları ile paylaşılarak kendi personeli ile ilgili yazılı kanaat ve değerlendirmelerini aldıklarını belirtmiştir. özel kuvvetler komutanı korg. zekai aksakallı (darbe gününde tümg.) cumhuriyet savcısına verdiği ifadede “…2008 yılında kara kuvvetleri iç güvenlik şube müdürü iken semih terzi'yi kara kuvvetleri komutanının özel kalem müdürü olarak tanıdığını, daha sonra özel kuvvetlerde birlikte çalıştığını, 2015 ağustos öncesinde özel kuvvetlerde görevli tuğgeneral semih terzi, tuğgeneral mehmet nuri başol ve tuğgeneral mehmet cengiz doğan'ın görevden alınması için teklifte bulunduğunu, semih terzi dışındakilerin görevden alındığını, ancak semih terzi’yi görevden almadıklarını, 2015-2016 yıllarında semih terzi'nin buradaki görevden alınması için 2 defa teklifte bulunduğunu, ancak görevden alınmadığını, semih terzi'ye olumsuz sicil ve olumsuz kanaat yazdığını, 2016 sicil belgesinin genelkurmay'dan istenebileceğini, 5-6 ay önce kendisine silopi'de "dilekçeni yaz bu birlikten defol git" dediğini, semih terzi'nin fetöcü olduğunu tahmin ettiğini, buna yönelik şüpheleri olduğunu, aynı zamanda görevinde çok yetersiz olduğunu…” ifade etmiştir. ökk komutanı zekai aksakallı’nın onca olumsuz kanaat ve sicil değerlendirmesine, görevden alınmasını istemesine rağmen tuğg. semih terzi’nin görevden alınmamış olması nasıl açıklanmalıdır?
    soru özel kuvvetler komutanı korg. zekai aksakallı’nın ankara’da görülen darbe davasının duruşmasında dile getirdiği “tsk’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘personel kışlayı terketmesin’ emri verilir. birlik komutanları kışlalarında, mesaiye devam edilir. her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 temmuz’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. uygulansaydı darbe girşimi baştan açığa çıkardı” şeklindeki ifadesi basına yansımıştır. 15 temmuz 2016’da bu emir neden verilmemiştir? genelkurmay başkanı org. hulusi akar ökk komutanının bu açıklamasını nasıl değerlendirmektedir?
    soru genelkurmay başkanı org. hulusi akar, fetö’nün devlete sızarak işi bir darbe ile seçilmiş hükümeti devirmeye, tsk’yı ve türkiye’yi kontrol altına alma noktasına getirmeye cüret edeceğini kimsenin beklemediğini söylemektedir. genelkurmay başkanı org. hulusi akar 1999 yılında ankara emniyet müdürü cevdet saral ve ankara emniyet müdür yardımcısı (şu anda adana emniyet müdürü) osman ak’ın emniyette fetullahçı yapılanmaya ilişkin raporundan bilgi sahibi midir? zira bu raporda özetle cemaatin sızmaya çalıştığı kamu kurumlarının niteliğine bakıldığında belirli bir güce kavuştuklarında topyekun devleti ele geçirmek isteyebileceklerine dair çok net bir uyarının 18 yıl önce yapıldığını görebilecektir.

    15 temmuz darbe girişimi ile ilgili kilit isimler
    cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’ın 15 temmuz darbe girişimi ile ilgili beyanları
    darbeyi eniştesinden öğrenmesi
    mit müsteşarının cumhurbaşkanını bir darbe olasılığı konusunda uyarmamış olması, en hafif ifadeyle ihmaldir. ülkenin istihbarat şefinin cumhurbaşkanının koruma müdürünü arayarak, dışarıdan bir saldırı olması durumunda buna karşı koyacak kadar gücünün, kuvvetinin ve adamının olup olmadığını iki kez sorması karşısında koruma müdürünün kayıtsız kalması, yine en hafif deyimle ihmaldir. burada, koruma müdürü muhsin köse’nin hakan fidan’ın bir saldırı olasılığını akıllara getiren sorusundan sonra cumhurbaşkanına bilgi vermemiş olması, yaptığı görevi ve mevkii dikkate alındığında eşyanın tabiatına aykırıdır. eğer bilgi vermemişse de ciddi bir güvenlik zafiyeti söz konusudur. her iki görevlinin de 15 temmuz 2016 tarihinden bu yana görevlerine devam ediyor olması ise “enişte” ile açıklanabilecek kadar hafife alınacak ve geçiştirilecek bir durum değildir.

    istihbarat zafiyeti olduğu açıklaması
    darbe girişiminin planlayıcısı adil öksüz aralık 2015’ten sonra 12 kez darbeyi planlamak amacıyla toplantılar yapmak için ankara’ya gelmiştir. her toplantı sonrasında yurtdışına çıkarak abd’ye gitmiş, örgüt lider fetullah gülen’e bilgi vermiş, talimatlarını alarak bir sonraki adımı planlamak üzere tekrar türkiye’ye dönmüştür.

    adil öksüz, kim olduğu bilinen bir isimdir. gülen cemaatinde önemli bir yöneticidir. cemaatin bir terör örgütü olarak kabul edildiği tarihten önce de, sonra da faaliyetleri bilinmektedir. görünürde sakarya üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. öğretim görevlisi maaşıyla, kimi zaman izinsiz olarak 2002 yılından darbe gününe kadar 52 kez yurtdışına çıkmıştır. 17 aralık 2013 tarihinden sonra bile 12 kez elini kolunu sallayarak abd’ye gidip gelmiş, sadece bu tarihler arasında toplamda 111 gününü abd’de geçirmiştir. her seferinde de abd’de fetullah gülen’le görüşmüştür. 27.12.2015 tarihinden darbe gününe kadar üstü düzey komutanlar ve örgüt üyesi sivillerle toplantılar düzenlemiş ve hiçbirisinde de devletin dikkatini çekmemiştir.

    darbenin allah’ın bir lütfu olduğu açıklaması
    tek merkezden emir alan ve ülke çapına yayılmış antidemokratik bir yapının demokrasi içerisinde kalarak topyekûn tasfiyesinin de kolay olmayacağını bildikleri içindir ki 249 insanımızın canına mal olan bu kanlı darbe girişimi akp için allah’ın bir lütfudur. zira darbe girişiminin başarısız olması sonrasında başlayan süreçte temel hak ve özgürlüklerin askıya alınması için meşru bir zemin ortaya çıkmış, herhangi bir yargılama yapılmadan sadece kamudan 102.351 kişi ihraç edilmiş, 1289 şirket tasarruf mevduatı sigorta fonuna devredilmiştir.

    darbe komisyonu çalışmalarını sonlandırmalıdır açıklaması
    bu açıklamanın hemen ardından da başkan reşat petek komisyonun içtüzük’ten kaynaklanan ve 3 aylık çalışma süresini 1 ay uzatmaya imkan tanıyan hakkının kullanılmayacağını açıklamış, nitekim 4 ekim 2016’da başlayan komisyon çalışmaları da 4 ocak 2017 tarihinde sona ermiştir

    dere geçerken at değiştirilmez açıklaması
    cumhurbaşkanı erdoğan darbe girişimi sonrasında mit müsteşarı ve genelkurmay başkanının görevden alınıp alınmayacağına dair gelen bir soruya dere geçerken at değiştirilmez atasözü ile cevap vermiştir.

    istihbarat zafiyeti tartışmaları boyutunda türkiye’deki durum abd’den daha vahimdir. zira cumhurbaşkanı tayyip erdoğan 15 temmuz darbe girişimini eniştesinden öğrendiğini söylemekte, başbakan binali yıldırım ise tankların boğaz köprüsünü kapatma haberleri tv’lere yansıdıktan sonra dahi aramasına rağmen mit müsteşarıyla görüşememiş, mit müsteşarının 15 temmuz’da kendisini neden bilgilendirmediğini basına üzerinden sorgulayarak öğrenmeye çabalamıştır.

    at izi it izine karıştı açıklaması
    ilginç şekilde, 15 temmuz darbe girişimi sonrasında yaratılan antidemokratik ortamdan cumhurbaşkanının kendisi de rahatsız olmuştur. darbe girişiminin ardından başlatılan fetö soruşturması kapsamında yapılan tutuklama ve gözaltı işlemlerinin keyfiliğinden duyduğu memnuniyetsizliği ifade etmek için, "…şu var ki at izi, it izine karışmış vaziyette. 'ben bir şey atayım da nasılsa tutar' diyenler var" diyen cumhurbaşkanı hoyrat uygulamaları kabul etmiştir.
    ayrıca (bkz: 139 kişiyi fetöcü diye ihbar eden memurun ihracı)
    ayrıca (bkz: khk ile atılan evetçi)

    fetullahçı terör örgütü devlet içinde paralel bir yapı oluşturdu açıklaması
    fetullahçı terör örgütü tarafından devlet içindeki paralel yapı, akp’nin gülen cemaatini bu konudaki ciddi uyarılara rağmen hizmet hareketi olarak tanıttığı zamanlarda kurulmuştur.

    paralel yapının emniyet, ordu ve yargı gibi devletin en kritik kurumlarında kadrolaşma planı bilinmeyen bir durum değildir. 17 aralık 2013’te menzil ortağını gizliden gizliye takip ettiği ve sözleşme bozulduğunda afişe edeceği suçlarını arşivlediği 17 aralık 2013’te anlaşılmıştır. bu tarihe kadar izmet hareketi olarak tanıttığı ve toz kondurmadığı cemaati o günden sonra fetö terör örgütü tanıtmaya başlamıştır.

    fetullahçılar akp iktidara gelinceye kadar devlete sızmaya çalışmış, akp iktidarlarıyla birlikte bilinçli bir şekilde devletin en hassas kademelerine yerleştirilmişlerdir.

    sonuç olarak; paralel yapı kendiliğinden oluşmamış, akp eliyle bilerek ve isteyerek yerleştirilmiştir. zira paralel yapılanma bizzat akp’nin planıdır, yarı yolda iş bozulmuş, ortaklık atılmıştır.

    ne istediler de vermedik açıklaması
    darbe girişiminden hemen sonra cumhurbaşkanının yaptığı bu açıklama gülen cemaati ile birlikte kurdukları çıkar şebekesinin de aslında bir itirafıdır.

    akp 14 yıllık iktidarının 11 yılında gülen cemaatinin ayrıcalıklı konuma gelebilmesi için devletin bütün imkanlarını seferber etmiş, en önemli kadrolarda cemaate üye insanlara öncelik vermiş, kısaca “ne istedilerse” vermiştir. cemaat yeri gelmiş bir gün hukuku istemiş, ertesi gün ihaleyi, bir başka gün milletvekilliğini… sonuçta fetö/pdy ya da eski adıyla gülen cemaati için akp’li yıllar dikensiz gül bahçesidir. “her türlü suçunuza bile göğüs germeme rağmen bu nasıl bir ihanettir” olarak da algılanabilecek bu açıklama aslında bir suç ortaklığının da itirafıdır.

    mit müsteşarlığı’nın tbmm araştırma komisyonu’na yönelik 22.05.2017 tarihli yazısı
    konuyla ilgili değerlendirme yapabileceğimiz temel bilgi kaynağı mit müsteşarlığı’nın tbbb araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısı olup bu yazıda özetle aşağıda yer alan bilgiler bulunmaktadır.
    * 15 temmuz kalkışması sırasında mit’in her birimiyle darbeye karşı koyduğunu,
    * darbe öncesi mit personelinde temizlik yapıldığı, bu kapsamda 15 temmuz öncesi 181 personel, 15 temmuz sonrası 377 personel olmak üzere 558 personel hakkında işlem yapıldığı,
    * darbeye karşı yurt içinde güçlü bir tepki oluşmasına rağmen yabancı ülkelerin adil yargılanma hakkının, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının ihlal edildiği gerekçeleriyle yeterli destek vermediği, bu durumun cemaatin yabancı ülkelerde uzun yıllardır yürüttüğü faaliyetler sonucunda elde ettiği lobi gücünden kaynaklandığı,
    * darbe sonrası cemaat mensuplarının moral/motivasyonu yüksek tutmak için çaba gösterdiği, kripto darbecilerin “darbe karşıtı tutum ve ifadelerle” kedilerini gizlemek için talimatlandırıldığı,
    * cemaatin stratejisinin “gizlilik” takiyye” ve “tedbir” olduğunu,
    * cemaatin demokratik değerlere saygılı, islam’ı ılımlı şekilde yaşayan hoşgörüye dayanan bir hizmet hareketi görünümü altında, ülkesi ve devletini kendisine hasım görüp rakiplerine kumpas kuran bir terör örgütü olduğunu,
    * cemaatin faaliyetleri, bağlantıları, finans kaynakları, haberleşme yöntemleri ve yabancı devletlerle/gizli servislerle ilişkileri hakkında elde edilen istihbari bilgi ve tespitlerin ilgili kurumlarla peyderpey usulüne uygun şekilde paylaşıldığı,
    * örgütün mit’e karşı ilk hamlesinin eylül 2011’de oslo görüşmelerinin sızdırılmasıyla başladığını, 07.02.2012’de mit müsteşarı hakan fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla devam ettiğini,
    * mit’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak tsk bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığını,
    * 15 temmuz günü saat 14:20’de mit’e gelen ve güvenlik araştırmasından geçirilen bir şahsın 15:30 sıralarında “kara havacılık okulu’nda görevli bazı şahıslarca mit müsteşarına saldırı yapılacağı” yönünde teyide muhtaç ham bilgiler verdiğini,
    * ihbarda bulunan şahsın verdiği bilgilerin 16:20’de genel kurmay ikinci başkanı’na bilgi verildiği detaylı bilgilendirme için genel kurmaya gönderildiği, saat 16:40’da mit müsteşarının genel kurmay başkanı tarafından mit’e çağrıldığı ve müsteşarın 18:00 civarında genel kurmaya vardığı,
    * genel kurmay başkanı’nın kara havacılık okulunda olduğu iddia edilen hareketliliği araştırmak üzere kara kuvvetleri komutanını ivedi olarak görevlendirdiğini,
    * gelişmelerin bildirilmesi amacıyla mit müsteşarının cumhurbaşkanı koruma müdürünü aradığını ve sayın cumhurbaşkanı’nın müsait olmadığını öğrenilmesi üzerine koruma müdürü’ne bir anormallik olup olmadığı ve muhtemel tehditlere karşı hazırlıkların bulunup bulunmadığının sorulduğu, koruma müdürü’nün herhangi bir anormallik olmadığı ve güvenlik tedbirlerinin yerinde olduğunu bildirdiğini,
    * mit müsteşarın kara kuvvetleri komutanından bilgi gelinceye kadar suriye ulusal koalisyonu eski başkanı muaz hatip’le görüşmek üzere saat 20:20’de genel kurmay karargahından ayrıldığı,
    * genel kurmay karargahında yaşanan bu gelişmeler üzerine darbecilerin 16.07.2016 tarihinde saat 03:00’de başlatmayı düşündüğü kalkışmayı 15.07.2016 tarihinde saat 20:30’a aldığı
    belirtilmiştir.

    bu açıklamalar sonucunda tarafımızca cevabı aranan sorular aşağıda yer almaktadır.
    soru mit müsteşarlığı yazısında cemaatin yıllardır süren bir çalışmanın sonucu olarak yurt dışında çok güçlü bağlantılar kurduğu bu yüzden darbe sonrası yurt dışından beklenen destek görülmediği belirtiliyor. ülkemizin bu duruma düşürülmesinin sebepleri nelerdir? cemaatin yurt dışında bu kadar güçlenmesini kolaylaştırmak için türkiye cumhuriyeti devleti yetkileri kullanılmış mıdır? kullanılmışsa kimler tarafından nasıl kullanılmıştır.
    soru cemaatin devlete karşı eylemlerinin eylül 2011’de oslo görüşmelerini sızdırmakla başladığı belirtilmektedir. bu eyleme rağmen en azından akp hükümetlerinin 17 aralık 2013 tarihinde yapılan rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası cemaatle bağlarını koparmasına kadar geçen dönemde yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? bu dönemde başta yargı ve tsk olmak üzere devletin cemaate teslim edilmesini engellemek için girişiminiz oldu mu?
    soru komisyonu bilgilendirme yazısında cemaatin yabancı devletler ve yabancı istihbarat birimleriyle bağlantılı olduğu belirtilmiş. komisyona gelen diğer bilgi ve belgelerden kuruluşundan bu yana bu bağlantının devam ettiği belirtilmektedir. bu durumda 2002 yılına kadar devlete sızan 2002 yılı sonrası devlete yerleştirilen cemaatin yabancı devlet ve istihbarat servisleriyle bağı konusunda müsteşarlığınız yetkili makamları bilgilendirdi mi? özellikle kumpas davalarıyla milli ordunun beli kırılırken bu bilgilendirme yapıldı mı?
    soru 15 temmuz darbe girişimi öncesi cemaatin darbe girişiminde bulunabileceği ve bu konuda “dış makamların” bilgilendirildiği ancak tsk bünyesinde istihbarat yapılmadığı için kesin tarihin belirlenemediği belirtiliyor. dış makamlarla kastınız hangi makamlardır? cumhurbaşkanı, başbakan ve genel kurmay başkanı’nı bilgilendirdiniz mi?
    soru darbe teşebbüsü ihtimali konusunda sizlerin ve dış makamların önceden bilgi sahibi olmanıza rağmen darbe günü ve darbe sırasında neden beklenmeyen bir olayla karşılaşılmış gibi beyanlarda bulunduğunuzu açıklayabilir misiniz?
    soru darbe teşebbüsü ihtimali bilinmesine ve darbe öncesi birçok hazırlık toplantısı yapılamasına, 15 temmuz günü taburlar ve tugayların yola çıkmasına rağmen hiçbir bilgi ve istihbarat almadınız mı?
    soru bu koşullar altında bilinen ve beklenen darbe teşebbüsünün 15 temmuz’da olacağı müsteşarlığınıza saat 14:00 itibari ile iletilmesine rağmen neden cumhurbaşkanı ve başbakanı hemen bilgilendirmediniz?
    soru ) genelkurmay 2. bas¸kanı orgeneral yas¸ar gu ler’in 19.07.2016 ve 07.10.2016 tarihli cumhuriyet savcılığı ifadesinde mit müsteşarı hakan fidan’ın saat 18:15 sıralarında cumhurbaşkanlığı koruma müdürü muhsin köse’yi telefonla arayıp "muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?" diye sorduğunu söylemiştir. bu rutin bir durum mudur? geçmişte koruma müdürünü arayıp bu tip sorular sordunuz mu?
    soru "muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?" sorusunu sorarak konunun detayı hakkında bilgi vermemeniz, koruma müdürü muhsin köse’nin de böylesine olağandışı bir sorunun detayını merak etmemesi ve cumhurbaşkanını bilgilendirmemesi cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’ın da “darbeyi eniştemden öğrendim” beyanı birlikte düşünüldüğünde sizce de şüpheli ve karanlık bir durum ortaya çıkmakta mıdır.

    genel kurmay başkanı orgeneral hulusi akar’ın 19.07.2016 tarihli ifadesi
    genel kurmay başkanı hulusi akar 19.07.2016 savcılık ifadesinde (ek:) özetle;
    * tsk içerisindeki cemaat yapılanmasını ağustos’ta yapılacak yaş toplantısında temizlemeye hazırlandıklarını, cemaate mensup subayların bu planı öğrenip harekete geçmiş olabileceklerini,
    * kalkışmayı 15.07.2016 günü saat 17:00 – 18:00 sıralarında genel kurmay ikinci başkanı orgeneral yaşar güler’den öğrendiğini, kaynağın mit olduğunu, bilginin 3 helikopterin görevlendirilmesi ile bir faaliyet icra edileceği yönünde olduğunu ve hava sahasının kapatılmasının emrini verdiğini,
    * kurmay başkanı, merkez komutanlığından ve adli müşavirlikten personeller alıp kara havacılık okuluna derhal gidilmesi, olayı tereddüde yer bırakmayacak şekilde çözüp idari ve adli tedbirleri ivedi bir şekilde almasını talimatlandırdığını,
    * gelen bilginin daha büyük bir planın parçası olabileceğini mütalaa ettiklerini ve aldıkları bu tedbirlerle yetinmeyerek ankara garnizon komutanı korg. metin gürak'ı telefondan arayıp bizzat etimesgut zırhlı birlikler tümenine gitmesini, hiçbir tankın ve zırhlı aracın hiçbir sebeple birlik dışına çıkmasına müsaade edilmemesi yönünde tedbirler almasını emrettiğini,
    * saat 21:00 sıralarında tümgeneral mehmet dişli tarafından kendisine darbe yapıldığının tebliğ edildiğini, durumu kabul etmeyerek direndiğini, emir subayları tarafından zorla enterne edildiğini,
    * silah zoruyla helikopterle akıncı üssüne götürüldüğünü ve burada sabaha kadar rehin tutulduğunu,
    * akıncı u ssu nde hakan evrı·m "dilerseniz sizi kanaat önderimiz fethullah gülen ile görüştürürüz” gibi bir şey söylediğini beyan etmiştir.

    soru tsk içerisinde cemaat mensubu subayların kumpas davalarıyla yerleştirildiği anlaşılıyor. kumpas davaları sırasında bu yerleştirme operasyonlarına karşı hangi önlemleri aldınız?
    soru tsk içerisinde cemaat yapılanması ile ilgili tsk, mit veya emniyetten size bilgilendirme yapıldı mı? yapıldıysa bu bilgilendirmenin içeriği nedir?
    soru cemaate mensup askerleri kimler olduğunu darbeden önce biliyor muydunuz?
    soru darbeye karışan birçok subayın sizin genel kurmay başkanlığınız ve yaş üyeliğiniz döneminde terfi ettirildiği anlaşılıyor. 2014 ve 2015 yıllarında terfi ettirilen generallerin %65’i ya ihraç ettirilmiş ya da emekliliğe sevk edilmiştir. bu terfilere nasıl karar verildi? bu terfilerde dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanı’nın etkisi oldu mu?
    soru darbeden aylar önce darbe ihtimalini yazan fuat uğur’un yazılarını, abd yazılan çeşitli raporları veya cemaate mensup kişilerin darbe imalarıyla ilgili beyanlarını okudunuz mu? bu askerlerin çeşitli açık kaynaklarda yazıldığı gibi bir kalkışmada bulunma ihtimalini değerlendirdiniz mi?
    soru tsk’ya yerleştirilmiş cemaatçi askerlerle ilgili cumhurbaşkanı ve başbakanı bilgilendirdiniz mi? böyle bir bilgilendirme yaptıysanız cumhurbaşkanı ve başbakan tarafından size hangi talimatlar verildi?
    soru tsk içerisinde cemaate mensup askerleri tespit edip ağustos yaş toplantısında temizleyeceğinizi beyan etmişsiniz. bir kalkışma ihtimali bulunan cemaatçi askerleri tsk’nın en kritik görevlerinde tutmak riskli bir karar değil mi?
    soru 14 temmuz 2016 tarihinde yani kalkışmadan bir gün önce mit müsteşarı hakan fidan’la birlikte özel kuvvetler komutanlığı 4. dönem özel kuvvetler ihtisas kursu mezuniyet törenine katıldığınız belirtiliyor. geleneksel olarak bu törene katılıyor musunuz? bu törene katılmak özel bir durum mudur? bu tören sonrası mit müsteşarı hakan fidan’la özel kuvvetler komutanlığı bahçesinde baş başa 18:00 – 00:30 arası yaklaşık 6,5 saat boyunca neler konuştuğunuzu açıklar mısınız?
    soru gerek komisyonumuza bilgi veren gazi subayların verdiği bilgilerden gerek kamuoyuna yansıyan bilgilerden kalkışmaya hazırlık çalışmalarının darbeden günler önce başladığı ve darbe sabahından başlayarak yurdun çeşitli yerlerinde olan birliklerde olağan üstü hareketlilik yaşandığı anlaşılıyor. bu hazırlıklarla ilgili güvercinlik kara havacılık komutanlığı dışında hiçbir bilgi almadınız mı?
    soru 19.07.2016 tarihinde verdiğiniz beyanınızda kalkışmayı 17:00 – 18:00 sıralarında öğrendiğinizi belirtiyorsunuz. bu bilgi elinize ulaştıktan sonra siz veya mit müsteşarı cumhurbaşkanı ve başbakanı bilgilendirdiniz mi? bilgilendirmediyseniz neden bilgilendirmediniz? cumhurbaşkanı’nın “kalkışmayı eniştemden öğrendim” başbakanı’nın “eşten dosttan öğrendim” beyanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    soru 15 temmuz günü öğlen saatlerinde o.k. isimli pilot binbaşının 3 helikopterle mit müsteşarını kaçırmak üzere harekete geçileceği ihbarı ile kalkışmayı öğrendiğiniz ve harekete geçtiğiniz anlaşılıyor. bu ihbar sonrası mit müsteşarı hakan fidan’ın makamınıza geldiği ve yaklaşık 20:20’ye kadar kaldığı ve 21:00 sıralarında darbecilerin size müdahale ettiği anlaşılıyor. bu bilgiler ışığı altında hakan fidan’ın darbeci olan emir subaylarınızı ve darbeci askerleri aşarak genel kurmaydan serbestçe çıkması hakkında ne düşünüyorsunuz? hakan fidan’ı almak üzere 3 helikopterle operasyon hazırlığı yaptığı iddia edilen darbecilerin hakan fidan’ın gözlerinin önünde çıkıp gitmesine izin verip 30 dakika sonra da size müdahale etmesini hayatın olağan akışına uygun buluyor musunuz?
    soru darbe girişimi günü kara kuvvetleri komutanı orgeneral salih zeki çolak’ı normalde 18:00’de bitmesi gereken programını erken bitirmesi (12:00’de) ve ankara’ya gelmesi istemesi ve bu davet sonrası yaş kararlarını görüşmeniz ve bu sırada kalkışma bilgisi gelmesi çalışma alışkınlarınız içerisinde normal midir? yaş kararlarının görüşülmesi orgeneral salih zeki çolak’ın programını erken bitirmesini gerektirecek olağanüstü bir durum mudur?
    soru 19.07.2016 tarihinde verdiğiniz beyanınızda “bu husus, bende makamın bir başkası için hazırlanmış¸ oldug u kanaatini dog urmuştur. sizce makamınız kimin için hazırlanmıştı?

    kanun hükmünde kararname (khk) dönemi
    cumhurbaşkanı başkanlığındaki bakanlar kurulu, anayasa’nın 120. maddesi ile 2935 sayılı olağanüstü hal kanunu’nun üçüncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre, ülke genelinde 21 temmuz 2016 perşembe saat 01.00’dan itibaren 90 gün süreyle olağanüstü hal ilan edilmesi hakkında kararın ve bu kararın toplamda 3 ayrı defa uzatılması neticesinde, ilki 23 temmuz 2016 tarihli 667 sayılı khk olmak üzere 12 seferde toplam 24 olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi çıkarmıştır.
    khk'lar ile yapılan değişiklerin dağılımı:
    https://i.hizliresim.com/vmnp9r.png

    darbeyle ilgisi olmayan konuların khk’lar ile düzenlenmesi
    https://i.hizliresim.com/5qx9em.png

    toplu görevden almalar
    yürütülen çalışmalar neticesinde 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapıldı, 105 bin 386 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi. resmi gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısı belirtilen rakamdan daha fazladır. 15 temmuz darbe girişimi sonrası hükümetin gerçekleştirdiği resmi açıklamalar ve açık kaynaklarda yer alan bilgiler ışığında en az 115 bin kişi gözaltına alınırken en az 48 bin kişi darbe soruşturmaları kapsamında tutuklandı. 41 bin 499 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    referandum sürecinin ekonomiye etkileri
    dolar: https://i.hizliresim.com/vmnpor.png
    faizler: https://i.hizliresim.com/wqa2vy.png

    15 temmuz 2016 akşamı başlayan ve 16 temmuz 2016 günü bastırılan hain darbe girişimi sonrasında ortaya çıkan ve bu muhalefet şerhimizde ortaya koyulan gerçekler bu hain girişimin öngörülen, önlenmeyen ve sonuçlarından yararlanılan bir “kontrollü darbe” olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.

    öngörülen darbe
    15 temmuz akşamı başlatılan kanlı ve hain darbe girişimi memleketimizin temiz, saf ve masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişmeydi.

    ancak 15 temmuz hain darbe girişimi sonrasında ortaya çıkan gerçekler 15 temmuz gecesi yaşanan şok edici ve dehşet verici bu girişimin birilerince çok önceden bilindiğini, beklendiğini ve nihai maksada yönelik olarak değerlendirilecek bir fırsat olarak görüldüğünü ortaya koydu.

    15 temmuz günü ortaya çıkan ihanetin kökleri yıllar öncesine dayanmaktadır.

    muhalefet şerhimizin önceki bölümlerinde detayıyla anlatılan tespitlerden de anlaşılacağı üzere 2002 yılına kadar devlete gizlice sızan fethullah gülen cemaati mensupları 2002 yılında akp ile kurulan ittifak sonucu devletin tüm hemen hemen tüm kurumlarını teslim almıştır.

    akp ile cemaat arasındaki işbirliği, güç bölüşümü sorunları nedeniyle mit müsteşarının ifadeye çağırıldığı 2012 yılından itibaren bir iç hesaplaşma başlamış ve kamuoyundan gizlenen bu hesaplaşma 17/25 aralık 2013 tarihinde cemaate mensup savcı ve polisler tarafından başlatılan yolsuzluk soruşturmaları sonucunda açık savaşa dönüşmüştür.

    17/25 aralık tarihlerinde akp tarafından yargıya ve emniyete yerleştirilen cemaatçi savcı ve polisler tarafından yürütülen operasyonlar sonucunda akp’nin bilinen ama her defasında inkar edilen yolsuzluk bataklığı hukuka uygun toplandığı tartışmalı ancak gerçekliği tartışmasız belge ve görüntülerle delillendirilmiştir.

    ancak yolsuzluğu ortaya çıkaran grubun amacı temiz topluma hizmet olmayıp, yakın bir tarihe kadar ortağı oldukları yolsuzlukları ifşa etmek suretiyle siyasi ortaklarını bertaraf etmektir. çünkü akp dönemi yolsuzlukları ne 17/25 aralık soruşturmaları ne de 2013 yılıyla sınırlıdır.

    2002-2013 yılları arasında chp tarafından ortaya çıkarılıp belgelendirilen ve 17/25 aralıkta ortaya çıkarılan yolsuzlukların yüzlerce katı büyüklüğünde ve derinliğinde olan yolsuzluk dosyaları akp tarafından inkar edilmiş ve cemaate mensup kamu görevlileri (hakim, savcı, polis, müfettiş gibi) tarafından aklanmıştır.

    cemaat yolsuzluğa karşı olduğu için değil, yol arkadaşıyla tutuştuğu kavgayı kazanabilmek için yolsuzlukları ifşa etmiştir. bu kavgada akp de yolsuzluk iftirasına uğramış temiz bir siyasal hareket asla değildir. akp boğazına kadar yolsuzluk bataklığına batmış ve geçmişte yolsuzluklarını kapatan eski ortağına devleti teslim ederek bu kaçınılmaz sonu hazırlamıştır. sonuç olarak 17/25 aralık yolsuzluk soruşturmaları cemaatin devleti ele geçirmek niyetinde olan bir kumpasçı, akp’nin de yolsuzluk bataklığındaki suç ortağı olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.

    17/25 aralık operasyonları sırasında ve sonrasında ne cemaatin amacı temiz topluma katkı sağlamak ne de akp’nin amacı devleti cemaatten kurtarmaktır. 17/25 aralık kavgası sürerken iki tarafın gazeteci fehmi koru üzerinden yürüttüğü kirli pazarlıklar tarafların kötü niyetini açıkça ortaya koymuştur.

    bütün bu yaşananlar mutlak gücü ele geçirmek amacıyla aynı menzile giden iki kardeşin birbirlerine karşı üstün gelmek amacıyla her yöntemi kullandığı aile içi kavgadır. tutuşulan bu kavgada menzile giden yol zarar görmesin diye iki tarafta gücünün tamamını kullanmamış, kavga sırasında müzakere ve pazarlıklar elçiler ve aracılar üzerinden sürdürülmüş ve mazinin suç ortaklığı memleketin masum ve temiz insanlarından gizlenmiştir. yaşanan kavgada amaç “dava/menzil” zarar görmeden bir tarafın diğer tarafı tasfiyesi mücadelesidir.

    17/25 aralık kavgasının kazananı recep tayyip erdoğan olmuş ve 17/25 aralık yolsuzluk soruşturmalarını yapan cemaatçi savcı ve polisler görevden alınarak tutuklanmıştır. “inlerine gireceğiz” sloganıyla başlayan tasfiye derinleştirilmiş ve operasyonlar diğer kurum ve kuruluşlara yayılmıştır.

    erdoğan’ın tasfiye hareketine karşı cemaatte boş durmamış elinde tuttuğu devlet imkanlarını ve medya gücünü seferber ederek erdoğan ve çevresi ile ilgili bilgileri sözlü, yazılı basın yayın organları ve en bilinenleri “başçalan” ve “fuatavni” olan sosyal medya hesapları aracılığıyla paylaşmaya başlamıştır.

    akp – cemaat kavgası sürerken ortaya dökülen sırlar bu memleketin masum ve temiz insanlarını şok etmiş ve insanlar taraflara bakmaksızın hukuki ve ahlaki değerler çerçevesinde pozisyon almaya çalışmıştır.

    bir tarafta görülmemiş yolsuzluklara bulaşmış ve siyasi çıkarları uğruna milli çıkarları kolayca feda edebilen bir siyasal parti diğer tarafta devletin kılcal damarlarına kadar sızmış ve hedef seçtiği kişi ve kurumlara her türlü kirli kumpası kurabilen gizli ve tehlikeli bir cemaat vardır.

    geniş halk yığınlarının gözünde bu kavganın masum tarafı yoktur. bu kavganın mağdurları ise vergileri ve ortak malları yağmalanan millet ve kılcal damarlarına kadar girilip felç edilen devlettir.

    akp ve cemaat arasında 1 kasım 2002 tarihinde başlayan tam ittifak 17 aralık 2013’de başlayan ölümcül bir düelloya dönüşmüş ve 15 temmuz 2016 akşamı girişilecek tarihi ihanete götüren süreç bu şekilde başlamıştır.

    önceki bölümlerde belirttiğimiz üzere 15 temmuz 2016 akşamı askerlerin boğaz köprüsünü kapatmasıyla başlayan hain kalkışma bu memleketin masum ve temiz yurttaşları için beklenmedik, şok edici ve dehşet verici gelişmelerdi.

    ancak darbe sonrası ortaya çıkan bilgi ve belgeler bu gelişmelerin birileri için öngörülen gelişmeler olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. bu tespitimize dayanak teşkil eden ve muhalefet şerhimizin önceki bölümlerinde detayıyla paylaşılan bu bilgi ve belgeleri özeti aşağıda yer almaktadır.

    15 temmuz darbe girişiminden aylar önce yazılan yazılardan darbe girişiminin bilindiği hatta bu girişimin hazırlık sürecinin takip edildiği anlaşılmaktadır. bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce fuat uğur’un türkiye gazetesinde 24 mart 2016, 2 nisan 2016 ve 21 nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır. fuat uğur bu yazılarında
    1- fetullah gülen’in 2016 yılında halife ilan edilmek istediğini
    2- fetullah gülen’in yeşil (haki) renkli cübbe ile verdiği gizli mesajla darbe talimatı verdiğini
    3- cemaatin önde gelen isimlerinin ankara’da toplanarak hücre halinde örgütlenen cemaatçi subayları birleştirmeye çalıştığını
    4- cemaatçi subayların darbe konusunda isteksiz olduğu ve deşifre edilmekle tehdit edildiklerini
    5- darbe öncesi terör öğütleri kullanılarak bir kaos ortamının yaratılacağı
    6- cemaatin tsk’nın özellikle istihbarat, personel ve bilgi işlem birimlerinde çok etkin olduğunu
    7- devletin ve ordunun komuta kademesinin bütün gelişmelerden haberdar olduğu ve cemaat mensuplarının darbe girişimini bildiklerini ve beklediklerini
    8- darbe girişimi olur olmaz kendilerini deşifre edilen darbecilerin devlet tarafından ağır biçimde cezalandırılacağı
    bilgilerini darbeden yaklaşık 3 ay önce yazdığı iki köşe yazısı ile kamuoyuyla paylaşmıştır.

    fuat uğur’un 24 mart 2016, 2 nisan 20016 ve 21 nisan 2016 tarihli yazılarında kamuoyuyla paylaştığı yukarıda belirtilen bilgiler 15 temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir.

    fuat uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar mit için açık istihbarat kaynağı olup ve fuat uğur’un bildiklerini mit’in bilmiyor olması düşünülemez. muhalefet şerhimizin ilerleyen bölümlerinde belirtileceği üzere mit’de darbe girişimini bildiğini ve “dış makamlarla” paylaştığını tbmm araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı yazıda da kabul etmiştir.

    fuat uğur’un yazılarında paylaştığı en kritik bilgilerden bir tanesi “cemaatçi subayların darbe konusunda isteksiz olduğu ve deşifre edilmekle tehdit edildikleri” bilgisidir. bu bilgi önceden değerlendirilmiş olsa tehditle bu darbe girişiminin içine sokulan bazı subaylar devletimizin yetkili makamları tarafından ikna edilerek darbeye katılmaları engellenebilir ve darbe girişiminin yayılması ve derinleşmesi önlenebilirdi. bu konuda devlet bir taraftan gerekli tedbirleri alabilir, diğer taraftan da cumhurbaşkanı, başbakan veya yetkili bakanlardan birisinin ima yoluyla dahi olsa yapacağı uyarıcı, yönlendirici ve darbe girişiminin doğuracağı ağır sonuçları hatırlatıcı bir konuşma yapması çok etkili olabilirdi.

    yetkili makamların bilgi sahibi olmalarına rağmen yapmadığı bu uyarılar fuat uğur ve benzerleri tarafından yapılmış ancak yeterli olmamış ve devleti yönetenler de gerekli tedbirleri önceden almadıkları için 249 insanımızın canına mal olan hain darbe girişimi gerçekleşmiştir.

    kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen savcılık iddianamelerinin incelenmesinden cemaatin darbe hazırlıklarına 2015 yılının son günlerinden itibaren başladığı anlaşılmaktadır. darbeye hazırlık faaliyetleri adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç ve harun biniş tarafından yürütülmüştür.

    adil öksüz sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi’nde yardımcı doçent kadrosunda öğretim görevlisidir. emniyet eski müdürü hanefi avcı fetö/pdy'nin emniyet, milli istihbarat, ordu, yargı ve diğer yönetim birimlerindeki imamlarının listesini çıkartıp ankara ve istanbul savcısına verdiğini, 2015 yılına kadar ismini verdiği tüm imamların görevlerine devam ettiğini, başına 4 milyon tl ödül konulan adil öksüz'ün ise iki yıldır bu görevde olduğunun bilindiğini 26.10.2016 tarihinde söylemiştir. yani firari adil öksüz darbe girişiminden çok önce devlet tarafından bilinen sivil bir fetö üyesidir.

    kemal batmaz, teröre finans desteği verdiği için yönetimine mahkemece kayyım atanan (daha sonra khk ile kayyım tmsf olmuştur) kaynak holdinge ait kaynak kağıt a.ş.’nin eski genel müdürü olup cemaat bağlantısı bilinen bir isimdir. genel müdürlük yaptığı için de sıradan bir cemaatçi olarak kabul edilmesi asla mümkün değildir.

    hakan çiçek anafartalar kolejinin eski sahibidir. okul darbe girişimi sonrası fetö/pdy bağlantısı nedeniyle khk ile kapatılmıştır. cemaat bağlantısı darbeden sonra öğrenilmiş bir bilgi değildir.

    nurettin oruç 1998-2003 yılları arasında cemaatin dershanesinde öğretmenlik yapmış, 2010 kpss sınavının ardından diyarbakır’da öğretmenliğe başlamış, mart 2014’te öğretmenlikten istifa edip bir film şirketinde 2500 tl maaşla işe başlamıştır. tıpkı adil öksüz gibi nurettin oruç da, adil öksüz’ün kullandığı 34 sır 49 plakalı araç ile birlikte aralık 2015’ten haziran 2016’ya kadar 12 kez ankara’ya gelmiş, 2500 tl maaşına rağmen kısa süre içerisinde defalarca abd’ye gidebilmiş birisidir. abd ziyaretlerinde fetullah gülen’le görüşen bir isimdir.

    harun biniş elektrik-elektronik mühendisidir. gülen cemaatine bağlı kaynak holding bünyesindeki venoro bilişim şirketinde çalıştıktan sonra 2010 kasım’ında bilgi teknolojileri ve iletişim kurumuna (btk) uzman olarak girmiştir. 2012’de btk’dan istifa edip bir yazılım firmasında işe başlamış, bu şirketten de 2016 ocak ayında ayrılmıştır.

    bu isimler türk silahlı kuvvetleri içerisindeki örgüt elemanlarıyla bağlantı kurarak hazırlık faaliyetlerini yönetmiş, sıklıkla ve aynı zaman dilimlerinde abd’ye seyahat etmişlerdir.

    bu süreçte hava kuvvetleri imamı olarak bilinen adil öksüz darbeye hazırlık toplantılarına 27.12.2015’te başlamıştır. bu tarihten 15.06.2016 tarihine kadar 34 sır 49 plakalı araç ile (6 ay boyunca) 12 kez ankara’ya gelmiştir. ankara’da bulunduğu zaman diliminde örgüte bağlı rütbeli askerlerin de katılımıyla darbe faaliyetini planladıkları toplantılar düzenlemiştir.

    ankara’daki her önemli toplantıdan sonra adil öksüz yurtdışına gitmiştir. darbenin ne zaman ve nasıl yapılacağı 17.03.2016-21.03.2016 tarihleri arasında yapılan toplantılarda, abd’de fetullah gülen ile birlikte değerlendirilmiştir.

    belirtilen tarihler arasında, darbeyi yönetecek sivil görevlilerden adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç, ve akın öztürk’ün damadı pilot yarbay hakan karakuş da abd’de, tümg. idris aksoy ve tümg. kubilay selçuk ise ingiltere’dedir.

    adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç, ve akın öztürk’ün damadı pilot yarbay hakan karakuş’un fetullah gülen’le görüştükten sonra ankara’ya dönerek darbeye hazırlık çalışmaları yaptığı anlaşılmıştır.

    adil öksüz mart 2016’dan sonra da darbeye hazırlık toplantılarına devam etmiş, 04/05/2016, 27/05/2016, ve 04/06/2016 tarihlerinde ankara’da 3 toplantı daha yapmıştır. ayrıca 15/06/2016 tarihinde darbeye hazırlık toplantısı için tekrar ankara’ya gelmiş, toplantı sonrasında istanbul’a dönmüş ve 20/06/2016’da nurettin oruç ile birlikte abd’ye uçmuştur.

    adil öksüz ve hakan çiçek 25/06/2016’da aynı gün birlikte abd’den dönmüşlerdir. seyahat trafiği incelendiğinde adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek ve nurettin oruç’un 20/06/2016-25/06/2016 tarihleri arasında aynı anda abd’de bulundukları anlaşılmıştır.

    adil öksüz’ün başkanlık ettiği toplantılarda, öncelikle her kuvvetten darbeci askerin kendi aralarında oluşturduğu gruplar çalışmalar yapmış, ardından darbe girişiminin en önemli eylemlerinin detayları, bu eylemlerde görev alacak darbecilerin görev ve sorumlulukları belirlenmiştir.

    yukarıda özet halinde verilen ve muhalefet şerhimizin önceki bölümlerinde detayları gösterilen darbeye hazırlık sürecinde üst düzey cemaat imamı oldukları darbeden çok önce bilinen adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç ve harun biniş tarafından darbeye hazırlık amaçlı birçok toplantı yapılmış ve bu toplantılara onlarca üst rütbeli subay katılmıştır.

    yapılan toplantıların fuat uğur’un darbeden 4 ay önce yazdığı yazılarda “cemaatin önde gelen isimlerinin ankara’da toplanarak hücre halinde örgütlenen cemaatçi subayları birleştirmeye çalıştığı” başlığı altında verdiği bilgilerle tam olarak örtüştüğü anlaşılmaktadır. bu durum fuat uğur’a bilgi sızdıran kaynaklar tarafından darbe hazırlık toplantılarının bilindiği ve izlendiği gerçeğini ortaya koymaktadır. fuat uğur tarafından bilinen ve kamuoyu ile paylaşılan gerçeklerin mit tarafından bilinmemesi düşünülemez.

    mit müsteşarlığı tbmm araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “mit’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak tsk bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisi yer almaktadır.

    mit bu yazısıyla darbe girişimi öncesi darbe girişimi olacağını bilindiğini ve bu bilgilerin “dış makamlarla” paylaşıldığını belirtmektedir. dış makamlarla kastedilen makamların mit’in bağlı olduğu başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı olduğu anlaşılmaktadır. dış makamlar ifadesi kapsamında genelkurmay başkanlığı’nın olup olmadığı anlaşılamamıştır.

    mit’in “tsk bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” savunması geçerli kabul edilmemektedir. çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken “cemaatin hususileri” olarak adlandırılan başta adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç ve harun biniş asker değil sivil kişilerdir.

    darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir. canlı kaynak bulundurma dahil birçok istihbarat imkan ve kabiliyeti bulan mit’in yetkisizlik gerekçesiyle bu toplantıları takip etmemiş ve dolayısıyla darbe tarihini belirleyememiş olmasını yüce milletimizin takdirine arz ediyoruz.

    mit müsteşarlığı tbmm araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “mit’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak tsk bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisiyle darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar etmiştir. bu durum 15 temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak önümüze koymaktadır.

    önlenmeyen darbe
    muhalefet şerhimizin önceki bölümlerinde delilleriyle ortaya koyulduğu üzere devletimizin güvenlik ve istihbarat makamlarınca hem tsk içerisinde cemaatçi subayların kimler olduğu hem de bu subayların “cemaatin hususileri” olarak bilinen mahrem imamların koordinasyonunda darbeye hazırlık toplantıları yaptıkları bilinmektedir. bu durum karşısında hızla hukuki ve idari önlemler alınması gerekirken bu sorumluluk ihmal edilmiş ve darbe yapacağı bilinen cemaate mensup subaylar silah başında tutulmuştur.

    bu koşullar altında “elde yeterli delil olmadığından yapılmak zorunda kalınacak toplu görevden almaları kamuoyuna anlatma zorluğu olacaktı” gibi savunmaların darbe girişiminde can veren 249 şehidimiz ve yaralanan 2301 gazimiz düşünüldüğünde geçerli savunmalar olmadığı değerlendirilmektedir.

    15 temmuz darbe girişiminin hemen öncesinde öngörülen darbenin öncül belirtileri ortaya çıkmıştır. 14 temmuz 2016 tarihinde yani kalkışmadan bir gün önce genelkurmay başkanı hulusi akar’ın mit müsteşarı hakan fidan’la birlikte özel kuvvetler komutanlığı 4. dönem özel kuvvetler ihtisas kursu mezuniyet törenine katıldığı, önceki yıllarda böylesine bir törene katılma geleneği olmadığı, bu tören sonrası mit müsteşarı hakan fidan’la özel kuvvetler komutanlığı bahçesinde 18:00 – 00:30 arasında yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğü ifadelerle ortaya çıkmıştır. darbe girişiminden saatler önce yapılan bu olağan dışı görüşmede nelerin konuşulduğu gerek hakan fidan gerek hulusi akar tarafından tbmm araştırma komisyonuna gönderilmediğinden öğrenilememiştir.

    kara kuvvetleri komutanı org. salih zeki çolak 18.07.2016 tarihli ifadesinde özetle; “13-14-15 temmuz tarihlerinde karargah dışında denetleme ve törenlere katılma görevleri olduğunu, programının saat 18:00’de biteceğini ancak genelkurmay başkanı’nın kendisini saat 14:00’de beklediğinin emredilmesi nedeniyle programını erken kesip ankara’ya döndüğünü, neden erken çağrıldığını bilmediğini, erken gelme emrini aldıktan sonra 12:40’ta hava kuvvetlerine ait bir uçakla yanında akın öztürk ve eşi olduğu halde izmir’den ankara’ya geldiğini, akın öztürk’ün torunlarını görmek üzere akıncılar üstüne gittiğini kendisinin de genelkurmay karargahına geçtiğini, saat 16:00’dan itibaren yaş hazırlıkları ile ilgili genelkurmay başkanı ile çalışmaya başladıklarını saat 16:45’de org. yaşar güler’in gelerek genelkurmay başkanı ile özel toplantı yaptığını saat 17.45’te kendisinin de toplantıya dahil olduğunu” belirtmiştir.

    kara kuvvetleri komutanının 15 temmuz günü izmir programının genelkurmay başkanı tarafında erken kesilerek rutin yaş görüşmeleri için ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin en yüksek rütbeli subayı olan org. akın öztürk’ün olması ve yine aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur.

    mit müsteşarlığı tbmm araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında belirtilen “15 temmuz günü saat 14:20’de mit’e gelen ve güvenlik araştırmasından geçirilen bir şahsın 15:30 sıralarında “kara havacılık okulu’nda görevli bazı şahıslarca mit müsteşarına saldırı yapılacağı” yönünde teyide muhtaç ham bilgiler verdiği” belirtilmiştir.

    bu bilgilendirme üzerine “mit müsteşarı tarafından 16:20’de genelkurmay ikinci başkanı’na bilgi verildiği detaylı bilgilendirme için müsteşar yardımcısının genelkurmaya gönderildiği, saat 16:40’da mit müsteşarının genelkurmay başkanı tarafından mit’e çağrıldığı ve müsteşarın 18:00 civarında genelkurmaya vardığı” belirtilmektedir.

    kara kuvvetleri komutanı org. salih zeki çolak 18.07.2016 tarihli ifadesinde özetle; “saat 16:00’dan itibaren yaş hazırlıkları ile ilgili genelkurmay başkanı ile çalışmaya başladıklarını saat 16:45’de org. yaşar güler’in gelerek genelkurmay başkanı ile özel toplantı yaptığını saat 17.45’te kendisinin de toplantıya dahil olduğunu, genelkurmay başkanı’nın şunları söylediğini “14/07/2016 pers¸embe günü kara havacılık komutanlıgˆındaki bir pilot binbas¸ı, ankara dıs¸ında izinli olan digˆer bir pilot binbas¸ıyı telefonla arayarak ch-47 chı·nhook helikopterlerinin kabul töreni hazırlıkları nedeniyle gösteri uçus¸u yapılacagˆından 15/07/2016 cuma günü kara havacılık komutanlıgˆında bulunması gerektigˆini belirtiyor. o binbas¸ı da ertesi gün yani cuma günü gelip telefon eden binbas¸ıyı görüyor, binbas¸ı kendisine "bugün aks¸am 19:00'dan itibaren 2 adet sıkorsky 1 adet cougar helikopteri ile izinsiz olarak uçus¸ yapılacagˆını, uçus¸un geç saatlere kadar devam edecegˆini, bu arada mı·t müstes¸arı hakan fidan'ın alınacagˆını, kendisi gibi çagˆırdıgˆı pilotunda aynı cemaatten oldugˆunu, bu uçus¸u yaparken bas¸ka bir pilot yarbayın da kendilerine yardımcı olacagˆını belirttigˆi" bunun üzerine izinden gelen binbas¸ının yoldan yeni geldigˆini, yorgun ve terli oldugˆunu, eve gidip dus¸ alıp gelecegˆini belirterek ayrıldıgˆını, evi yerine süratle yenimahalle'deki mı·t karargahına gidip ilgililere bilgi verdigˆini, mı·t yetkililerinin subay kimlik bilgilerinin dogˆrulugˆunu teyit ettigˆini, bunun üzerine mı·t yetkilerinin genelkurmay 2. bas¸kanına bilgi verdigˆini” ifade etmiştir.

    muhalefet şerhimizin önceki bölümlerinde delilleriyle birlikte 15 temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğu ispatlanmıştı. bu gerçeklikle birlikte kara havacı pilot binbaşı o.k.’nın ihbarı birlikte değerlendirildiğinde yapılan ihbarın ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

    ihbarcı o.k. “aynı cemaatten” vurgusuyla “kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi” olduğunu açıkça söyleyerek durumun ciddiyetini ortaya koymuştur. bu koşullar altında mit müsteşarının cumhurbaşkanı ve başbakan’a derhal ulaşarak bilgi vermesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.

    genelkurmay 2. başkanı org. yaşar güler’in 19.07.2016 ve 07.10.2016 tarihli cumhuriyet savcılığı ifadelerinde özetle; “15.07.2016 tarihinde saat 16:15 sıralarında mit müsteşarı hakan fidan’ın kendisini arayarak yukarıda bahsedilen o.k. isimli pilot binbaşının anlattıklarından bahisle mit müsteşar yardımcısı sebahattin beyi genelkurmay göndereceğini söylediğini, kendisinin hemen genelkurmay başkanı’nı bilgilendirildiğini genelkurmay başkanı’nın hemen hakan fidan’ı arayıp karargaha çağırdığını, hakan fidan’ın 18.15 sıralarında karargaha geldiğini ve toplantıya geçtiklerini, hakan fidan’ın “komutanım bu olay daha büyük bir olayın bir parçası da olabilir” demesi üzerine hulusi akar’ın telefonla talimatlar verdiğini, hakan fidan’ın “komutanım ben birde sayın cumhurbas¸kanımıza bilgi vereyim” dediğini ve koruma müdürü muhsin'i telefonla aradığını, muhsin'e “sayın cumhurbas¸kanımızla görüs¸ebilir miyim?” dediğini, kars¸ıdan ne cevap geldigˆini duymadığını, bunun üzerine hakan fidan’ın “ peki muhsin dıs¸arıdan bir saldırı olsa yeterli gücün, silahın ve adamın var mı?” diye sorduğunu, hakan fidan’ın oradan bir cevap aldığını ancak cevabını bilmediğini, sonra tekrar bir daha "muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?" diye bir daha sorduğunu, oradan da muhtemelen olumlu bir cevap almıs¸ olmalı ki “kolay gelsin” dediğini ve telefonu kapattığını” beyan etmiştir.

    genelkurmay 2. bas¸kanı org. yas¸ar gu ler’in beyanından mit müsteşarının cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmek istediği ancak ulaşamadığı anlaşılmaktadır. bu durum karşısında cumhurbaşkanı koruma müdürü muhsin köse’ye "muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?" sorusuyla durumun vahametini anlattığı ancak detay bilgi vermediği de anlaşılmaktadır.

    mit müsteşarlığı tbmm araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında bu telefon görüşmesinin detayıyla ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. mit müsteşarı hakan fidan’ın telefonda cumhurbaşkanı koruma müdürü muhsin köse’ye sorduğu "muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?" sorusu hayatın olağan akışı içerisinde sorulabilecek bir soru değildir. bu durumda hakan fidan veya muhsin köse tarafından cumhurbaşkanı’nın bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususu karanlıkta kalmakta ve makul şüpheler artmaktadır.

    genelkurmay başkanı org. hulusi akar’ın 19.07.2016 tarihli ifadesinde ve tbmm araştırma komisyonu’na yönelik tarihsiz yazısında özetle “kalkışmayı 15.07.2016 günü saat 17:00 – 18:00 sıralarında genelkurmay ikinci başkanı org. yaşar güler’den öğrendiğini, kaynağın mit olduğunu, bilginin 3 helikopterin görevlendirilmesi ile bir faaliyet icra edileceği yönünde olduğunu ve hava sahasının kapatılmasının emrini verdiğini, kurmay başkanı, merkez komutanlığından ve adli müşavirlikten personeller alıp kara havacılık okuluna derhal gidilmesi, olayı tereddüde yer bırakmayacak şekilde çözüp idari ve adli tedbirleri ivedi bir şekilde almasını talimatlandırdığını, gelen bilginin daha büyük bir planın parçası olabileceğini mütalaa ettiklerini ve aldıkları bu tedbirlerle yetinmeyerek ankara garnizon komutanı korg. metin gürak'ı telefondan arayıp bizzat etimesgut zırhlı birlikler tümenine gitmesini, hiçbir tankın ve zırhlı aracın hiçbir sebeple birlik dışına çıkmasına müsaade edilmemesi yönünde tedbirler almasını emrettiğini, olası bir kalkışmayı engellemek için tsk’nın en hızlı haberleşme sistemi olan hareket merkezleri üzerinden emirlerini ilettiğini” beyan etmiştir.

    genelkurmay başkanı gerek savcılığa verdiği ifadesinde gerek tbmm araştırma komisyonu’na gönderdiği tarihsiz yazısında olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirmektedir. ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve genelkurmay başkanı ve bazı kuvvet komutanların darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

    genelkurmay başkanı’nın tüm kuvvet komutanlıklarına 18:30’da hareket merkezleri aracılığıyla ilettiği emirler saat 19:26’da adreslerine ulaşmıştır. bu emirlere rağmen tsk’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. bu durum izah edilememektedir.

    özel kuvvetler komutanı korg. zekai aksakallı’nın ankara’da görülen darbe davasının duruşmasında dile getirdiği “tsk’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘personel kışlayı terketmesin’ emri verilir. birlik komutanları kışlalarında, mesaiye devam eder. her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 temmuz’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. uygulansaydı darbe girişimi baştan açığa çıkardı” şeklindeki ifadesi şüpheleri artırmıştır.

    kara kuvvetleri komutanı güvercinlik kara havacılık okul komutanlığında yaklaşık 2 saat süren incelemelerinde durumu hiç belli etmeden dikkatli incelemeler yaptığını ve personele sorduğu sorularla bilgi almaya çalıştığını incelemeler sırasında herhangi bir hareket hazırlığı görmediğini ve 21:25 sıralarında kara havacılık komutanlığından ayrıldığını beyan etmektedir.

    ancak ankara cumhuriyet başsavcılığının kara havacılık okulu iddianamesi olarak bilinen 2016/108299 soruşturma no.lu iddianamesindeki bilirkişi raporu’na göre; kara kuvvetleri komutanı org. salih zeki çolak ve beraberindeki heyetin 4 adet makam aracı ile kara havacılık komutanlığı karargahı istikametinden gelip, pistten geçerek kara havacılık okulu bakım komutanlığı hangarı ve ch-47 helikopterleri koruma hangarı bölgesine gittiği saat 19:58'de aynı zamanda 3 adet ah-1w ve 1 adet t-129 atak helikopterin taarruz hangarı önündeki apronda görüldüğü güvenlik kamerası görüntüleri üzerinden yapılan incelemeler ile tespit edilmiştir.

    ayrıca kara kuvvetleri komutanı’nın hiçbir hareket görmediği güvercinlik kara havacılık okul komutanlığından kara kuvvetleri komutanının ayrılmasından dakikalar sonra helikopterlerin havalanarak hain darbe girişimine katılabilmiş olması izah edilememektedir.

    mit müsteşarlığı tbmm araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “mit’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak tsk bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisiyle darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar ettiği ve bu durum 15 temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğunu tarihi bir gerçeklik olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.

    mit’in bildiği ve dış makamlar diyerek bilgilendirdiği cumhurbaşkanı ve başbakan’ın öngörülen bu darbe başladıktan sonra cumhurbaşkanı’nın “darbeyi eniştemden öğrendim” demesi başbakan’ın “eşten dosttan öğrendim” demesi ve sanki hiç bilmedikleri ve beklemedikleri şok edici bir gelişmeyle karşılaşmış gibi davranmaları anlaşılamamaktadır.

    öngörülen darbe girişimi 15 temmuz günü öğleden sonra 14:20 itibariyle öğrenilmiş ancak yukarıda belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. bu ihmaller zinciri sonucunda 15 temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.

    sonuçları kullanılan darbe
    15 temmuz 2016 saat:20:30’da hain darbe girişimi başlatılmıştır. bu kanlı kalkışmanın ilk dakikalarında genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ve diğer üst düzey komutanlar derdest edilerek enterne edilmiştir.

    darbe girişiminin başlaması ile darbeciler tanklar, helikopterler ve uçaklarla halka saldırılara başlamış, askeri birliklerde yurtsever askerlerle darbeci hainler arasında çatışmalar yaşanmış, kamu kurumları bombalanmış ve televizyon binaları silahlı askerler tarafından basılmıştır.

    darbecilerin kendilerini en güçlü hissettiği saatlerde genel başkanımız sayın kemal kılıçdaroğlu "bu ülke darbelerden çok çekmiştir. aynı sıkıntıların yeniden yaşanmasını istemiyoruz. cumhuriyet'e ve demokrasimize sahip çıkıyor; inancımızı eksiksiz bir şekilde koruyoruz. herkes çok iyi bilmeli ki cumhuriyet halk partisi, parlamenter demokrasimizin vazgeçilmezi olan yurttaşlarımızın özgür iradesine bağlıdır" mesajını kamuoyuyla paylaşarak darbeye karşı durmuş, demokrasiyi tbmm’den savunmak amacıyla ankara’da bulunan tüm milletvekillerini tbmm’ye göndermiş ve bütün chp örgütlerini darbeye karşı durmakla görevlendirmiştir.

    bütün siyasi partilerin, basın kuruluşlarının ve en önemlisi halkımızın kahramanca direnişi sonucunda hain darbe girişimi bastırılmış ve darbenin başlamasından saatler sonra darbeciler teslim alınmıştır. 15 temmuz gecesi demokrasiyi korumak uğruna 249 şehit verilmiş 2301 yurttaşımız gazi olmuştur.

    15 temmuz darbe girişiminin sürdüğü saatlerde türkiye büyük millet meclisi’nde bir araya gelen farklı siyasi partilere mensup milletvekilleri, darbeye karşı tavırlarını açıkça ortaya koyarak ülkemizin uzun yıllardır özlemini çektiği toplumsal uzlaşma ortamının oluşmasını sağlamıştır. aynı gece milletvekillerimizin tbmm genel kurulunda bulunduğu sırada meclisin bombalanması kamuoyunda büyük infial uyandırmıştır.

    iktidar olduğundan beri başka siyasi partilere sırtını çevirip uzlaşma aramayan cumhurbaşkanı erdoğan içine düştüğü sıkışmışlıktan kurtulmak için siyasi partileri hatırlamış ve yenikapı’da yapılması kararlaştırılan “demokrasi ve şehitler mitingi ’ne davet etmiştir. chp genel başkanı kemal kılıçdaroğlu’nun mitinge katılımı ve yaptığı konuşma ülkemizde yeniden toplumsal uzlaşı ve barışın oluşması için bir umut ışığı yakmıştır. kılıçdaroğlu yenikapı mitinginde tarihe geçen on iki maddelik deklarasyonu halkımızla paylaşmıştır.

    yenikapı mitinginin en önemli özelliği her siyasi görüşten halkımızın cumhuriyet ve demokrasi paydası altında toplanması ve darbelere karşı olunduğunun güçlü bir şekilde haykırılmasıdır. mitingin önemli özelliklerinden birisi de ülkemizdeki toplumsal kutuplaşmadan çıkılacağına yönelik bir umut ışığı vermesidir.

    darbe girişiminin ardından cumhurbaşkanı erdoğan katıldığı bir televizyon programında “demokratik parlamenter sistemin içinde kalıyoruz, hiçbir zaman bundan uzaklaşmayacağız ama halkımızın barışı için gereken neyse yapacağız” ifadeleri ile demokratik parlamenter sistemden yana olduğunu ifade etmiştir.
    ancak ilerleyen satırlarda da görüleceği üzere, bu fırsat bizzat cumhurbaşkanı erdoğan tarafından heba ve istismar edilmiş, ülkemizin birlik ve beraberliği için kullanılabilecek önemli bir fırsat kısa dönemli siyasi çıkarlara feda edilmiştir.

    bu zor günlerde ülkemiz uzlaşma ve barış ortamında olması gerekirken, ülkemiz cumhurbaşkanı erdoğan’ın ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı tavırları yüzünden hızla çatışma ortamına doğru itilmiştir.

    darbe girişimi sonrası oluşan atmosfer içinde iktidarın cemaat ile mücadele etmesine ve darbe girişiminin tüm yönleriyle ortaya çıkartılmasına dönük çağrılar hükümeti bir meclis araştırma komisyonu kurulması fikrini kabul etmeye zorlamış ve dört partinin ortak önergesi ile fethullahçı terör örgütünün (fetö/pdy) 15 temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ile bu terör örgütünün faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir meclis araştırması komisyonu kurulmuştur.

    komisyon çalışmalarının daha başında bütün kontrolün akp iktidarının elinde olması, akp-fetö ilişkilerinin ortaya çıkmasının önlenmesi ve komisyon raporunun yine akp’nin istediği gibi çıkması için bütün tedbirler alınmıştır.

    daha sonra ortaya çıkan komisyon raporunun içeriği başlangıçtaki bu tereddütlerin ve ifadelerin ne kadar doğru olduğunu açıkça ortaya koymuştur. araştırma komisyonu cemaat ile mücadele ve bu çetenin darbe teşebbüsünü aydınlatmaktan ziyade erdoğan ve partisinin gerçekleştirdiği karşı darbeyi bir demokrasi mücadelesi olarak gösterme komisyonu görevini üstlenmiştir. bu amacın sağlanabilmesi için de muhalefet partilerinin komisyon çalışmalarına katılımının önü kapatılmıştır.

    darbe girişiminden hemen sonra 21 temmuz 2016’da ohal ilan edilmiş ve 3 ekim 2016’da ohal’in üç ay süre ile uzatılması kararlaştırılmıştır. ohal’in kaldırılmasına dönük gerek ulusal gerek uluslararası taleplerin aksine, ohal ikinci defa 19 ocak 2017 tarihinde, üçüncü defa ise 19 nisan 2017 tarihinde üçer aylığına daha uzatılmıştır.

    böylece 15 temmuz darbe girişiminin ardından tbmm iradesi bir kenara bırakılarak yasal düzenlemeyi gerektiren her türlü tedbir ohal kapsamında ve yargı denetiminin dışında sürdürülmüştür.
    darbe girişiminden kısa bir süre sonra darbe tehlikesinin atlatılmasıyla kontrolün tekrar elinde olduğunu gören cumhurbaşkanı erdoğan bütün uzlaşma girişimlerini bir kenara bırakarak fabrika ayarlarına dönmüştür. muhalefet partilerinin de katılımıyla tbmm çatısı altında sürdürülmesi gereken darbe ile mücadele sürecini ilan ettiği ohal şartları altında bütün kesimleri dışlayarak sürdürmeyi tercih etmiştir.

    15 temmuz darbe teşebbüsünden sonra erdoğan tek adam rejimini kanun hükmünde kararnameler (khk) ile daha da güçlendirmiştir. çıkarılan khk’lar cemaat ile mücadele amacını gütmekten çok erdoğan’ın tek adam rejimini ayakta tutma, devlet yönetimine ilişkin yetkileri tek merkezde toplama amacıyla istibdadı tesis etmenin bir enstrümanı olmuştur.

    devletimiz ve ülkemiz bir seneye yaklaşan ohal şartları altında aşama aşama anayasasızlaştırılmış ve bu sayede hâlihazırda tehdit altında olan hukuk devleti yerle yeksan olurken en ilkel siyasal topluluklarda dahi uygulamada olan kanun devleti ilkesi yok sayılmıştır.

    bu dönüşümün kritik noktası anayasal yönetimi koruma görevini ifa etmesi gereken anayasa mahkemesi’nin evrensel hukuk ilkelerini ve önceki içtihatlarını hiçe sayarak ohal döneminde çıkan khk’ların kapsam, süre ve uygulanacakları yer açısından ohal’in ilanı ile ilgili olup olmadığını incelememesidir.

    anayasa mahkemesi bu kararıyla hükümetin her konuya ilişkin ve her içerikte khk yayımlayarak ülkeyi yönetebilmesinin önünü açmıştır. bu bağlamda bir khk ile anayasa mahkemesi’nin de kapatılıp kapatılamayacağı tartışmaları bile yapılmaya başlanmıştır.

    darbe teşebbüsünden hemen sonra anayasa mahkemesi’nin iki üyesi hiçbir hukuki süreç çalıştırılmadan sorgusuz sualsiz gözaltına alınmıştır. emsal teşkil eden bu olaydan sonra anayasa mahkemesi üyelerinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı tartışmalı hâle gelmiştir.

    anayasa mahkemesi üyelerinin bile polis baskınları ile gözaltına alınabildiği süreçte diğer yargı mensuplarının bağımsız olabileceğini düşünmek mümkün değildir. bu durum hukuk sistemimizde önemli tahribat yaratmıştır.

    mart 2017 ayı itibariyle meslekten ihraç edilen yargıç ve savcı sayısı 4.088 olmuştur. bu sayı, toplam yargıç ve savcı sayısının yaklaşık yüzde 30’una tekabül etmektedir. bu yargı mensuplarının bir kısmının gülen çetesiyle bağlantılı olduğu ve hukuk sistemimize özellikle 2010 referandumu sonrası akp tarafından yerleştirildiği anlaşılmaktadır.

    yargıda kadrolaşmanın yarattığı tahribattan hiç ders alınmamış ve ihraç edilenlerin yerlerinin doldurulmasında yeni bir kadrolaşma başlatılmıştır. en düşük derecede memurluk için bile yeterli olmayan çok düşük kpss notlarıyla ve akp’nin siyasi referanslarıyla oluşturulan listelere girebilenler yarım dakika süren sözlü sınavlarla hakim ve savcı olarak atanmışlardır.

    medyanın kontrolünün ele geçirilmesi, sivil toplumun diz çökertilmesi ve siyasi kadrolaşma ile devlet bürokrasisinin tamamen ele geçirmesinden sonra sıra başkanlık yolunda tek engel olarak görülen muhalefet partilerinin tasfiyesine gelmiştir.

    bu süreçte muhalefet partileri için saldırgan ve yapıcı olarak tanımlanabilecek iki yöntem izlenmiştir. ilk yöntem çatışmacı siyasetin bir devamı olarak değerlendirilebilecek yoğun saldırılardır.

    bu anlamda hdp’li vekillerin tutuklanması ve iddianameleri hazırlanmadan uzun süre tutukluluklarının sürdürülmesi ile başlayan başkanlık sistemine karşı olan muhalefetin zayıflatılmasına yönelik siyasi saldırılar artmıştır.

    bu bağlamda chp genel başkanı, chp’li milletvekilleri, belediye başkanları ve örgütlerini hedef gösteren kışkırtıcı söylemler ve yalan haberler şehit cenazelerinde chp’lilere yönelik saldırılara dönüşmüş, öfkeli halk kitlelerini olanlardan chp’yi sorumlu tutmaya itecek provokasyonlar yaşanmıştır.

    muhalefet partilerine dönük operasyonlarda yapıcı inşa süreci ise mhp ile gerçekleşmiştir. mhp ve akp, diğer muhalefet partileri aleyhine köpürtülen milliyetçi hassasiyetlerin yarattığı atmosferde kendi aralarında bir araya gelerek birbirlerine karşı yapıcı ama başka partilere karşı saldırgan söylemlerini yoğunlaştırmışlardır.

    barışçıl gösterilere katılanların ve basın açıklaması yapanların ohal rejimi bahane edilerek gözaltına alınmaları sıradan olaylar haline gelmiştir.

    darbe neticesinde mart 2017 ayı itibariyle 1.289 işletmeye satılmak üzere el konulmuştur. cemaate doğrudan destek olan ve propagandasını yapan şirketlere yönelik yasal süreçler işletilerek el konulması ulusal güvenliğimiz açısından gereklidir. ancak halka açık şirketlere fetö ile mücadele adı altında el konularak kayyum atanması ve bu sayede değerlerinin düşürülerek sonra yandaş sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi doğru değildir.

    15 temmuz darbe girişim sonrası khk’larla, içinde cemaat ile hiçbir ilgisi olmayanların da bulunduğu, 178 medya kuruluşu kapatılmıştır. bunların bir kısmına kayyum atanmıştır. basın yayın ve gazetecilik işkolundaki şirketlerde ise sigortalı 2.308 işçinin, anayasanın hukuk devleti ilkesi yok sayılarak hiçbir idari ve adli soruşturma yapılmaksızın, işine son verilmiş, her türlü sosyal ve ekonomik hakları ellerinden alınarak adeta açlığa mahkum edilmişlerdir.

    nisan 2017 itibariyle gülen cemaatiyle ilişkisi olduğu iddia edilen 113.260 kişi gözaltına alınmış, 47.155’i tutuklanmıştır. bunların 10.732’si polis, 7.463’ü asker, 2.575’i yargıç ve savcı, 26.177’si sivil, 208’i mülki idare amiri ve 168’i generaldir. bu tutuklamalara maruz kalan kişiler için adaletin hızlı işlemesi ve darbe teşebbüsüne karışanların cezalandırılması gerekmektedir. ancak bu süreçte cemaatle ile ilgisi olmayan ve muhalif görülen pek çok akademisyen ve kamu görevlisi de gözaltına alınmış ve/veya tutuklanmıştır.

    bu durum haklı bir şekilde khk’larla alınan tedbirlerin darbeye teşebbüs edenlerin cezalandırılması yanında fırsatın değerlendirilerek muhalefetin de baskı altına alınmasına çalışıldığını tereddüde yer vermeyecek şekilde ispatlar niteliktedir.

    mayıs 2017 ayı sonuna kadar 139.356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılmış, 105.386 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edilmiştir. resmi gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısı belirtilen rakamdan daha fazladır.

    bu çapta gerçekleşen tasfiyeler yıllardır bilinen ve akp hükümetlerince de desteklenen cemaat kadrolaşmasının ne çapta olduğuna da işaret etmektedir. bu durum devletin kılcal noktalarına kadar yerleşmiş bu yapı ile başka mağdurlar yaratmadan mücadele etmenin titizlikle yürütülmesi gereğini de ortaya çıkartmaktadır.

    khk’larla kamu görevlilerinin tasfiye edilmesi şeklinde hukuksuz uygulamalar dikkat çekmektedir. avrupa insan hakları sözleşmesinde (aihms) belirtilen savunma hakkının da askıya alındığının ilanı ile başlayan sürecin uzun vadede türkiye aleyhinde ciddi gelişmelere gebe olduğu açıktır.

    anayasanın 129’uncu maddesinin üçüncü fırkasındaki “disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz” hükmüne karşın disiplin cezası alan kamu görevlilerinin khk’larla görevlerine son verilmesi işleminin yargı denetimi dışında tutulması, iç hukumuz açısından da bu süreçte anayasal güvence ilkelerinin bile yok sayıldığının açık örneğidir.

    kamuoyuna yansıyan vakalardan hareketle bile akp iktidarının bu süreci gereken titizlik ve adalet içinde yürütmediği gibi durumu bir muhalif temizleme fırsatına çevirdiği açıkça görülmektedir. iktidarın kendisine muhalif gördüğü sendikalara üye kamu görevlilerini, hiçbir soruşturma ve yargı kararı olmadan terör örgütü üyesi diye suçlayarak, ihraç etmesinin başka bir açıklaması yoktur.

    bu ihraçlar toplumumuzda onarılması güç yaralar açmakta ve derin bir infial yaratmaktadır. yapılan haksızlıklara ilişkin en görünür bedeli eğitimciler nuriye gülmen ve semih özakça vermektedir. taleplerini en itidalli şekilde ifade etmelerine dahi gösterilen tahammülsüzlük bu iki fikir insanı ve eğitimciyi açlık grevi kararı almaya itmiştir. yapılan haksızlıklara karşı olabilecek en barışçıl ve itidalli itirazlara dahi tolerans gösterilmemektedir.

    15 temmuz darbe girişimi sonrasında ivedi alınması gereken tedbirlerden ziyade süreç gazetecilerin, akademisyenlerin, kamu görevlilerinin kısacası tüm yurttaşlarımızın anayasal haklarının ihlal edildiği bir sürece dönüşmüştür.

    kamudan gerekli ve yeterli tahkikat yapılmadan liste usulü ihraçlar, toplanma ve gösteri yürüyüşlerine orantısız müdahaleler, örgütlenme ve basın özgürlüğünün ve dolayısıyla halkın bilgi alma özgürlüğünün tamamen yok edilmesi ile sürdürülen bu süreç türkiye cumhuriyeti devletinin ayrıca işkence ve kötü muamele iddiaları ile yüzyüze kaldığı bir dönemece girmiştir.

    ceza infaz kurumlarında kapasite fazlalığının yol açtığı sorunların yanı sıra sıcak su, tuvalet/banyo, yemek gibi temel ihtiyaçların karşılanması, sağlık hizmetlerinin sağlanması, cezalandırmanın da insan haklarına uygun şekilde olmasını sağlayarak ceza infaz kurumundaki kötü muamele iddialarının etkin soruşturulması gerekmektedir. sadece suç isnat edilen kişiler değil ailelere genişleyen seyahat yasakları ve pasaport iptali gibi cezaların şahsiliği ile örtüşmeyen hukuka aykırı tedbirler hukuk düzenimizden kaldırılmalıdır.

    isnad edilen suç ne olursa olsun, alınacak tedbirlerin ve yapılacak tahkikatın hukuka uygun olması gerekmektedir. bu bağlamda soruşturmaların tarafsız ve etkili bir biçimde sürdürülmesi için türkiye’nin de imzacısı olduğu uluslararası hukuk kurallarına uygun yasal düzenlemeler gecikmeksizin tbmm gündemine getirilmeli, khk’yla kolluk güçlerine “işkence” ve “kötü muamele” suçlarında cezasızlık getiren hükümler derhal ve geçmişe dönük olarak iptal edilmeli, kamu vicdanını rahatlatmak için işkence ve kötü muamele iddialarına soruşturmalar şeffaflık içinde yürütülmeli ve sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

    kayıplar da dahil olmak üzere işlendiği iddia edilen insan hakları ihlalleri türkiye’nin yargılama yetkisini kabul ettiği ve anayasa’nın 90. maddesi uyarınca uymakla yükümlü olduğu aihm içtihatlarına uygun şekilde soruşturulmalı, mevcut hak ihlalleri derhal giderilmeli ve sorumlular yargılanmalı, yeni hak ihlallerine yol açacak khk ve diğer hukuki düzenlemeler tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmalıdır.

    nitekim olağanüstü halin gerektirdiği sınırlı sürede ve sınırlı tedbirler genişletilmemeli ve kalıcı hale getirilmemeli; olağanüstü halin sağladığı dokunulmazlık zırhı kaldırılmalı, hak ihlaline yol açan sorumlular yargılanmalı; ulusal emredici normlara ve uluslararası hukuksal müeyyidelere uygun hazırlanmamış iddianameler iade edilmeli ve bu tür iddianamelerle açılan davalar düşürülmeli; hukuki ve idari başvuru süreçleri, şeffaf bir biçimde sürdürülmeli, tüm belge ve bilgilerin taraflara açık olması sağlanmalı; gözaltında kayıplar, işkence ve kötü muamele iddiaları tarafsız ve bağımsız şekilde soruşturulmalı, sonuçlar kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

    darbe sonrasında devlet kurumlarına dönük uygulamalar milli güvenliği üç açıdan tehdit eden sonuçlar doğurmuştur.
    birincisi, darbe gecesi ordu içinde yerle bir olmuş emir-komuta zinciri gizli tanık beyanları ve ihbarlar neticesinde gerçekleşen müteakip ihraçlar, gözaltılar ve tutuklamalar ile birlikte tsk mensuplarının birbirine güvenlerini yitirmelerine neden olmuştur.

    ikincisi, darbe gecesi devletin güvenlik kurumları içinde ve arasında çatışmalar gerçekleşmiştir. çok sayıda polis ve askerimiz kimin hangi tarafta olduğu bilinmeyen bir ortamda devletin üniformasını taşıyan fetö mensubu hainler tarafından katledilmiştir. güvenlik kuvvetlerimiz arasında koordinasyon ve iletişim eksikliği nedeniyle mayıs 2017’de hatay’da polis ve jandarmanın yanlışlıkla çatışması neticesinde bir askerimiz şehit olmuştur.

    üçüncüsü, güvenlik kurumlarının geleceğini tehdit edecek uygulamalara gidilmiştir. tsk’ne subay yetiştiren askeri okullar kapatılmış ve gerekli hazırlıklar yapılmadan müfredatı, öğrenci kabulü ve uygulamalarına ilişkin ilkeleri belirlenmeden millî savunma üniversitesi kısa zamanda kurulmuş ve ordumuzun asırları aşan kurumsal belleği bir çırpıda yok edilmiştir. böylece ileride tsk dışarından fetö tipi örgütlerin kadrolaşma çabalarına daha açık hale getirilmiştir.

    şubat 2017 ayı itibariyle 312 akademisyen barış bildirisine imza attıkları gerekçesiyle üniversitelerden ihraç edilmiştir. bu akademisyenlerin gülen çetesi ile hiçbir ilişkisinin olmadığı ve sadece ülkemizde barışın sağlanması umuduyla bir imza kampanyasına imza attıkları için ihraç edildiklerini bütün kamuoyu bilmektedir.

    bu durum tartışmasız bir şekilde 15 temmuz sonrası dönemdeki uygulamaların ana amacının gülen çetesini tasfiye etmek ve cezalandırmak değil bilim adamları dahil bütün toplumsal muhalefeti bastırmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

    bu akademisyenler ihraç edilmekle kalmamış, pasaportlarına el konulmuş ve yurtiçindeki üniversitelerde çalışma imkânları da ellerinden alınmıştır. dolayısıyla, akademisyenlerin ülke içinde kendi uzmanlık alanlarına ilişkin bilimsel birikim ve tecrübelerini kullanma ve çalışma imkânları kalmamıştır.

    pasaportlarına el konulması ve yurtdışı yasağı nedeniyle birikimlerini ülke dışında kullanmaları da akp iktidarınca engellenerek bir bakıma aileleriyle birlikte açlığa mahkum edilmişlerdir.

    günlük siyasette anti-entelektüelizm temalı nefreti körükleyerek puan kazanma amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılan bu tasfiye ile ülkemiz çok önemli bilimsel birikimini ve değerlerini yitirmektedir.
    hukuksuz tasfiye sürecinin daha az görünür bir yönü de barış bildirisi’ne imza atsın atmasın öğretim üyesi yetiştirme programı ile ülkemizin köklü üniversitelerinden doktoralarını alıp az gelişmiş kentlerdeki üniversitelerde görev yapan genç akademisyenlerin ohal döneminde üniversite yöneticilerince fırsattan istifade edilerek işlerinden atılmasıdır.

    üniversite özerkliğinin olmazsa olmazı olan üniversitenin üniversite bileşenlerince yönetimi ilkesi bir gece 676 numaralı khk vasıtasıyla rektör seçimlerinin ilgası neticesinde ortadan kaldırılmıştır.

    bu değişikliğin darbe ile mücadele ile ilişkisi olmadığının en somut kanıtı darbeden önce yani 12 temmuz 2016’da ülkemizin önde gelen yükseköğrenim kurumları arasında olan boğaziçi üniversitesi’nde yapılan rektör seçiminin, istediği tarzda bir aday seçilmediği için, erdoğan tarafından yok sayılmasıdır.

    ilk bakışta tamamen anayasal bir süreç olan ohal yönetimi, 15 temmuz darbe girişimini takip eden süreçlerde de göreceğimiz gibi khk uygulamaları ile anayasal sınırların ötesinde uygulamalara dönüşmüş ve yeni bir rejim inşasının kilometre taşına evirilmiş, mevzuatta işaret edilen denetim ise, anayasa mahkemesinin tavrıyla, bu gidişatın önlenmesinde yeterli olmamıştır.

    ohal sürecinde, ilki 23 temmuz 2016 tarihli 667 sayılı khk olmak üzere 12 seferde toplam 24 olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi çıkarılmıştır. böylelikle darbe girişiminin hemen ardından iktidar milletvekilleri tarafından yapılan “darbe laikliğe karşı yapılmıştır” açıklamaları, akp genel merkezi’ne asılan atatürk posteri, ohal “süresinden önce bitirilebilir” beyanları, cumhurbaşkanı erdoğan’ın 21 temmuz 2016 tarihli aljazeera röportajında kullandığı ‘biz demokratik parlamenter sistemden asla taviz vermiyoruz’ ifadeleriyle tanımlanan yaklaşımlar tamamen boşa çıkmış, yerini tam tersine işleyen bir sürece bırakmıştır.

    khk’lar anayasa mahkemesi içtihadından yola çıkarak, anayasanın 121 nci maddesinde belirtilen “ohal’in gerekli kıldığı konularda, ohal süresiyle sınırlı olarak çıkarılıp yalnızca ohal’in ilan edildiği bölgede uygulanabilir” hükmünün çok ötesinde, kalıcı değişikliklere dair kararlar içeren ve ohal sürecinin sonunda da devam edecek devletin yapısı ve başka uygulamalara ilişkin kalıcı hükümleri içeren düzenlemeler olmuştur.

    khk’ların ana hedefinin darbe tehdidini bertaraf etmekten ziyade devlet teşkilatında kalıcı düzenlemeler getirilmesi, khk’lar vasıtasıyla devletin dönüştürülmesi ve bu süreçte tbmm ve muhalefet edecek kurum ve kişilerin baskı altına alınması olduğu açıkça görülmektedir.

    kamuoyunca da tartışılan kış lastiği zorunluluğundan cazibe merkezi programına, gemi inşasından at yarışlarına, genç akademisyenlerin iş güvencesini elinden alan uygulamalardan icra ve iflasa, darbe tehdidinin bertaraf edilmesine ne açıdan hizmet edeceği belli olmayan birçok alanda khk’lar vasıtasıyla düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

    15 temmuz darbe girişiminin bir ‘lütuf’ olarak değerlendirilip ohal düzeninin başkanlık sistemi için kaldıraç işlevi görmesi cumhurbaşkanı erdoğan’ın zorladığı başkanlık sistemi için gerekli ortamın yaratılmasında altın fırsat olarak kullanılmıştır.

    akp’nin başkanlık dayatması 4 şubat 2016 tarihinden başlamıştır. anayasa uzlaşma komisyonu, 24. yasama döneminde ilk toplantısını yapmak üzere tbmm başkanı ismail kahraman başkanlığında toplanmış ancak komisyon akp’li üyelerin başkanlık dayatmaları ardından chp’nin görüşmelerden çekilmesi ile 16 şubat 2016 tarihinde çalışmalarına son vermiştir.

    tbmm’de yer alan 4 siyasi partinin temsil edildiği komisyon çalışmalarının ardından, bu defa 3 parti temsilcisi ile ‘mini anayasa’ görüşmeleri 12 ağustos 2016 tarihinde başlamış, hdp bu görüşmelere dahil edilmemiştir.

    üçlü komisyon, 23 eylül 2016 tarihinde, 7 madde üzerinde mutabakata varıldığını açıklaması ile birlikte çalışmalarını tamamladığını duyurmuştur. ancak bu duruma ilişkin yeni bir gelişme olmaksızın akp ve mhp, ikili görüşmelere başlamış, bu kapsamda 21 kasım 2016 tarihinde akp genel sekreteri abdülhamit gül ile mhp afyonkarahisar milletvekili mehmet parsak anayasa değişiklik paketini görüşmek üzere bir araya gelmiştir.

    bu görüşmeler neticesinde ise 8 aralık 2016 tarihinde akp ve mhp’nin yeni anayasa düzenlemesinde uzlaştığı haberleri servis edilmiş, sonuç olarak 10 aralık 2016 tarihinde yeni anayasa teklifi meclis başkanlığı’na iletilmiştir. tasarının anayasa komisyonu’nda görüşülmesine 20 aralık 2016 tarihinde başlanmıştır.

    şiddetli tartışmalar eşliğinde yürütülen anayasa komisyonu, 21 madde halinde gelen “başkanlık teklifini” 18 madde halinde onaylayarak çalışmalarına 30 aralık 2016 tarihinde son vermiş, ancak komisyon çalışma usulleri bakımından akp iktidarı dönemine ışık tutan tartışmalı bir örnek sergilemiştir.

    komisyon çalışmalarının ardından anayasa teklifi 9 ocak 2017 tarihinde tbmm genel kurulu’nda görüşülmeye başlanmış ve 21 ocak 2017 tarihinde 339 oyla kabul edilmiştir tbmm genel kurulunda teklifin tümü üzerinde yapılan gizli oylamaya 488 milletvekili katılmış, oylamada 339 kabul, 142 ret oyu kullanılmış; 5 oy boş çıkmış, 2 oy ise geçersiz sayılmıştır. gizli oylama kurallarına açıkça uyulmadığı tespit edilen görüşmeler sürecinde meclis genel kurulu arbedelere sahne olmuş, farklı günlerde çıkan tartışmalar kavgalara dönüşmüş ve bazı milletvekilleri yaralanmıştır.

    anayasa değişiklik teklifi, başta komisyon çalışmaları, ardından ise genel kurul çalışmalarında apar topar görüşüldükten hemen sonra, iktidar partisi ülkeyi yine zaman kaybetmeden halk oylaması sürecine sokmuş ve referandum tarihi 16 nisan 2017 olarak belirlenmiştir.

    referandum çalışmaları, lojistik anlamda ciddi oranda haksız bir rekabet ortamında gerçekleşmiştir. referandumun evet oylarını artırmak amacıyla sadece kamu bütçesinden hayır bileşenlerinin toplam bütçesinin bin katı ödenek kullanılmıştır. iktidar partisi bir taraftan kamu kaynaklarını sınırsızca kullanırken, diğer taraftan cumhurbaşkanı ve başbakan referandum sürecinde “hayır” oyu verecekleri terör ile ilişkilendirmekten geri durmamıştır. muhalefet partilerinin çalışmaları kamu görevlileri ve kışkırtılmış kitleler tarafından engellenmiştir.

    sonuç olarak 16 nisan 2017 tarihinde türkiye zoraki bir referandumda anayasa değişikliğini oylamak üzere sandık başına gitmiştir. ancak seçim günü de, ülkenin olağandışı koşullarda içine sürüklendiği bu süreç olağandışı bir uygulama ile istismar edilmiştir. yüksek seçim kurulu (ysk) oy verme işleminin devam ettiği saatlerde aldığı 16 nisan 2017/560 no’lu kararıyla seçim güvenliğinin kanuni şartlarından biri olan mühür şartını devre dışı bırakmıştır.

    bu durum akp iktidarı döneminde yaşanan en büyük şaibelerden biri olarak tarihteki yerini almıştır. ysk’ya verilen tepkilere rağmen oy sayımı tamamlanmış ve daha sonra ysk tarafından evet oylarının %51.41, hayır oylarının ise %48,59 olduğu duyurulmuştur.

    ilk bakışta tamamen anayasal bir süreç olan ohal yönetimi, 15 temmuz darbe girişimini takip eden süreçlerde de göreceğimiz gibi khk uygulamaları ile anayasal sınırların ötesinde uygulamalara dönüşmüş ve yeni bir rejim inşasının kilometre taşına evirilmiş, mevzuatta işaret edilen denetim ise, anayasa mahkemesinin hukuksuz tavrıyla, bu gidişatın önlenmesinde yeterli olmamıştır.

    yukarıda anlatıldığı üzere 15 temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit 2301 yurttaşımız gazi olmuştur.

    darbe sonrası oluşan milli birlik ruhuna “yenikapı mitingi” adı verilmiş ve darbe tehlikesi atlatılıncaya kadar bu uzlaşma sürdürülmüştür. darbe tehlikesi sürerken ilan edilen ohal’in geçici olduğu söylenmiş ve tbmm’de bulunan 4 siyasi partinin ortak iradesi ile bir araştırma komisyonu kurulmuştur.

    darbe tehlikesinin atlatılmasıyla birlikte erdoğan tarafından yenikapı süreci bozulmaya başlamıştır. darbe tehlikesi atlatılıncaya kadar süreceği söylenen ohal kalıcılaştırılarak tbmm devre dışı bırakılmış ve erdoğan’ın karşı darbe süreci başlamıştır.

    darbe araştırma komisyonu fiilen lağvedilmiş ve komisyon darbeyi girişimini araştıran değil erdoğan’ın karşı darbesini aklayan bir kara propaganda aracına dönüşmüştür.

    cumhurbaşkanı erdoğan’ın darbeye karşı direnen bütün kişi ve kurumları aldatarak başlattığı karşı darbe sürecinin hukuki silahı ohal olmuştur. ohal khk’larıyla devlet tarumar edilmiş ve tsk’nın emir komuta sistemi parçalanmıştır.

    gerek 15 temmuz darbe girişimi gerek erdoğan darbesi karanlıkta tutabilmek ve halkımızın bilgi almasını engellemek için gazetecileri tutuklayarak, gazete, televizyon, radyo ve haber siteleri kapatılarak basın susturulmuş ve sansür edilmiştir.

    özellikle yayın hayatları cemaatle mücadele etmekle geçen ve bu mücadelede ağır bedeller ödeyen cumhuriyet ve sözcü gazetelerine cemaat suçlamasıyla yapılan adaletsizlikler karşı darbe sürecinin güç gösterisine dönüşmüştür.

    cemaatle mücadele bahane edilerek içlerinde cemaatle hiç ilgisi olmayan on binlerce kamu görevlisinin de olduğu yüzbinlerce insan göz altına alınmış, tutuklanmış veya ihraç edilmiştir. tutukluluk ve ihraç işlemleri aileleri özellikle çocukları da kapsayacak şekilde fiili cezaya dönüşmüştür.

    tescilli cemaatçiler yurt içinde ve yurt dışında serbestçe dolaşırken en alt düzeyde on binlerce kamu görevlisi hiçbir savunma hakkı tanınmadan açlığa ve sefalete mahkum edilmiştir.

    hayatları cemaatle mücadeleyle geçen on binlerce kamu görevlisi de sırf muhalif veya muhalif sendikalara üye oldukları için akp’nin gadrine uğramış, işlerinden ve aşlarında olmuşlardır.

    başta anayasa mahkemesi olmak üzere hiçbir yargı kuruluşunun ve hiçbir yargıcın hakim güvencesi kalmamış, hakim ve savcılar ohal silahıyla rehin alınarak akp’nin emir erine dönüştürülmeye çalışılmıştır. bu duruma direnen ve cemaatle hiçbir ilgisi olmayan hakim ve savcılar terörist damgasıyla cemaat çuvalına atılmışlardır.

    karşı darbe sürecinde boşaltılan kamu görevlilerine akp yandaşları doldurulmuş erdoğan’ın parti devleti inşası süreci başlamıştır. ohal olağanlaşmış khk’lar kanunlaşmıştır.

    en son yapılan haksız, hileli ve mühürsüz referandumla parlamenter rejim rehin alınmış yerine gayri meşru bir başkanlık rejimi kurulmuştur.

    bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere 15 temmuz hain darbe girişimini sonuçları kullanılmış ve karşı darbe gerçekleştirilmiştir. bu sebeplerle 15 temmuz darbe girişimi karşı darbe yapmak amacıyla sonuçları kullanılan bir darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.

    kontrollü darbe
    15 temmuz 2016 gerçekleştirilen kanlı ve hain kalkışma bu memleketin masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişme olmuştur. ancak bu hain darbe girişiminin olacağını bilen ve bekleyenlerde vardır.

    15 temmuz darbe girişiminden aylar önce yazılan yazılardan darbe girişiminin bilindiği hatta bu girişimin hazırlık sürecinin takip edildiği anlaşılmaktadır. bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce fuat uğur’un türkiye gazetesinde 24 mart 2016, 2 nisan 2016 ve 21 nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır.

    fuat uğur’un 24 mart 2016, 2 nisan 20016 ve 21 nisan 2016 tarihli yazılarında kamuoyuyla paylaştığı bilgiler 15 temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir.

    fuat uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar mit için açık istihbarat kaynağı olup, fuat uğur’un bildiklerini mit’in bilmiyor olması düşünülemez.

    kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen savcılık iddianamelerinin incelenmesinden cemaatin darbe hazırlıklarına 2015 son aylarından itibaren başladığı anlaşılmaktadır. darbeye hazırlık faaliyetleri adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç ve harun biniş tarafından yürütülmüştür. adil öksüz ve diğer planlayıcılar darbe girişiminden çok önce cemaat bağlantısı devlet tarafından bilinen isimlerdir.

    bu isimler türk silahlı kuvvetleri içerisindeki örgüt elemanlarıyla bağlantı kurarak hazırlık faaliyetlerini yönetmiş, sıklıkla ve aynı zaman dilimlerinde abd’ye seyahat etmişlerdir.

    darbeye hazırlık sürecinde üst düzey cemaat imamı oldukları darbeden çok önce bilinen adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç ve harun biniş tarafından darbeye hazırlık amaçlı birçok toplantı yapılmış ve bu toplantılara onlarca üst rütbeli subay katılmıştır.

    mit’in “tsk bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” savunması geçerli kabul edilmemektedir. çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken “cemaatin hususileri” olarak adlandırılan başta adil öksüz, kemal batmaz, hakan çiçek, nurettin oruç ve harun biniş asker değil sivil kişilerdir. darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir.

    mit müsteşarlığı tbmm araştırma komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “mit’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak tsk bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisiyle darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar etmiştir. bu durum 15 temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak önümüze çıkmaktadır.

    15 temmuz darbe girişiminin hemen öncesinde öngörülen darbenin öncül belirtileri ortaya çıkmıştır. 14 temmuz 2016 tarihinde yani kalkışmadan bir gün önce genelkurmay başkanı hulusi akar’ın mit müsteşarı hakan fidan’la birlikte özel kuvvetler komutanlığı 4. dönem özel kuvvetler ihtisas kursu mezuniyet törenine katıldığı, önceki yıllarda böylesine bir törene katılma geleneği olmadığı, bu tören sonrası mit müsteşarı hakan fidan’la özel kuvvetler komutanlığı bahçesinde 18:00 – 00:30 arası yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğü ifadelerle ortaya çıkmıştır.

    kara kuvvetleri komutanının 15 temmuz günü izmir programını erken keserek rutin yaş görüşmeleri için ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin başında en yüksek rütbeli subayı olan org. akın öztürk’ün olması ve aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur.

    ihbarcı o.k. “aynı cemaatten” vurgusuyla “kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi” olduğunu açıkça söyleyerek durumun vahametini ortaya koymuştur. bu koşullar altında mit müsteşarının cumhurbaşkanı ve başbakan’a derhal bilgi vermemesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.

    genelkurmay 2. bas¸kanı org. yas¸ar gu ler’in beyanından mit müsteşarının cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmek istediği ancak ulaşamadığı anlaşılmaktadır. bu durum karşısında cumhurbaşkanı koruma müdürü muhsin köse’ye "muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?" sorusuyla durumun vahametini anlattığı ancak detay bilgi vermediği anlaşılmaktadır.

    bu soru hayatın olağan akışı içerisinde sorulabilecek bir soru değildir. bu durumda hakan fidan ve muhsin köse tarafından cumhurbaşkanı’nın bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususu karanlıkta kalmakta ve makul şüpheler artmaktadır.

    genelkurmay başkanı gerek savcılığa verdiği ifadesinde gerek tbmm araştırma komisyonu’na gönderdiği tarihsiz yazısında olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirmektedir. ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve genelkurmay başkanı ve bazı kuvvet komutanların darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

    genelkurmay başkanı’nın tüm kuvvet komutanlıklarına 18:30’da hareket merkezleri aracılığıyla ilettiği emirler saat 19:26’da adreslerine ulaşmıştır. bu emirlere rağmen tsk’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. bu durum izah edilememektedir.

    özel kuvvetler komutanı korg. zekai aksakallı’nın ankara’da görülen darbe davasının duruşmasında dile getirdiği “tsk’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘personel kışlayı terk etmesin’ emri verilir. birlik komutanları kışlalarında, mesaiye devam edilir. her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 temmuz’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. uygulansaydı darbe girişimi baştan açığa çıkardı” şeklindeki ifadesi şüpheleri artırmıştır.

    kara havacılık komutanlığında yaklaşık 2 saat süren incelemelerinde durumu hiç belli etmeden dikkatli incelemeler yaptığını ve personele sorduğu sorularla bilgi almaya çalıştığını incelemeler sırasında herhangi bir hareket hazırlığı görmediğini ve 21:25 sıralarında kara havacılık komutanlığından ayrıldığını beyan etmektedir. ancak kara kuvvetleri komutanı’nın hiçbir hareket görmediği güvercinlik kara havacılık okul komutanlığından kara kuvvetleri komutanının ayrılmasından dakikalar sonra helikopterlerin havalanarak hain darbe girişimine katılabilmiş olması izah edilememektedir.

    mit’in bildiği ve dış makamları bilgilendirdiği cumhurbaşkanı ve başbakan’ın öngörülen bu darbe başladıktan sonra cumhurbaşkanı’nın “darbeyi eniştemden öğrendim” demesi başbakan’ın “eşten dosttan öğrendim” demesi ve sanki hiç bilmedikleri ve beklemedikleri şok edici bir gelişmeyle karşılaşmış gibi davranmaları anlaşılamamaktadır.

    öngörülen darbe girişimi 15 temmuz günü öğleden sonra 14:20 itibariyle öğrenilmiş ancak yukarıda belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. bu ihmaller zinciri sonucunda 15 temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.

    15 temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit 2301 yurttaşımız gazi olmuştur.

    darbe sonrası oluşan milli birlik ruhuna “yenikapı mitingi” adı verilmiş ve darbe tehlikesi atlatılıncaya kadar bu uzlaşma sürdürülmüştür. darbe tehlikesi sürerken ilan edilen ohal’in geçici olduğu söylenmiş ve tbmm’de bulunan 4 siyasi partinin ortak iradesi ile bir araştırma komisyonu kurulmuştur.

    darbe tehlikesinin atlatılmasıyla birlikte erdoğan tarafından yenikapı süreci bozulmaya başlamıştır. darbe tehlikesini atlatıncaya kadar olduğu söylenen ohal kalıcılaştırılarak tbmm devre dışı bırakılmış ve erdoğan’ın karşı darbe süreci başlamıştır.

    darbe araştırma komisyonu fiilen lağvedilmiş ve komisyon darbeyi girişimini araştıran değil erdoğan’ın karşı darbesini aklayan bir kara propaganda aracına dönüşmüştür

    cumhurbaşkanı erdoğan’ın darbeye karşı direnen bütün kişi ve kurumları aldatarak başlattığı karşı darbe sürecinin hukuki silahı ohal olmuştur. ohal khk’larıyla devlet tarumar edilmiş ve tsk’nın emir komuta sistemi parçalanmıştır.

    gerek 15 temmuz darbe girişimi gerek erdoğan darbesi karanlıkta tutabilmek ve halkımızın bilgi almasını engellemek için gazeteci tutuklayarak, gazete, televizyon, radyo ve haber siteleri kapatılarak basın susturulmuş ve sansür edilmiştir.

    özellikle yayın hayatları cemaatle mücadele etmekle geçen ve bu mücadelede ağır bedeller ödeyen cumhuriyet ve sözcü gazetelerine cemaat suçlamasıyla yapılan adaletsizlikler karşı darbe sürecinin güç gösterisine dönüşmüştür.

    cemaatle mücadele bahane edilerek içlerinde cemaatle hiç ilgisi olmayan on binlerce kamu görevlisinin de olduğu yüzbinlerce insan gözaltına alınmış, tutuklanmış veya ihraç edilmiştir. tutukluluk ve ihraç işlemleri aileleri özellikle çocukları da kapsayacak şekilde fiili cezaya dönüşmüştür.

    tescilli cemaatçiler yurt içinde ve yurt dışında serbestçe dolaşırken en alt düzeyde on binlerce kamu görevlisi hiçbir savunma hakkı tanınmadan açlığa ve sefalete mahkum edilmiştir.

    hayatları cemaatle mücadeleyle geçen on binlerce kamu görevlisi de sırf muhalif oldukları için akp’nin gadrine uğramış işlerinden ve aşlarında olmuşlardır.

    başta anayasa mahkemesi olmak üzere hiçbir yargı kuruluşunun ve hiçbir yargıcın hakim güvencesi kalmamış hakim ve savcılar ohal silahıyla rehin alınarak akp’nin emir erine dönüştürülmeye çalışılmıştır. bu duruma direnen ve cemaatle hiçbir ilgisi olmayan hakim ve savcılar terörist damgasıyla cemaat çuvalına atılmışlardır.

    karşı darbe sürecinde boşaltılan kamu görevlilerine akp yandaşları doldurulmuş erdoğan parti devleti inşası süreci başlamıştır. ohal olağanlaşmış khk’lar kanunlaşmıştır.

    en son yapılan haksız, hileli ve mühürsüz referandumla parlamenter rejim rehin alınmış yerine gayri meşru bir başkanlık rejimi kurulmuştur.

    bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere 15 temmuz hain darbe girişimini sonuçları kullanılmış ve karşı darbe gerçekleştirilmiştir. bu sebeplerle 15 temmuz darbe girişimi karşı darbe yapmak amacıyla sonuçları kullanılan bir darbe girişimidir.

    muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan bir kontrollü darbe olarak tarihe geçmiştir.
  • oturup uzun uzun okunmasına gerek olmadığını düşündüğüm rapor.

    (bkz: ne istediniz de vermedik)

    şu video yeterli. her şey itiraf ediliyor burada.

    şöylesine bir itiraf olağan bir düzende herhangi bir savcının dava açması için yeterli iken, şimdi neler oluyor herkesin malumu.

    edit: eklemeler yapıldı.
  • (bkz: okumaya devam ederken ara not)

    eyy chp. bu rapordan da anlaşılıyor ki... artık şu halka din tabanlı yanaşmak değil... sizi dinle aldatıyorlar deyip bir savaş başlatmak gerekiyor...

    dindarların gözüne takılan at gözlüğünü çıkartmadan bir yere gidemeyiz.
  • --- haber alıntı ---

    “bizim yazdığımız kısmı çıkarıp atmışlar. halbuki; kendileri bize yazılı süre vermişti. meclis tarihinde bir ilk oluyor. ilk defa muhalefetin görüşü bir raporda yer bulmamış olacak” kaynak

    --- haber alıntı ---

    chp, 15 temmuz darbe girişimi araştırma komisyonu raporu'na eklenmeyen muhalefet şerhlerini kitap haline getirecek.