şükela:  tümü | bugün
  • yanlış hatırlamıyorsam 1990'lı yılların ortası.. kenar bir okula gitmekteydim. ilkokul 3.sınıftaki öğretmenimiz çok iyi ve öğrencileriyle ilgili bir insandı. lakin kendisi ani bir kararla emekli olunca, ailem yeni gelen öğretmeni de başarılı bulmayınca beni taşradan alıp pilot uygulaması yapılan seçme bir okula transfer etmişti.

    burdaki öğrenciler eski okulumun aksine okula servisle geliyor, evden yemek getirmek yerine okul kantininde yemeklerini yiyorlar, birbirilerine simit çay ısmarlıyorlar falan..üstleri başları daha bi cicili bicili. yani tamam üniforma herkese üniforma ama saçları başları yapılmış yani. kopuk düğmeyle falan gelen yok. neyse bende yarışa hazır pozisyonda, ağzıma bağlanan saman torbasıyla beraber yerimi aldım bu at çiftliğinde.

    ilkokul 1. sınıftan itibaren zaten başarılı bir öğrenciyim. işte çocuklar hemen takılmaya başladılar " ahmet, mehmett!!! bak size rakip geldi artık." zeki, çalışkan çocukları almış bir göt korkusu. ulan sanki amerikayı fethedecez..bazı çocuklar yanıma oturmak istiyor. "ben, senle oturabilir miyim?" falan. sınıfın erkekleri bilek güreşi yapmaya geliyor. hepsini teker teker sıradan geçiriyorum. beni devirebilen yok. işte bir iki çocuk, "kavga var yan sınıfla" diyor beni çağırıyor. alışık değiller tabi..belalı okullarda okuyanlar iyi bilir. çok çocuk dövmüşlüğüm var, bunların bazıları bilinir bazıları bilinmez. ama hep tatar ramazan misali. hak, adalet için..neyse bu bebeleri de dayak delisi ediyorum falan çerez niyetine..bir kaç tane kız geliyor, "sen flüt çalmayı biliyor musun" diye soruyor? "anasını bile şey ederim" diyorum, helvacıoğlundan aldığım turuncu bok rengi flütü çıkarıyorum. içine dolan tükürüğü bacağıma vurarak temizledikten sonra bir çalıyorum bir çalıyorum, kızın yamaha fil dişi flütü boynunu büküyor..

    neyse böyle neden kaynaklandığını bilmediğim bir ilgi, bir sevgi..sınıf beni bağrına basmış enteresan bir şekilde hayatımı, eski okulumu falan sorguluyorlar... bense gayet mazlum, geldiği yeni ortama adapte olmaya çalışan, ama pohpohlanmanın da verdiği gazla özgüveni tavan yapmış bir şekilde bakışlarımla adeta duvarları, tahtaları deliyorum.. ve okula geldiğimden beri sadece 1 hafta geçmiş düşünün!!

    sonra sınıf öğretmenimiz, kapıyı açıyor ve içeri giriyor. topuklu ayakkabılarının çıkardığı o tok sesle beraber yavaşça ve kendinden emin adımlarla.. "bugün sınıf başkanlığı seçimimiz var!!" diyor.. gayette demokratik bir yöntem. herkes bir zarfa başkan olarak görmek istediği kişiyi yazıyor ve kutuya atıyor. eski okulumda herkes parmak kaldırırdı oylamak istediği kişiyi. kimin oyu çoksa o başkan! neyse 4 kişi başkanlığa aday olarak tahtaya çıkıyor. ben hiç oralı olmuyorum. arkadan 2-3 kişi beni çimdikliyor. "hadi hadi, çıksana tahtaya, sen de aday ol!!" zaten geldiğim yerde de başkandım. bu başkanlığın pek bir esprisi yok ama yine katılayım diyorum. maksat güç gösterisi olsun. namımız yürüsün falan..

    sınıf yaklaşık olarak 55 kişi. herkes oyunu kullanıyor. ve öğretmen, zarfları tek tek açarak oyları açıklıyor. 5 adayın arasında aldığım oy oranı 38. evet şaka falan değil. yüzde kaç yapıyor siz hesaplaya durun artık. 38 abiii. benim bi gözlerim büyüyor falan. sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum..

    öğretmenin surat ifadesi yavaş yavaş değişiyor. sınıfta bir sessizlik. bana sertçe bakıyor öğretmen. "gel bakim buraya sen!" diyor. korkak adımlarla yanına doğru gidiyorum. elini omzuma atıyor, sınıfa doğru dönüyor öğretmen. "yahu şimdi sizin yaptığınız bu iş mi arkadaşlar??? bu çocuk daha sınıfınıza geleli 1 hafta oldu. bu arkadaşınızı ne kadar tanıyorsunuz da başkan olması için onu seçtiniz. yazıklar olsun size, seçim anlayışınıza... tamam iyi çocuktur, zeki öğrencidir, güvenilirdir belki ama bu kadar ani ve çabuk kararlar vermeyin bir daha!!"

    yıkıldım, yerin dibine girdim. ağlamak istiyorum, ama zeki, başarılı, vurdummuydu ejderha deviren bir öğrenciyim. erkek adama yakışmaz diyorum içimden. içime atıyorum. öğretmenin omzuma dokunan elini tutup atasım var, yapamıyorum.. ardından işte o can alıcı hamle yapılıyor. öğretmen: " mehmet, sen sınıf başkanısın, zeynep sen de yardımcı olacaksın. sen de üzülme evladım. seneye de seçim yapacağız. arkadaşların seni biraz daha tanısın etsin, ondan sonra sen de başkan olursun." diyor.. yani özetle büyüyünce sen de ....rsin evladım der gibi..

    buyurun işte devrik bir başkan..hayatının baharında darbeyle tanışmış alnı ak, geleceği parlak bir öğrenci. o gün bugündür darbeye, darbelere karşıyım. en çok ben bilirim, en çok ben anlarım bu durumu.. unutmayın, unutturmayın.. gözlerim yaşlı..